İzleyiciler

inanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2019 Çarşamba

Okunacak kitap... Yakılacak kitap!..


Ne yazık ki cahiliye toplumunda yaşıyoruz. İlim irfan, şuur ve hakikat varken,  insanı semirtecek, düşüncesini, duygularını nefsinin esiri haline getirecek bir zihniyet ve zillet içinde yaşıyoruz. Güzel bir coğrafyada ve anadoluda yaşıyoruz; fakat anadolu irfanından uzak yaşıyoruz. Kitap okuyalım ve adam olalım diyoruz; Kitabı duvara asıyoruz. Bir tabu gibi ona bakıyoruz. Kitab’ın gerekliliği olan hakikati doğrudan Kitaptan değil; başka başka mahvillerden öğrenmeye çalışıyoruz. İnternetle birlikte öyle bir bilgi kirliliği içindeyiz ki; çık çıkabilirsen işin içinden; sanki bir dipsiz kuyudayız. Kitap okudukça öğrenilir ve doğru öğrendiklerimizle amel edilir. Allah’a kulluğu bilmeyen insan nasıl olur kamil insan? Bencilliği yenmeyen insan, nasıl olur müslüman?  Kitap bizi sadece Allah’a götürüyorsa ve kulluk bilinci veriyorsa kitaptır. Kitap bizi Peygambere tabi kılıyorsa, kitap kitaptır. Okunacak Kitap Odur. Kitap bizi Allah’a kul, Peygambere tabi etmiyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır.  Kitap insanlığın kurtuluşuna vesileyse O kitap okunacak kitaptır. Kitap insanı köleleştiriyorsa, imtiyazlı olanları tanrılaştırıyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır. 

14 Aralık 2017 Perşembe

Ver Allah'ım Ver!..


Bir de uzakdoğuda yaşadığınızı düşünün; Yağmur birden bastırıyor; evlerinden fırlayan bütün köylüler yalınayak başı kabak kendilerini çılgınca yağan yağmura eşlik ediyorlar. Çılgınnca yağan yağmurun altında çılgınca susa susamış toprak üstünde çılgınca tepiniyorlar. Köylüler için hayat demek yağmurun gelmesiydi. Yağmur gelecek ki; her tarafı sular seller bassa da bu bir yaşama ümidi ve yaşama sevinciydi. Toprağı tepinmeleri ise şimdi sıra sende, şiimdi sıra sende suyunu al, susuzluğunu gider, sonra tohumlar yeşersin, fışkırsın bereket, demek isterler gibiydi. Evet muson yağmurları böyle bir şeydi. Oysa biz yağmurdan kaçarız bir saçak altına, ya da kırık bir şemsiyenin korunaklığına.  Ne kadar ironik. Oysa yağan yağmur değil; yağan rahmettir.  Yüreği yanan, bağrı yanık anadolunun beklediği kaderidir rahmet. Nedense kaderle kederi karıştırırız biz. Oysa kader geçici bir kederdir. Sonu gülen yüzlerdir. Ölüm gibi... Ölmek kendini yerden yere vurarak debelenmek ve  üzülmek demek değil ki!..  Ölüm insan için muvakkat ömrü tamamlayıp, sonsuzluk şerbetini içmek demektir. 

Profösör

13 Aralık 2017 Çarşamba

Aşk ve Hüzün Kitabından


İnsanı okumak bilgeliktir diyor bir bilge. Okudukça senden bir parça gibi oluyor insan, kainat ve ötesi. İnsanın yaslandığı ağaç kökü sağlamsa besliyor insanı meyvesi ve bunaldığında dinlendiriyor insanı gölgesi.  Bazen bir kişi nasıl da hayatımızı değiştiriyor ve etkiliyor değil mi? En önemlisi onun karşılıksız sevmesi ve ne olursa olsun asla seni terketmemesi.

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

5 Mayıs 2017 Cuma

Adalet Hassasiyeti

Temel inanç bir ağaç  büyüsün de odun yapılsın diye fidesi toprağa dikilmez. Bir ağaç genel olarak meyve versin, ondan insanlar istifade etsin, kurt kuş yesin diye dikilir. Oysa ağaç aynı zamanda  bulunduğu yeri gölgelendirir ve yaşlanınca da kurur, çürümeye başlar ve toprağa karışır.  Ya da  ondan odun ihtiyacı giderilir.  Sahibi olan bir ağaçtan izinsiz meyve kopartılmaz. İnsanın canı çekse  de, göz hakkı diyerek, ağaçtan sadece nefsi köreltmek için  bir meyve kopartılırsa, mutlaka sahibinden helallik istenir. Helallik istemek bizim olmazsa olmaz inancımızın ve kültürümüzün bir kuralıdır. Aksi takdirde sorumluluk üzerimizde kalır; bu durumu ahlaki bir davranış olarak  göremeyiz


Bu tür davranışları daha ileriye de götürebiliriz. Örneğin; yazın sıcağında başkasıan ait bir evin gölgesinde biraz gölgelenmek bile ahlaken sorgulanabilir. Yada yağmurda sokakta yürürken başkasına ait evlerin çatısı altında yürünmez diyebiliriz. Bu tür uç örnekleri çoğaltabiliriz. Asıl meselenin özünü adalet değerleri teşkil eder. Adaleti temin etmenin en başında ahlaki terbiyeye sahip olmak geliyor. Ahlaklı olmak. doğru davranışlar içinde bulunmak Allah'ın kuldan yapılmasını  istediği emirlerdir.  Hazreti Ömer'in devlet işlerinde devletin mumunu, özel işlerinde cebinden çıkarttığı kendisine ait  özel bir mumu kullanması, adalet terazisinin nasıl bir hassas terazi olduğunu gösterir bize.

Elbette biz insanlar sosyal varlıklarız. Hep birlikte ve bir arada yaşarız.  Bilerek yada bilmeyerek birbirimizin haklarına gireriz.  İçimizi acıtan, vicdanen rahatsız olduğumuz davranışlarımızdan da helallik isteriz. Birbirimizin hoşgörüsüne sığınırız. Bu arada hassasiyet gösterirken de   ifrat ve tefritten kaçınırız. Kimse bir tane meyvenin hesabını sormaz. Kimse bir evin gölgesinde oturana kızmaz. Kimse  neden saçak altında yürüyorsun diye ayıplamaz.  Bir yerde zor ve darda kalan bir kimse olduğunda hemen koşar elinden tutarız. İnsanlığın da vicrdanın da gereği bu olsa gerek!..


Zaman zaman beşer olarak gaflete düşebiliyoruz. Onun için en başta bize verilen emaneti korumamız gerek. Haksız yere menfaat sağlamak ve nemalanmak olmaksızın davranışlarımıza dikkat etmemiz gerekir.  Her ne iş yaparsak yapalım özellikle Besmelesiz yapmayalım ve iyi niyet taşıyalım. Umarız ki bundan dolayı hatalarımızdan ve işyeleyeceğimiz günahlardan  beri kalırız. 


Profösör


14 Mart 2017 Salı

Türkiye İnancıyla ve Vicdanıyla Güçlüdür.


Bilinç şuur demektir. Hakka ve hakkaniyete uygunluk demektir. Batının Türklere ve Müslümanlara takındığı bu çirkin tavırı  bilinçli olarak nitelendiren yazar, siyaset bilimcilerimiz  ve diplomatlarımız var. Batı bu çirkin davranışını  kasten yapıyor. Türkiye'nin son dönemde hızla gelişmesi onları tedirgin ediyor. Bütün sömürü hortumlarının kesilmesi karşısında tükenmişliklerini yaşıyorlar.  Oysa Batı ve bütün Avrupa bugünkü Paris, Roma, Amisterdam, Londra, Berlin ve nice modern şehirleşmelerini doğuyu ve afrikayı sömürerek inşa ettiklerini biliyoruz.  Bugün açlık, sefalet, savaşlar ve terör varsa Batının haçlı zihniyetine bağlamak gerekir. Haçlı zihniyeti adaletin ve vicdanın hilafına zulmün ve acımasızlığın bir bir tezahürüdür.  Batının gösterdiği bu tepki İslamı da aşmış Tükiye ve Onun siyasi lideri  Recep Tayyip Erdoğan imgesiyle somut hale getirilmiştir.  Batı bütün değerleriyle çöküş halindedir.  Artık bundan sonraki güç ne toptur, ne tanktır, ne uçaktır; bundan sonraki güç haktadır, hakkaniyettedir. Bundan sonraki güç merhamet elini darda kalanlara uzatmaktır.  Türkiye inancıyla ve vicdanıyle güçlüdür. Onun için mazlumların yanındadır. Mazlumların dualarındadır.

Profösör 

4 Ocak 2017 Çarşamba

Huzur



Huzuru arıyor insan ve huzurlu yaşamak istiyor her an. İnsan kendi fıtratıan uygun yaşamıyorsa eğer, huzursuzluklar peşpeşe geliyor ardından. İnanç, umut, hayalden öte biri olmalı insanın hayatında kendini bütünüyle anlayan. Yalnız kalmadan, dar sokaklara ve çıkmaz sokaklara sapmadan. Bir çıkış yolu olmalı inan. İnanç ve umut varsa eğer hayal kurabilirsin, aynaya bakabilir ve heyecan duyabilirsin. Huzur böyle bir şey işte!.. Yeter ki sen kalp kırma ve kalbin kırılmamalı...

Profösör

28 Kasım 2016 Pazartesi

Elinde değildir


Cebirde parantezin içindeki değerler artı ise artı, eksi ise eksi değerdir. Parantezin başına bir eksi değer gelse, parantezin içindeki bütün değerleri ters yüz eder. Artılar eksi, eksiler de artı değerine dönüşüverir. Elinde değildir; hayat bazen beklentilerin aksine gelişebilir. Bir olay sonucu hayatında herşey tersyüz oluverir. Planlar değişir, hayatın değişir. Değişmeyen tek bir şey vardır; inancın, umudun ve hayallerin.

Profösör

11 Haziran 2016 Cumartesi

Ölçü Şekli Belirler; Şekil Ölçüyü Belirlemez



Ölçü Şekli Belirler; Şekil Ölçüyü Belirlemez. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Önemli olan ölçüdür. Önce ölçü gelir. Şekil ise doğal olarak ölçüye uyar. Tesettür burkadır, çarşaftır, ferecedir, peştemaldır, pardösüdür diyen olabilir. Ama bu giysilerin hepsinin adı başka başka ve kıyafet şekilleri de başka başkadır. Biz Allah'ın tesettür emrindeki ölçüyü esas alırız. Bir kıyafetin ölçülü olmasına bakarız. Tesettür konusuna da kıyafet ve davranış olarak yaklaşırız.

Hayatımızı Kuran'a göre belirlersek eğer; her konunun bir ölçü tarafı vardır. Yemenin, içmenin, giyinmenin, konuşmanın, gülmenin ve ağlamanın da bir ölçüsü vardır. Madem ki inanan insanlarız, en başta hayat rehberimiz olan Kuran'la yaşar ve Kuran ölçüleriyle hayatımızı şekillendirmeye çalışırız. Yoksa nefsimizin çektiği ve beğendiği ölçüsüz bir şeyi inanç değerlerimize uydurmaya çalışamayız. Ölçüsüz bir şey ölçüye uymaz ve ölçüsüz bir şey de hiç bir işe yaramaz.

Allah herşeyi aynı cins, ırk ve cisim olarak yaratmamış. Ayrı ayrı ve birbirinin tamamlayıcısı olarak yaratmış ki; biz bunların hepsine mevcudat ve mahlukat diyoruz. Bu alemde bulunan mevcudat ve mahlukat yine bu kainatta yer alır. Her şey iç içe ve her şey bir nizam içinde varlıklarını ve sorumluluklarını sürdürür. İnsan cins olarak, ırk olarak, görünüm olarak birbirine benzese de her insanın nevi şahsına münhasır özellikleri vardır. Parmak izlerimiz bile birbirimizden farklıdır. Allah'ın bizden istediği O'nun emirlerine uymaktır.

İyi bir insan, iyi bir müslüman ve salih bir kul olmaktır. Ölçülü olmak aslında bu demektir. Bizim inancımızda yeryüzü bir mesciddir. Her yerde Allah'a secde edilir. Ama kamu yararına, insanların hizmeti için camilerin, medreselerin, imarethanelerin, şifahanelerin ve buna benzer kurumsal yapıların yapılması bir medeniyettir. Bu yapılar birbirine benzeyebilir fakat işlevsel olarak bir ölçüsü ve bir ilkesi vardır. Bir yapının büyüklüğü, küçüklüğü, tezyinatı orada yaşayanların ihtiyacını karşılayabilecek sanat ve estetik değerlerle donatılmıştır.

Her şey İslam içindir. Bizi İslam'la şereflendiren, hidayate erdiren Allah içindir. Giyim kuşamımız, davranışlarımızla Kuran'a uyar ve ölçülü oluyorsak eğer Allah'ın rızasını kazanmış oluruz. Bizim toplumda bir söz vardır; bilmemek ayıp değildir, öğrenmemek ayıptır. Onun için önce cehaletimizi yeneceğiz ki Kur'an rehberimiz ve ölçümüz olsun...

Not: Marka ve stil danışmanı Türkan Eraslankılıç'ın "Ölçü şekli belirler; şekil ölçüyü belirlemez" başlıklı  yazmış olduğu bir makaleyi takipçilerimle paylaşıyorum. Diğer yazılarını merak edenler için Türkan Eraslankılıç ismiyle Google'den web sitesi ve sosyal medya hesaplarına ulaşabilirsiniz.

Profösör





3 Mart 2016 Perşembe

Ölüm

Arada levha yok!.. Doğrudan gideceğimiz yer; ölüm son durak. (Profösör)

3 Şubat 2016 Çarşamba

Hayal Kurmak



Hayal inançla beslendikçe ve insan umutlandıkça güzeldir. Böyle bir hayal boş yere kurulan bir hayal değildir. Hayal bir aynaysa eğer, umut da  bu hayalde doğal olarak kendisini görür. Oysa gerçekler ve sorumluluk insanın uykusunu kaçırır. Bu dünyada gerçekler acı olsa da, gerçeklerin söylenmesi, bilinmesi ve yaşanması da insanın olgunlaşması için gereklidir.

Bazen aşırı düşünce insanı düşünce çukuruna düşürüverir. Beyin felç olur. Oysa kalp inancın, umudun, hayalin  yuvasıdır. Orada doğar, orada beslenir ve orada büyür insan. Sonra da orada ölürüz diyeceksiniz ama, gerçekte asla ölmez insan!.. Biz bütün hakikatimizle sonsuzluğa intikal ederiz. Sağlam bir ruh yapısı taşıayn her insan manevi değerlerle bakar düne, bugüne, yarına ve bütün gerçeklere.  

Hayal kurun, ümitlenin, nerede ve nasıl olmak isterseniz öyle olun, öylece yaşayın derim. Hayal kurarak uykuya tatlı bir geçiş yaptın. Mışıl mışıl uyuyun. Yalnız olmadığınızı hissedin derim. Bir kalbiniz var; bir de siz;  sevin ve sevilin.

Profösör

19 Ocak 2016 Salı

Kar yağıyor; kara kışı yaşıyoruz. Kimimiz sıcak evimizde oturuyor, kar keyfi yaşıyoruz.. Kimimiz, kimimiz tarlada bahçede, kimimiz iş yerinde; ofisinde ya da açık havada bu soğukta çalışıyor. Bu zahmetli ve sıkıntılı hava muhalefetinde evine ekmek götürmek, ya da kamu hizmeti  görüyor. Sonuçta kış da olsa, yaz da olsa çalışılacak.

Ne varki her kışın bir baharı ve yazı vardır. Btün mesele her türlü muhalefete karşılık direnç göstermek.   Kış nasıl olsa muayyen zaman aralığından sonra bitecek; doğal olarak yerini bahara, sonra da yaza teslim edecek. Kıyamet kop;madıkça bu böyle sürüp gidecek. Fakat kışı sadece bahar ve yaza çevirmek marifet değil. Kış kışlığını yapar, biraz sabır gerekir o kadar. Oysa bizim mevsimlerle bir derdimiz yok. Her mevsimin kendine göre bir hikmeti vardır. Sonbahardan bu yana ve bütün kış terör olaylarından dolayı şehit düşen, kör kurşuna muhatap olan, evlerini yurtlarını terk eden Güneydoğulu vatandaşlaırmızdan dolayı yüreğimiz sıslıyor, üzülüyor ve kahroluyudoruz. Terörü lanetliyoruz.

Şükürler olsun ki; vatan hainlerinin her türlü hareketine karşılık hükümetimiz bütün iradesiyle terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin arkasında duruyor. Millet olarak hepimiz şehit kanının durmasını istiyor. Masum insanların terörden korunmasını şiddetle taleb ediyor. Bu kış gününde yağan kar baharla nasıl eriyip gidecekse, yeryüzü yeniden yeşerecekse, terör de öylece bitecek ülkemize huzur gelecek. Bundan dönüş yolu yok. Yanlış hesaplar sadece Bağdat'tan değil, tahran'dan, Moskova'dan, Berlin'den, Paristen, Şamdan dönecek. Evet bahar gelmeyicek mi diyenlere ülkemize hem bahar gelecek, hem de huzur gelecek.

Profösör




27 Aralık 2015 Pazar

Bakışaçısı İzafidir


Bir taşa, bir dağa, bir insana, bir olaya, bir objeye, herhangi bir değere ve bir sanat eserine bakışımız o değerin temelinde ve ayrıntıllarında gördüğümüz farklılıklarla ölçülür. Duygu, düşünce ve davranış da böyledir. Kabe'nin duvarında bulunan Hacerülesved bir rivayete göre günahkar müminlerin el ve yüz sürmelerinden kirlenmiş ve siyahlaşmıştır. Oysa taş taştır; taşın ne günahı vardır. Kimilerine göre o taşın ya da zemzem suyunun hiç bir değeri yoktur. Kimilerine göre Hacerülesved de, zemzem suyu da birer kutsal değerdir. Bakışaçımıza göre değerler inançla ilgili olup bir algıdan ibarettir. 


Bakışaçımız inancımızla başlar, o değerin hayatımızdaki yeriyle igili bir değer olarak da bizim bakışımızı değiştirir. Babamızdan kalan gümüş bir cep saatinin maddi değeri yüksek olmayabilir. Çünkü şimdiki saatler, hem çağdaş, modern görünülüyle estetik olup, bir çok işlevi vardır. Fakat babamızın çok sevip de kullandığı saati bizim kullanmamız, gümüş kösteğiyle hala iş görmesi onun bize yansıttığı sinerji ve manevi değeri hiç bir saatle  mukayese edilmeyeceği gibi, maddi olarak da paha biçilmez bir değeri ve  hayati bir anlamı vardır. Başkalarına göre o saatin hiçbir değeri olmayabilirr. İşte bakışaçısı kişiye göre değişkenlik gösteren izafi bir durumdur.

Bugün aşkın, sevginin, mutluluğun, sevmek ve sevilmenin değeri de kişilerce farklı farklı yorumlara açık bir durumdur. Herkese göre şan, şöhret, başarı, mal mülk, para pul, mevki makam mutluluğu tarif edebilir. Bu bakışaçısı dışında  kimilerine göre de mutluluk huzurla iç içedir. Mayası sevmek ve sevilmektir. Amacı insanlara hayat  boyunca sebepsiz ve menfeatsiz iyilik etmektir.

Profösör

17 Aralık 2015 Perşembe

9 Aralık 2015 Çarşamba

Bir Umut


Ben ben olayım; inancımla umutsuzlara umut aşıylayayım. Umutsuz bir beşikte sallanan, masum bir bebeğin hüzünlü bir ninnisi olayım. Mızıkam ve ben, dolunayım ve parıldayan yıldızlarımla mavi bir gecenin hayal ötesi bir ütopyası olayım. Deliksiz bir uykunun huzuru, iyi kalplilerin özü ve ruhu, aynı zamanda masalsı bir dünyanın şişeden çıkan, "Ne dilersen dile benden" diyen,  emre hazır bir cini olayım. Bir de toprak olayım inancımla besleneyim. Sonra tohum olayım umudumla yeşereyim. 

Profösör

8 Aralık 2015 Salı

Yalnızlık Hali


Bir siğara külü kadar yalnızlık çekenler bir kapı aralığından içeriye sızan güneş kadar umudu bekleyenler var. 

Oysa yalnızlık kendinle başbaşa kalma ve kendinle barışma  halidir. Yalnızlık kimsesizlikse eğer, Yaradana en yakın olma halidir. 

Yalnızlık bir suç olarak kabul ediliyorsa eğer, bunun cezası inanca daha da sığınmak ve umuda daha da sarılmak olmalıdır. 

Profösö

2 Aralık 2015 Çarşamba


Bir zamanlar yazın dünyasında Kemal Tahir'ler, Aziz Nesin'er, Fakir Baykurt'lar,  öyküleriyle romanlarıyla adeta kasıp kavuruyordu. Bir taraftan körüklü çizmeli, yuvarlak şapka, eli kırpaçlı baskıcı  köy ağaları bir tarafta çıplak ayaklı, nasırlı elleriyle tarlalarda iş gören ırgatlar, marabalar anadolunun kırsal bölgelerindeki eserlerinde uzun uzun anlatılırdı. Anadolunun bu çilesinden kaçarak şenhre tahta bavullarla gelenler, özellikle siyahbeyaz türk filmlerinde gördüğümüz sahnelerde olduğu gibi Haydarpaşa  tren garında nefes aldıklarında onları martılar, bacalarından duman tüten, zaman zaman düdüğünü kesik kesik öttüren  vapurlar,  karşı sahildeki eskiİstanbul'un ihtişamı adeta onları büyülüyordu. İstanbul bu; İstanbulda olmanın keyfiyle  köyden kasketiyle gelen tahta bavullu adam, parlak ve metal olan,  tütün tabakasından bir cigara çıkartıp yakarken, dumanı da   rüzgardan kavruk olan yüzüne savruluyor,  aynı zamanda içten gelen bir sevinçle  gözleri büyülü bir  ışıltıyla parlıyordu sanki. İstanbul'a gemişti artık... İçinden "İstanbul'un taşı toprağı altındır" diyerek inancını umuduyla pekiştiriyordu.

Fotorafiker: Hurşit Akyıl

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...