İzleyiciler

korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
korku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2017 Salı

Bukelamunun Korkusu



Aynen bukelamun gibisin derler ya! Yanar döner acaipsin diye de meşhur  bir pop şarkısının güftesi de vardır.  Aslında bulunduğun ortama uyar gibi yapmak, bir öyle, bir böyle olmak, yani olduğun gibi olmamak ve görünmemek bir anlamda münafıklık alametidir. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar atasözünü de unutmamak gerekir. Karanlık cehaletse eğer; güneş hakikatin kendisidir, doğdukça ve ışıdıkça karanlığı yener. Yalancının, münafığın, öyle böyle olanın korkusu kendisini gizleyememektir. Bir fotoraf düşünün rengarenk renk skalasından fırlamış bir bukelamunun keyfine diyecek yoktur. Onun korkusu siyah beyaz fotoğrafta maskesinin düşmesidir. Çünkü bukelamun siyah beyaz fotoğrafta  bütün renklerini kaybetmesidir.

Profösör

30 Ekim 2017 Pazartesi

Koşullu Sevmek


Yine bir televizyon  tartışmasında çocuklarımızı daha çok sevmeyi çocuklarımızın daha çok ders çalışmasına bağlayan aileler olduğu söyleniyor.  Oysa çocuklar sevilmeli, şefkat duyulmalı ve onlara karşılıksız merhamet edilmelidir. Çünkü onlar çocuktur ve bu duygulara her halükarda  ihtiyaç duyar. Çocuğun ders çalışıp çalışmaması bu duygulardan mahrum bırakılması anlamını taşımaz. "Dersini çalışırsan seni daha çok severim" cümlesini çocuğa kurmak doğru olmasa gerek. Belki  "Dersini çalışırsan bizi sevindirirsin" denebilir. Çocuk çalışmakla, öğrenmekle, ve öğrendiğini tatbik etmekle adam olunabileceği, mevki makam sahibi olunabileceğini iyi bir. Bu bilinç aşılandığı sürece çocuklarımız ders çalışmasını sektirse de onlar sevgisiz kalma korkusunu yaşamazlar. Esas olan çocuklarımızın yapısına göre işi sıkı tutmak.


Profösör

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör

13 Ağustos 2015 Perşembe

Korku Ruhsal Bunalımı Getirir


Biz insanlar iki duyguyu birlikte yaşarız; umut ve korku. Eski litarötörde havf ve reca olarak adlandırılan bu duygularla yaşarız, insana, hayata, kainata ve ötesine öyle bakarız. Sanki umut ve korkuyla mayalanmışızdır. Hele inanan insan için cennet  umudu, cehennem korkusu birbiriyle karşı karşıyadır. 

Korkunun binbir türlüsü vardır; mezarlık korkusu, yılan korkusu, böcek korkusu, karanlık korkusu, deprem, yükseklik korkusu, sınıfta kalmak, sevilmemek korkusu gibi. Daha nice korkular vardır; perili köşk korkusu, anne baba korkusu, en düşündürücüsü de Allah korkusu. Allah'tan neden korkar insan!.. Allah taş eder; tutar zabanilere teslim eder seni, cehenneminde yakar!.. Bu mudur korku!.. O Allah ki bizi ve bütün kainatı yaratmıştır, bize rahmet kapılarını açmıştır, o halde onun rızasını kazanamama, onu kırma korkusunu yaşarız içtenlikle. Belki  istenen korku budur bizden. 

Daha çocukluğumuzda öcüyle tanıştırılırız. Karanlıklarda öcüyle buluşuruz. Pencereden bakan dolunay, kapının gıcırtısı, gece evin kiremitliğinde öten baykuş sesi, köpek uluması, dahası sünnet olma gercçeği çocukların korkulur rüyasıdır adeta. Öcüler, gulyabaniler, cinler, periler, çocuk alıcıları, hatta polislerle bile korkutulur çocuklarımız. Korkunun ecele faydası yoktur. biz yine de yaramazlıklarımızla yaparız çocukluğumuzu. 

Eski korkuyarımıza şimdi gülüp geçebiliriz. Oysa şimdi anarşi, terör, geçim sıkıntısı, trafik kargaşası, hatta evlilikten aile kurmaktan bile çekinme haline alan  korkular içinde sarmalız bir bakıma. Oysa madem ki inanıyoruz; neyle karşılaşırsak Allah'tan bileceğiz. İnanıyorsak eğer umut edeceğiz. Umutla birlikte korkuyu alt edeceğiz. Sadece kendimizi değil, bizim dışımızdaki tüm varlıkların hakkını gözeteceğiz. Yoksa korkuya mahküm oluruz. Korkuya mahküm olmakla kalmaz; ruhsal bunalıma gireriz.

Profösör

15 Nisan 2014 Salı

Yalnızlık...

Aşk ve Hüzün'den

Bir sokak lambası ancak bu kadar hüzünlü olur. Voltajı düşük kör bir ampul, sisli bir gecede sanki karanlıkla küsmüş gibi.. Islak, nemli taşlar, köşede bir çöp yığını, yere dökülmüş balık kılçıkları. Korkuyla bana bakan siyah bir kedi. O da yalnız, o da tıpkı benim gibi sokak kedisi...

Profösör

24 Mart 2012 Cumartesi

Korkunun Ecele Faydası Yoktur

Doğup hayata gözlerimizi açmakla birlikte, bebeklik halinde iken masumiyetimizle nasıl korkuyor idiysek, büyüdükçe de korkularımız değişerek farklı şekillerde yakamızı hiç bırakmamaktadır. Bir bebeğin uyandığında yanında annesini görememesi başlıca ağlamasına neden teşkil eder. Bu ağlayış, düşünerek olmasa da annesinin yanında olmadığını ve kokusunu duymadığını hissederek de, bir nevi yalnızlık duygusu refleksiyle, bebekler kendilerine has bir korku yaşarlar. Bebeklikten çocukluğa geçişte düşme korkusu, bir yerinin acıması ya da kanaması korkusu gibi farklı korkuları da tadacak, bu korkulara nasıl karşı duracağını da öğrenmiş olacaktır. Çocukluktan ergenliğe gelinceye kadar olan dönemde de, çocuklar bir takım terbiyevi yaptırımlarla da karşılaşacaktır. Kendisi için ödül ve ceza gibi sonuçlara götüren işlediği fiillerin karşılığını, ailesinden ve eğitim gördüğü kurumdan alacaktır. İnsan ergenlikle birlikte hayatı kazanma uğrunda gösterdiği çabadan ötürü de, tahsil hayatını bir nevi bir kurtuluş reçetesi olarak gördüğünden, bir stres, baskı ve gelecek korkusu içinde gençliğini bir anlamda buruk bir şekilde yaşayacaktır. Daha sonra da insan, iyi bir iş, iyi bir eş bulamama korkusunu da yaşayacaktır. Evlenecek, çoluk çocuk sahibi olacak, ailesinin nafakası ve çocukların tahsili için kendi hayatını bile feda edebilecektir.

Her insan için, hayatında herşey olabilir, olumsuzluklar, uğursuzluklar yakasını bırakmayabilir. Yaşam boyu kaza, bela ve her türlü iyiliklerin olduğu gibi, kötülüklerin de insanın başına gelebileceğini insan bilir ve bundan dolayı da korku duyar. İnsan toplum içinde itibar kaybetmekten korkar. Küçük düşmekten korkar. Hastalıktan korkar. Kaybetmekten, kazanamamaktan korkar. Hayatını standartların altında, fakrü zarüret içinde yaşamaktan korkar. Kimsesizlik, yalnızlık ve yaşlanmaktan korkar. Sevgi, şefkat, merhametten yoksun kalmaktan korkar. Anlaşılamamak ve terk edilmekten korkar. Rüyada kabuslardan, karabasanlardan korkar. Gölgesinden bile korkanlara rastlamak mümkündür. Bu bir nevi ruhsal hastalığa kadar uzanabilir. En ironik tarafı da bu korkunun, ölüm olmasıdır. Dünyaya gelir de insan dünyadan gitmek istemez. Ölümü kabullenemez. Topraktan gelip toprağa döneceğini asla kabul edemez. Bu durumda gerçeği söylememiz gerekirse, korkunun ecele faydası yoktur.

Asıl olan Allah korkusudur. Allahın rızasını kazanamama korkusudur. Kulun Allah'a olan yaklaşımında Onu incitme ve kırmamak için yaşadığı korkudur. Bu ulvi korkudan mülhem olarak eşimizin, arkadaşımızın, ailemizin ve dostlarımızın kalbini kırmamaktır. Onların gönlünü almak yerine kırmak korkusudur. Bizim en büyük arzumuz; Allah'ı sevmemiz, Allah için sevilmemizdir. Katkısız, hulusi kalp ile bütün korkuların üzerine üzerine gitmeliyiz. Vesveselerden kurtularak bütün korkuları yenmeliyiz. Olumsuzlukları bitirmek ve tamamen yok etmeliyiz. Bütün dünyevi ve beşeri korkulardan kurtulmamız için, Allah'a teslim olmalıyız. Allah'a nankör olmamak ve onu incitmemek için imani bir korku yaşamalıyız. Çünkü korkuların en güzeli Allah korkusudur.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...