İzleyiciler

kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2017 Pazar

Hanımeli Çiçeği


İçimizdeki zindandan kaçacağımızı bilmek hayatımızı renklendirmektir bence. Bir fare deliği bile umuttur bir kedi için. Sabır ve bekleyiş; sonrası gülümseyiş. Arzularımızın cenneti tutkulu bahçe olacak. Şafakla açan güller, zambaklar, papatyalar ve zellengadefler gurup vaktiyle yeniden solacak. Solmayan çiçek de vardır insan kalbinde, kokusuyla, rengiyle cennete göz kırpan çocukluk masumiyetiyle.

Profösör

8 Ağustos 2015 Cumartesi


Kedi milleti temizliği  çok sever. Kendi tüylerini yalar, patileriyle vücudunu siler ve böylece öz bakımına vakit ayırır. Kedi milleti  sokakta bile tuvaleti için uygun yer arar, toprağı eşeler, tuvaletini yaptıktan sonra da üzerine eşelediği toprağı örter ki; bundan ötürü kimse rahatsızlık duymasın.

Kedi milleti  medeni toplumlara göre daha medenidir. Evde, apartmanda yaşayanları da tuvaleti geldiğinde klozete oturur, tuvalet işi bittiğinde de sifonu çeker. Kedi milleti yaratılış icabı asildir; temizdir, biz insanlara ders verir. Kedi milletinin temizliğe olan titizliği gerçekten de ibretliktir.

Son sözüm; bu yaz mevsiminin sıcaklarında, sokakta yaşayan kediler için ve bütün havanların su  ihtiyacını karşılayacak su kaplarını sokakların uygun yerlerine bırakalım ki; insanlık görevini yapmış olalım.

Profösör

15 Nisan 2014 Salı

Yalnızlık...

Aşk ve Hüzün'den

Bir sokak lambası ancak bu kadar hüzünlü olur. Voltajı düşük kör bir ampul, sisli bir gecede sanki karanlıkla küsmüş gibi.. Islak, nemli taşlar, köşede bir çöp yığını, yere dökülmüş balık kılçıkları. Korkuyla bana bakan siyah bir kedi. O da yalnız, o da tıpkı benim gibi sokak kedisi...

Profösör

24 Şubat 2014 Pazartesi

Bu sabah rahmet var


Bu sabah inceden inceye rahmet yağıyor.  Nedense ruhumun derinliklerinde ince bir sızı var. Çocukluğumun, yokluğumun, yoksulluğumun ve her şeye rağmen bugüne kadar gelmenin ve  insan olmanın şuuru var. Şükredilecek o kadar dertler var ki; bizi iyiden iyiye terbiye edecek Allah’ın nice ayetleri var. Nice ibretler var. Bizi lütfuyla gönlümüzü hoşnut edecek nice rahmet, nice merhamet, nice bereketler var...

Bir de hayata umutla adımlarını atmış, yüzü gülesi çocuklarımız var.. Suriye’den, Somali’den, Filistin’den, Irak’tan Arakam’dan... Kentlerin çöplüklerinde dolaşan yarı aç, yarı tok, saçı başı dağılmış, sümüklüri akmış, gözleri yaşlı, bir sokak kedisi gibi ürkek bakışları olan, nice bizim çocuklarımız var...

Allah bağışlasın bir de Mehmet Akif ile Ayşe torunlarım var.  Onların geleceği, güzelliği, talihi kadar, benim muhabbetim ve ünsiyetim var...

Profösör

Not: 
Paylaşımdaki 
fotoğraf 
torunum / 
Mehmet Akif
Fotoğraflayan / 
Hurşit Akyıl




18 Mayıs 2013 Cumartesi

10 Kasım 2012 Cumartesi

Hayat Kurtaranın, Hayatı Kurtulur

Yaşlı adam sokak kedilerini pek severdi. Kedi sevgisi ta çocukluğuna kadar gidiyordu. Çocukluğundaki Alaca kediyi hiç unutamıyordu.. Bu öyle bir kedi ki; zaman zaman evden ve evin bahçesinden kaybolur, köy içinde yerine göre serserilik yapar ve avare avare dolaştıktan bir müddet sonra da, tekrar evlerine dönerdi. Bu kedi diğer komşu kedilerden daha akıllı, daha zeki ve daha çevik bir kediydi. Yaşlı adam çocukluğunda bu kedisiyle arasında garip bir bağ oluşturmuştu. Çocukluğundaki kedisi siyah beyaz tüyleri olduğundan ona "Alaca" diye isim takmıştı. Alaca kedi fare yakalar, kuş yakalar, börtü böcüyle uğraşır, kelebeklere, sineklere patisiyle ani ve sert vuruşlar yaparak çevikliğini gösterirdi. Alaca kedi yılan da yakalardı. Yılan yakaladığı zaman mutlaka ona getirir, önüne atar, patileriyle ve ağzıyla yılanı dümdüz hale getirerek "İşte ben buyum" der gibi kahramanlık da gösterirdi. Velhasıl bundan olacak ki, yaşlı adam kedi sevgisini bu yaşına kadar sürmüştü. Ne zaman ki; köy hayatından kent hayatına geçtiğinde semtin bütün sokak kedileriyle arkadaş olmasını bildi. İnancı gereği bütün hayvanları sevmesine rağmen, nedense köpekleri kediler kadar sevmiyordu. Köpeklerle ilgilenmiyordu hiç. Dikkatini bile çekmiyordu. Oysa köpekler de can taşıyor, susuyor, acıkıyordu. Köpeklerin de ilgiye, şefkat ve merhamete ihtiyaçları vardı. Kedilere olan bu aşırı düşkünlüğü, köpekleri ikinci plana, hatta üçüncü plana itiyordu. Bu doğru değildi. İnanç ve vicdan bunu kabul etmiyordu. Zaman zaman bu düşünceler içinde kendisini eleştiriyor, kendi adalet duygusunu da sorgulamaktan kendini alamıyordu. Çünkü mahallenin bütün kedileri onun geliş saatini bekliyor, daha gelmeden yalanıyorlardı bile. Yaşlı adam torbasıyla gelir gelmez boş arsa sanki bayram yerine dönüyordu. Miyavlamalar, kuyruk sallamalar, birbiri üzerine atlamalar, sevinç gösterileri aslında görülmeye değerdi.

Yaşlı adamın torbasıyla getirdiği ciğerler, ya da balıkçıdan aldığı yiyecekler kediler arasında, adilane bir hak olarak, pay ediliyordu. Yine günlerden bir gün aynı arsada bir köpek inliyordu. Yaşlı adam merakla hayvanın yanına yaklaştı. Köpekceğiz yolda bir otomobil tarafından ezilmiş boş arsaya atılmıştı. Hemen bir taksi çevirdi, hayvancağızı bir baytara götürerek ezilen ayaklarını ameliyat ettirdikten sonra, tedavinin geri kalanı için köpeği evine getirdi. Hayvan bir müddet sonra iyileşince yine sokak özgürlüğüne kavuşmuştu. Yaşlı adamın merhameti belki de kedilere olan aşırı ilgisinden kaynaklanıyordu.

Bir gün akşam vakti elinde torbasıyla, boş arsada yığılıp kalmıştı. Bir kalp krizi yaşıyordu. Bütün mahalle kedileri garip garip miyavlayarak yerde yatan adamın etrafında endişeyle dolanıyorlardı. Bu öyle bir duyguydu ki; yaşlı adamın günler önce kendisini tedavi ettirdiği köpek koşa koşa yerde yatan yaşlı adamın yanına geliverdi. Onu kokladıktan sonra ağzıyla adamın ceketinden sürüklemek istedi ama yaşlı adam, tombul bir insandı. İyice de ağırlaşmıştı. Köpek tekrar geldiği yere koşarak kaybolur gibi oldu. Hemen akabinden beş altı kadar köpekle birlikte arsaya geldiler. Yaşlı adamı birlikte vasıtaların geçtiği yolun kenarına kadar sürükleyerek yerde yatan yaşlı adamın başında beklediler. Bir otomobil bu durumu görünce yolun kenarına yaklaşarak durdu. İçinden orta yaşlarda bir kadın, oradan geçmekte olan bir gençten yardım isteyerek, yaşlı adamı, koltuklarından tutup otomobilin arka koltuğuna uzatıverdiler. Yaşlı adam hastaneye götürülmüştü anlaşılan.. Adamcağız bir iyilik yapmıştı. Yaralı, belki de ölecek olan ve acısından inleyen bir hayvanı kurtarmış ve tedavisini üstlenmişti. Yaşlı adam hayatı boyunca yaptığı iyilikleri zaten hiç hesap etmezdi. Çünkü inancı gereği, hiçbir beklentisi yoktu. Yaşlı adamın ne beklentisi olabilirdi ki!.. Onun vicdanı müsterihti. Yapılan iyiliğin bir karşılığı beklenmemeliydi. Bilsek de bilmesek de yapılan iyiliğin bu dünyada mutlaka bir karşılığı değil, binlerce değerde bir karşılığı vardı.

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...