Yaşlı adam sokak kedilerini pek severdi. Kedi sevgisi ta
çocukluğuna kadar gidiyordu. Çocukluğundaki Alaca kediyi hiç unutamıyordu.. Bu
öyle bir kedi ki; zaman zaman evden ve evin bahçesinden kaybolur, köy içinde
yerine göre serserilik yapar ve avare avare dolaştıktan bir müddet sonra da,
tekrar evlerine dönerdi. Bu kedi diğer komşu kedilerden daha akıllı, daha zeki
ve daha çevik bir kediydi. Yaşlı adam çocukluğunda bu kedisiyle arasında garip
bir bağ oluşturmuştu. Çocukluğundaki kedisi siyah beyaz tüyleri olduğundan ona
"Alaca" diye isim takmıştı. Alaca kedi fare yakalar, kuş yakalar,
börtü böcüyle uğraşır, kelebeklere, sineklere patisiyle ani ve sert vuruşlar
yaparak çevikliğini gösterirdi. Alaca kedi yılan da yakalardı. Yılan yakaladığı
zaman mutlaka ona getirir, önüne atar, patileriyle ve ağzıyla yılanı dümdüz
hale getirerek "İşte ben buyum" der gibi kahramanlık da gösterirdi.
Velhasıl bundan olacak ki, yaşlı adam kedi sevgisini bu yaşına kadar sürmüştü.
Ne zaman ki; köy hayatından kent hayatına geçtiğinde semtin bütün sokak
kedileriyle arkadaş olmasını bildi. İnancı gereği bütün hayvanları sevmesine
rağmen, nedense köpekleri kediler kadar sevmiyordu. Köpeklerle ilgilenmiyordu
hiç. Dikkatini bile çekmiyordu. Oysa köpekler de can taşıyor, susuyor,
acıkıyordu. Köpeklerin de ilgiye, şefkat ve merhamete ihtiyaçları vardı.
Kedilere olan bu aşırı düşkünlüğü, köpekleri ikinci plana, hatta üçüncü plana
itiyordu. Bu doğru değildi. İnanç ve vicdan bunu kabul etmiyordu. Zaman zaman
bu düşünceler içinde kendisini eleştiriyor, kendi adalet duygusunu da
sorgulamaktan kendini alamıyordu. Çünkü mahallenin bütün kedileri onun geliş
saatini bekliyor, daha gelmeden yalanıyorlardı bile. Yaşlı adam torbasıyla
gelir gelmez boş arsa sanki bayram yerine dönüyordu. Miyavlamalar, kuyruk
sallamalar, birbiri üzerine atlamalar, sevinç gösterileri aslında görülmeye
değerdi.
Yaşlı adamın torbasıyla getirdiği ciğerler, ya da balıkçıdan
aldığı yiyecekler kediler arasında, adilane bir hak olarak, pay ediliyordu.
Yine günlerden bir gün aynı arsada bir köpek inliyordu. Yaşlı adam merakla
hayvanın yanına yaklaştı. Köpekceğiz yolda bir otomobil tarafından ezilmiş boş
arsaya atılmıştı. Hemen bir taksi çevirdi, hayvancağızı bir baytara götürerek
ezilen ayaklarını ameliyat ettirdikten sonra, tedavinin geri kalanı için köpeği
evine getirdi. Hayvan bir müddet sonra iyileşince yine sokak özgürlüğüne
kavuşmuştu. Yaşlı adamın merhameti belki de kedilere olan aşırı ilgisinden
kaynaklanıyordu.

Bir gün akşam vakti elinde torbasıyla, boş arsada yığılıp
kalmıştı. Bir kalp krizi yaşıyordu. Bütün mahalle kedileri garip garip
miyavlayarak yerde yatan adamın etrafında endişeyle dolanıyorlardı. Bu öyle bir
duyguydu ki; yaşlı adamın günler önce kendisini tedavi ettirdiği köpek koşa
koşa yerde yatan yaşlı adamın yanına geliverdi. Onu kokladıktan sonra ağzıyla
adamın ceketinden sürüklemek istedi ama yaşlı adam, tombul bir insandı. İyice
de ağırlaşmıştı. Köpek tekrar geldiği yere koşarak kaybolur gibi oldu. Hemen
akabinden beş altı kadar köpekle birlikte arsaya geldiler. Yaşlı adamı birlikte
vasıtaların geçtiği yolun kenarına kadar sürükleyerek yerde yatan yaşlı adamın
başında beklediler. Bir otomobil bu durumu görünce yolun kenarına yaklaşarak
durdu. İçinden orta yaşlarda bir kadın, oradan geçmekte olan bir gençten yardım
isteyerek, yaşlı adamı, koltuklarından tutup otomobilin arka koltuğuna
uzatıverdiler. Yaşlı adam hastaneye götürülmüştü anlaşılan.. Adamcağız bir
iyilik yapmıştı. Yaralı, belki de ölecek olan ve acısından inleyen bir hayvanı
kurtarmış ve tedavisini üstlenmişti. Yaşlı adam hayatı boyunca yaptığı
iyilikleri zaten hiç hesap etmezdi. Çünkü inancı gereği, hiçbir beklentisi
yoktu. Yaşlı adamın ne beklentisi olabilirdi ki!.. Onun vicdanı müsterihti.
Yapılan iyiliğin bir karşılığı beklenmemeliydi. Bilsek de bilmesek de yapılan
iyiliğin bu dünyada mutlaka bir karşılığı değil, binlerce değerde bir karşılığı
vardı.
Profösör