İzleyiciler

Rahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rahmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2018 Salı

İki Mezar Arası


Rahmet yağdığında toprağa, nasıl da kokar toprak toprak insanın burnuna. Sanki ruhun buluşmuştur toprakla. Mayan ve hamurun da topraktır, çamurdur, rahmet yağdığında kara toprağa. Tam ilkbahardır; nisan yağmurları yağmaktadır. Uzaktan serinliği gelir yağmurun ve toprak kokulu bir esinti bütün hücrelerini uyandırır, kokladıkça sanki yeniden dirilirsin.  Kuru toprak, çöl çorak olduğunda beklersin Allah'ın rahmetini ve açılsın istersin bereket kapılarını.  Bir çocuk düşünün daha memede annesini kaybetmiş, süt kuzusu yetim olmuş. Babasını kaybetmiş öksüz olmuş. Çocuk büyür; fakat büyüdükçe daha da küçülür, onun bütün istekleri bebekliğinde kalır. Anne sevgisi ve şefkati, baba sevgisi ve merhameti ne büyük lütuftur!.. Zavallıcık her gece bir rüya görür; iki mezar arasında kıvranan bir çocuk gibidir.  Sağa döner annesi, sola döner babası. O bebekliğinden kalan bir ukdedir. O sevgi ve şefkati, sevgi ve merhameti iki mezar arasında ümitle beklemektedir.  Kader bu, ne yapsak boş!.. Ey Allah'ım bize yardıma koş!.. Bize merhamet et, çocuklarımızı yetim ve öksüz bırakma!.. Kalplerimizi yumuşat,  Anne, babalarımızın ve bütün büyüklerimizin değerini bilelim, onları üzmeyelim... Anne kokusu, süt kokusu... Toprak kokusu ölüm kokusu... Sevaplarımız bir yana, günahlarımız ömür tortusu!..

Profösör

14 Aralık 2017 Perşembe

Ver Allah'ım Ver!..


Bir de uzakdoğuda yaşadığınızı düşünün; Yağmur birden bastırıyor; evlerinden fırlayan bütün köylüler yalınayak başı kabak kendilerini çılgınca yağan yağmura eşlik ediyorlar. Çılgınnca yağan yağmurun altında çılgınca susa susamış toprak üstünde çılgınca tepiniyorlar. Köylüler için hayat demek yağmurun gelmesiydi. Yağmur gelecek ki; her tarafı sular seller bassa da bu bir yaşama ümidi ve yaşama sevinciydi. Toprağı tepinmeleri ise şimdi sıra sende, şiimdi sıra sende suyunu al, susuzluğunu gider, sonra tohumlar yeşersin, fışkırsın bereket, demek isterler gibiydi. Evet muson yağmurları böyle bir şeydi. Oysa biz yağmurdan kaçarız bir saçak altına, ya da kırık bir şemsiyenin korunaklığına.  Ne kadar ironik. Oysa yağan yağmur değil; yağan rahmettir.  Yüreği yanan, bağrı yanık anadolunun beklediği kaderidir rahmet. Nedense kaderle kederi karıştırırız biz. Oysa kader geçici bir kederdir. Sonu gülen yüzlerdir. Ölüm gibi... Ölmek kendini yerden yere vurarak debelenmek ve  üzülmek demek değil ki!..  Ölüm insan için muvakkat ömrü tamamlayıp, sonsuzluk şerbetini içmek demektir. 

Profösör

Rahmet Ne ki!..


Yağmur yağıyor demezdi de rahmet yağıyor derdi ninem. Rahmet ne ki!.. Ölünün arkasından okunan  bir şey sanırdık dua gibi. Bir şimşek çakması, gök gürlemesi yağmurun yağmasıyla genelde bir hüzün çökerdi içimize. Rahmetin ne demek olduğunu idrak ettik daha sonrası. Yağmur demek rahmet demekti. Bereket demekti. Hayat demekti. Bir sevgi boşanır gibi  rahmet boşanırdı içimize.  Çatımız aksa da üzülmezdik bir kere. Rüzgar vurdukça titreşirdi penceremizdeki kırık camlar. Göz kırpardı rüzgardan kirpiklerini oynatan, gaz lambamızın fitilinden çıkan aydınlık. Bir odacıkta dört çocuk; olur da sönerse lambamız, karanlıkta birbirimize sarılırdık korkudan ve masuzcuktan. Dört duvar bir oda, küçücük bir dört köşe sehpa odanın ortasında, üstünde camı kırık bir lamba. kitapları önünde ders çalışan dört çocuk  lambanın etrafında. Başlar lambadan vuran ışıkla oynaşırlar duvarlarda. Sanki bu doğal bir sinema. Yağmur, rahmet, sevgi, pencere, lamba ve sehpa derken bizim çocukluğumuzun masalsı hikayesi bu satırlarda!..

Profösör

28 Eylül 2017 Perşembe

Yağmur Damlası


Bazen bir resim bir  kitaba bedeldir. Bazen bir resimkedi bir nokta kitaplara sığmaz desem yeridir.  Bir gül fidanı, bir tomurcuk, bir yağmur damlası bize neyi hatırlatmaz ki. Her şey tebessümden ibaret. Bir gülümsemenin, bir gamzenin anlatlak istediği nedir!..

Profösör

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Ramazan Şuuru


Onbir ayın sultanı olan ramazan ayı mağfiret, rahmet ve bereket ayıdır. Ramazan ayına boşuna  onbir ayın sultanı denmemiştir. Bu ayda günahlardan arınmamız, kendimizi yenilememiz biz kullar için bulunmaz bir  nimet, bir lütuf ve büyük bir fırsattır. Senede bir ay, ramazan ayında oruç tutmakla mükellefiz. Oruç sayesinde nefsimizi terbiye eder; yeniden diriliriz. Yüce Kitabımız bu ayda indirilmeye başlamıştır. Kuran'la insanlık muhatap oldukça insanlık gerçek değerlerini bulmuştur. Kuran'la insanlık kendi fıtratını tanımıştır.  Bize düşen Kuran'ın ilk emrine uyup önce içinde bulunduğumuz cehaletten ve karanlıktan kurtulmalıyız. Bunun için; Allah'ın yap dediklerini severek ve ihlasla  yapmak, yapma dediklerinden de kaçınmaktır.

En başta Kuran'la muhatap olmak müminin vazifesidir. Kuran'ı okumak demek, onu anlamak ve bulunduğu zamanın, mekanın, olayların ruhuna inmek gerekir.  İtikat, ibadet, ahlak anlamında bir müminin inancını yaşaması ve kültür haline getirmesi gerekir. Kur'an bütün insanlığı muhatap kabul eden evrensel  yegane büyük bir kurtuluş kitabıdır. Kur’an bütün kainatı hükmeder.  Onunla biz kendimizi, evreni ve ötesini idrak ederiz. Kuran’ı hakkıyla okuyarak ve onu doğru anlamak için gayret sarfetmek gerekir. Kur’an ilimleriyle donanırsak Kuran’ı hakkıyla okuyabilir ve anlıyabiliriz. İnancımız ve yaşantımız Kur’an merkezli olmalıdır. Sadece kendimizi ve bulunduğumuz toplumumuzu değil, dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanlığın kurtuluşu için çaba gösteririz. Hepimiz insanlık ailesindeniz. Hepimiz en başta insan olduğumuz için değerliyiz. Onun için yeryüzünde fitne durduluncaya ve ortadan kalkana dek mücadele etmek, adaleti temin etmek ve insanlık onurunu korumak zorundayız.

İşte içinde bulunduğumuz ramazan ayı, işte tuttuğumuz oruç ve nefsi mürakebe için büyük bir fırsat!.. Bu dünya bizim için bir misafirhanedir. Biliyoruz ki bu dünyada rahatlık yoktur. Hepimiz imtihandayız. Önemli olan bu imtihanı başarıyla sonuçlandırabilemizdir.  Aç da kalabiliriz, açıkta da kalabiliriz. Nice savaşlar, nice ayrılıklar, nice hastalıklar, açlık, susuzluk, kıtlık, savaşlardan ölen, yaralanan, evinden yurdundan uzak kalıp mülteci duruma düşen milyonlarca insan. Hepimizin başına gelebilecek kazalar, belalar, musibetler. Elimizde olmayan istemediğimiz tüm gelişmeler... İşte bu durumda payımıza düşen gücümüz yettiği kadar Hakkı yüceltmek ve zulme karşı durmaktır.

Ramazanda oruç tutmak, sadece günün belli bir vakti içinde yemeden, içmeden kesilmek, cinsel ilişkiye girmekele sınırlı değildir. Bundan maksat orucun ruhunu içimize sindirebilmektir. En başta hak yememek, kalp kırmamaktır. Sürekli iyilik yapma düşüncesiyle fırsatları değerlendirmek, küçük büyük bütün günahlardan uzak durmaya çalışmaktır. Maddi manevi bütün kazanımları, toplumla paylaşabilmek, onlarla hemhal olabilmektir. Ramazanın rahmetinin de, bereketinin de, ancak paylaştıkça çoğaldığını farkedebilmektir. Ramazanın mağfireti de, beşer olduğumuzu, hata edebileceğimizi, günah işleyebildiğimizi bilip, bir kul olarak da ancak Allah’a sığınabileceğimizi idrak edebilmemizdir.

İslam büyük bir medeniyet inşa etmiştir. İslam medeniyeti ve İslam kültürünün korunması, tekamülü için bu yolda hizmetlerimizi  kesintisiz sürdürmemiz gerekir. İslam sadece insanlara değil, bütün yaratıklara karşı bir sorumluluk getirmiştir. İnsan hakı önce insanlık onurunu korumakla başlar. Onun için İslamiyet, din, dil, ırk ayırmaz. Zengin fakir ayırmaz. Bize düşen Yaratandan ötürü yaratılanı sevmek ve onları korumaktır.

Profösör







25 Ocak 2017 Çarşamba

Sevmek ve Sevilmek


Sevmek sorumluluk almak demektir. Sevmek bu açıdan zahmet ise, sevilmek ise Allah'tan rahmettir.
Profösör

7 Ocak 2017 Cumartesi

Selamı Yaygınlaştıralım


Selamün Aleyküm. 
Allah'ın selamını yaygınlaştırarak  
birbirimizle kalben kaynaşmamız gerekir...
Birbirimize her ortamda 
selam verelim ve selam alalım. 
Kibirlik yapıp da  
Allah'ın selamını 
vermemezlik ve almamazlık 
yapmayalım ve  ihmal etmeyelim.  
Selam her tür sıkıntıdan, darlıktan, 
musibetten kurtuluş demektir.  
Barış demektir. 
Dua demektir. 
Rahmet ve bereket demektir. 
Umulur ki hidayet bulur;  
Salih bir kul ve şuurlu bir müslüman oluruz. 

Profösör

8 Aralık 2016 Perşembe

Seversen Sevilirsin


Hayatımızın kontrolü bütünüyle bizde diyemeyiz.  Bu ancak bizi yaratan, terbiye eden, rızıklandıran  Yüce Kudrettedir. Doğal olarak kararlarımızı kendimiz vermekte özgürüz. Tercihlerimizde özgürüz. Bu bir bakıma doğru olsa da, özgür iradeyle doğru karar ve doğru tercihler  yapabilir miyiz!..  Her şeyden etkilendiğimize göre  en iyisine karar vermek, en iyisini tercih etmekte zorlanırız. Herşey sadece bizim için kurgulanmaz ve kodlanmaz ve karşımıza ne çıkarsa onu kabulleniriz. Mükemmellik bekleyemeyiz. Çoğu kez beklentilerimize yeniliriz. Bazen de öyle şeyler olur ki, beklemediğimiz bir süprizle karşılaşır ve o hayatımızın en büyük  mucizesi oluverir. Öyle bir mucize ki, bizi hidayete götüren bir mutluluk ve bir huzur gibidir. Biliriz ki; bu bizim birlikte geçmişte yaşadığımız onca sıkıntının, onca zahmetin bir sonucu olarak, bize sunulan Allah'tan rahmet, bereket  ve sonsuz  bir lütuftur... Önce Onu sevecek ve Onun rızasını kazanacaksın. İşte o zaman seversen sevilirsin.

Profösör

21 Haziran 2016 Salı

Rahmet, Bereket, Mağfiret Ayı


Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Elbette Ramazan ayı sabır ayıdır, hoşgörü ayıdır. Huzurun,  sükunetin, kardeşliğin karşılıklı yardımlaşmanın ve kalp güzelliğinin en çok yaşandığı bir iklimdir Ramazan ayı... Camilerimizde,  minarelerimizde sadece kandiller, mahyalar ve şerefeler yanmaz; aynı zamanda  imanımızın gereği, yerine getirdiğimiz ibadetlerimizden dolayı da kalbimizdeki kandillerimiz yanar. Böylece hep birlikte bu manevi iklimde birbirimlize daha da yakın oluruz. Hep birlikte Allah'ın ipine sarılmaktan ve kardeşlikten büyük haz duyarız. Birbirimizi sahipleniriz. Birbirimizin sevinçlerine, mutluluklarına ortak olma, ayrıca birbirimizin sıkıntılarına çare bulma ve yaralarına merhem olma konusunda daha da duyarlı oluruz. Çünkü Cenab-ı Allah ancak müminlerin kardeş olduğunu bize hatırlatarak, müminler olarak   bizim hep birlikte Allah'ın ipine sarılmamızı emrediyor.

Birlik olmak, kardeş olmak demektir. Kardeş olmak da birlik olmak demektir. Ancak birlik olur da tefrikaya düşmez isek, Kuran'ın buyruklarıyla hareket edersek Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazanmış oluruz. Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazananlar şuur içinde yaşayanlardır. Şuurlu toplum hiçbir zaman gaflete düşmez ve huzur içinde yaşayan toplumlardır. Ramazan ayı onbir ayın üzerinde değer olarak  tutulduğu bir fırsat ve bir şuur ayıdır. Bu ayda daha çok manevi değerlerin bilindiği, insani ve ahlaki faziletin daha çok yansıdığı,  toplumsal yardımlaşmanın daha çok arttığı,  birlik ve dirlik ayıdır. Bu ay hepimizi huzura götüren ve Kuran'ın indirildiği nurlu bir aydır.  Peygamberimizin buyurduğu gibi “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır". İşte bundan dolayıdır ki; bu ay rahmet, bereket  ve mağfiret ayıdır.

Ramazan ve oruç tutmanın insan üzerindeki maddi ve manevi etkilerini  anlatmakla bitiremeyiz. Ramazan ve orucun hikmeti parmakla sayılamaz. Ramazan orucunun bildiğimiz ve bilemediğimiz, insan vücudu ve yaşantısı üzerindeki etkileri ancak sonsuzlukla ifade edilebilir. Oruç insan ruhunu ve davranışlarını disipline sokar. İnsan nefsini dizginleyerek aynı zamanda insanı terbiye eder. İnsan iradesini iyi yönde kullanabilmesini kolaylaştırır. Birey ve toplum olarak Ramazan ve orucu idrak etmek demek, hakikatin farkına varmak,  birey ve toplum olarak İslami, insani, vicdani olarak da farkındalık oluşturmak  demektir. Ramazan ve oruçla birlikte sabretmeyi, hoşgörlü olmayı, bize ihsan edilen nimetlerin kıymetini bilmeyi öğreniriz. Ramazan ve oruç bizim tek başına yalnız yaşamamızı önler. Benliğimizi, kimliğimizi ve kişiliğimizi güçlendirir. Bununla birlikte bencilliğimizi törpüler, bizi diğer kardeşlerimizle bir tutar, onlarla kaynaştırır. Birbirimize olan muhabbetimizi arttırır. Bundan dolayıdır ki; bu ayda günahlarımızdan arınırız. Bundan dolayıdır ki bilincimizi taze tutarız. Ramazan ve oruç ayı sadece kendi ülkemizde bir iklim oluşturmaz. Bütün islam ülkelerinde ve dünyanın her yerinde, nerede bir  müslüman kardeşlerimiz varsa, hepsi de bu iklimde yerini bulur.  Bu  iklimle Ramazan ve oruç kültürü oluşur. Bu kültür her Ramazan ayı geldiğinde  birlikte yaşanır ve birlikte yaşatılır. Bu kültür ümmet bilincidir. Bütün insanlığa olan yansıması da sevgi, şefkat ve merhamettir. Onun içindir ki; Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Buünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör

8 Haziran 2016 Çarşamba

Merhamet Etmeyene Merhamet Olunmaz

Allah insanlarda yarattığı bütün varlıklara karşı, fırtraten merhamet duygusunu da vermiştir. Bu duygu kaynağını Allah’ın sonsuz olan Rahman ve Rahim sıfatlarında bulur. Aynı zamanda Allah “Benim rahmetim herşeyi kuşatmıştır diyor. Kainatta yaratılmış her ne varsa hepsine  Allah’ın rahmeti ihata eder. Başta insanlar olmak üzere canlı ve cansız varlıkların hepsi Allah’ın rahmetiyle  bereketlenirler. Biz insanlar olarak diğer varlıklardan farkımız merhamet duygumuzun fıtrattan var oluşudur. Bütün kainat ve varlıklar alemi biz insanların  emrine verildiği için de, onlara karşı adalet duygusuyla merhamet ederiz. Onları yerli yerince kullanmak ve adaletle muamele etmek aynı zamanda onlara merhamet etmek anlamına da gelir.
Ramazan ayı rahmet ve bereket ayıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan bu ayda indirilmiştir. Bu ay yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Bu ay muhabbet ayıdır. Bu ay zenginin fakirle, sağlıklının hastayla, geçlerin yaşlılarla, küslerin birbiriyle barıştığı ve kaynaştığı aydır. Çünkü ramazan ayı müslümanların bütün insanlarla sevgi ve saygı içinde kucaklaştığı bir hoş görü ayıdır. Eğer biz birlik içinde aynı inancı, aynı heyecanı ve aynı gayeye baş  koyabiliyorsak hidayet bulur ve kurtuluruz. Ettiğimiz dualar, duyduğumuz pişmanlıklar ve döktüğümüz gözyaşları Huzur-u İlahi’de kabül görür.  Ancak bu suretle Rahman ve Rahim olan Allah’ın af ve mağfiretine mazhar oluruz.
......
Allah’ın rahmeti herşeyi kapladığına göre, acıma duygusu da bir sonsuzluğun ifadesidir. Bizlere düşen görev zor durumda olan, darda kalan, yolunu şaşırmış, aç ve bi ilaç, bütün canlılara karşı sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İçtiğimiz bir yudum suda, yediğimiz bir kuru lokmada, milyonlarca açın ve çaresizin hakkı olduğunu bilmeliyiz. Özellikle lüks ve israftan kaçınmalı ve  kazanımlarımızdan ihtiyaç fazlasını infak etmeliyiz. Ancak bu vebalden böyle kurtulabilir ve böyle huzura kavuşabiliriz.

Bizim kültürümüzde kurda kuşa bile merhamet vardır. Merhamet bir kültür haline gelmiştir. Hatta bizde merhamet duygusu kurumsallaşmıştır. Göçmen kuşlar için vakıflar kurulmuş ve kartallarla savaşta yaralanan leylekler için tedavi  merkezleri oluşturulmuştur. Tabiatın dengesi bozulmaması için karda kışta, aç kalma ihtimali bulunan kurtlara parça etler dağıtılmıştır. Bahçelerdeki ağaçlardan meyveler bütünüyle toplanmaz, günümüzde de ağaçların dalında bir miktar  kurdun kuşun hakkı  bırakılmaktadır. Osmanlı toplumunda merhamet duygusu öyle bir hat safhaya gelmişti ki; merkepler ancak haftanın beş günü çalıştırılabilir, iki günü için de merkeplerin dinlenme hakkı   bir kanunnameyle zorunlu hale getirilmiştir. Bu kanuna uymayan merkep sahipleri, belirli miktarda değneği hak eder, ayrıca belirli bir miktarda da akçeyle cezalandırılırdı. İşte ecdadımızın merhamet duygusu böyle bir şeydi.

Merhemet duygusu hakkındaki ecdadımızın yaptıklarını bütün  insanlık takdir ediyor.  Ecdadımız İspanyol yahudi mültecilerin sığınmalarına nasıl yardım ettiyse,  Bosna’dan, Bulgaristan’dan, Irak’tan sığınan müslüman mültecilere de insanlık adına sığınma hakkı vermiştir. Günümüzde de din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gayri müslim Ezidileri nasıl sığınma hakkı verdiyse, elbette zulümden ve katliamdan kaçan Müslüman Suriyeli mülteci kardeşlerimize de  sevgi, şefkat ve merhamet gösterilecektir.  Unutmayalım ki; “Merhamet etmeyene merhamet olnmaz” hadisi bize büyük bir uyarıdır. Hepimiz Allah’ın yarattıklarıyız ve hepimiz merhamete muhtacız.
.....
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Bugünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.

11 Şubat 2016 Perşembe

Yağmur Olmasa

Yağmur olmasa tohum olmazdı. Tohum toprağa düşse de, tohum çatlamazdı. Tohum çatlasa da, filizlenip yeşillenmez, başak başak şiir olmazdı. Yağmur olmasaydı inanç olmaz, umut dağıtmazdı. Umut olmasaydı şair olmazdı. Şair olmasaydı dostluk öksüz ve yetim kalırdı.... İyi ki dostluk var, iyi ki şair var, iyi ki başak başak şiir var, toprak var, tohum var, yağmur var!..

Profösör

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Varsın Yağmur Yağsın


Yağmur yağsın rahmet olsun yeryüzüne. 
Gülümsesin bütün yüzler, gülümseyen yüzlere. 
Kalmasın hiç kimse aç ve açıkta; 
Oturup şükredelim bize yüksekten Gülümseyene.

Profösör

24 Haziran 2015 Çarşamba

Şimşek Çaktığında, Gök Çatırdadığında



Şimşek üstüne şimşek, arkasından gökyüzü çatlarcasına  gök gürültüsü ve evde yalnız olduğumu düşündüm. Sanki çocukluğum geri dönmüştü. Evin damı akıyor muydu, kiremitler aktarılmışmıydı düşüncesi  beynimi tümüyle kaplamıştı. Ne çocukluk geçirmiştik; yağmur yağar kırık kiremitlerden dolayı odaya damlama yapardı.  Tavanımız kontreblaktan yapılmıştı. Yağmur damlalarının oluşturduğu göletçik, alt tarafa harita gibi şekiller oluşturuyordu. O zaman onun da çaresini bulmuştuk, merdivenle tavana çıkar, her yağmur yağışında damlayan yere büyükçe bir tencere koyardık. Bir nevi damlamayı önlemek için  böyle geçici bir çareye sığınırdık.

Düşünüyorum da yağmur rahmet olduğu kadar aynı zamanda biraz da hüzün demektir. Altmış yaşın adamı olarak yağmur yağdığında yalnızlığımı hissederim. Kendime dönerim. Bir taraftan da şimşek çaktıkça ürperir, gök gürleyip çatırdayınca da içimde sakladığım ve bir yorgan gibi üzerini örttüğüm çocuksu korkuyu yine kendi içimde paylaşırım. Rahmetli halamı anıyorum ara sıra, o yağmur, kar fırtına olduğunda, hele şimşekler ardı ardına çakıp da gök çatır çatır çatırdadığında, yağmur bardaktan boşanırcasına yağdığında "Allah dışarıda kalanlara, evsizlere yardım etsin" derdi.

Evinden yurdundan olmuş nice insanlar var, nice insancıklar, çoluk çocuk, yaşlı ve hastalar var. Fakirler ve sefalet içinde yaşayanlar var. Unutmadan söyleyelim ki; iyi ki ramazan var. Bu ramazan ayında kendinden başkasını düşünen ve darda kalanlara yardım elini uzatan insanlar ve müslümanlar  var... 

Profösör

2 Mayıs 2014 Cuma

Rahmet Yağar; Bereket Başlar...


Yağmurun değrini ne
e
 kadar biliyoruz ki; bilsek de suyun değerini bilirdik elbet. Suyu tüketmek yerine suyu hiç israf etmeden  ihtiyacımız kadar kullanmayı alışkanlık haline getirirdik elbet. 


Hava kötü, hava kapalı, hava rüzgarlı, hava yağmurlu deyip içimiz kararıyor, kötümser oluyoruz. Günlük güneşlik havalara özlem duyuyoruz.  Oysa bir damla su can suyudur. Ölmeden önce verilen  bir abı hayattır bir damla su. Bir damla suyla can çekişen bin hayat kurtarabilirdik oysa.

Suyun değerini bilen, yağmuru bekleyen, nice yüreği yanık insanlar var bu dünyada. Eli nasırlı, yanan kavrulan insanlar, kuruyan çatlayan topraklar, ovalar, tarlalar var... Her zamanki gibi günlük güneşlik değil, bulutu özleyenler, yağmuru isteyenler var. Hava kararsın, rüzgar essin, rahmet yağsın diyenler var bu hayatta. Yağmurun yağmur değil, rahmet olarak görenler ve bilenler var. 

Uzakdoğuda; belki Hindistan'da, belki Pakistan'da, belki de Jakata'da bir köy var uzakta. Fuji dağından püsküren cehennemi ateş, yakıcı lavlar bir taraftan fakir ve otantik bir köy şimdiden  geleceği için ağlar. Bu onlar için olağan bir kader olmamalı. Tütsüler yakılmalı, ayinler yapılmalı... Bir tarafta kerpiçten, sazdan samandan yapılan evler, ve  bu evlerde yaşayan köylüler, bir tarafta kuruyan, kavrulan ve çatlayan topraklar, ovalar, tarlalar. 

Suların son damlası da kurumuştur bu kurak yerde. Kurumuş, kavrulmuştur her yer.  Tütsüler yakılmış, ayinler yapılmış... Toprak çatlamıştır, sabır sabır, sabır derken sabır taşı çatlamıştır. Bir yabancı gelir köye, bekleyin der gülümseyerek köylülere. Bu garip yabancı adam açar ellerini gökyüzüne, dudakları mırıldanmaktadır. Sonrasında temiz yüzlü bu adam elinde tesbih, sakalını sıvazlamaktadır. Köylüler bir şey anlamadan giden adamın arkasından bakakalırlar.

Birden güneş kaybolur; sanki güneş tutulmasıdır. Hava kararır, rüzgar eser, sıcaklığın yerini bir serinlik alır. Gökyüzünü kapkara bulutlar kaplar. Şimşekler çakar, gök gürlemeye başlar. Sağnak üstüne sağnak yağmur artık başlamıştır. Beklenen bu muson yağmurudur. Bu yağan yağmur, belki de son yağmurdur. Bir baraj gibi boşalan yağmurun altında, sevinç çığlıklarıyla neredeyse çıldıran köylüler bağrışmalar içinde, birbiriyle sarışmalar, çıplak ayaklarıyla  toprak üstünde tepinmeler başlamıştır artık. Bütün köylüler sırımsıklam sanki  transa geçmiştir. Onlar için bu hal yeniden diriliş vaktidir; onlar için yeniden hayat başlamıştır artık. Bu yağan yağmur değil, rahmettir bu... Yağmurun toprakla öpüşmesidir bu.

Rahmet yağar; toprak suya doyar... Tohum toprağa düşer; çekirdek çatlar...  Filiz olur, başak olur, bereket başlar. 

Profösör


24 Şubat 2014 Pazartesi

Bu sabah rahmet var


Bu sabah inceden inceye rahmet yağıyor.  Nedense ruhumun derinliklerinde ince bir sızı var. Çocukluğumun, yokluğumun, yoksulluğumun ve her şeye rağmen bugüne kadar gelmenin ve  insan olmanın şuuru var. Şükredilecek o kadar dertler var ki; bizi iyiden iyiye terbiye edecek Allah’ın nice ayetleri var. Nice ibretler var. Bizi lütfuyla gönlümüzü hoşnut edecek nice rahmet, nice merhamet, nice bereketler var...

Bir de hayata umutla adımlarını atmış, yüzü gülesi çocuklarımız var.. Suriye’den, Somali’den, Filistin’den, Irak’tan Arakam’dan... Kentlerin çöplüklerinde dolaşan yarı aç, yarı tok, saçı başı dağılmış, sümüklüri akmış, gözleri yaşlı, bir sokak kedisi gibi ürkek bakışları olan, nice bizim çocuklarımız var...

Allah bağışlasın bir de Mehmet Akif ile Ayşe torunlarım var.  Onların geleceği, güzelliği, talihi kadar, benim muhabbetim ve ünsiyetim var...

Profösör

Not: 
Paylaşımdaki 
fotoğraf 
torunum / 
Mehmet Akif
Fotoğraflayan / 
Hurşit Akyıl




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...