İzleyiciler

maneviyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
maneviyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Temmuz 2017 Pazar

Cahil Cesareti


Yine bir televizyon kanalında ilim ve bilim kavramlarını birbirinden ayırıyorlar.  İlmi biraz da dini bird terim yerine oturtarak, bilmi de pozitiivist seküler bir terimle tarif ediyorlar. Aslında bütün niyetleri bellidir. "İlim ilim bilmektir. ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice iştir" diyen Yunus'u da görmemezlikten gelmek istiyorlar.  Çünkü Yunus "Kendini bilen Rabbini bilir" düşüncesiyle kültürümüze damgasını vurmuştur. İlim bizi irfana götürmelidir. O zaman ilim ilim olur ve Allah'ın emri de yerine getirilmiş olur. 

Cumhuriyetle birlikte harf inkıalbının yanısıra dil inkılabı da yapılmıştır. Bu öyle bir hal alır ki; hela için tintin ismi verilir. İstiklal marşı için ulusal düttürü denir.  Tabi bu girişimlerin hiçbiri tutmamıştır. Sanatı estetden ayıarmıyor ve sanat estetiktir diyebiliyorsak, İlim de irfandır demek yanlış olmasa gerek!.. Sanatın estetik yorumu ahlaki temele dayanıyorsa, ilmin de ahlaki ve vicdani yönü irfandır. Öğrendiklerimizin insanlık hizmetinde kullanılması mefkuraqesidir.

Sözüm ona ben uzmanım diyen kişi yaptığımız işin bir anlamı olmalı ve anlamlandırmalıyız diyor. Anlam türkçe bir kelime, bunun ara;ça karşılığı mana kelimesidir.  Anlamlılık da maneviyattır. Bir anlamda moral değerlerdir.  Manevi yönü olmayan hiç bir harfin, kelimenin, cümlenin ve ibarenin biç bir anlamı yoktur. Zihinde ve kalplerde yük olmaktan başka hiç bir önemi yoktur.

Çünkü maneviyat inançla ilgilidir. inançın kalpten taşması ve davranışa dönüşme meselesidir. Mutluluk ve huzur maneviyatla ilgilidir. Yine o televizyon programındaki NLP uzmanı "Husuli kalp yoktur"  diyerek saçmalayabiliyor. Bakınız diyor bunu ben söylüyorum; aha şuraya yazıyorum diyerek "Hulusi beyin" olmalıdır savını ileri sürerek saçmalayabiliyor. Cahil cesareti rezil olmaktan da korkmuyor. 

Oysa hulus, ihlas, muhlis aynı kömenden gelen kelimelerdir. Aslı arapçadır. İhlas samimiyet ve  içtenlik demektir. Bu duygular ve değerler kalple ilgilidir. Beyinle ilgili değildir. Hulusi kalp iyi niyettir. İnsanlığın yararına yapılan işler ve iyiniyetle yapılan davranışlardır. Kültürümüzde halis muhlis süt derken bile süte su katılmamazlıktır. Doğruluk, dürüstlük ve ahlaktır.

Sırf İslam ve türk kültürünü aşağılamak, küçük görmek, tepeden bakmak için, eşyanın tabiatına aykırı olarak kamuoyu önünde fikir ileri sürmek, bir uzman için intihar olmalı. İnsan isteyerek intihar edebilir mi!.. Fakat hakikate savaş açmış bir zavallı için bunun mümkün olabileceğini ve kendi kendine yok edebileceğini düşünebiliyorum. Allah hidayet versin.

Profösör









11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

9 Nisan 2017 Pazar

Gönül Zenginliği


Parayı haddinden fazla değer yükleyemeyiz. Parayı hayatımızda merkeze alırsak, insanı insan yapan bütün değerleri değersizleştirmiş oluruz. Para bütün kapıları açar diyenlerden uzaklaşmak gerek. Paranın esiri olanlardan değil, paranın esir olduğu insanlardan olalım.  Para iyiliklerde kullanıldıkça değerlidir ve insana ayrıac değer katar. Cömertlik ve yardımseverlik gibi duygular ve davranışlar insanlıgın bütününü kapsayan mutluluğa dönüşmektedir. Yoksa sadece maddi zenginlik insanı zindan edebilir.
.....
Kuş sütünün eksik olmadığı mükellef sofralar düşünün. Altın, gümüşten kaplamaları olan sırça sarayları düşünün. Envayi çeşit, giyecek, yiyecek, içecek bir zenginliğin içinde yaşayan biri olduğunuzu düşünün. Hazineleriniz olsun.  Maiyyetinizde hizmetçileriniz ve avaneleriniz olsun. Astım, kestim diyebileceğiniz ahaliniz olsun. Sizene değer katar? Böyle nereye kadar gidebilirsiniz? İnsanlık adına ne yaptınız ki; insanlar size ışıltılı gözlerle bakabilsin. Kalbi olarak sıcak davranabilsin.   Yalakalık ve yardakçılık yaparak değil de, insanlar gerçekten ölümüne sizi sevebilsin, kalbinde yer verebilsin!...
.....
İnsan  maddi zenginlik, bollu bereketlik içinde bile isyan edebilir. Dünyada aç, sefil, hasta yoksul, evsiz barksız, kimsesiz insanlar varken şükretmesini bilmeyebilir. Şükretmenin sadece elini açıp dua Allah'a dua etmenin yetersizliğini  unutabilir, dağıtmasını ve infak etmesini bilmeyebilir. Oysa bir hastanın, bir yetimin, bir kimsesizin karnını doyurmak, ilacını vermek, ona sevgi, şefkat, merhamet göstermek suretiyle, onların yüz ifadesindeki mutluluğu ve gözlerinin parladığını gördükçe,  insan bu durumun Karun hazinelerinden bile  daha değerli olduğunu bilmelidir. Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun, bütün maddi değerlerden  üstün olduğunu idrakine ermelidir. 
.....
Hayatımızdaki para da, maddiyat da, makam mevki, şan şöhret de kemiyetle ifade edilecekse, keyfiyeti olmayan hiç bir zenginliğindeğer olarak hükmü yoktur. Zenginlik imkana sahip olanların cömertliği ve paylaşımıdır. Kemiyet imkanı elde etmenin, keyfiyet de  bize tanınan bütün imkanların Allah yolunda kullanılması,  bize lutfedilen bütün nimetlerin de Allah rızası için  infak edilmesidir.

Profösör

1 Eylül 2016 Perşembe

Ruh ve Beden



İnsan etten ve kemikten ise, Hani bunun ruhu neresinde... Her an terkedecekmiş gibi her nefes aldığımızda. Beden yalvaracak ruha Beni terket, beni terket diyerek yaşlılığında. İmanı olan yaşlandıkça güç kuvvet bulacak. O da bilir ki; insan güçlü imanıyla vuslata ulaşacak...

Profösör

21 Haziran 2016 Salı

Rahmet, Bereket, Mağfiret Ayı


Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Elbette Ramazan ayı sabır ayıdır, hoşgörü ayıdır. Huzurun,  sükunetin, kardeşliğin karşılıklı yardımlaşmanın ve kalp güzelliğinin en çok yaşandığı bir iklimdir Ramazan ayı... Camilerimizde,  minarelerimizde sadece kandiller, mahyalar ve şerefeler yanmaz; aynı zamanda  imanımızın gereği, yerine getirdiğimiz ibadetlerimizden dolayı da kalbimizdeki kandillerimiz yanar. Böylece hep birlikte bu manevi iklimde birbirimlize daha da yakın oluruz. Hep birlikte Allah'ın ipine sarılmaktan ve kardeşlikten büyük haz duyarız. Birbirimizi sahipleniriz. Birbirimizin sevinçlerine, mutluluklarına ortak olma, ayrıca birbirimizin sıkıntılarına çare bulma ve yaralarına merhem olma konusunda daha da duyarlı oluruz. Çünkü Cenab-ı Allah ancak müminlerin kardeş olduğunu bize hatırlatarak, müminler olarak   bizim hep birlikte Allah'ın ipine sarılmamızı emrediyor.

Birlik olmak, kardeş olmak demektir. Kardeş olmak da birlik olmak demektir. Ancak birlik olur da tefrikaya düşmez isek, Kuran'ın buyruklarıyla hareket edersek Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazanmış oluruz. Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazananlar şuur içinde yaşayanlardır. Şuurlu toplum hiçbir zaman gaflete düşmez ve huzur içinde yaşayan toplumlardır. Ramazan ayı onbir ayın üzerinde değer olarak  tutulduğu bir fırsat ve bir şuur ayıdır. Bu ayda daha çok manevi değerlerin bilindiği, insani ve ahlaki faziletin daha çok yansıdığı,  toplumsal yardımlaşmanın daha çok arttığı,  birlik ve dirlik ayıdır. Bu ay hepimizi huzura götüren ve Kuran'ın indirildiği nurlu bir aydır.  Peygamberimizin buyurduğu gibi “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır". İşte bundan dolayıdır ki; bu ay rahmet, bereket  ve mağfiret ayıdır.

Ramazan ve oruç tutmanın insan üzerindeki maddi ve manevi etkilerini  anlatmakla bitiremeyiz. Ramazan ve orucun hikmeti parmakla sayılamaz. Ramazan orucunun bildiğimiz ve bilemediğimiz, insan vücudu ve yaşantısı üzerindeki etkileri ancak sonsuzlukla ifade edilebilir. Oruç insan ruhunu ve davranışlarını disipline sokar. İnsan nefsini dizginleyerek aynı zamanda insanı terbiye eder. İnsan iradesini iyi yönde kullanabilmesini kolaylaştırır. Birey ve toplum olarak Ramazan ve orucu idrak etmek demek, hakikatin farkına varmak,  birey ve toplum olarak İslami, insani, vicdani olarak da farkındalık oluşturmak  demektir. Ramazan ve oruçla birlikte sabretmeyi, hoşgörlü olmayı, bize ihsan edilen nimetlerin kıymetini bilmeyi öğreniriz. Ramazan ve oruç bizim tek başına yalnız yaşamamızı önler. Benliğimizi, kimliğimizi ve kişiliğimizi güçlendirir. Bununla birlikte bencilliğimizi törpüler, bizi diğer kardeşlerimizle bir tutar, onlarla kaynaştırır. Birbirimize olan muhabbetimizi arttırır. Bundan dolayıdır ki; bu ayda günahlarımızdan arınırız. Bundan dolayıdır ki bilincimizi taze tutarız. Ramazan ve oruç ayı sadece kendi ülkemizde bir iklim oluşturmaz. Bütün islam ülkelerinde ve dünyanın her yerinde, nerede bir  müslüman kardeşlerimiz varsa, hepsi de bu iklimde yerini bulur.  Bu  iklimle Ramazan ve oruç kültürü oluşur. Bu kültür her Ramazan ayı geldiğinde  birlikte yaşanır ve birlikte yaşatılır. Bu kültür ümmet bilincidir. Bütün insanlığa olan yansıması da sevgi, şefkat ve merhamettir. Onun içindir ki; Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Buünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör

28 Nisan 2014 Pazartesi

Gönül Zenginliği


İslam zenginliğe işaret ederken bir taraftan fakirin yanında durur. Müslüman bir kimse ben zekatımı ve sadakamı veriyorum, hatta her yere de yardımlarda bulunuyorum diyerek aynı zamanda da kendisi lüks ve şatafat içinde yaşayamaz. İslam cömertliği teşvik ettiği gibi, israfı reddeder. Allah'ın bize nimetlendirdiği bir lokma ekmekte bile binlerce açın hakkı vardır. Şuurlu bir müslüman bir lokmanın hesabını verir;   bu lokmayı paylayşmasını da bilir. İslam zenginliği sadece madeyle sınırlamaz. Manevi zenginlik maddi zenginliğin üzerinde koruyucu bir sır gibidir. Asıl olan gönül almaktır. Gönül zenginliği bizi dostluğa götürür. Allah dostu olmak demek işte böyle bir şeydir. 

Profösör



21 Kasım 2012 Çarşamba

İyi Bir İnsan; İyi Bir İletişim Kurandır.


İyilik, güzellik, doğruluk değerleri ancak; birey ve toplum üzerinde, iyi bir duyguya, güzel bir düşünceye, doğru bir davranışa dönüştüğü zaman etkili olarak hükmedici olabilir. Bu değerlerle bir donanıma sahip olan birey ve toplum, iletişim kurmada da muhatabını çekim alanını içine alması kolaydır. İyilik, güzellik, doğruluk insanın doğasında var olan, inancıyla ve ihlasıyla güçlenen, ilim ve irfanıyla yücelen, insanın değerlerine değerler katan niteliklerdir. Bu olumlu nitelikler aynı zamanda ahlaki olduğu için, "Üzüm üzüme baka baka kararır" misalindeki gibi bireyden bireye, toplumdan topluma sirayet eden benzeşmeler de olması beklenmektedir. Bu nitelikli değerlerle iletişim kuranlar birey ve toplum üzerinde olumlu etkiler oluşturacaktır. Bu etki kişilerde, en başta, inanma, güvenme duygu ve düşüncesini kazandıracaktır. Bütün amaç karşımızdaki kişiyi yaptıklarımızla hayran bırakmak değil, taşıdığımız inanç değerlerini, birlikte paylaşmak, karşılıklı insani değerleri yüceltmek, bir dostluk inşa ederek, birlikte koşmak, birlikte yorulmak ve ulvi bir mefkureyle belki de birlikte ölebilmektir.

İletişim kurmak, olmasını istediklerimizin olmasını ve olgunlaşmasını, olmamasını istediğimiz şeylerin de asla olmamasını istemek demektir. İletişim kurmak, yeryüzünde iyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların hakim olmasını arzulamak, tebliğ ve irşad görevini hakkiyle yapabilmektir. İletişim kurmak, alanında yetişmiş olmak, ehliyet ve liyakat sahibi olmak, yetişmekle birlikte yetiştirmeyi bilmek, bir kuşaktan bir kuşağa, sevgi ve saygıyı, herkesle ve herşeyle empati kurabilmek demektir. İletişim kurmak, haksızlığa karşı dik durmak, Hakka ve haklıya karşı diklenmemek demektir. İletişim kurmak bir lokmayı ikiye bölmek, onunla bereketlenmek; bir hırkayı birlikte örtünüp, onunla şefkat ve merhamet bulmak demektir. İletişim kurmak, kanayan bir yüreğe merhem olup, şifa olmak demektir. Kimsesiz bir çocuğun başını okşayıp, ona şeker vermek, yaşlı bir kadının elini öpmek, ondan hayır dua beklemek demektir.

Günümüzde ne yazık ki; manevi değerler karşılığını bulamıyor. Maddi değerler manevi değerlerle çelişiyor. Öyle bir nesil yetişiyor ki; bencil, çıkarcı, şekilci, köşeyi döneyim, gemimi yüzdüreyim diyerek aslında kendi sonunu getiriyor. Oysa kültürümüzde inancımız bizi komşumuzdan sorumlu tutuyor. Buna rağmen kimse kimseye güvenemiyor, güvenmiyor. Kişiler arasında yüz mimikleriyle yapılan yapmacık selamlaşmalar hemen sırıtıyor. Dostluk gösterdiğini sandıklarımız, aslında sahtelik gösteriyor. Bütün duygusal, düşünsel iletişimler kopuyor. Doğrular yanlışlarla, güzeller, çirkinlerle, iyiler kötülerle yer değiştirebiliyor. Kavramlar karışıyor, kafalar daha da karışıyor. Bir taraftan kırgın gönül, umutları kırılıyor, kanatları kırık, uçmak isteyip de uçamıyor.. Bir taraftan kanayan yürek, kanatıldıkça iyileşmek yerine bin kez kanıyor. Anladık ki hiçkimse doğru iletişim bilmiyor. İletişim deyince; harfler, kelimeler, cümleler, anlamını yitiriyor. Böylelikle boş yere konuşmalar, nutuklar edebiyat yerine hamaset kokuyor. Din, iman, vatan, namus, iffet, ahlak, hak ve adalet manevi değerleri dillendirenler, bu değerleri özünde içselleştirmedikleri için, yaşamak istese de yaşayamıyor. Yaşamadıkları için, birey toplumdan kopukça, toplum içinde samimi ve etkili bir iletişim kurulamıyor. Yardımlaşma ve dayanışma ruhu çöktükçe insanlık yalnızlığın cehaletinde boğuluyor. Dünyanın her yerinde İnsanlar öldürülüyor; insanlık ölüyor. Dünyanın her yerinde mazlumlar eziliyor; vicdanlar yerlerde sürünüyor.

Bütün mesele iyi bir insan olabilmektir. İyi bir insan iyi bir iletişim kurandır. İyilik, güzellik, doğruluk değerleriyle iyi bir insan olmalı, herkesle ve herşeyle iyi bir iletişim kurmalıyız. Gönüllere, vicdanlara kolayca girebilmeliyiz. Haktan hukuktan yana tavır alarak, insanlığın, barışa, sevgiye, selamete, kavuşmasına katkı sağlamalıyız. İyi ilişkiler kurabilen, dostluk mertebesine erebilen, Hakkın rızasını kazananlardan olmalıyız

Profösör

16 Mart 2012 Cuma

Bir Cuma Yazısı

İnsan anlı ak, başı dik, onurlu bir hayatı yaşayabilmesi, bununla birlikte yürüdüğü yol ne kadar kaygan olursa olsun, düşmemek, Hakka ve hakikate olan soylu yürüyüşünü tamamlayabilmesi için, iradesini doğrulukta, iyilikte ve güzellikte kullanması gerekmektedir. Doğruluk, iyilik ve güzellik kavramlarının ne olduğunu, neler olması gerektiğini, inancımızın kaynağı olan, bütün insanlığı kıyamete kadar sevgiyle, şefkatle, merhametle kucaklayan Kuran'ı Kerim'den başka hiç bir rehber bize öncü olamaz. Hiç bir kitap bizi marazalardan kurtaramaz. Mutluluk ve huzur veremez.

Yaşadığımız bu kirli dünyada birbiriyle çarpışan ve birbirine zıd iki yol vardır. Birisi ahlaki, hukuki ve soylu bir yol, diğeri ise, insanı insanlık değerlerinden çıkartan, nefsini azdıran, nefsi karşısında diz çöküp, iradesizliğiyle insanı zulme götüren bir yoldur ki, hem bu dünya, hem de diğer alem için bir çöküş, bir bitim noktasıdır. İnsani varlığımız içinde var olan iyi olma veya kötü olma fikri ve duygusunu ömrümüz boyunca taşırız. Masumiyetimizle doğarız, sonra da aldığımız terbiye ve tecrübelerle, kendimize bir gelecek yol çizeriz. İyi insan olmak da, kötü insan olmak da artık bizim irademizde ve elimizdedir.

Bir tarafta iyilikler vardır, diğer tarafta kötülükler.. Bir tarafta inanç değerleri, diğer tarafta ise inkar.. Bir tarafta mutluluk ve huzur vardır, diğer tarafta mutsuzluk ve huzursuzluk.. Bir tarafta zenginlik, bolluk ve bereket vardır, diğer tarafta ise fakirlik, açlık, sefalet ve muhtaçlık.. Bütün bunları apayrı bir sınıflama içine sokacak olursak, maddi ve maneviyat, soyut ve somut olan bütün değerleri kapsamaktadır. Maneviyatı bırakıp sadece maddeye değer verenler, sadece kendini düşünen bencil, paracı, çıkarcı, dünya heves, zevk ve sefası için gözünü hırs bürümüş, kendisine bile yabancılaşmış kişilerdir. Bu kimliği taşıyan kişiler asla sevilmezler. Bunun yanında maneviyata değer verenlerin içinde bir sevinç, bir coşku, bir heyecan vardır. Bu kimlikteki kişiler maneviyat için maddeyi kullanırlar. Hayatlarını insanlık idealine adamışlardır. Böyle bir mefkuresi olan kişiler hem severler, hem de sevilirler. Asla paranın esiri olmazlar. Tam aksine para onların esiridir.

Herşey, bilen, gören, işiten, düşünen ve akleden için, ayan beyandır. Ya nefsimizi önümüzde diz çöktürüp ona kök söktüreceğiz, ya da nefsimizin oyuncağı ve kuklası olup Allah'a isyan edip cehenneme boylayacağız. Bununla da kalmayıp, dünyada da başımıza gelmeyen bin bir musibette kalmayacaktır.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...