İzleyiciler

hak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2018 Pazar

İletişim Kurmak


İletişim kurmak, sadece dil ile, bakış ile, koklayış ve dokunuş ile  değil, aynı zamanda zihinle, düşünceyle, kalb ile, hatta bütün varoluşumuz ve varlığımızla  gerçekleşir. Herkesin özel anlam yüklediği harf, kelime, sembol ve bütün birikimleriyle toplum içinde bir değer ifade eder. Kemalata yürüyen insan yönünü Hak'ka dönerek bütünüyle Hakikate kavuşmak isteyen insandır. Azgın, dizginlenmeyen bir at, üstünde zaaflarına yenik düşmüş bir insan; önce nefsini zaptedecek ki  maiyyetindekileri idare etmesini bilsin. Adalet ve ahlakın sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerlerin olmazsa olmazları olduğunu öğrenebilsin.

Profösör

25 Ocak 2018 Perşembe

Kurtuluşa Giden Yol




Bir kişi dokuz kişinin hakkını gaspedebiliyor; dokuz kişi de bir kişilik hakka boyun eğebiliyor; buna da bu dünyada  adalet deniyor. Ne yazık ki günümüzde mutlu bir  azınlık var;  milyonları eziyor. Sömürüyor; onları kendine köle haline getiriyor. Afrikadan yeni dünyaya, Amerika'ya götürülen zenciler, Kunta Kinteler  boğaz tokluğuna köle gibi çaşlıştırıldılar.  Zincirlerle prargalara vuruldular. Bu vahşi  durumun günümüzden ne farkı var!..  Onların lügatlarında merhametin sadece adı var; aldatmacası var. Bütün kelimelerin yalancı ve aldatıcı bir rolü var!.. Artık kanıksıyorsunuz. Bir kölenin efendisine kölelik etmesinden daha doğal ne var!.. Ne devrimcinin, ne gelenekçinin insanlığı kurtarıcı bir tarafı var (!..) Ey insanlık Kuran'la muhatap ol!.. Adil ol; hakkaniyetli ol!..  Kimsenin hakkını çiğneme ve kimseye de hakkını çiğnetme. Yoktur başka kurtuluşa giden yol!..
Profösör


8 Aralık 2017 Cuma

Şamar Oğlanı


Kenarda, kuytuda ağlayan bir çocuk gördün mü sen!.. Bil ki yediği tokattan değil; onurundan ve gururundan ağlıyordur o. Hiç bir kimsenin çocuğu şamar oğlanı değil; ancak anneler bilir onun bu halini. Ağlayan bir  çocuk görsem, başı tıraşlı  köşelerde,  ağlayan çocuk  sanki benim içimde. Bir zamanlar çocuktum ağlamanın re demek olduğunu iyi bilirdim. Tokat yemekse en çok enseye tokat yerdim. Enseye tokat atan, masumun lokmasını alır derdim. Ha enseye tokat atmışsın, ha müsumun lokmasını ağszından lokmasını almışsın. Lütfen masumlara birazcık sevginiz olsun, biraz da şefkatiniz!.. Tam olsun merhametiniz ki; siz de merhamet göresiniz.

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

21 Aralık 2015 Pazartesi

Şiir ve Şuur









Keşke her daim şiir yazsam; şiirle yatıp kalksam. Keşke şiirle gülsem, şiirle ağlasam; şiirle yaşasam. Bir başka olurdu dünya; hakikati tutan ve zulme başkaldıran.

Profösör



25 Ağustos 2015 Salı

Eşeklerin De Hakları Var!..


Eşekleri çok çalıştırırsanız çok yorulur. Çok yorulan eşek bir zaman sonra yük taşımada isteksiz olur. Yük sırtında yolda giderken duru duruverir. "Deh!.." dersiniz gitmez... "Deh, deh!." dersin yine gitmez. Biz bu eşeğin haline 'dingin' deriz. Anlarız ki büyük bir hata yapıyoruz; eşeği çok çalıştırmakla, dinlendirmemekle onun hakkını çiğniyoruz.

Dingin eşek kalp olur; "Deh!" desen de, dövsen de, sövsen de gitmez. Zamanla dingin eşek yürümemeyi, hatta sırtında yük taşımamak için huysuzlanmayı adet edinir. Dingin eşeğin kalplaşması da bu alışkanlıkla başlar. Artık o eşek istekli yük taşımamasıyla eşekliğini bile inkar eder duruma düşer. İnsanlık varken hiç dinlenmeden, dur çüş bilmeden,  niye yük taşıyayım ve niye  eşeklik edeyim der. İşte bundan dolayıdır ki; her işten sonra eşeğin  bir müddet dinlenmesi gerek. Onun hakkını yememek gerek. Eşekliğine saygı duymak gerek. Onu sevmek, ona şefkat gösterlmek ve merhamet etmek gerek. 

Unutmadan hatırlatmayı bir borç bildiğim konu da, Osmanlıda eşekler için çıkarılan kanunnamedir. Her eşeğin haftada iki gün tatili vardır. Eşeklerin haftada iki gün çalışmaması, biz insanlar  gibi dinlenmesi gerek. Çünkü o da bir can taşıyor, bunu bizim bilmemiz gerek. İşte Osmanlı bu!.. Kim ki eşeğine haftada iki gün dinlenmesine imkan vermiyor ve eşeğin dinlenme  izinini ihlal ediyor, o zaman şu kadar akçe cezayı, şukadar kırbacı sırtında hak ediyor. Osmanlı, adaletinde böyleydi işte. Ne yazık ki günümüzde biz çalışan insanların, haftalık bir gün dahi olsa izin yapmalarına ve dinlenmelerine izin verilmiyor. Mesaileri gaspediliyor. İşçi sendikaları, bir nevi sarı sendika durumuna düşüyor ve hiç bir  işe yaramıyor. İşte bundan dolayı Osmanlı adaletiyle seviliyor; ancak günümüz  sözde işçi haklarını savunanlara asla güvenilmiyor.

Profösör

9 Aralık 2014 Salı

Edepli Bir Söz


"Söylersen doğruyu söyle, aksi takdirde sus" diye bir atasözümüz vardır. Doğruyu söylemek Haktandır. Yalan yanlış konuşmak insanın itibarını düşürür. Zaten yalanla yola çıkılmaz, "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sonrası malüm; zifri karanlıktır. Karşılıklı konuşmalarımızda yeri gelir muhatabımıza "Boşboş konuşma" ya da "Cahil cahil" konuşma diye çıkışlarımız olur. Eğer konuşursak Haktan yana olacak. Bir taraftan da,  "Konuşmak gümüş ise, susmak altındır" sözünü hatırlamamız gerek. Onun için bir konuşursak iki susmalıyız. Yani konuşmadan önce konuşacağımız kelimeleri iyi tartmalıyız. Dil yarası hiç bir şeye benzemez. Acısı dinmez. Bazen bir söz idamlık gibidir. Asılmasan bile toplum gözünde infazlıktır.

Söz söyleme bir anlamda konuşma sanatıdır. İletişimdir. İletişim sanatları sadece hitabet ve tutuk atmak değildir. Yazmak, çizmek, resmetmek, oynatmak, yontmak, hatta beş duyuya hitab eden iletişim sanatlarının bütünüdür. Haktan yana iletişim kurmanın ve Haktan yana sanat yapmanın tek disiplini etik değerlerle buluşmaktır. Karşılığı estetiktir. Etik değerlerin menşeği de mesnedi de  edebtir. Edebten yola çıkarak söz söylemenin sanatsal karşılığı edebiyattır. Edebiyat edebe dair yapılan sanatsal eylemlerdir. Sadece söz söyleme değil, yazma, çizme, fotoğraf ve diğer bütün sanatların ana disiplinidir. Bugün şiir, roman, hikaye, piyes, deneme gibi eqdebi türler olarak bildiğimiz çalışmalara, edebi olan her tür resim, mimari, yontu, musıki,  tiyatro, sinema, gibi güzel sanatlar da edebiyatın emrindedir. Kendi geleneksel Osmanlı sanatlarımız olan, hat, ebru, çini, tezhib, gölge oyunları, oymacılık, kukla, meddahlık gibi sanatları  da aynı değerler içinde müteala etmemiz gerekir. 

Madem ki edeb ve edebiyat dedik; Haktan ve hakikatten yana edebe dair, estetikle buluşmuş  ne kadar sanat disiplini ve ekoller varsa o kadar medeniyetimizin temelleri güçlü demektir. O kadar adalet ve ahlak ölçeğinde insani ve vicdani değerlerimiz var demektir. O kadar muhabbet ve ünsiyet toplumumuzda hissedilir demektir. O kadar aşk ve meşk var demektir. Edepli bir söz, edepli bir resim, edebli bir yontu, edebli bir mimari, edepli bir musıki iliklerimize kadar işler, bizi kendimize getirir. Bizi buluğa eriştirir, olgunluğa götürür. Bizi belağatla buluşturur. 

Söz ola ki; Hakkı söyleye... Göz ola ki; Hakkı göre... 

Profösör

10 Eylül 2014 Çarşamba

Siyasette Sağ ve Sol Kavramı


Bir zamanlar, klasik bir anlatımla tarif etmek gerekirse siyasi kulvar iki ana damar üzerinden ifade ediliyordu. Bu durumda  işverenden yana, sömürüden yana olursanız sağcı, işçiden yana, emekten yana  olursanız  solcu kavramlarının içinde kendinizi buluyordunuz. Daha doğrusu işçi kesimi çok çalıştırılan, sosyal hakları olmayan, alın teri gasp edilen, hakları çiğnenen bir kesim olarak meydanlarda sesini yükseltiyordu. Bütün solcular kapitalizm ve liberalizme karşıydılar. Her fırsatta da işçiler mitingler, yürüyüşler, grevler yapıyor, hak arayışı içinde bulunuyorlardı. Öte yandan işverenler anlaşma sağlamak için işci temsilcileri ve işçi sendikalarıyla masaya oturuyorlardı. Bazı patronlar gerekirse lokavt yapıyor, hatta fabrikasını işletmeye kapatanlar bile oluyordu. İşçilerin meydanlardaki sloganları "Kahrolsun kapitalizim, kahrolsun sömürü düzeni, kahrolsun patronlar, yaşasın işçi sınıfı" temasını işlese de bir kısır döngü içinde oldukları apaçık belliydi. Oysa işci işverene, işveren de işçisine gereksinim duyuyordu. Ancak üretimin ve ekmek kavgasının bu şekilde bir düzen içinde olması işin doğası gereğiydi. 

Aslına bakarsanız işçi ve işveren birbirine muhtaçtır. Sağ ve solun birbiri üzerinde hakları vardır. Sağ ve sol birbirine girmiştir. İkisi de birbiri için olmassa olmazlarıdır. Bu açıdan da, siyaseti sadece sağ ve sol üzerinden okumanın yanlışlığını hala farkedemeyen siyasilerin, aydınların, yazarların olduğunu söylememiz gerekir. Önemli olan üretim, hakça paylaşma, adalet ve kalkınma olmalıdır. İnsan haklarının her anlamda korunması volmalıdır. Özgürlük ve demokrasi kültürünün yeyermesi ve kendi doğal mecrasına evrilmesi olmalıdır. Ne yazık ki değişimci ve devrimci olduğunu söyleyen bugünkü sol statükoyu, ulusalcılığı ve eski Türkiye'yi savunuyor. Bugünkü sağ da statükoyu zorlayan bir zihniyet devrimi yapma yerine,  insan hak ve özgürlüklerinden yana tavır alma yerine, millete rağmen kendisini sol jargonuyla işbirliği yapmaya zorluyor. Şuurlu bir toplum olma mefkuresine sahip olanlar, başta ahlak ve maneviyatın hüküm sürdüğü, israfın, ayrımcılığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, işsizliğin, kimsesizliğin olmadığı gayrimeşruluğu ortadan kaldıracak, toplumu birbirine kaynaştıracak bir anayasayla ehliyet ve liyakat sahibi idarecilerin işbaşında olduğu bir ülke hayal ederler. Bu mefkurenin gerçekleşmesi  ütopya değildir. Artık dünyada da sağ  ve sol yoktur ve değerini kaybetmiştir. Sağ ve sol kavramlarının ve eksenlerinin dışında başka kavramlar ve eksenlerin varlığını keşfetmemiz gerekir. Bu yol hak hukuk üzerine kurulu, sürü mantığının olmadığı, bir kişinin ve hatta bir varlığın hakkını bile koruyan adil bir düzen olmalıdır.

Türkiye'de 28 Şubat vesayet rejiminin yaptığı zulümlere karşı, verilen mücadele sağ ve sol mücadelesi değildir. Oligarşik yapının millete ve onun değerlerine tepeden bakışının bir  yıkılışıdır. Tabuların yerle bir oluşudur. Vesayet rejimi aynen rusların folklorik ve otantik  bebeği matruşka gibi iç içedir. Her taşın altından bir vesayet, bir lobi ve  parelel yapılar, örgütler çıkmaktadır. Onun için vesayeti sadece askerle ilişkilendirilmemelidir. Darbeci vesayet siyasetin, yargının, emniyetin, eğitim gibi devletin bütün kurumlarında olabileceği gibi, sivil insiyatifin içinde, iş adamlarının, derneklerin,  platform ve oluşumların da olduğunu göz ardı edemeyiz. Yaptığımız bu projeksiyon  bize sağ ve sol kavramılarının anlamını yitirdiğini  göstermektedir.  Bunun yerine kavram olarak bundan sonra "Hak ve Batıl" dan söz etmemiz gerekecektir.

Profösör

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Hak Varken Batıla Yer Olmamalı


Öğretmen sınıfa girer girmez bir soruyla derse başlıyor; "Çocuklar biliyorsunuz evlerimizi ampul aydınlatıyor. Gecemizi ve gündüzümüzü  aydınlatan nedir" sorusuna ilkokul öğrencileri hep bir ağızdan "Allaaaaaah"  diyerek sınıfı çınlatıyorlar.

Öğretmen gülümseyerek "Elbette Allah aydınlatıyor; Allah gecemizi ve gündümüzü hangi araçlarla aydınlatıyor" sorusuna da "Güneş ve ay" cevabını veriyorlar.

Elbette güneşi parlatan, ayı ışıtan yüce Rabbimizdir. Şükürler olsun Allah'ın bize verdiği bütün nimetlere. Ne mutlu Allah'a ve O'nun verdiği nimetlere şükredip, O'na nankörlük etmeyenlere.

Bir zamanlar bir nesli nasıl mahvettiler; asla unutmuyoruz, kabus gibiydi o devirler.  O devirde Köyenstitüsü mezunu ilkokul öğretmenleri sınıftaki öğrencilerine  "Allah'ım bize şeker ver" cümlesini peşpeşe üç kez tekrarlatıyordu. Öğrenciler de "Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.." diye üç kez peşpeşe hepbir ağızdan bu cümleyi tekrarlıyorlardı. Sonra da sınıfta sessizlik içinde bir müddet bekleniyordu. Allah şeker meker vermiyordu. Arkasından öğretmen sinsice,  ikinci cümleyi küçücük masum öğrencilerinin hep bir ağızdan üç kez  tekrarlamalarını istiyordu. "Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. " Öğrenciler hep bir ağızdan bu ikinci cümleyi de üç kez tekrarlayarak, öğretmenin isteğini yerine getirmiş oluyorlardı. Bunun üzerine  öğretmen sırıtarak gülüyor ve çantasından çıkardığı şekerlerden teker teker öğrencilerine bir taraftan dağıtırken, bir taraftan da "Eğer Allah olsaydı sizin isteğinizi geri çevirmeyip, size şeker verirdi. İyi ki öğretmeniniz var; Bakın size şeker dağıtıyor!" diyerek adeta içindekini kusuyortu; tertemiz kücücük beyinlere ve küçücük masum yüreklere.

İyi, güzel, doğru varken; kötü, çirkin, yanlışa bel bağlanmamalı. Huzur, sükunet, mutluluk varken, teröre, anarşiye geçit vermemeli; anafora, anomiye kapılmamalı. Hak varken batıla yer olmamalı

Profösör

27 Nisan 2014 Pazar

Zihin Haritamızı Kirletmemeliyiz


Duygu, düşünce ve davranışlarımız zihin haritamızın belirlediği kimlik ve kişilik kodlarımızın birer tezahürüdür diyebiliriz. Zihinsel faliyetlerimiz algı ve olgularla içiçedir. Algı ve olgularla şekilden şekile girebilir. Algı ve olgular birbirinden beslenebilir. Önemli olan insani ve vicdani değerlerin toplum hayatımızda yer etmesidir. İnsani ve vicdani değerlerle irademizin kullanım biçimidir. Aldığımız eğitim, örf, adet ve geleneklerimizin yeniden İslam'ın ön gördüğü biçimde güncellenmesidir.  Bireyin ve toplumun sömürgeci kirli eller tarafından yapılan her türlü köleleştirme mühendisliğine karşı onurlu savaşın sürdürmesidir.

Hak ile batıl  savaşından elbette hak batıla karşı galebe çalacaktır. Ancak müslümanların insani ve vicdani bütün değerleri inancıyla ve yaşantısıyla özümsemis olması gerekir. Bir insan İslam'la şeref bulur. İslam'ı önce gönlünde bayraklaştırdığı zaman kurtuluşa erer. Gerçek bir müslüman herkes tarafından hayranlık duyulan bir insandır. İnandığı değerler taklide izin vermez; her şeyi düşüncesinde ve duygusunda sorgular; araştırır ve tahkik eder. Allah'tan başka hiç bir kimseyi ilah edinmez. Puta tapmaz ve gönül verdiği kimseleri de putlaştırmaz. Gerçek bir müslümanın algısı kendisine güven duyulacak bir insan algısıdır. Onu olgunlaştıran olgu, İslam ahlakı ve İslam şuurudur.

Zihin haritamızda ruhbanlık da yoktur. İslam'ın diğer dinlerden ayrıca bir farkı da budur. Ruhbanlıkla ahlak toplumu oluşturulamaz. Dini afyonlaştıran, Allah'la kul arasında bir aracıyı putlaştıran bir anlayış İslam'ın varlık sebebiyle bağdaşmayan bir anlayıştır. İslam gönül dinidir ve bütün menfaatleri ayaklar altına alan, ensar ve muhacirin anlayışında   sevinçte ve tasada müslümanların yek  vücud olduğu bir dindir. Herkesin kendisini düşündüğü ve kendisini kayırdığı bir anlayış insanın kendi bencilliğinde yok olduğu bir anlayıştır. İnsanlar ve müslümanlar arasındaki çıkarcılık esasına dayalı bir algı, ahlaksızlık ve şuursuzluğa yol açan bir algıdır. Kamil insan algısı  ise, tam da bunun zıddına bir lokmanın hesabını veren ve bir lokmada binlerce açın hakkı olduğunu bilen bir  olgudur. Sözün kısası; zihin haritamız duygu, düşünce ve davranışlarımızda her türlü virüsten korunaklı, İslam esaslarına göre temiz kalmalıdır.

Profösör

16 Mart 2012 Cuma

Bir Cuma Yazısı

İnsan anlı ak, başı dik, onurlu bir hayatı yaşayabilmesi, bununla birlikte yürüdüğü yol ne kadar kaygan olursa olsun, düşmemek, Hakka ve hakikate olan soylu yürüyüşünü tamamlayabilmesi için, iradesini doğrulukta, iyilikte ve güzellikte kullanması gerekmektedir. Doğruluk, iyilik ve güzellik kavramlarının ne olduğunu, neler olması gerektiğini, inancımızın kaynağı olan, bütün insanlığı kıyamete kadar sevgiyle, şefkatle, merhametle kucaklayan Kuran'ı Kerim'den başka hiç bir rehber bize öncü olamaz. Hiç bir kitap bizi marazalardan kurtaramaz. Mutluluk ve huzur veremez.

Yaşadığımız bu kirli dünyada birbiriyle çarpışan ve birbirine zıd iki yol vardır. Birisi ahlaki, hukuki ve soylu bir yol, diğeri ise, insanı insanlık değerlerinden çıkartan, nefsini azdıran, nefsi karşısında diz çöküp, iradesizliğiyle insanı zulme götüren bir yoldur ki, hem bu dünya, hem de diğer alem için bir çöküş, bir bitim noktasıdır. İnsani varlığımız içinde var olan iyi olma veya kötü olma fikri ve duygusunu ömrümüz boyunca taşırız. Masumiyetimizle doğarız, sonra da aldığımız terbiye ve tecrübelerle, kendimize bir gelecek yol çizeriz. İyi insan olmak da, kötü insan olmak da artık bizim irademizde ve elimizdedir.

Bir tarafta iyilikler vardır, diğer tarafta kötülükler.. Bir tarafta inanç değerleri, diğer tarafta ise inkar.. Bir tarafta mutluluk ve huzur vardır, diğer tarafta mutsuzluk ve huzursuzluk.. Bir tarafta zenginlik, bolluk ve bereket vardır, diğer tarafta ise fakirlik, açlık, sefalet ve muhtaçlık.. Bütün bunları apayrı bir sınıflama içine sokacak olursak, maddi ve maneviyat, soyut ve somut olan bütün değerleri kapsamaktadır. Maneviyatı bırakıp sadece maddeye değer verenler, sadece kendini düşünen bencil, paracı, çıkarcı, dünya heves, zevk ve sefası için gözünü hırs bürümüş, kendisine bile yabancılaşmış kişilerdir. Bu kimliği taşıyan kişiler asla sevilmezler. Bunun yanında maneviyata değer verenlerin içinde bir sevinç, bir coşku, bir heyecan vardır. Bu kimlikteki kişiler maneviyat için maddeyi kullanırlar. Hayatlarını insanlık idealine adamışlardır. Böyle bir mefkuresi olan kişiler hem severler, hem de sevilirler. Asla paranın esiri olmazlar. Tam aksine para onların esiridir.

Herşey, bilen, gören, işiten, düşünen ve akleden için, ayan beyandır. Ya nefsimizi önümüzde diz çöktürüp ona kök söktüreceğiz, ya da nefsimizin oyuncağı ve kuklası olup Allah'a isyan edip cehenneme boylayacağız. Bununla da kalmayıp, dünyada da başımıza gelmeyen bin bir musibette kalmayacaktır.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...