İzleyiciler

Osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlıca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2016 Cuma

Devleti Aliyye-i Osmaniyye

Sevgili  kardeşlerim; yazılarımızda ya da konuşmalarımızda Büyük Osmanlı Devletini zikrederken, Osmanlı Sömürgeciliği anlamına gelen Osmanlı İmparatorluğu olarak teleffuz etmek gafletine düşmememeliyiz. Çünkü Osmanlı emperyalizmin, yani sömürgeciliğin değil, adaletin timsaliydi. Osmanlı Büyük Cihan Devlediydi. Alman İmparatorluğu, Britanya İmparatorluğu ve Fransız, Rus ve Çin imparatorluğu gibi zulmün temsilcisi değildi. Osmanlının bütün resmi evrakında ki resmi devlet adı; Devleti Aliyye-i Osmaniyye'dir. 

Özellikle İmam Hatip Lisesi okumuş kardeşlerimiz daha dikkatli ve şuurlu olmak durumundadırlar. Önemle duyurmak isterim.

Profösör

9 Aralık 2014 Salı

Edepli Bir Söz


"Söylersen doğruyu söyle, aksi takdirde sus" diye bir atasözümüz vardır. Doğruyu söylemek Haktandır. Yalan yanlış konuşmak insanın itibarını düşürür. Zaten yalanla yola çıkılmaz, "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sonrası malüm; zifri karanlıktır. Karşılıklı konuşmalarımızda yeri gelir muhatabımıza "Boşboş konuşma" ya da "Cahil cahil" konuşma diye çıkışlarımız olur. Eğer konuşursak Haktan yana olacak. Bir taraftan da,  "Konuşmak gümüş ise, susmak altındır" sözünü hatırlamamız gerek. Onun için bir konuşursak iki susmalıyız. Yani konuşmadan önce konuşacağımız kelimeleri iyi tartmalıyız. Dil yarası hiç bir şeye benzemez. Acısı dinmez. Bazen bir söz idamlık gibidir. Asılmasan bile toplum gözünde infazlıktır.

Söz söyleme bir anlamda konuşma sanatıdır. İletişimdir. İletişim sanatları sadece hitabet ve tutuk atmak değildir. Yazmak, çizmek, resmetmek, oynatmak, yontmak, hatta beş duyuya hitab eden iletişim sanatlarının bütünüdür. Haktan yana iletişim kurmanın ve Haktan yana sanat yapmanın tek disiplini etik değerlerle buluşmaktır. Karşılığı estetiktir. Etik değerlerin menşeği de mesnedi de  edebtir. Edebten yola çıkarak söz söylemenin sanatsal karşılığı edebiyattır. Edebiyat edebe dair yapılan sanatsal eylemlerdir. Sadece söz söyleme değil, yazma, çizme, fotoğraf ve diğer bütün sanatların ana disiplinidir. Bugün şiir, roman, hikaye, piyes, deneme gibi eqdebi türler olarak bildiğimiz çalışmalara, edebi olan her tür resim, mimari, yontu, musıki,  tiyatro, sinema, gibi güzel sanatlar da edebiyatın emrindedir. Kendi geleneksel Osmanlı sanatlarımız olan, hat, ebru, çini, tezhib, gölge oyunları, oymacılık, kukla, meddahlık gibi sanatları  da aynı değerler içinde müteala etmemiz gerekir. 

Madem ki edeb ve edebiyat dedik; Haktan ve hakikatten yana edebe dair, estetikle buluşmuş  ne kadar sanat disiplini ve ekoller varsa o kadar medeniyetimizin temelleri güçlü demektir. O kadar adalet ve ahlak ölçeğinde insani ve vicdani değerlerimiz var demektir. O kadar muhabbet ve ünsiyet toplumumuzda hissedilir demektir. O kadar aşk ve meşk var demektir. Edepli bir söz, edepli bir resim, edebli bir yontu, edebli bir mimari, edepli bir musıki iliklerimize kadar işler, bizi kendimize getirir. Bizi buluğa eriştirir, olgunluğa götürür. Bizi belağatla buluşturur. 

Söz ola ki; Hakkı söyleye... Göz ola ki; Hakkı göre... 

Profösör

7 Aralık 2014 Pazar

Kendi Medeniyetimiz İçin Osmanlıca


Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim evlerimizin duvarlarında asılı duran, sadece ölülenimizin arkasından okunan bir  kitap olarak algılandığıda,  hayatımıza yön veremiyorz; doğru yolda yürüyemiyoruz ve Allah'ın sevgili kulu olup, Allah'ın rızasını kazanamıyoruz demektir.  Osmanlı türkçesi bizim medeniyetimizin birinci basamağıdır. Osmanlı türkçesini öğrenmek demek, mezar taşlarını, çeşme taşlarını okumak demek değildir. Bundan da öte, bir zihniyet değişimidir.

Osmanlı bakiyesi nereden nereye geldiğimizin bir sır küpüdür sanki. Gerek Türkiye'de gerek Osmanlı hakimiyeti altındaki coğrafyada bulunan ülkelerdeki arşivlerde, kütüphanelerde, müzelerde milyonlarca eserin, vesikanın ve belgenin hala günümüze aktarılması bekleniyor. Türkiye ve dünya tarihini ilgilendiren bu saklı  belgelerin gün ışığına çıkmasıyla gelecek neslimizin insanlık rotasını yeniden belirleyecektir. 

1928 Harf inkılabıyle bir gecede toplum cahilleştirildi ve karanlığa gömülmek istendi. Latin harfleriyle arapça, farsça kökenli kelimeler katledildi. Ne doğru  yaızlabildi, ne de doğru telaffuz edilebildi. Mahreçler yok edildi. Sonra konuşulan türkçeye öztürkçe zerkedilerek, sözüm ona bütün yabancı kelimeler yerine uydurukça kelimeler türetildi. "Subay mubay, bayan mayan"la başlayan, sonra "ulusal düttürü, tin, tittin" gibi kelime ve  tabirlerle türk toplumu ne yazık ki yozlaştırıldı. Oysa bütün latin kökenli  yabancı kelimeler hayatımıza  yön verildi. Batı kültür sömürgeciliği ister istemez iliklerimize kadar işledi. Sonra giyim kuşam, yeme içme alışkanlığı da batı taklitçiliğiyle bu güne kadar sirayet etti. 

Bir lisanı yok ederseniz bir milleti yok edersiniz. bir lisanı yok ederseniz, o milletin bütün değerlerini yok edersiniz. O milletin inancını, umudunu ve ahlakını yok edersiniz. Özgürlüğünü elinden alıp, batı taklitçisi bir maymuna çeviririrsiniz. Bugün divan edebiyatına ve tasavvuf edebiyatına vakıf kaç münevverimiz var!. Bugün kaç kişi basit bir osmanlıca türkçesiyle yazılmış "Nutuk"u okuyabilir ve anlamına vakıftır!.  Artık yeniden uyanışın ve dirilişin zamanıdır. Yeni Türkiye'nin rotası kültür devriminden ve yeni medeniyet tasavvurundan geçiyor. Osmanlıca öğrenene, bilene. özümseyene gelecek var. Umut var. Çünkü özünde inanç, adalet, insanlık ve vicdan var. 

Osmanlı türçesiyle bundan böyle  zihniyet değişimi yaşanacak ve bu bilinç hareketi dalga dalga yayılacak. Bir ressam günlüğünü osmanlıca tutacak,  bir siyasetçi mektubunu osmanlıca yazacak, bir talebe derste not alırken  osmanlıcayı  steno olarak kullanacak.  Görün bakın daha neler olacak!.. Hiç kimse zorlanmayacak. Düşünebiliyor musunuz; bir gazeteci Osmanlı tarihini bilimiyor. Batının terceme ettiği ve Batıdaki imparatorluklar gibi Osmanlıyı "sömürgecilik" anlamını taşıayn "Osmanlı imparatorluğu" tabirini bir kurumsallık olarak cumhuriyet  toplumuna yutturuluyor. Bu zokayı şu an bile nice aydınlarımız, siyasetçilerimiz ve dil bilimcilerimiz bile yutabiliyor!.. Onun için kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi bileceğiz ki; hak ve adalet hakim olsun, insanlık huzur bulsun.

Profösör

5 Aralık 2014 Cuma

Osmanlıca "Yeni Türkiye" Mefkuresidir



Milli Eğitim bakanlığı tarafından düzenlenen "19. Milli Eğitim Şurası"nda, alınan tarihi bir kararla Osmanlıca zorunlu bir ders oluyor. Osmanlıca dersledi başta Türk dünyasında olmak üzere, büyük bir yelpazede domino etkisi yaratacaktır. Hele zorunlu Osmanlıca derslerinin  Milli Eğitim müfradatlarındaki yeri, aslımıza ve özümüze dönmenin bir mefkuresi olarak algılanacaktır. Emperyal güçlerin tasallutundan kurtulmanın ilk adımı bu olsa gerek.  Gerek latin alfabesini, gerek kril alfabesini bir devrim olarak kabül etmiş devletlerin nasıl bir yozlaşma içinde oldukları aşikardır. Alfabe bir toplumda inancın ve uygarlığın bilinçaltı kodlarıdır. Önce milletin yazı dilini yok edeceksiniz, sonra da kültürünü yozlaştırarak onu soytarıya çevireceksiniz ki; lokma lokma bölünsün, kıyım kıyım kıyılsın. Böylece güçsüz ve besnedsiz kalsın. Sömürgeci devletlere esir olsun, taklidçi maymunlara dönerek köleliği bir kader olarak benimseyebilsin.  Türkiye'de Osmanlıca derslerinin önemi, Osmanlı medeniyetinin insana verdiği  İslami değerlerle ifade edilebilir. Devletin görevi insanı yüceltmek, milletin görevi de devletini ilelebed yaşatmaktır. Osmanlı değişik inançtan, mezhepten, meşrepten tebalarını bir arada mutlu mesud yaşattıysa eğer; onun adalet anlayışındandır. İslam'ın hoşgörüsünü insana, hayvana ve çevreye yansıtmasıdır. Böyle bir anlayışın da sıradan bir insanın dünya görüşüne bile etkisi bugünkü paradigmaya göre sanki anlaşılmazdır. Osmanlıda kışlık kuru odun edinmeye giden bir köylünün ormana giderken baltasını bezle sarması, onu yaş ağaçlardan gizlemesi, İslami ve vicdani bir duyarlığın izahıdır.

Osmanlıca dersleri demek; öz türkçenin yanında arapçanın, farsçanın hatta diğer etnik dinlerin ve anlayışların telaffuz ettiği kelimelerin bir arada bulunması ve birbirleriyle aynı cümlelerde buluşması demektir. Yeni Türkiye demek insanlık değerleri demektir. Dini dili, ırkı, kimliği, kişiliği ne olursa olsun insanlık değerleri demektir. Yeni Türkiye demek, Türki cumhuriyetlerden Ortadoğuya, Kuzey afrikaya, İran, Pakistan, Afganistana uzanan bir kültür platformu demektir. Endenozya, Malezya, Filipinlere selam demektir. Bir kişi de olsa, üç kişi de olsa küçük mazlum küçük toplumların nefes aldığı bir özgürlük demektir. Almanya'da, ingiltere'de, Fransa'da, Amerikada'ki İslam ve Türk topluluklarının gülümsemesi demektir. 

Osmanlıca dersleriyle toplum aydınlanacak ve bilinçlenecektir.  Çünkü Osmanlıca sadece bir milletin ve bir ırkın değil, tam aksine  bir cihan dilidir. Bütün insanlığı içine alan, bir birleştiricidir. Bunun için Yeni Türkiye mefkuresi, bir insanlık mefkuresidir.

Profösör

21 Ekim 2012 Pazar

Osmanlıca ve Dijital Kaligrafi Sanatı

Bir zamanlar, Osmanlıca yazmak, okumak, konuşmak; bütün toplumları anlamak ve empati kurmak anlamına geliyordu.. Arapça, farsça, yunanca, latince, ermenice, ermenice, risça, macarca, arnavutça, hırvatça, süryanice, sırpça ve ibranice gibi Osmanlı içerisinde kendine yer bulmuş tebaaların bir arada sulh içinde yaşadıkları bir cihan devleti olan Osmanlının adaletle yönetiminde huzur buluyordu. Osmanlıcaya bu saydıklarımızın dışında da frenkçeye dahil olan almanca, italyanca, fransızca, portekizce ve ingilizce gibi dillerdeki kelimeler kavramlar girmiştir. Osmanlı bir cihan devleti olması hasebiyle, bütün dinlerin, bütün etnik kökenlerin, bütün anlayışların cihanşümul bir bayrak altında mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamalarını sağlıyordu. Osmahlıca bilmek demek cihanı anlam demektir. Entellektüel olmanın yolu Osmanlıcayı bilmekten geçiyor demektir.




Bütün bir millet Cumhuriyetle birlikte bildikleri, öğrendikleri ve yaşadıkları bir tarafa; bir günde cahil cühela durumuna düştüler. Oysa türklük denince İslamlık anlaşılıyordu. Osmanlı geliyor denince saf bir ırk anlayışı taassubuna hiçbir batılı ülke düşmemiştir. O zamanları, Osmanlı deyince sadece türkler değil, bütün etnik kökenlerin bir arada yaşadığı büyük bir millet akla geliyordu. Türklük İslamla müşerref olduktan sonra İslami anlayış, kültür ve gelenekler hakim oldukça insanlık adaletle taçlanıyordu.



Bir milleti millet yapan en büyük değer konuştuğu ve yazdığı diliydi. Bütün bir millet, bütün tebalarıyla, onunla birbirini anlıyor, onunla birbiriyle kaynaşıyordu. Bütün din ve etnik köken mensupları bir arada yaşarken birbirlerini daha iyi ve özgürce tanıma fırsatı buluyorlardı. Her millet kendilerini var eden ve kültürünü miras bırakan atalarının yazdıklarını rahat bir şekilde okuyabilirler, onları anlayabilirlerken, bizler ise atalarımızla aramızda örülen duvarları yıkamıyoruz. Oysa hiçbir milletin geçmişiyle geleceği arasında bir kopukluk yoktur. Hiçbir bir millet başkalarının ve sömürgecilerin boyunduruk altına giremesi de düşünülemez. Uydusu olamaz. Kölesi durumuna düşemez. Düşüşürülemez. Düşürülmemelidir.



Bu pazar birkaç çalışmayla görsel hale getirdiğimiz kaligrafik çalışmalarımızı da bu vesileyle sayfamızda teşhir etmek imkanını bulduk. "Dijital Kaligrafi Sanatı" ismini verdiğimiz bu çalışmalarımızı sürdürmek istiyoruz. Birtakım harf, kelime, kavram ve sözlerin bu teknikle çalışarak, soyut tasarımlarla bir sergi açmak en büyük idealimizdir. Klasik kamış kalemlerle yapılan çalışmaların bir alternatifi olarak, kufi yazı tarzına da yakın bir anlayışla, çağdaş formlar oluşturarak, böylelikle bu alanda ilk olma şerefine de nail oluyoruz.


Gelişen teknoloji ve mimari anlayışlarla eşgüdüm içinde, estetik normların da en iyisi olma özelliğinde olmak kaydıyla bu tür eserlerden daha iyilerinin vücuda getirilebileceğini de söylemeliyiz. Gerek alçı kabartma, gerek alçı oyma, gerek plesksi glas, cam ve seffaf homejen metaryellerle, ışık düzenini de içinde taşıyacak bir anlayışı gün ışığına çıkartacağız. mMetalik, parlak nikelanjlı metaryelleri de bu işin içine katarak düşünürsek, kabartmalı kaligragfik eserlerimizle bir ilke de imza atmış olacağız. Tasarımlar bizden, uygulaması atölyelerden olacak olan bu çalışmalar, gelecek yüzyıla damgasını vuracaktır. Bizler de kendimizi böylelikle, geriye büyük bir miras bırakmış olmanın keyfini yaşarken, aynı zamanda da böyle bir ustalığın gururunu ve onurunu sonsuza dek yaşamış sayılacağız.


Yazı / Tasarım / Çizim: Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...