İzleyiciler

adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2019 Cuma

Kitaplık Radyo Programı



Çizim ve grafikler şahsıma ait bir afiş çalışlması. Dört renk kare bir tasarım. Sosyal medya için de kullanılabilir durumda. Bir de tek renk duatone bir filtre çalışması aynı konsept.





Profösör

22 Nisan 2018 Pazar

İletişim Kurmak


İletişim kurmak, sadece dil ile, bakış ile, koklayış ve dokunuş ile  değil, aynı zamanda zihinle, düşünceyle, kalb ile, hatta bütün varoluşumuz ve varlığımızla  gerçekleşir. Herkesin özel anlam yüklediği harf, kelime, sembol ve bütün birikimleriyle toplum içinde bir değer ifade eder. Kemalata yürüyen insan yönünü Hak'ka dönerek bütünüyle Hakikate kavuşmak isteyen insandır. Azgın, dizginlenmeyen bir at, üstünde zaaflarına yenik düşmüş bir insan; önce nefsini zaptedecek ki  maiyyetindekileri idare etmesini bilsin. Adalet ve ahlakın sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerlerin olmazsa olmazları olduğunu öğrenebilsin.

Profösör

25 Ocak 2018 Perşembe

Kurtuluşa Giden Yol




Bir kişi dokuz kişinin hakkını gaspedebiliyor; dokuz kişi de bir kişilik hakka boyun eğebiliyor; buna da bu dünyada  adalet deniyor. Ne yazık ki günümüzde mutlu bir  azınlık var;  milyonları eziyor. Sömürüyor; onları kendine köle haline getiriyor. Afrikadan yeni dünyaya, Amerika'ya götürülen zenciler, Kunta Kinteler  boğaz tokluğuna köle gibi çaşlıştırıldılar.  Zincirlerle prargalara vuruldular. Bu vahşi  durumun günümüzden ne farkı var!..  Onların lügatlarında merhametin sadece adı var; aldatmacası var. Bütün kelimelerin yalancı ve aldatıcı bir rolü var!.. Artık kanıksıyorsunuz. Bir kölenin efendisine kölelik etmesinden daha doğal ne var!.. Ne devrimcinin, ne gelenekçinin insanlığı kurtarıcı bir tarafı var (!..) Ey insanlık Kuran'la muhatap ol!.. Adil ol; hakkaniyetli ol!..  Kimsenin hakkını çiğneme ve kimseye de hakkını çiğnetme. Yoktur başka kurtuluşa giden yol!..
Profösör


2 Temmuz 2017 Pazar

Ahlaklı Olmak


Ne cennet vaadinden, ne de cehennem korkusundan dolayı ahlaklı olunmaz.  Ahlak genlerimize yerleşmiş, hiç bir baskı görmeden ve  kendiliğinden sudur eden doğal reflekslerimizdir. İslam'ın cennet vaadi ve cehennem korkusunu bize hatırlatması ise inzar içindir.  Kulun adalet duygusu ve ahlaki iradeye sahip olmada nefsin zaaflarına karşı terbiye olmasının en büyük amilidir.

Profösör

Disiplini Şiar Edinmek


Herşeyi yerinde ve zamanında  yerine getirmek, adalet ve ahlak değerlerinde en yüce bir rütbeye sahip olmak demektir.  Bir kişinin disiplini şiar edinmesi, inancında ve davranışlarında hassasiyet göstermesi demektir. Züht ve takva sahibi olmak, ibadetlerimizi severek  yapmak,  iyilik sahibi olmak ve insani davranışlarımızı da ahlaki temele dayandırmak, Allah'ın rızasını kazanmak içindir.  

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

5 Mayıs 2017 Cuma

Adalet Hassasiyeti

Temel inanç bir ağaç  büyüsün de odun yapılsın diye fidesi toprağa dikilmez. Bir ağaç genel olarak meyve versin, ondan insanlar istifade etsin, kurt kuş yesin diye dikilir. Oysa ağaç aynı zamanda  bulunduğu yeri gölgelendirir ve yaşlanınca da kurur, çürümeye başlar ve toprağa karışır.  Ya da  ondan odun ihtiyacı giderilir.  Sahibi olan bir ağaçtan izinsiz meyve kopartılmaz. İnsanın canı çekse  de, göz hakkı diyerek, ağaçtan sadece nefsi köreltmek için  bir meyve kopartılırsa, mutlaka sahibinden helallik istenir. Helallik istemek bizim olmazsa olmaz inancımızın ve kültürümüzün bir kuralıdır. Aksi takdirde sorumluluk üzerimizde kalır; bu durumu ahlaki bir davranış olarak  göremeyiz


Bu tür davranışları daha ileriye de götürebiliriz. Örneğin; yazın sıcağında başkasıan ait bir evin gölgesinde biraz gölgelenmek bile ahlaken sorgulanabilir. Yada yağmurda sokakta yürürken başkasına ait evlerin çatısı altında yürünmez diyebiliriz. Bu tür uç örnekleri çoğaltabiliriz. Asıl meselenin özünü adalet değerleri teşkil eder. Adaleti temin etmenin en başında ahlaki terbiyeye sahip olmak geliyor. Ahlaklı olmak. doğru davranışlar içinde bulunmak Allah'ın kuldan yapılmasını  istediği emirlerdir.  Hazreti Ömer'in devlet işlerinde devletin mumunu, özel işlerinde cebinden çıkarttığı kendisine ait  özel bir mumu kullanması, adalet terazisinin nasıl bir hassas terazi olduğunu gösterir bize.

Elbette biz insanlar sosyal varlıklarız. Hep birlikte ve bir arada yaşarız.  Bilerek yada bilmeyerek birbirimizin haklarına gireriz.  İçimizi acıtan, vicdanen rahatsız olduğumuz davranışlarımızdan da helallik isteriz. Birbirimizin hoşgörüsüne sığınırız. Bu arada hassasiyet gösterirken de   ifrat ve tefritten kaçınırız. Kimse bir tane meyvenin hesabını sormaz. Kimse bir evin gölgesinde oturana kızmaz. Kimse  neden saçak altında yürüyorsun diye ayıplamaz.  Bir yerde zor ve darda kalan bir kimse olduğunda hemen koşar elinden tutarız. İnsanlığın da vicrdanın da gereği bu olsa gerek!..


Zaman zaman beşer olarak gaflete düşebiliyoruz. Onun için en başta bize verilen emaneti korumamız gerek. Haksız yere menfaat sağlamak ve nemalanmak olmaksızın davranışlarımıza dikkat etmemiz gerekir.  Her ne iş yaparsak yapalım özellikle Besmelesiz yapmayalım ve iyi niyet taşıyalım. Umarız ki bundan dolayı hatalarımızdan ve işyeleyeceğimiz günahlardan  beri kalırız. 


Profösör


9 Ocak 2017 Pazartesi

İnsanlıktan Yanayız


Dünyada iki kutup var, biri iyi kötü demek gafletine düşürülüyoruz. Sovyetler Birliği çöktüğünde  tek kutuplu bir dünyanın temsilcisi Amerika vardır demek, söylem olarak da yanlıştır. Tek kutuplu bir dünya olmaz. Görünüşte süper ve emperyal güç olarak Amerika var denir. Şimdi ise birden fazla  Amerike'ya kafa tutabilecek dünyada süper güçlerin varlığından sözedebiliriz.

Oysa adaletten, hakikatten, insanlıktan yana güçler var olmakla birlikte, karşısında  da hakka, hakikate aykırı duran, insanlığı sömüren, ezen, katliam yapan güçler ve insiyatifli aileler vardır. Temsil ettiği zihniyetk tek kelimeyle siyonizmdir. Siyonizm zihniyeti ahtopot gibi kollarıyal her yere uzanmış ve sarmıştır.

Bizler ne o kutuptan, ne bu kutuptan sömürgecilerin temsil ettiği hiçbirinin zihniyetini benimseyemeyiz. Bizler ancak insanlık adına ve insanlık onuruna verilen şavaşlarda haktan ve hakikatten yana bir duruş sergileriz. Hele hele yabancı güçlerin belirlediği gündemin içinde kendimize bir rol göremeyiz. 

Profösör

6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

30 Ekim 2016 Pazar

Hayır ve Şer


"Hayrihi ve şerrihi minallahi teala" Hayır ve şer Amentü'dendir. Hayır da şer de Allah'tandır. Başımıza gelen kaza ve bela musibettendir. Bize göre, yani kulun algısına göre kendisini üzen herşey bela kabilinden şerdir. Kul kendince iyi olanı hayır, kötü olanı şer olarak algılanır. Oysa şerrin içinden hayrı çıkartan da Allah'tır. Allah kulları ve yarattıkları için en hayırlısını takdir eder. Bizler Allah'tan gelen her şeyi takdiri İlahi olarak kabul ederiz. Adalet sahibi Allah'tır. Allah'ın adaleti biz kulları ve bütün mahlukatı için sonsuz bir lütuftur. Hayır da, şer de, Allah'ın terazisinde adalet, kulun terazisinde takdiri ilahidir.

Profösör

19 Mart 2016 Cumartesi

Aman Dikkat!..



Diyabetim ve günde dört kez insülin kullanıcısıyım. Terör saldırıları sonucu ölen masum insanları düşünrükçe şekerim tavan yapıyor. Her olaydan sonra yaptığım şeker ölçümleri gösteriyor ki; insanen ve vicdanen katillere, canilere ve vatan hainlerine karşı kin ve nefret duyuyorum. Öfkelendikçe şekerim daha da yükseliyor;  zangır zangır titriyorum.

Nedense bugün Taksim terör saldırısından sonra şekerimde bir yükselme olmayınca kendi kendime de kızdım. Oysa teröre karşı duyarlığımı henüz yitirmedim ve yitirmeye de inancım ve vicdanım kabül etmez. Bu olaylar karşısında üzülmekle kalınmamalı. Mutlaka her insanın terörle ilgili yapacağı şey, her alanda insanlık adına duyarlı olmalı. Terörle yaşamaya alışkın değiliz. Bu menfur olayları kanıksayamayız.

Türkiye'nin bu beladan kurtuluşu için millet olarak devletin yanında durmalıyız. Yoksa karanlık güçlerin "Masum insanlar ölüyor, iktidar önlemiyor, devlet katildir"  diyerek Cumhurbaşkanı ve hükümet üzerinden yürütülen ihanet projelerinin içinde kendimizi buluveririz. Aklı başında olan, yüreğinde insan ve vatan sevgisi olan bu ayrıntıyı kavrayabilecek güçtedir. Sadece "Aman dikkat" diyorum.

Profösör

Kısasta Hayat Vardır

 
Bir masum insanın canı kıyılıyorsa eğer;  bizim de içimize ateş düşüyor. Hele o kişinin yakınlarının ateşi hiç sönmüyor.  Bir can ne kadar kutsalsa onu korumak da o kadar kutsaldır. Kim ki masum bir insanın canını kıyıyorsa bunun karşılığı idam olmalı. İdam geri gelmeli. Gelmeli ki adalet duygusu toplumumuzda hakim olmalı. Mutlaka kısasa kısas olmalı. Zira kısasta hayat vardır.  

Ülkemizin bir çok yerinde yapılan terör olayları ve canlı bombalarla yapılan katliamlar sadece güvenlik tedbirleriyle önlemek  mümkün olmaz. Katliamı yapan ve yaptıranın yanına  bu kalmamalı. Masum insanların kanı yerde durmamalı. Devlet sadece merhamet yüzünü göstermez. Azılı katillere de suratını asmalı.

Son zamanda Ankara ve İstanbul merkezli canlı bombalar bir bir devreye sokuluyor. Sokulsa da bunun mutlaka sonu olacaktır. Millet olarak biz devletin yanında durmak zorundayız. Yoksa yangına  biz de odun taşımış oluruz. Bugünkü Taksim  İstiklal Caddesindeki vuku bulan canlı bomba patlamasına şiddetle lanetliyoruz. Bu eylemde cürümü olanlar Taksim meydanında infaz edilmeli.

Profösör

21 Aralık 2015 Pazartesi

Şiir ve Şuur









Keşke her daim şiir yazsam; şiirle yatıp kalksam. Keşke şiirle gülsem, şiirle ağlasam; şiirle yaşasam. Bir başka olurdu dünya; hakikati tutan ve zulme başkaldıran.

Profösör



12 Ekim 2015 Pazartesi

Eğitim Gönül İşidir.


Eğitim gözgöze ve gönül gönüle yapılan bir  iş, eylemdir. Kesinlikle sıradan bir iş, sıradan bir eylem değil; insanlık idealinde yapılan kutsal bir hizmettir. 
Eğitim hak ile batılı birbirinden ayırdedebilmek için cehaleti yenmektir. 
Eğitim, zulmetten nura doğru yolda yürümek, adaleti temin etmek, ahlaklı ve seciyeli nesiller yetiştirmektir. Onun için eğitim gönül işidir.

Profösör

3 Ekim 2015 Cumartesi

Tusunami!..


Bir tarafta açlık, kıtlık, susuzluk, salgın hastalık...  Bir tarafta varil ve misket bombaları, katliamlar, yıkımlar, toplu ölümler... Yerinden yurdundan edilenler. Bütün insanlık sınavda;  kalbi sökülen bu çağdaş dünyada. Çılgın gibi gökten yağmur yağsa, deniz derya olsa bu toprak. Uçsuz bucaksız çöller tusunamide. Susuzluk yüreğimizi bir kere yaktı ya!.. Dev dalgalara bürünmüş bu kızgın  toprak üzerimize gelip bizi bir hamlede yutsa. İnsanlık yalana teslim bizi unutsa da; biz hakikatte varız ya!..

Bu dilek olmaz, böyle dua kabul olunmaz. Zulme uğrayanların zulmü hiç bir zaman yerde kalmaz. Hak ve adalet adına ey insanlık inin artık fildişi kulenizden!.. Bir tarafta şaşalı sosyetik hayat... Gökdelenler, yazlıklar, villalar ve malikaneler... Bi tarafta sefalet teneke barakalarda barınanlar, varoşlarda  yaşayanlar, karton kutularda uyuyanlar. 

Böyle hak ve hukuk, böyle adalet ve insaf vicdan ölçülerinde  tartılmaz. İnsan sorumluluk duygusuyla ancak  insani ve vicdani olarak huzurludur. İnsan iyilik yaptıkça ve iyilik buldukça mutludur. Bir insanın gülümseyişi demek, bütün insanlığın gülümsemesi demektir.

Profösör

25 Ağustos 2015 Salı

Eşeklerin De Hakları Var!..


Eşekleri çok çalıştırırsanız çok yorulur. Çok yorulan eşek bir zaman sonra yük taşımada isteksiz olur. Yük sırtında yolda giderken duru duruverir. "Deh!.." dersiniz gitmez... "Deh, deh!." dersin yine gitmez. Biz bu eşeğin haline 'dingin' deriz. Anlarız ki büyük bir hata yapıyoruz; eşeği çok çalıştırmakla, dinlendirmemekle onun hakkını çiğniyoruz.

Dingin eşek kalp olur; "Deh!" desen de, dövsen de, sövsen de gitmez. Zamanla dingin eşek yürümemeyi, hatta sırtında yük taşımamak için huysuzlanmayı adet edinir. Dingin eşeğin kalplaşması da bu alışkanlıkla başlar. Artık o eşek istekli yük taşımamasıyla eşekliğini bile inkar eder duruma düşer. İnsanlık varken hiç dinlenmeden, dur çüş bilmeden,  niye yük taşıyayım ve niye  eşeklik edeyim der. İşte bundan dolayıdır ki; her işten sonra eşeğin  bir müddet dinlenmesi gerek. Onun hakkını yememek gerek. Eşekliğine saygı duymak gerek. Onu sevmek, ona şefkat gösterlmek ve merhamet etmek gerek. 

Unutmadan hatırlatmayı bir borç bildiğim konu da, Osmanlıda eşekler için çıkarılan kanunnamedir. Her eşeğin haftada iki gün tatili vardır. Eşeklerin haftada iki gün çalışmaması, biz insanlar  gibi dinlenmesi gerek. Çünkü o da bir can taşıyor, bunu bizim bilmemiz gerek. İşte Osmanlı bu!.. Kim ki eşeğine haftada iki gün dinlenmesine imkan vermiyor ve eşeğin dinlenme  izinini ihlal ediyor, o zaman şu kadar akçe cezayı, şukadar kırbacı sırtında hak ediyor. Osmanlı, adaletinde böyleydi işte. Ne yazık ki günümüzde biz çalışan insanların, haftalık bir gün dahi olsa izin yapmalarına ve dinlenmelerine izin verilmiyor. Mesaileri gaspediliyor. İşçi sendikaları, bir nevi sarı sendika durumuna düşüyor ve hiç bir  işe yaramıyor. İşte bundan dolayı Osmanlı adaletiyle seviliyor; ancak günümüz  sözde işçi haklarını savunanlara asla güvenilmiyor.

Profösör

17 Haziran 2015 Çarşamba

Ramazan Anısına


Uzun boylu, kılıç gibi bir adam; kabzası gül dalından. Her an yerinden fırlayacakmış gibi duran bir adam. Sedef kakmalı kınından çıkmasın bir kere kılıç!.. Kara kaş, kara göz, kara sakal; başında sarık, boynunda şal. Uzun kaftanıyla, büzgülü şalvarıyla, ibrişim kuşağıyla muhteşem bir sultan. Fetihler, Fatihler; fetholunmuş yerler; bir elinde adaletin kılıcı, bir elinde tevhid sancağı. Yüreği sevgi dolu, sefkat ve merhamet membağı. İşte bak!.. Selatin camilerinde ışıl ışıl yanan mahyalar, minarelerinde okunan ezanlar. Yaşasın İstanbul!.. Kutsal ramazanda bir huzursun. Ey İstanbul!.. avare aşıklarınla mutlusun!..
Profösör

13 Ocak 2015 Salı

Kötülükler Bela Olarak Geriye Döner


İki yanlış bir doğru etmez.  Paris'teki mizah dergisine yapılan terör saldırısı ve katliam ne kadar yanlış ise, Charlie Hebdo mizah dergisinin İslam Peygamberine ahlaksızca yaptığı saldırı da o kadar yalnıştır. Biri diğerinin müsebbibidir. Bir yanlış doğruyu getirmez, bilakis bir yanlış ancak bir yanlışı doğrur. Paris teröre lanet yürüyüşünde terör kınandı ama, terörü oluşturan sebebi konuşulmadı. Adı bile anılmadı. Bu çarpık durum gözden kaçmadı. Buna rağmen müslümanlar terörü kınadı. Müslüman liderler de Paris teröre lanet yürüyüşüne katıldılar. Müslümanlarla ilgili  olabilecek yanlış algıları da şimdiden bertaraf etmek için boy gösterdiler, dünya kamuoyuna resim verdiler. 

Hiçbir terörü İslam dini kabul etmiyor. Dinin özüne aykırı buluyor. İslam barış ve kurtuluş vadediyor. Nitekim, bazı batılı gazeteler Charlie Hebdo'nun yayın politikasını eleştirerek, onları suçlu buluyor. Elbette dinler insanlığın huzuru ve mutluluğu için vardır. Barış ve kurtuluşu için vardır. Hangi dine mensup olurlarsa olsunlar,  onların yanlışları dinlerine ve  peygamberlerine maledilemez. Kutsi değerlerine hakaret edilemez. Sadece kötü ve insanlık dışı eylemler eleştirilir, lanetlenir ve teröre karşı her türlü önlemler almak için farklı inançtaki birey ve toplumlar birbiriyle  diyalog içinde olurlar.  Hatta insanlığın  karşılaştığı savaş, açlık, kıtlık ve doğal afetlere karşı da birlikte hareket etmek insanlık açısından zorunludurlar.

Her ne olursa olsun, özgürlüğün bir sınırı vardır. İnsanoğlu toplumsal hayat içinde birbirinin özgürlük sınırlarını müdahale etme hakkına sahip değildir. Evrensel değerlerde insan hak ve özgürlüklerin tanımında, özellikle  insanlık onurunu çiğneyen, kutsi değerleri zedeleyen, fikir ve ifade yoluyla saldırı yapılamaz ve hakaretlerde  bulunulamaz. Bir arap atasözü vardır, genelde hak ihlal edenler ve had bilmeyenler  için kullanılır.  "Men dakka dukka" çalma kapıyı, çalarlar kapını" boşuna söylenmemiştir. Hakaret, saldırı, terör, haksızlık, zulüm yapan için bumerang gibi misliyle kendini vurur. Bu durumu akıl sahipleri oturup düşünmesi gerekir. Çünkü yapılan yanlışlar ve kötülükler  doğruları getirmez. Bilakis yapılan  kötülükler, kötülük yapan kimseye  misliyle geriye döner.

Profösör



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...