İzleyiciler

algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
algı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2017 Salı

Haber Başlığı


Algı oluşturmanın en sisnsi yöntemi subniminal mesajlara başvurulmasıdır. Ne yazık ki en çok da gczeteci bir haberi mahrecinden alırken ve aldığı haberi kullanırken farkında olmadan zokayı yutuyor. gazeteci haktan ve mazlumdan yana durduğunu iyi bilecek ve bilincini kuşanacak ki; sinsice yapılan iletişim tuzaklarına düşmesin!.. Silah sektöründe yeni bir icadı olan İsrail'in "Demir kubbe sistemi hizmete girdi" şeklindeki haberi olduğu gibi kullanılıyor.  Gerçek gazeteci böyle bir zokayı yutmaz. Gazeteci şuur sahibidir ve bir haberi mahrecinden alırken kendi dünya görüşüne göre aldığı haberi revize ederek kullanır. İsrail icad ettiği silah insanlık hizmeti mi sunacak!.. İsrail kendi ırkının dışındakileri insan sınıfına sokmuyor.  Bir icad Hak için kullanılırsa insanlık için  hizmettir. Bir icad batıl için kullanılıyorsa insanlık için hezimettir.  "İsrail'in yeni icad ettiği   Demir Kubbe Sistemi  tehdit oluşturuyor" şeklinde başlık kullanılması daha doğru olurdu.

Profösör

8 Kasım 2017 Çarşamba

Atatürk Kültür Merkezi


İletişimde algı ve olgu

İletişimde algı ve olgu birbirini tamamlar. Algıoluşturuldukça olgu oluşur. Olgu oluştukça da yeni algılar oluşur ki bu da çığ gibi büyür gider ve birbirini tetikler. İletişim mecraları her ne olursa olsun, içinde taşıdığı değerler önemlidir. Bir kitabın, bir gazetenin, bir radyonun, bir televizyonun ihtiva ettiği, yaydığı bilgiler ve haberlerin mahiyeti çok önemlidir. Bu mecraların işlevsellikleri  insanlık değerleriyle ne kadar örtüştüğü ve bu mecraların neye hizmet ettikleri niyetlerinden bellidir. Bu kitap iyidir, bu gazete kötüdür, bu radyo dinlenir ya da bu televizyon izlenmez gibi yargıya varabiliriz. Bu mecraların iyi olup olmama yargısı bunları takip eden izleyicilerin hayata bakışı ve yaşantısıyla bire bir ilgilidir. Bir şeyin iyi yada kötü oluşu doğru düşünme mantığına sahip olmamızla ölçülür. Bu ölçünün sağlıklı olabilmesi için inanç değerlerine sıkı sıkıya bağlı olmak, bizatihi inandıklarımızı birey ve toplum olarak  hep birlikte yaşamamızla oluşur.

Doğru mecralar

İletişimde algı dedik; çünkü algı altıyı dokuz, dokuzu altı yapabilir. Çünkü algı Ahmet’i Ahmet olarak bildiği gibi, zamanla Ahmet’i Mehmet olarak da gördürebilir, zannettirebilir bizi yanıltabilir. Bu bir nevi hasüsülasyon gibidir. Önce iletişimle algı doğru mecrada, doğru muhteviyatla yapılmalı ve hakikate giden yolun bir parçası olmalı ki; ancak o zaman gerçek algıdan söz etmemiz gerekir. Ahlak dediğimiz zaman huy, şecere, doğa, natura, maya, fıtrat, yaratılış gibi kelimeler akla  gelir. Ahlak dediğimizde  doğru davranışlar akla gelmelidir. Çünkü ahlak fıtrattan gelen ve karekter eğitimiyle  kazanılan doğru reflekslerimizdir. Ahlaklı dediğimizde aklımıza doğru davranışlar gelmelidir.  Algı dediğimizde de, doğru algıya bütün varlığımızla hazır hale gelmeliyiz. Bu da eğitim süreciyle kazanmış olduğumuz  yetilerimizdir.

Moral değerler

İletişimde olgu dedik; çünkü olgu bizi doğru düşünmemizi, doğru hissetmemizi ve doğru davranmamıza ışık tutacak bir değerdir. Algısı doğru olanın, olgusu da doğrudur. Doğru düşünme, doğru hissetme, doğru karar verme ve iradeyi doğru yönde kullanmakla birlikte doğru eyleme geçmektir. İster hayata bakışımızla ilgili olsun, ister işimiz, eşimiz, aşımızla ilgili olan konular olsun her şeyi olgunlukla karşılarız. Olgunluğun izdüşümü pozitif değerler ve maneviyattır. Herşeye bakışımız adalet ve ahlak temelinde, her şeye yaklaşımımız da moral değerlerle olmalıdır.

Anlamak ve anlaşılmak

Doğru iletişim bizim ne anlattığımız değildir. Esas olan bizim anlattığımızdan muhatabımızın ne anladığıdır. Bu klasik hale gelen sözü sık sık duyarız. Bu söz iletişimci için bir uyarıcıdır. İster vaiz ol, ister hatip ol, ister mürşit ol önce karşımızdaki kişinin ve toplumun haleti ruhiyetini iyi bil. Empati yap ve kendini onun yerine koy. Onunla dertleş, yarenleş ve onunla hemhal ol ki; onu anlayabilesin. Onu doğru anladığın takdirde onunla kurduğun iletişim doğru iletişim olacaktır. Aynı zamanda doğru iletişim kalbidir. İletişim, sözle, lisanla, kelamla yapıldığı gibi, bir bakışla, bir parmak sallayışla, bir duruşla önce senin insan olup olmadığının fotoğrafını verir zaten. Senin tasvirini çıkartıp veren odak noktası olan kalbindir senin.

Arifler anlar

Senin bir tebessümün, bir yetimin başını okşayışın, kuşa kurda karda kışta yem verişin, bir yaşlının hatırını soruşun, bir hastaya ziyaretin, bir engellinin engelini unutturuşun, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, hastalara karşı sevgi,şefkat ve merhametle yaklaşımın, asaletin, zarafetin, hamiyetperverliğin, mütevaziliğin aynı zamanda  bilge oluşun kadar maddiyatla ölçülemeyen zenginliğin yerini ne tutabilir ki!.. İnsan hiç konuşmadan suskunluğuyla bile karşısındakiyle iletişim kurabilir. Muhatabını etkileyebilir. Muhatabını negatiften pozitife çevirebilir; onu transformasyona sokabilir. Yeter ki insan kutsal değerlere inansın, onlara sahip çıksın, inandığını yaşasın, bütün saydığımız bu değerler üstüne nice değerler zincirleme olarak eklenecektir. İletişim, algı, olgu, bütün bunlar itibarlı bir kimlik, bir kişilik ve markalaşan bir logo gibi kişide kendini gösterecektir. Böyle kimlik ve kişilikte olanlar ilmiyle amil bilge insanlardır. Ancak bizim halimizden bilge sahibi ilmiyle amil olan  arifler  anlar.

Markaların izdüşümü

Amblem, logo, sembol ve armalar bir anlamda prestiji ifade ederler. Bunlar bireysel ve kurumsal hizmetlerin grafiksel ifadesi, aynı zamanda temsil ettiği değerlerin bir itibarıdır. Bir kelime ile, bir sembolle gönüllerde taht kuran markaların izdüşümüdür. Hizmet doğru yapıldıkça markaların yıldızı parlar ve güçlenir, hizmette kusur arttıkça da markaların yıldızı söner ve güç kaybeder. Demek ki iletişimin bir yanı doğru olmak, doğru hizmet etmek ve doğru algı oluşturmaktır. Doğru algı oluşturmanın da bir tık ötesi doğru olgudur ki; bu da toplumda marka sevgisi ve marka sadakati oluşturur

Amblem ve logo anlayışı

Amblem, logo, sembol ve armalar bir ürünün, bir hizmetin, bir yapının, müstakil bir sanat eserinin simgesel bir değeridir. Grafik sanatıyla ve anlayışıyla  somut bir görselliği, şekli ve biçimidir. Bir anlamda temsil ettiği değerin varoluş felsefesidir. Hizmetlerin manevi tılsımı ve fiziki ifade şeklidir.

Varlıkları bile yeter

Her kurumsal ve kurumsallaşmış değerlerin günümüzde amblem ve logolarla kendini ifade etmesi kusursuz hizmet veren markalara açıktan bir itibar kazandırabilir. Her ürün ve hizmet kurumsal bir logo ve ambleme ihtiyaç duyabilir, kendini bu şekilde kurumlaştırabilir, kendini ancak böyle ifade edbilir. Fakat  ticari bir meta olmayan nice değerler vardır ki amblem ve logoya ihtiyaç duymazlar. Onların kurumsallığı taşıdıkları kutsallıklarıyla ancak izah edilebilir. Onların kurumsallıkları ambleme, logoya bağlı değildir, varlık sebebleriyle ilgilidir. Onların varlığı herşeyi ifade eder. Herhangi bir konuda ve konumda mabedlerin görsel ifade şekilleri, mimari üslubunun çizimi,  iletişim mecralarına yansımasıyla hasıl olur.  Bir ambleme, bir logoya, bir arma ve sembole ihtiyaç duymazlar.

Dünya görüşü


İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tamiri ve tadilatıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Kısa adı AKM olan bu kültür varlığının işlevsel bakımından eskisine göre kat kat fazla ve çağdaş anlayışla tasarlanmış bir bina oluşu bizi heyecenlandırıyor. Eski yapı ön cepesyle çağdaş bir yapı olarak Taksim’deki duruşu fena değildi. Bir nevi eski görsel imajı korunarak eklenen simgesel değer içine yerleştirlen büyük turuncu bir küre. Dikdörtgen biçiminde bu binanın cephesi, çerçeve çerçeve olarak kabul edersek içersinde bir küre ile, bu kültür varlığı, sanat ve estetik açıdan yeni şekliyle, değerli bir görsel  imaja sahip oluyor. Felsefi anlam olarak da küre globalleşen bir dünyayı temsil ediyor demektir. Binanın ön cephesini geometrik değerlerde dikdörtgen kabul edersek, tam da ortasındaki bu küre aynı zamanda yuvasında bir göz olarak bakışı, görselliği, hatta dünya görüşlerini ve  hayata bakışı simgeliyor olabilir. Bu düşünceden yola çıkıldıysa isabetli bir görsel şölen bu sanat harikasında derinlemesine anlam kazanıyor..

Hilal semboldür

Atatürk Kültür Merkezi’nin mimari tasarımında isminin, ambleminin ve logosunun nereye konulacağıyla ilgili bir yer bulamadım doğrusu. Eğer düşünülseydi böyle bir yapının cümle kapısı ve cephesinde mutlaka yapıyla insicamlı bir bölüm mutlaka olacaktı. Koca Sina’nın eserlerine bir bakın, özellikle mabedlerde bir amblem bir logo yoktur. Bu tür binaların işlevsellikleri önemlidir. Genel geçer bütün ümmetin ittifak ettiği ve benmsediği “Hilal” minarelerin ve kubbelerin tepesinde bir alemle İslam temsil edilir. Diğer İslam dışı dinlerin mabedlerinde de aynı durum vardır. Müslümanlıkta yeryüzü mescid hükmündedir. Esas olan mabedin yapısı değil, içinde ibadet eden müslümanların cemaat olmaktan aldıkları feyiz ve birbiriyle ne kadar yardımlaştığı ve kaynaştığıdır. Biz sadece yapının suiletini görür görmez işte bu Sultanahmet Camisi’dir. İşte bu, Çağlayan Adliyesi’dir. İşte bu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’dir. İşte bu Ayasaofya’dır. İşte bu TBMM’dir diyebilecek, algısı ve olgusuyla bir idrake sahip olamamızdır. Ancak o şuurda bir insan, bir müslüman ve bir vatandaş olarak duyarlı olabiliriz.

Enternasyonal özellik

Atatürk Kültür Merkezi’nde elbette doğudan, batıdan, güneyden,kuzeyden, her türlü kültürden sanattan gösteriler sunulacaktır. Çünkü böyle kültür merkezlerinin ve opera binalarının işlevi globalleşmedir. Böyle bir bina işlevselliğiyle örneğin Sultanbeyli’de olmayıp neden Taksim’dedir!.. Çünkü Taksim bütün yabancıların uğrak yeridir. Bir anlamda böyle bir ihtiyaca cevap verir anlayışıyla AKM Taksim’de bina edilmiştir. Aynı zamanda enternasyonal sanat ve gösteri merkezi oluşuyla da yabancı sanatçı ve toplulukları da bundan böyle bünyesinde ağırlayacaktır.

Herkese yer verilmeli

İnsan olarak farklılıklarımızla birbirimizi kabul ettiğiğimizde toplumdan bir parça oluruz. İnsan ancak hoşgörüsüyle birbiriyle kaynaşır, birbirinin eksiğini ve hatasını giderir. İşte o zaman insan toplumun bir mütemmimi olur. Bu abidevi sanat ve gösteri merkezinde Itri’den Dedeefendi’ye, Hacivat Karagöz’den Nasrettin Hocaya, Keloğlan’dan günümüz İslam ve Türk gösteri sanatçılarının yapıtlarına  kadar yeni bir nefes ve yeni bir formla yer verileceğine inanmak istiyorum. Herkes kendi çöplüğünde ötmesini bilmeli ve herkes kendine göre yoğurt yemesini bilmeli. Herkes kendi inancını, sanatını, kültürünü icra etmeli. Önce söz bize düşmeli  ve işte sanat, işte kültür, işte uygarlık budur demeli.


Mehmet Akyıl

8 Kasım 2017 Çarşamba
Saat: 5:35
İstanbul












7 Mart 2017 Salı

Algıda Seçicilik


Neye ihtiyaç duyuyorsak vücudumuz onu istiyor, onu özlüyor, onu arıyor. Bir anlamda gözlüğe ihtiyaç duyuyorsak gözlerimiz gözlüklere kayıyor. Gözlük markalarıan ve gözlük modellerine bakıyoruz. Kendi kendinize sorun; benim acilen neye ihtiyacım vardır. Düşündüğünüz ve hissettiğiniz şeye kulak verin. İpuçlarını değerlendirin. İhtiyacınız her neyse onu değerlendirin.
Profösör

9 Kasım 2016 Çarşamba

İletişim İyi Bir Algı Yaratmaktır


İnsan ilişkileri iletişimle başlar. İnsan iletişimini genel olarak söz ile, yazı ile yapsa da, kişi varlığı ve taşıdığı bütün değerleriyle iletişim kurar. 

En başta etten ve kemikten yaratılmış olan insan aynı zamanda ruh da taşır. Öğrendikleri, yaşam biçimi, fikir dünyası, duyguları ve davranışlarıyla bir kıyafet bütünlüğü içinde karşı tarafın zihninde bir imaj oluşur. 

İyi bir insan, seviyeli bir insan, adaletli ve ahlaklıdır. Böyle  insanın bütün davranışları aynı zamanda  şuur içindedir. Bu kolayca anlaşılır. Böyle insanlar Karşı tarafın hafızasında  iyi bir algı yaratırr.

Profösör

29 Temmuz 2014 Salı

Dört yaşıdaki torunum zaman zaman  köye  gittiğinde babaannesinin çiftliğini öve öve bitiremiyor. İnekleri, tavukları çok seviyor. Yalınayak toprakta yürüyor. Hayvanların su içtiği aharın içine giriyor. Sularla oynuyor. Üstünü ıslatıyor; tam bir özgürlük yaşıyor çiftlikte. Ceviz ağacından erik kopardım diyerek yemeye çalışıyor. Çok acıymış bu erik diyerek yüzünü ekşitiyor. Tabiatı öğreniyor, tecrübeleri artıyor. 

Yine çiftliğe son gidişinde tavuklardan birinin folluk yerine kapının önünü yumurtaladığını görünce,  yumurtayı eline alıp bahçede koşturunca halası ona "Mehmet Akif şimdi sen bu yumurtayı kırar pişirirsin" diyor. Mehmet Akif de halasının bu sözüne karşılık, hemen yumurtayı yere çarpıyor. Yani yumurtayı kırmış oluyor. Ama bu şekilde yumurta nasıl pişirilir ve nasıl yenir onu aklına getirmiyor. Sonra da kırmış olduğu yumurtadan dolayı  boynunu büküyor.

Çocuklar yumurtayı kırabilir; çünkü çocukların mecazi kelimelerden haberi olmayabilir. Oysa aklı başında olanlarımız, bırakın mecazı anlamayı, vur desen öldürüyorlar.

Profösör

Not: Fotoğraf temsilidir.





20 Mayıs 2012 Pazar

Güneş Tutulması ve Değişim Algısı

Bu gece tam anlamıyla bir güneş tutulması yaşanacak. Bu güneş tutulması dünyanın sadece bir iki yerinde tam anlamıyla görülebilecek. Ayrıca güneş tutulmasının çıplak gözle de görülmesi gerekmez. Sadece güneşin tutulacağını bilmemiz, bir takım değişikliklerin olacağı anlamına gelebilir. Evren herşeye gebedir. Herşey birbirini etkilemektedir. Biz bilsek de bilmesek de olan oluyordur zaten.. Bu açıdan da bütün varlıklar ister istemez evrendeki işleyen ilahi hükme sadece teslim olurlar. Evren öyle var edilmiştir ki, bilim adamlarının okyanusta bir damla suda boğulmaları gibi, uçsuz bucaksız bir oluşumun içinde küçücük bir nokta kadar yok hükmündeki bilgileriyle bir acziyet içinde, ilminde sonsuz güce sahip olan mutlak varlığa teslimiyetten başka bir hakikatları yoktur. Hakikat imandır. Kainatta herşey birbirine girmiş, iç içe mimari iç içe benlik kadar bizi içine alır ve bizi kainatın bir merkezi haline getirebilir. Aynı zamanda bizi bilinen bir alemin bilinmeyen bir varlığı olarak da bizim dışımızdaki varlıklarla ortak değerler bütününün bir paydası yapar. 

Kainatta sadece bir güneş sistemi yoktur. Güneşler vardır. Güneş sistemlerinin içinde ayrı ayrı fakat birbiriyle bütünleşmiş güneş sistemleri vardır. Kainat bir girift bilmece ve çok bilinmeyenli denklemdir. Sonsuzluğun ifadesi birbirini varsayan binen ve bilinmeyen alemin bir mutlak varlık olarak karşımıza çıkışıdır. Her bir yerde ne olursa olsun bilimsel açıdan fizyolojik, biyolojik, psikolojik, sosyolojik gibi sayamayacağımız kadar bilimsel verinin konusu haline gelebilir. Biz sadece kainattaki yıldızlar aleminin uyduğu o yüce ilahi kanunun hükmüne tabi olmaktan başka bir seçeneğimiz yoktur. Bizim irademiz insan olarak ve insan gücü kadar kendimize verilen izin kadar kendimizi iyi yönden konumlandırmaktır. Kul olma bilinci önce insanın kendi nefsinde başlar. Kaderimiz sadece bize verilen izin kadardır. O da bizim hidayetimiz için iyilik üzerine irademizi kullanabilme becerimizdir. Hidayet yine de Allah'tandır. 

Değişim; değişmeyen bir gerçek olarak biliriz. İnsan olarak bizler yok iken var oluruz. Doğar, yaşar ve ölürüz. Hayatımız enlemesine ve boylamasına inişli çıkışlıdır. Hayatımız statik değildir. Sağlıklı iken hasta olabiliriz. Zengin iken fakir olabiliriz. Mutlu iken mutsuz olabiliriz. Umutlu iken karamsar olabiliriz. İnsan yaratılış itibariyle tam tamına karşıt düşünceleri, duyguları ve bütün değerleri yaşayabilir ve yaşatabilir. Bir değişim içine çekecek hayatında dönüm noktaları ve yeni bir başlangıç vesilesi olaylara müşahede olabilir. Her ne olursa olsun inandığı değerler içinde bir rehbere sahipse sonucunun hayır olacağını düşünür. Vuku bulan olaylar kendi canını acıtsa da Allah'tan gelene bir teslimiyet olarak kadere olan inancıyla algılar. Sabit fikirliler bunu anlayamaz. Çünkü sabit fikirliler bir kısır döngü içindedir. İstisnai durumları görmezden gelir. Başını kuma sokar. Değişime ayak diretir. Ancak bir kasırgaya yakalandığında, azgın dalgalara kapıldığında, bir kuru yaprak kadar cansız ve güçsüz olduğunu anlamada da gecikmeyecektir. 

Evrende güneşler, aylar tutulabilir.. Evrende yıldızlar kayabilir.. En iyisi mi biz biz olalım, insan olma bilinci, Allah'a kulluk görevimizle bir güneş gibi parlayalım. Yıldızlarımız bizi biz yapan değerlerle pırıl pırıl parlasın. Huzur ve mutluluğumuz için bize göz kırpsın.. Asla gönlümüzün ve bahtımızın yıldızı kaymasın. 

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...