İzleyiciler

İletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

Atatürk Kültür Merkezi


İletişimde algı ve olgu

İletişimde algı ve olgu birbirini tamamlar. Algıoluşturuldukça olgu oluşur. Olgu oluştukça da yeni algılar oluşur ki bu da çığ gibi büyür gider ve birbirini tetikler. İletişim mecraları her ne olursa olsun, içinde taşıdığı değerler önemlidir. Bir kitabın, bir gazetenin, bir radyonun, bir televizyonun ihtiva ettiği, yaydığı bilgiler ve haberlerin mahiyeti çok önemlidir. Bu mecraların işlevsellikleri  insanlık değerleriyle ne kadar örtüştüğü ve bu mecraların neye hizmet ettikleri niyetlerinden bellidir. Bu kitap iyidir, bu gazete kötüdür, bu radyo dinlenir ya da bu televizyon izlenmez gibi yargıya varabiliriz. Bu mecraların iyi olup olmama yargısı bunları takip eden izleyicilerin hayata bakışı ve yaşantısıyla bire bir ilgilidir. Bir şeyin iyi yada kötü oluşu doğru düşünme mantığına sahip olmamızla ölçülür. Bu ölçünün sağlıklı olabilmesi için inanç değerlerine sıkı sıkıya bağlı olmak, bizatihi inandıklarımızı birey ve toplum olarak  hep birlikte yaşamamızla oluşur.

Doğru mecralar

İletişimde algı dedik; çünkü algı altıyı dokuz, dokuzu altı yapabilir. Çünkü algı Ahmet’i Ahmet olarak bildiği gibi, zamanla Ahmet’i Mehmet olarak da gördürebilir, zannettirebilir bizi yanıltabilir. Bu bir nevi hasüsülasyon gibidir. Önce iletişimle algı doğru mecrada, doğru muhteviyatla yapılmalı ve hakikate giden yolun bir parçası olmalı ki; ancak o zaman gerçek algıdan söz etmemiz gerekir. Ahlak dediğimiz zaman huy, şecere, doğa, natura, maya, fıtrat, yaratılış gibi kelimeler akla  gelir. Ahlak dediğimizde  doğru davranışlar akla gelmelidir. Çünkü ahlak fıtrattan gelen ve karekter eğitimiyle  kazanılan doğru reflekslerimizdir. Ahlaklı dediğimizde aklımıza doğru davranışlar gelmelidir.  Algı dediğimizde de, doğru algıya bütün varlığımızla hazır hale gelmeliyiz. Bu da eğitim süreciyle kazanmış olduğumuz  yetilerimizdir.

Moral değerler

İletişimde olgu dedik; çünkü olgu bizi doğru düşünmemizi, doğru hissetmemizi ve doğru davranmamıza ışık tutacak bir değerdir. Algısı doğru olanın, olgusu da doğrudur. Doğru düşünme, doğru hissetme, doğru karar verme ve iradeyi doğru yönde kullanmakla birlikte doğru eyleme geçmektir. İster hayata bakışımızla ilgili olsun, ister işimiz, eşimiz, aşımızla ilgili olan konular olsun her şeyi olgunlukla karşılarız. Olgunluğun izdüşümü pozitif değerler ve maneviyattır. Herşeye bakışımız adalet ve ahlak temelinde, her şeye yaklaşımımız da moral değerlerle olmalıdır.

Anlamak ve anlaşılmak

Doğru iletişim bizim ne anlattığımız değildir. Esas olan bizim anlattığımızdan muhatabımızın ne anladığıdır. Bu klasik hale gelen sözü sık sık duyarız. Bu söz iletişimci için bir uyarıcıdır. İster vaiz ol, ister hatip ol, ister mürşit ol önce karşımızdaki kişinin ve toplumun haleti ruhiyetini iyi bil. Empati yap ve kendini onun yerine koy. Onunla dertleş, yarenleş ve onunla hemhal ol ki; onu anlayabilesin. Onu doğru anladığın takdirde onunla kurduğun iletişim doğru iletişim olacaktır. Aynı zamanda doğru iletişim kalbidir. İletişim, sözle, lisanla, kelamla yapıldığı gibi, bir bakışla, bir parmak sallayışla, bir duruşla önce senin insan olup olmadığının fotoğrafını verir zaten. Senin tasvirini çıkartıp veren odak noktası olan kalbindir senin.

Arifler anlar

Senin bir tebessümün, bir yetimin başını okşayışın, kuşa kurda karda kışta yem verişin, bir yaşlının hatırını soruşun, bir hastaya ziyaretin, bir engellinin engelini unutturuşun, çocuklara, kadınlara, yaşlılara, hastalara karşı sevgi,şefkat ve merhametle yaklaşımın, asaletin, zarafetin, hamiyetperverliğin, mütevaziliğin aynı zamanda  bilge oluşun kadar maddiyatla ölçülemeyen zenginliğin yerini ne tutabilir ki!.. İnsan hiç konuşmadan suskunluğuyla bile karşısındakiyle iletişim kurabilir. Muhatabını etkileyebilir. Muhatabını negatiften pozitife çevirebilir; onu transformasyona sokabilir. Yeter ki insan kutsal değerlere inansın, onlara sahip çıksın, inandığını yaşasın, bütün saydığımız bu değerler üstüne nice değerler zincirleme olarak eklenecektir. İletişim, algı, olgu, bütün bunlar itibarlı bir kimlik, bir kişilik ve markalaşan bir logo gibi kişide kendini gösterecektir. Böyle kimlik ve kişilikte olanlar ilmiyle amil bilge insanlardır. Ancak bizim halimizden bilge sahibi ilmiyle amil olan  arifler  anlar.

Markaların izdüşümü

Amblem, logo, sembol ve armalar bir anlamda prestiji ifade ederler. Bunlar bireysel ve kurumsal hizmetlerin grafiksel ifadesi, aynı zamanda temsil ettiği değerlerin bir itibarıdır. Bir kelime ile, bir sembolle gönüllerde taht kuran markaların izdüşümüdür. Hizmet doğru yapıldıkça markaların yıldızı parlar ve güçlenir, hizmette kusur arttıkça da markaların yıldızı söner ve güç kaybeder. Demek ki iletişimin bir yanı doğru olmak, doğru hizmet etmek ve doğru algı oluşturmaktır. Doğru algı oluşturmanın da bir tık ötesi doğru olgudur ki; bu da toplumda marka sevgisi ve marka sadakati oluşturur

Amblem ve logo anlayışı

Amblem, logo, sembol ve armalar bir ürünün, bir hizmetin, bir yapının, müstakil bir sanat eserinin simgesel bir değeridir. Grafik sanatıyla ve anlayışıyla  somut bir görselliği, şekli ve biçimidir. Bir anlamda temsil ettiği değerin varoluş felsefesidir. Hizmetlerin manevi tılsımı ve fiziki ifade şeklidir.

Varlıkları bile yeter

Her kurumsal ve kurumsallaşmış değerlerin günümüzde amblem ve logolarla kendini ifade etmesi kusursuz hizmet veren markalara açıktan bir itibar kazandırabilir. Her ürün ve hizmet kurumsal bir logo ve ambleme ihtiyaç duyabilir, kendini bu şekilde kurumlaştırabilir, kendini ancak böyle ifade edbilir. Fakat  ticari bir meta olmayan nice değerler vardır ki amblem ve logoya ihtiyaç duymazlar. Onların kurumsallığı taşıdıkları kutsallıklarıyla ancak izah edilebilir. Onların kurumsallıkları ambleme, logoya bağlı değildir, varlık sebebleriyle ilgilidir. Onların varlığı herşeyi ifade eder. Herhangi bir konuda ve konumda mabedlerin görsel ifade şekilleri, mimari üslubunun çizimi,  iletişim mecralarına yansımasıyla hasıl olur.  Bir ambleme, bir logoya, bir arma ve sembole ihtiyaç duymazlar.

Dünya görüşü


İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tamiri ve tadilatıyla ilgili Cumhurbaşkanlığı tarafından bir sunum gerçekleştirildi. Kısa adı AKM olan bu kültür varlığının işlevsel bakımından eskisine göre kat kat fazla ve çağdaş anlayışla tasarlanmış bir bina oluşu bizi heyecenlandırıyor. Eski yapı ön cepesyle çağdaş bir yapı olarak Taksim’deki duruşu fena değildi. Bir nevi eski görsel imajı korunarak eklenen simgesel değer içine yerleştirlen büyük turuncu bir küre. Dikdörtgen biçiminde bu binanın cephesi, çerçeve çerçeve olarak kabul edersek içersinde bir küre ile, bu kültür varlığı, sanat ve estetik açıdan yeni şekliyle, değerli bir görsel  imaja sahip oluyor. Felsefi anlam olarak da küre globalleşen bir dünyayı temsil ediyor demektir. Binanın ön cephesini geometrik değerlerde dikdörtgen kabul edersek, tam da ortasındaki bu küre aynı zamanda yuvasında bir göz olarak bakışı, görselliği, hatta dünya görüşlerini ve  hayata bakışı simgeliyor olabilir. Bu düşünceden yola çıkıldıysa isabetli bir görsel şölen bu sanat harikasında derinlemesine anlam kazanıyor..

Hilal semboldür

Atatürk Kültür Merkezi’nin mimari tasarımında isminin, ambleminin ve logosunun nereye konulacağıyla ilgili bir yer bulamadım doğrusu. Eğer düşünülseydi böyle bir yapının cümle kapısı ve cephesinde mutlaka yapıyla insicamlı bir bölüm mutlaka olacaktı. Koca Sina’nın eserlerine bir bakın, özellikle mabedlerde bir amblem bir logo yoktur. Bu tür binaların işlevsellikleri önemlidir. Genel geçer bütün ümmetin ittifak ettiği ve benmsediği “Hilal” minarelerin ve kubbelerin tepesinde bir alemle İslam temsil edilir. Diğer İslam dışı dinlerin mabedlerinde de aynı durum vardır. Müslümanlıkta yeryüzü mescid hükmündedir. Esas olan mabedin yapısı değil, içinde ibadet eden müslümanların cemaat olmaktan aldıkları feyiz ve birbiriyle ne kadar yardımlaştığı ve kaynaştığıdır. Biz sadece yapının suiletini görür görmez işte bu Sultanahmet Camisi’dir. İşte bu, Çağlayan Adliyesi’dir. İşte bu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’dir. İşte bu Ayasaofya’dır. İşte bu TBMM’dir diyebilecek, algısı ve olgusuyla bir idrake sahip olamamızdır. Ancak o şuurda bir insan, bir müslüman ve bir vatandaş olarak duyarlı olabiliriz.

Enternasyonal özellik

Atatürk Kültür Merkezi’nde elbette doğudan, batıdan, güneyden,kuzeyden, her türlü kültürden sanattan gösteriler sunulacaktır. Çünkü böyle kültür merkezlerinin ve opera binalarının işlevi globalleşmedir. Böyle bir bina işlevselliğiyle örneğin Sultanbeyli’de olmayıp neden Taksim’dedir!.. Çünkü Taksim bütün yabancıların uğrak yeridir. Bir anlamda böyle bir ihtiyaca cevap verir anlayışıyla AKM Taksim’de bina edilmiştir. Aynı zamanda enternasyonal sanat ve gösteri merkezi oluşuyla da yabancı sanatçı ve toplulukları da bundan böyle bünyesinde ağırlayacaktır.

Herkese yer verilmeli

İnsan olarak farklılıklarımızla birbirimizi kabul ettiğiğimizde toplumdan bir parça oluruz. İnsan ancak hoşgörüsüyle birbiriyle kaynaşır, birbirinin eksiğini ve hatasını giderir. İşte o zaman insan toplumun bir mütemmimi olur. Bu abidevi sanat ve gösteri merkezinde Itri’den Dedeefendi’ye, Hacivat Karagöz’den Nasrettin Hocaya, Keloğlan’dan günümüz İslam ve Türk gösteri sanatçılarının yapıtlarına  kadar yeni bir nefes ve yeni bir formla yer verileceğine inanmak istiyorum. Herkes kendi çöplüğünde ötmesini bilmeli ve herkes kendine göre yoğurt yemesini bilmeli. Herkes kendi inancını, sanatını, kültürünü icra etmeli. Önce söz bize düşmeli  ve işte sanat, işte kültür, işte uygarlık budur demeli.


Mehmet Akyıl

8 Kasım 2017 Çarşamba
Saat: 5:35
İstanbul












10 Kasım 2016 Perşembe

İletişim Sevmek ve Kaynaşmaktır


İletişim kurmak sosyal hayatın gereğidir. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Et ve kemik gibi birbirine kaynaşmalıdır. "İnsan" ve "ünsiyet" birbiriyle çok yakın kelimelerdir. İnsan kelimesinden mülhem ünsiyettir. Ünsiyet anlam olarak kaynaşma demektir. Yine kendi kültürümüzden örnek verecek olursak; Osmanlının son zamanlara kadar düğün davetiyelerindeki ibarelerde  "muhabbet" ve "ünsiyet" kelimelerinin bir arada kullanılması çok manidardır.  Aşk evliliğe götüren ve nikahı çabuklaştıran bir duygu olsa da, esas olan nikah ve evlilik müessesesidir. Bu da aile ve yuva kurmak demektir.  Bundan maksat nesebi belli olan nesillerin yetişmesini sağlamaktır. Özellikle günümüzde mutlu evlilikler  ancak "muhabbet" ve "ünsiyetle" sürdürülebilir hale gelmiştir. "Muhabbet" ve "ünsiyet"  "sevgi" ve "kaynaşma" demektir. Bu iki kelime evlilikte birbirini tamamlayan iki önemli değerdir. Bize ait bir değeri sevebiliriz; ancak  her türlü yıkıcı  felakete karşı sapasağlam durabilmemiz  için, onunla kaynaşabilemiz şarttır. 

Profösör


9 Kasım 2016 Çarşamba

İletişim Kendi Değerlerimizi Yaşamaktır


İletişim kurmanın temel prensibi iyi, güzel, doğru  kavramlarının özüne vakıf olmak, bu değerleri birlikte yaşama gayreti içinde olmaktır. Yakmak, yıkmak ve kötülük yapmak için iletişim kurulmaz. Zaten kötülük yapmak için birbirimizi sevmek eşyanın tabiatına aykırı bir davranış olur. Esas olan değerleri tek başımıza yaşamak değil, bir bütün halinde, hep birlikte,  toplum olarak kendi değerlerimizi bir kültür olarak yaşamaktır. İşte o zaman birbirimizi daha çok anlar ve birbirimizi daha çok sevebiliriz.

Profösör

İletişim İyi Bir Algı Yaratmaktır


İnsan ilişkileri iletişimle başlar. İnsan iletişimini genel olarak söz ile, yazı ile yapsa da, kişi varlığı ve taşıdığı bütün değerleriyle iletişim kurar. 

En başta etten ve kemikten yaratılmış olan insan aynı zamanda ruh da taşır. Öğrendikleri, yaşam biçimi, fikir dünyası, duyguları ve davranışlarıyla bir kıyafet bütünlüğü içinde karşı tarafın zihninde bir imaj oluşur. 

İyi bir insan, seviyeli bir insan, adaletli ve ahlaklıdır. Böyle  insanın bütün davranışları aynı zamanda  şuur içindedir. Bu kolayca anlaşılır. Böyle insanlar Karşı tarafın hafızasında  iyi bir algı yaratırr.

Profösör

9 Şubat 2016 Salı

İletişim Ve İyiniyet

İtikat, ibadet ve ahlak ekseninde hayatımızı şekillendirmezsek, ne yaparsak yapalım kesinlikle eksik olacak ya da yanlışın kucağına düşeceğimizi de unutmamamız gerekir. İnsan ilişkileri  sözle ve yazıyla olduğu kadar bütünüyle bir hal lisanıdır. İyi niyetle yaklaşım insan ilişkilerinde güveni ve kaynaşmayı sağlıyacaktır. Sadece insanın kendi menfaatini düşünerek yaptıkları karşı tarafa yarar sağladığı görülse  bile, yapılan işin ve yardımın ruhu ıskalanmış sayılacaktır. Ne yazık ki; bu tür ilişkilerde menfaat ve bencillik hissedilir derecede sırıtmaktadır.

Karşımıza çıkan herhangi bir kişi en az bizim kadar  bir fikre ve bir hisse  sahiptir. Davranışları doğru ya da yanlış olabilir ama, insan iyiniyet taşıyorsa irfan sahibi insan bunu kolayca anlayabilir. Mesele ondan, bundan, şu taarftan, bu taraftan olması bizi doğrudan etkilememeli. Doğrudan etkileyecek en büyük ketken insan oluşumuz ve insanlık idealinde buluşmamızdır. Ancak o zaman farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görebiliriz.

Elbette birbirimizi uyaracağız; başkalarının uyarılarından alınmayacağız. Birbirimize karşı kibirli bir tavır sergilemeyeceğiz. Belki karşımızdaki beğenmediğimiz insan en zor zamanda yaramızı kurutacak bulunmaz bir merhem olabilir. Hendek Harbi'nde Hazreti Muhammed bütün şartları gözden geçirdikten sonra eli kolu bağlı, çaresiz kalınca koskoca Allah Resulü, İran asıllı olan Selman-ı Farisi'nin hendek kazma fikriyle rahatlıyor.  Selman'ın  fikrini  hemen uygulamaya sokuyor. Hendek harbi böyle bir taktikle kazanılıyor.

Unutmayalım hepimiz insanlık ailesinin birer üyeleriyiz. Hayata ne kadar tebessümle  bakıyorsak, birbirimizle iyi niyet çerçevesinde iletişim kurup, hakkaniyetle davranabiliyorsak o kadar da dünyamız güzelleşecektir. Blog yazarlığı da bunlardan biridir. Bütün bloggerler birbirinden etkilenirler. Her gün bir üst mertebeye yükselirler. Lütfen birbirimizin değerini bilelim.


Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...