İzleyiciler

iyilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iyilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2019 Cuma

İyilik Yapmak



İnsan eskilere neden özlem duyar ki!.. Eski ramazanlar, eski bayramlar, köyler kasabalar, mahalleler ve sahiplenmeler. Kamu yararına yapılan toplumsal eylemler, düğünler ve dernekler. Bitmez tükenmez askerlik hatıraları. Rengi solmuş siyahbeyaz fotoğraflar.  İnsanı ahhh eski zamanlar dedirterek ah çektiren sinema replikleri eski aşklar ve sevdalar. Eskiden kullanılan antik objeler ve eşyalar. Eski binaların köşelerine konan antik köşe taşları. Bir değiirmen taşı, bir kağnı tekeri, taş plakların çalındığı gramafonlar. Otantik, mistik ve fantestik değerler. Bir an zaman tünelinde seyahat eder gibisindir.  Yol ortasında küflenmiş yere çakılan kazığa bağlanmış demir halkalar gibi...

Hani derler ya aklınla bin yaşa diye. Akıl bize kalbe götürüyorsa aklımızla bin yaşayalım. Akıl doğru muhakemeye eşlik ediyorsa o zaman akıl akıldır. O zaman akıl şuurla buluşur. Şuurun buluştuğu yer kalptir imandır. Akıl, kalp, zihin, zihniyet, şuur o kadar birbirine yakın kelimeler ki; çık işin içinden çık çıkabilirsen!.. Bir adam çıkar yolun ta ortasına bir kazık çakar; yolcular merkeplerini bağlayıp kendileri özgürce çarşı pazar dolaşabilsinler diye. Ne güzel bir yaklaşım; negüzel bir hizmet!.. Oysa onun aklı kazığı bir duvar kenarına değil de, yol ortasına kazık çakmeyiı işaret etmiştir. Yolun ortasındaki kazık insanın ayağına takılırsa, insan düşüp yere kapaklanırsa, bu kazığı buraya çakanı binbir küfürler savurursa, bunun suçlusu kim olur bilir misiniz?  Biri gelir bu yol ortasına kazık çakılır mı be adam diyerek kazığı sökerse, kazığı alıp bir duvar dibine çakarsa onun yaptığı da bir hizmettir.  Onun aklı da o şekilde işlmektedir. Bu eylemlerde suç aramak yok!.. Akıl o kadar hükmedebilmiştir. 

İşi ahlak yönden bakacak olursak herkes insanlık için bir iyilik yapar ve karşılığında mutlaka iyilik görür. Kazık yol ortasına çakılır aynı kazık yerinden  sökülür ve duvar dibine çakılır. Önemli olan iyilik yapmak ve iyilik yapma niyetidir.

28 Kasım 2017 Salı

Yol bir... Yordam bir!..


Amaç bir, dava bir, mefkure bir, yol ve  yordam bir olunca ha sen çok çalışmışsın, çok başarı kaydetmişsin, diğeri de az çalışmış, az yol kat etmişse, az çalışan çok çalışanı neden kıskansın ki!.. Neden çekememezlik yapsın, neden hasetlik etsin!.. Oysa ortak inanç ve ortak mefkureyle varılacak nokta aynı olduğuna göre kalpler bir olmalı ve hep birden kutsal .ir davaya sarılmalı. İnsanlık böyle bir birliktelikten yana olmalı. Çünkü zerre kadar bir iyiliğin  evren kadar değeri vardır. Birimizin bir başarısı bütün müslümanlara aittir. Birimizin hakikate koşması bütün insanlığa davettir. Önemli olan birbirimizi anlamak ve olgun insan olmaktır.

Profösör

21 Şubat 2017 Salı

Dilek


Sersem tertemiz mavi denizi mavi  gökyüzüne.  Uçursam, balıkları gökyüzünde. yüzdürsem martıları denizlerde.  Bir iyilik yapsam sadaka niyetine; güldürsem bütün yüzleri.

Profösör  

9 Kasım 2016 Çarşamba

İletişim Empati Kurmaktır.


Eşiniz, çocuğunuz, arkadaşınıa ve ya dostunuz "Başım ağrıyor" dediğinde ona  "Bir aspirin at geçiverir" demek yerine çekmeceden ilacı alıp, bir bardak suyla onun ilaç alımını sağlamak olsa gerek. Bu kişi çocuğunuz olmasa bile hele ya da hasta yatan herhangi biriyse bile, bizim yapmamız gereken o hastaya ilacını almada yardımcı olmak ve onun rahatlığını sağlamak olmalıdır. Elbette şifa dilemeyi de unutmamamız gerekir.  Bu bizim kültürümüzdür. Asıl iletişim budur. Amacına ulaşan her söz, her yazı ve her davranış iletişim şuurudur. Aynı durumda biz de hasta olabilirdik. bunun empatisini bile yapmadan, hastanın gönlüne girmeliyiz. Her iletişimin amacı iyilik, iyiliğin amacı da   Allah'ın rızasını kazanmak olmalıdır. Bir kimseye yapılan hiçbir  iyilik unutulmaz. Unutulsa da iyilikleri Allah unutmaz.

Profösör

İletişim Kendi Değerlerimizi Yaşamaktır


İletişim kurmanın temel prensibi iyi, güzel, doğru  kavramlarının özüne vakıf olmak, bu değerleri birlikte yaşama gayreti içinde olmaktır. Yakmak, yıkmak ve kötülük yapmak için iletişim kurulmaz. Zaten kötülük yapmak için birbirimizi sevmek eşyanın tabiatına aykırı bir davranış olur. Esas olan değerleri tek başımıza yaşamak değil, bir bütün halinde, hep birlikte,  toplum olarak kendi değerlerimizi bir kültür olarak yaşamaktır. İşte o zaman birbirimizi daha çok anlar ve birbirimizi daha çok sevebiliriz.

Profösör

15 Haziran 2016 Çarşamba

Gafletten Kurtuluş


Gaflet; insanın dünya ve ahiret hayatı için elzem olan şeylerin önemini kavayamama, boş  yere nefes alarak, hakikati idrakten uzak, şuursuzca yaşama halidir. Halk arasında gaflet; dalgınlık, dikkatsizlik, ihmal ve yanılma anlamlarında da kullanılmaktadır. Biz gafletin sözlük anlamına değil de, daha çok kelimenin fiiliyattaki işlevselliği üzerinden konuya vakıf olacağız. Gaflet Allah’an, Kitaptan, Peygamberden bi haber şuursuzca yaşamaktır. Şuursuzca yaşamak, boş yere yaşamak, günahkar olmak, Allah’ın rızasını kazanmaktan uzak durmak demektir. Bir insanın mümin ve müslüman olduğu  halde, bilerek ya da bilmeyerek  nefsin zaaflarına tamamen teslim olması demektir. Bizim kültürümüzde “Su uyur düşman uyumaz” denir ya; insanın en büyük düşmanı ise şeytandır. Şeytan nefsimizin zaaflarından yararlanarak bize yanaşır ve bize musallat olur. Bizi uyanık iken ve şuurlu yaşarken değil, şeytan bizi gaflette iken vurur.  

İnsan yaratılış itibariyle günah işleyebilir fıtrattadır. Yani insan beşerdir; hatalardan, günahlardan ari değildir. İnsan beşer ve şaşar. Onun için şuurlu müslüman şürekli, Allah, Kitap ve Peygamberle irtibat halindedir. Allah Yüce Kitabında ne emrediyorsa ve Yüce Peygamberimiz İslam’ı nasıl yaşamış ise biz müminler olarak Allah’a inanır, Peygamberine uyarız. Allah’a salih bir kul, Peygamberimizin izinden giden iyi bir ümmet oluruz. Ancak bu şekilde gaflete düşmekten kurtulur ve bu şekilde şuurlu oluruz. 

Şuurlu insan  sürekli kendini yenileyen ve  geliştiren insandır. Şuurlu insan ilim ve irfan yolunda azami gayreti gösteren ilmiyle amil olan insandır. Şuurlu insan nefsini terbiye eden, iradesini iyi yönde kullanan ve nefsin azgınlıklarına karşı duran insan demektir. Şuurlu insan dünyayı bir misafirhane ve sınav yeri olarak kabul eden, ölümü ibret sayan, ebediyete inanan ve dünyada iken  ahiret için azık edinen insan demektir. Şuurlu insan “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışan” insan demektir. Şuurlu insan inanır, umit eder, çok çalışır, yeise düşmez, vefakardır, fedakardır, cefakardır, cömerttir, alicenaptır... Hamiyetperver, vatansever,  adaletli, ahlaklı, şerefli bir hayatı olan insan demektir. Şuurlu insan azla yetinir, kanaat eder, kazanımlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşır, çocuk demez, yaşlı demez, hasta demez, düşkün demez, onların elinden tutan, onların gönüllerinde yer edinen, bütün darda olanların  maddi ve manevi olarak yanındadır. Şuurlu insan, sadece insan ilişkilerinde değil, bütün yaratılmışlara karşı Yaratandan ötürü saygı duyan ve onlara kalbinde yer veren insan demektir. Şuurlu insanın en büyük özelliği inandığı gibi yaşayan ve yaşadığı gibi de inanan, içi  dışı bir insan demektir. Şuurlu insan insanlığı tutsak eden, fitne, fücur, fesada sürükleyen, aklen, fikren, zihnen, kalben çürüten zamanımızın  virüslerine karşı  korunaklı olan demektir. Şuurlu insan daima gönlünde Allah ve Peygamber sevgisi taşıyan insan demektir.

O halde şimdi; aklımızı başımıza devşirmenin zamanıdır. Gaflette olan derin bir uykuda demektir. Uyanık olursak ancak aklımızı o zaman doğru kullanabiliriz. Allah’a ve Peygamberine uyarsak eğer, nefsin azgınlıklarından ve şeytanın aldatmalarından o zaman kurtulabiliriz. Gafletten kurtuluş demek aynı zamanda nefsin zaaflarından kurtuluş olup, Allah’ın rızasını kazanmak demektir..
..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör



30 Aralık 2015 Çarşamba

Yeni yıl bize bir şey getirmez. Bilakis yeni yıl eski yıl gibi bizden bir şeyler götürür. Bir şeylerden, ya da totemlerden bir şey beklemek, bel bağlayıp umud etmek cahiliyye adetlerindendir. Müslümanlar Allah'tan önce hidayet ve salih kul olmayı niyaz eder. İmanıyla umuduyla iyilik eder, iyilik sever.

Profösör

27 Aralık 2015 Pazar

Bakışaçısı İzafidir


Bir taşa, bir dağa, bir insana, bir olaya, bir objeye, herhangi bir değere ve bir sanat eserine bakışımız o değerin temelinde ve ayrıntıllarında gördüğümüz farklılıklarla ölçülür. Duygu, düşünce ve davranış da böyledir. Kabe'nin duvarında bulunan Hacerülesved bir rivayete göre günahkar müminlerin el ve yüz sürmelerinden kirlenmiş ve siyahlaşmıştır. Oysa taş taştır; taşın ne günahı vardır. Kimilerine göre o taşın ya da zemzem suyunun hiç bir değeri yoktur. Kimilerine göre Hacerülesved de, zemzem suyu da birer kutsal değerdir. Bakışaçımıza göre değerler inançla ilgili olup bir algıdan ibarettir. 


Bakışaçımız inancımızla başlar, o değerin hayatımızdaki yeriyle igili bir değer olarak da bizim bakışımızı değiştirir. Babamızdan kalan gümüş bir cep saatinin maddi değeri yüksek olmayabilir. Çünkü şimdiki saatler, hem çağdaş, modern görünülüyle estetik olup, bir çok işlevi vardır. Fakat babamızın çok sevip de kullandığı saati bizim kullanmamız, gümüş kösteğiyle hala iş görmesi onun bize yansıttığı sinerji ve manevi değeri hiç bir saatle  mukayese edilmeyeceği gibi, maddi olarak da paha biçilmez bir değeri ve  hayati bir anlamı vardır. Başkalarına göre o saatin hiçbir değeri olmayabilirr. İşte bakışaçısı kişiye göre değişkenlik gösteren izafi bir durumdur.

Bugün aşkın, sevginin, mutluluğun, sevmek ve sevilmenin değeri de kişilerce farklı farklı yorumlara açık bir durumdur. Herkese göre şan, şöhret, başarı, mal mülk, para pul, mevki makam mutluluğu tarif edebilir. Bu bakışaçısı dışında  kimilerine göre de mutluluk huzurla iç içedir. Mayası sevmek ve sevilmektir. Amacı insanlara hayat  boyunca sebepsiz ve menfeatsiz iyilik etmektir.

Profösör

14 Aralık 2015 Pazartesi

İyilik Yapalım


Önce tebessüm etmek gerek; tebessümün hakkını vermek gerek. Bu kış kıyamette kurda kuşa yem vermek gerek. İyilik demek, bir kediyi sevmek, bir köpeğe ekmek vermek, bir yetimin başını okşamak, bir sokak çocuğunun karrnını doyurmak demek. İyilik demek; ne yaparsan yap, her yaptığımız işi iyilik düşüncesiyle yapmamız demek.

Tebessüm etlmek demek bir gönüle girmek, ordada yer edinmek demek. Bir gönülden bir gönüle el uzatmak demek. Tebessüm etmek bir başka ifade ile  gülümseme demek. Bir gülümseme  bir sevapsa eğer, bir gülümsetme  bin sevap demek.

O halde iyilik için yaşamalı ve iyilik için yaşatmalıyız. Ömrümüz boyunca iyilik yapıp, iyilikle karşılaşmalıyız. Bir iyilik yapalık yparsak eğer, bin gönülü yaşatırız

Profösör

16 Kasım 2015 Pazartesi

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

13 Ocak 2015 Salı

Kötülükler Bela Olarak Geriye Döner


İki yanlış bir doğru etmez.  Paris'teki mizah dergisine yapılan terör saldırısı ve katliam ne kadar yanlış ise, Charlie Hebdo mizah dergisinin İslam Peygamberine ahlaksızca yaptığı saldırı da o kadar yalnıştır. Biri diğerinin müsebbibidir. Bir yanlış doğruyu getirmez, bilakis bir yanlış ancak bir yanlışı doğrur. Paris teröre lanet yürüyüşünde terör kınandı ama, terörü oluşturan sebebi konuşulmadı. Adı bile anılmadı. Bu çarpık durum gözden kaçmadı. Buna rağmen müslümanlar terörü kınadı. Müslüman liderler de Paris teröre lanet yürüyüşüne katıldılar. Müslümanlarla ilgili  olabilecek yanlış algıları da şimdiden bertaraf etmek için boy gösterdiler, dünya kamuoyuna resim verdiler. 

Hiçbir terörü İslam dini kabul etmiyor. Dinin özüne aykırı buluyor. İslam barış ve kurtuluş vadediyor. Nitekim, bazı batılı gazeteler Charlie Hebdo'nun yayın politikasını eleştirerek, onları suçlu buluyor. Elbette dinler insanlığın huzuru ve mutluluğu için vardır. Barış ve kurtuluşu için vardır. Hangi dine mensup olurlarsa olsunlar,  onların yanlışları dinlerine ve  peygamberlerine maledilemez. Kutsi değerlerine hakaret edilemez. Sadece kötü ve insanlık dışı eylemler eleştirilir, lanetlenir ve teröre karşı her türlü önlemler almak için farklı inançtaki birey ve toplumlar birbiriyle  diyalog içinde olurlar.  Hatta insanlığın  karşılaştığı savaş, açlık, kıtlık ve doğal afetlere karşı da birlikte hareket etmek insanlık açısından zorunludurlar.

Her ne olursa olsun, özgürlüğün bir sınırı vardır. İnsanoğlu toplumsal hayat içinde birbirinin özgürlük sınırlarını müdahale etme hakkına sahip değildir. Evrensel değerlerde insan hak ve özgürlüklerin tanımında, özellikle  insanlık onurunu çiğneyen, kutsi değerleri zedeleyen, fikir ve ifade yoluyla saldırı yapılamaz ve hakaretlerde  bulunulamaz. Bir arap atasözü vardır, genelde hak ihlal edenler ve had bilmeyenler  için kullanılır.  "Men dakka dukka" çalma kapıyı, çalarlar kapını" boşuna söylenmemiştir. Hakaret, saldırı, terör, haksızlık, zulüm yapan için bumerang gibi misliyle kendini vurur. Bu durumu akıl sahipleri oturup düşünmesi gerekir. Çünkü yapılan yanlışlar ve kötülükler  doğruları getirmez. Bilakis yapılan  kötülükler, kötülük yapan kimseye  misliyle geriye döner.

Profösör



22 Aralık 2014 Pazartesi

Ölürken Gülümseyen Adam




İnsan ne garip bir varlıktır diyesi geliyor kendi kendine insanın. Her insan doğarken ağlıyor, buna karşın bazı insanlar da ölürken gülümseyebiliyor.  Dünya hayatına alıştıkça, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, ömrünü çarçur ettikçe ölümden doğal olarak korkuyor insan. Doğal olarak bu tür insanların ölüm hali de pek içaçıcı olmuyor sanırım. Oysa ömrünü çile içinde geçirmiş, yanarak pişmiş, ömrü boyunca bütün zamanını iyiliklerle geçmiş, gülümsemeyi, gönül almayı  insanlık ve vicdan borcu olarak benimsemiş olan bir insan, ölüm döşeğinde bile olsa gülümseyebiliyor. Onlardan birisi de bende inanç ve umuda yönelik izler bırakan,  inançlı bir ihtiyar adam. İyilik yaptıkça gülümseyen, gülümsedikçe iyilik yapan sıradan bir müslüman. O bu fane dünyadan göçüp gitse  de ömrüm boyunca benimle birlikte yüreğimde yaşayacak olan bir insan.

Hüzünlü bir ortamda buluyorum kendimi bir an. Demek ki vakit tamam. Bir tarafta başı beyaz sarıklı, siyah sakallı genç bir hoca yere diz çökmüş halde, elinde kara kaplı mushafı, etrafında halka yapmış  beyaz takkeleriyle talebeler  huşu içinde, Kur'an okunuyor evde. Diğer tarafta yerde döşek, ölüm döşeğinde ihtiyar adam ölmekle ölmemek arasında duran bir çizgide. Beyaz sarıklı hoca okumasını bitirir bitirmez yerde sabit yatan, hiç kımıldamayan, ihtiyarın kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Belki de  "Kelime-i Şahadet"i getirme vakti diyor. sessizce. Ölüm döşeğinde hareketsiz yatan bu yaşlı adamdan, "Şuur içinde ölüyorum" diyen cümlesi dökülüveriyor titrek dudağından. Bir de ne görelim;  rengarenk bir kelebek bütün canlı renkleriyle odaya giriveriyor,  odanın içersinde ahenkle ve rakseder gibi bir dönüş yaptıktan sonra, bütün renklerini bize bırakıp, pencere camından çıkıp gidiveriyor. Sonra yaşlı adam; kirpiklerini kırpıştırarak son bir kez bu fani dünyaya gözlerini tebessümle açıp kapatıyor. Sanki kuş gibi hafifliyor, kelebek gibi uçup gidiyor.  Huzur içinde ruhunu O'na teslim ediyor.

İlk kez böyle bir ölü evindeyim. Huzur içinde ölen ihtiyar adamın arkasından hiç bir ağlaşma hiçbir  yok, sızlaşma yok; sadece her yeri kaplayan derin bir hüzün var. Ona bakılırsa asıl hüznü ben yaşıyorum onu özleyen yüreğimde. Dünyayı terkederken bile gülümsemesini esirgemeyen ihtiyarı özlüyorum. Sağlığında hiç düşürmediği dilinden "İyilik yapın, iyilik bulun" cümlesi dudağından dökülürken bile,  kelebek kanatları  gibi kırpıştıran kirpiklerini anımsıyorum.  

O benim için  bir inaç, bir umut ve bir tebessüm mektebiydi. O benim için tutunacak bir dal gibiydi. O geçmişle geleceğin sanki bir anahtarıydı. O kinden kibirden arınmayı bilen bir insandı. İşte o ihtiyar adam, bana harfleri ilk öğreten,  benim biricik sevgili hocamdı.  

Profösör

1 Aralık 2014 Pazartesi

İyilik Tebessümle Başlar


Bir arkadaşımız "Napoli'de küçük bir kafedeyim. 2 müşteri geldi. "5 kahve, 2'si bizim için diğeri askıda". 5 kahve ödeyip 2 tane aldılar. Askıda kahve nedir, diye sordum. Garson bekleyin ve görün dedi. Başka müşteriler geldi. 2 kız kendi içtiklerinin parasını ödeyip gittiler. Bir süre sonra 3 avukat geldi. 7 kahve dedi, 3'ünü içtiler ve 7 kahve parası ödediler. Biz konuşmaya devam ederken bir süre sonra fakir bir adam içeri girdi. Nazik bir ses tonuyla, hiç askıda kahveniz var mı, diye sordu. Napoli'de insanlar bu şekilde birbirlerine görmeden kahve ve hatta yemek ısmarlıyorlar.." diye bir anısını paylaşmış sosyal medyada.

Nerede olursak olalım, hangi inançta olursak olalım  insanlık ölmemiş daha diyebiliriz.  Bu tutum insanlık değerlerinden kaynaklanmıyor. İnsanı sevmek, onun onurunu düşünmek için her insanın yapacağı bir şey vardır. Bunu kültür haline getirmek de kanıksanacak ahlaki değerlerdir. Japonya'da sabahları işe giden insanlar birbirlerine,  "Sabah çorbanı içtin mi" şeklinde sormaları da bir insanlık sorumluluğudur. Osmanlıda da "Sadaka taşı" kültürü insanlığın bir başka örneğidir. Sadaka taşlarına durumu iyi olanlar tarafındanh nakit akçeler konur, durumu zayıf olanlar da giderler sadaka taşından ihtiyacı kadar  konulan paradan temin ederlerdi. Sadaka taşıyla durumu zayıf olanın arasında mahremiyete önem verilirdi. Buraya kim uğrar kim uğramaz özellikle saklı kalır, bunu da  Osmanlı yine insanlık onurunu  düşünerek yapardı.

İnsana, evrene ve ötesine bir tebessümle bakmak, varlığını onların varlığıyla değer bulduğu idrakine varmak gerekir. Bir kez ebessüm yansırsa bütün çehrelere yüzler cemalleşir. İyilik yapmaya, iyilik görmeye hazırız demektir. Çünkü iyiliğin başlangıcında tebessüm var. Tebessüm eden herkes iyilik yapabilir ve iyilik yapabilme melekesine sahiptir.

Profösör

16 Şubat 2014 Pazar

Hepimiz birbirimize ayna tutuyoruz


Bir insanın kötü tarafları olabilir ama, önce insanın iyi tarafına bakmalıyız. Aynaya baktığımızda kendimizi görürüz. Aynanın karşısına geçtiğimizde karşımızdaki kişinin sağ gözü bizim sol gözümüzdür. Karşımızdakinin sol gözü de bizim sağ gözümüzdür. Yansıma budur işte. Karşımızdaki kendimiz olarak gördüğümüz yansıma görsel değerler açısından ters bir yansıma olsa da, işte yine de oyuz biz. Bu şunun içindir; Sadece biz aynaya bakmıyoruz. Ayna da  aynı zaman biriminde  ve aynı mekan içinde bize bakıyor demektir. O halde biz aynada kendimizle bakınıyoruz, ya da aynayla bakışıyoruz demektir. Biz aynaya, ayna da bize bakıyor…Sosyal medyada boy göstermemiz budur aslında. Hepimiz birbirimize ayna tutuyoruz.

Profösör

22 Şubat 2013 Cuma

Yanyana İki Nokta..


Doğruluğu, iyiliği, güzelliği, bizatihi kendi nefsinde yaşayan insanlar, bu değerleri  muhatabına anlattığında, doğruluk da, iyilik de, güzellik de, ancak o zaman anlaşılıyor ve aynı zamanda da bir anlam kazanıyor. Kim ki; Allah'a inanır, ihlasla O'na teslim olursa, O kişi şuur içindedir. Böyle kişilerle birlik içinde olmak, huzur içinde mutlu olmak; hiçbir zaman hüsrana uğramamak demektir. 

İki nokta yanyana demek; iki kişinin binbirini anlaması, birbirini çekmesi demektir.  Aynı zamanda iki kişinin yanyana, birlikte yola devam etmesi demektir. Yorulup, üzülüp, herşeyi olduğu gibi bırakmaması, pes etmemesi demektir. Birbirinden güç alarak, gelecği düşünmek ve geleceği birlikte kurgulaması demektir. 

Profösör

21 Kasım 2012 Çarşamba

İyi Bir İnsan; İyi Bir İletişim Kurandır.


İyilik, güzellik, doğruluk değerleri ancak; birey ve toplum üzerinde, iyi bir duyguya, güzel bir düşünceye, doğru bir davranışa dönüştüğü zaman etkili olarak hükmedici olabilir. Bu değerlerle bir donanıma sahip olan birey ve toplum, iletişim kurmada da muhatabını çekim alanını içine alması kolaydır. İyilik, güzellik, doğruluk insanın doğasında var olan, inancıyla ve ihlasıyla güçlenen, ilim ve irfanıyla yücelen, insanın değerlerine değerler katan niteliklerdir. Bu olumlu nitelikler aynı zamanda ahlaki olduğu için, "Üzüm üzüme baka baka kararır" misalindeki gibi bireyden bireye, toplumdan topluma sirayet eden benzeşmeler de olması beklenmektedir. Bu nitelikli değerlerle iletişim kuranlar birey ve toplum üzerinde olumlu etkiler oluşturacaktır. Bu etki kişilerde, en başta, inanma, güvenme duygu ve düşüncesini kazandıracaktır. Bütün amaç karşımızdaki kişiyi yaptıklarımızla hayran bırakmak değil, taşıdığımız inanç değerlerini, birlikte paylaşmak, karşılıklı insani değerleri yüceltmek, bir dostluk inşa ederek, birlikte koşmak, birlikte yorulmak ve ulvi bir mefkureyle belki de birlikte ölebilmektir.

İletişim kurmak, olmasını istediklerimizin olmasını ve olgunlaşmasını, olmamasını istediğimiz şeylerin de asla olmamasını istemek demektir. İletişim kurmak, yeryüzünde iyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların hakim olmasını arzulamak, tebliğ ve irşad görevini hakkiyle yapabilmektir. İletişim kurmak, alanında yetişmiş olmak, ehliyet ve liyakat sahibi olmak, yetişmekle birlikte yetiştirmeyi bilmek, bir kuşaktan bir kuşağa, sevgi ve saygıyı, herkesle ve herşeyle empati kurabilmek demektir. İletişim kurmak, haksızlığa karşı dik durmak, Hakka ve haklıya karşı diklenmemek demektir. İletişim kurmak bir lokmayı ikiye bölmek, onunla bereketlenmek; bir hırkayı birlikte örtünüp, onunla şefkat ve merhamet bulmak demektir. İletişim kurmak, kanayan bir yüreğe merhem olup, şifa olmak demektir. Kimsesiz bir çocuğun başını okşayıp, ona şeker vermek, yaşlı bir kadının elini öpmek, ondan hayır dua beklemek demektir.

Günümüzde ne yazık ki; manevi değerler karşılığını bulamıyor. Maddi değerler manevi değerlerle çelişiyor. Öyle bir nesil yetişiyor ki; bencil, çıkarcı, şekilci, köşeyi döneyim, gemimi yüzdüreyim diyerek aslında kendi sonunu getiriyor. Oysa kültürümüzde inancımız bizi komşumuzdan sorumlu tutuyor. Buna rağmen kimse kimseye güvenemiyor, güvenmiyor. Kişiler arasında yüz mimikleriyle yapılan yapmacık selamlaşmalar hemen sırıtıyor. Dostluk gösterdiğini sandıklarımız, aslında sahtelik gösteriyor. Bütün duygusal, düşünsel iletişimler kopuyor. Doğrular yanlışlarla, güzeller, çirkinlerle, iyiler kötülerle yer değiştirebiliyor. Kavramlar karışıyor, kafalar daha da karışıyor. Bir taraftan kırgın gönül, umutları kırılıyor, kanatları kırık, uçmak isteyip de uçamıyor.. Bir taraftan kanayan yürek, kanatıldıkça iyileşmek yerine bin kez kanıyor. Anladık ki hiçkimse doğru iletişim bilmiyor. İletişim deyince; harfler, kelimeler, cümleler, anlamını yitiriyor. Böylelikle boş yere konuşmalar, nutuklar edebiyat yerine hamaset kokuyor. Din, iman, vatan, namus, iffet, ahlak, hak ve adalet manevi değerleri dillendirenler, bu değerleri özünde içselleştirmedikleri için, yaşamak istese de yaşayamıyor. Yaşamadıkları için, birey toplumdan kopukça, toplum içinde samimi ve etkili bir iletişim kurulamıyor. Yardımlaşma ve dayanışma ruhu çöktükçe insanlık yalnızlığın cehaletinde boğuluyor. Dünyanın her yerinde İnsanlar öldürülüyor; insanlık ölüyor. Dünyanın her yerinde mazlumlar eziliyor; vicdanlar yerlerde sürünüyor.

Bütün mesele iyi bir insan olabilmektir. İyi bir insan iyi bir iletişim kurandır. İyilik, güzellik, doğruluk değerleriyle iyi bir insan olmalı, herkesle ve herşeyle iyi bir iletişim kurmalıyız. Gönüllere, vicdanlara kolayca girebilmeliyiz. Haktan hukuktan yana tavır alarak, insanlığın, barışa, sevgiye, selamete, kavuşmasına katkı sağlamalıyız. İyi ilişkiler kurabilen, dostluk mertebesine erebilen, Hakkın rızasını kazananlardan olmalıyız

Profösör

10 Kasım 2012 Cumartesi

Hayat Kurtaranın, Hayatı Kurtulur

Yaşlı adam sokak kedilerini pek severdi. Kedi sevgisi ta çocukluğuna kadar gidiyordu. Çocukluğundaki Alaca kediyi hiç unutamıyordu.. Bu öyle bir kedi ki; zaman zaman evden ve evin bahçesinden kaybolur, köy içinde yerine göre serserilik yapar ve avare avare dolaştıktan bir müddet sonra da, tekrar evlerine dönerdi. Bu kedi diğer komşu kedilerden daha akıllı, daha zeki ve daha çevik bir kediydi. Yaşlı adam çocukluğunda bu kedisiyle arasında garip bir bağ oluşturmuştu. Çocukluğundaki kedisi siyah beyaz tüyleri olduğundan ona "Alaca" diye isim takmıştı. Alaca kedi fare yakalar, kuş yakalar, börtü böcüyle uğraşır, kelebeklere, sineklere patisiyle ani ve sert vuruşlar yaparak çevikliğini gösterirdi. Alaca kedi yılan da yakalardı. Yılan yakaladığı zaman mutlaka ona getirir, önüne atar, patileriyle ve ağzıyla yılanı dümdüz hale getirerek "İşte ben buyum" der gibi kahramanlık da gösterirdi. Velhasıl bundan olacak ki, yaşlı adam kedi sevgisini bu yaşına kadar sürmüştü. Ne zaman ki; köy hayatından kent hayatına geçtiğinde semtin bütün sokak kedileriyle arkadaş olmasını bildi. İnancı gereği bütün hayvanları sevmesine rağmen, nedense köpekleri kediler kadar sevmiyordu. Köpeklerle ilgilenmiyordu hiç. Dikkatini bile çekmiyordu. Oysa köpekler de can taşıyor, susuyor, acıkıyordu. Köpeklerin de ilgiye, şefkat ve merhamete ihtiyaçları vardı. Kedilere olan bu aşırı düşkünlüğü, köpekleri ikinci plana, hatta üçüncü plana itiyordu. Bu doğru değildi. İnanç ve vicdan bunu kabul etmiyordu. Zaman zaman bu düşünceler içinde kendisini eleştiriyor, kendi adalet duygusunu da sorgulamaktan kendini alamıyordu. Çünkü mahallenin bütün kedileri onun geliş saatini bekliyor, daha gelmeden yalanıyorlardı bile. Yaşlı adam torbasıyla gelir gelmez boş arsa sanki bayram yerine dönüyordu. Miyavlamalar, kuyruk sallamalar, birbiri üzerine atlamalar, sevinç gösterileri aslında görülmeye değerdi.

Yaşlı adamın torbasıyla getirdiği ciğerler, ya da balıkçıdan aldığı yiyecekler kediler arasında, adilane bir hak olarak, pay ediliyordu. Yine günlerden bir gün aynı arsada bir köpek inliyordu. Yaşlı adam merakla hayvanın yanına yaklaştı. Köpekceğiz yolda bir otomobil tarafından ezilmiş boş arsaya atılmıştı. Hemen bir taksi çevirdi, hayvancağızı bir baytara götürerek ezilen ayaklarını ameliyat ettirdikten sonra, tedavinin geri kalanı için köpeği evine getirdi. Hayvan bir müddet sonra iyileşince yine sokak özgürlüğüne kavuşmuştu. Yaşlı adamın merhameti belki de kedilere olan aşırı ilgisinden kaynaklanıyordu.

Bir gün akşam vakti elinde torbasıyla, boş arsada yığılıp kalmıştı. Bir kalp krizi yaşıyordu. Bütün mahalle kedileri garip garip miyavlayarak yerde yatan adamın etrafında endişeyle dolanıyorlardı. Bu öyle bir duyguydu ki; yaşlı adamın günler önce kendisini tedavi ettirdiği köpek koşa koşa yerde yatan yaşlı adamın yanına geliverdi. Onu kokladıktan sonra ağzıyla adamın ceketinden sürüklemek istedi ama yaşlı adam, tombul bir insandı. İyice de ağırlaşmıştı. Köpek tekrar geldiği yere koşarak kaybolur gibi oldu. Hemen akabinden beş altı kadar köpekle birlikte arsaya geldiler. Yaşlı adamı birlikte vasıtaların geçtiği yolun kenarına kadar sürükleyerek yerde yatan yaşlı adamın başında beklediler. Bir otomobil bu durumu görünce yolun kenarına yaklaşarak durdu. İçinden orta yaşlarda bir kadın, oradan geçmekte olan bir gençten yardım isteyerek, yaşlı adamı, koltuklarından tutup otomobilin arka koltuğuna uzatıverdiler. Yaşlı adam hastaneye götürülmüştü anlaşılan.. Adamcağız bir iyilik yapmıştı. Yaralı, belki de ölecek olan ve acısından inleyen bir hayvanı kurtarmış ve tedavisini üstlenmişti. Yaşlı adam hayatı boyunca yaptığı iyilikleri zaten hiç hesap etmezdi. Çünkü inancı gereği, hiçbir beklentisi yoktu. Yaşlı adamın ne beklentisi olabilirdi ki!.. Onun vicdanı müsterihti. Yapılan iyiliğin bir karşılığı beklenmemeliydi. Bilsek de bilmesek de yapılan iyiliğin bu dünyada mutlaka bir karşılığı değil, binlerce değerde bir karşılığı vardı.

Profösör

18 Mayıs 2012 Cuma

Her İşe Besmeleyle Başlayalım

İnanan insan, mü'min ve müslüman olarak, bir işe başlarken "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlarım" anlamında "Bismillahirrahmanirrahim" deriz. Besmele çekeriz ki; yapacağımız iş hayırlı bir iş olsun. Mantık olarak kötü bir işe başlarken besmele çekemeyeceğine göre, o zaman besmele bir anlamda bizim Allah'ın adını zikretmekle kötü bir iş yapmamamızı sağlar. İnanarak bütün varlığımızla besmele çekerek bir işe başladığımızda, o işin doğru, iyi, güzel olmasını arzu ederiz. Besmele her işin başlangıcıdır.

Besmele çekerek bir sofraya otursak ve besmele çekerek önümüze konan sofradan yesek, içsek sonra da "Şükür Allah'ım biz bunları hak etmiyoruz, ama bunca nimeti bize veriyorsun" desek yediğimiz ve içtiğimiz bütün bu nimetler bize helal midir? Yediklerimiz, içtiklerimizin mahiyetine bakmamız gerekmektedir. Yediğimiz bu lokma alın teriyle kazanılan bir lokma mıdır? Buna bakmak lazımdır. Eğer değilse yediklerimiz ve içtiklerimiz domuz hükmündedir. İnancımıza göre haram olan domuzdan bir farkı yoktur.

Besmele insanın bir şuur halidir. Şuurluluk bizi olası yanlışlıklardan, kötülüklerden, çirkinliklerden koruyacak olan, doğruluğu, iyiliği, güzelliği celbedecek ve hayra odaklanmamızı sağlayan bir durumdur. Besmele bir nevi koruyucu hekimlik gibi bizi bütün olumsuzluklardan maddeten ve manen yüceltmeye hazır hale getiren bir başlangıç halidir. Besmele bütün değerleri, insanın bütün hücreleriyle tanıştırır, insan yaratılışı ve varlığıyla her işte hayrı talep eder, her işte hayır umarak hayır bekler.. Olası ve olacak olaylara karşı da hayrın ve şerrin Allah'tan olduğuna inanır, bu suretle de amentüyü içselleştirerek bir tevekkül eder.. Onun için besmeleyle başlanan her iş hayırla sonuçlanır.


Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...