İzleyiciler

yardımlaşma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yardımlaşma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Haziran 2016 Pazartesi

Müslümanlar Şuurlanmalıdır



Yüce Mevlamız orucu farz kılmıştır. İslam'ın şartlarından biri de oruçtur. Yılda bir ay oruç tutarız. Ramazan ayı yaklaştıkça daha manevi bir iklime doğru koşar ve maddi ve manevi bütün hazırlıklarımızı daha Ramazan ayı gelmeden yaparız.  Kur'an sadece müslümanlara değil, bütün insanlığın hidayeti için inmiş yüce bir kitaptır. Müslüman olmanın gereği Kuran'ı rehber edinip,  Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek, Peygamber'in izinden gitmek ve onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Onun için biz müslümanlar mübarek gece ve günleri gafletten kurtuluş ve birer diriliş vesilesi olarak görürüz. İşte bunlardan biri de idrak etmiş olduğumuz, onbir ayın sultanı Ramazan-ı Şeriftir. Şükürler olsun ki; bugün sadece ülkemizde değil, bütün  İslam Aleminde aynı inanç, aynı duygu ve aynı düşünceyle, milyarlarca müslüman topluluklarla birlikte  kulluk şuurunu yaşıyoruz.
.....
Bütün toplumlarda yerleşik olan, kendi inanç ve değer yargıları açısından hukukun da, ahlakın da kaynağı dindir. Din Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla  Peygamberlere gönderilmiş olup, Peygamberlerin tebliğleriyle toplumlarda bir  inanç ve yaşam kültürü olarak yer etmiş, toplumları şekillendirmiş yüce bir değerdir. Ne var ki dinin özünden zamanla sapılmış, insanlık maddi ve manevi olarak parçalanmış, bölünmüş ve kıyım kıyım kıyılmıştır. Güneş balçıkla sıvanmaz denir ya; Hak'kın ve hakikatin güneşi İslam elbette bir mum ışığıyla gösterilemez. İslam'ın nuru kıyamete kadar gönlüllerimizi aydınlatacaktır. İslam'ın en önemli özelliği de adalet duygusudur. Buna bağlı da ahlak anlayışıdır. Sevgi, şefkat, merhamet ancak adalet ve ahlak duygusu temelinde yeşerir. Ramazan ayının değerini bilmeliyiz. Çünkü  bu ay rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Bu ayda bizler  her zamankinden daha fazla hassas ve birbirimize karşı muamelede daha adaletli, daha ahlaklı olmalıyız.  Hayır işlerinin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın en hat safhada olduğu bu aydan fazlasıyla  feyz almalıyız. Fıtır, zekat ve diğer sadakalarımızı bu ayda vererek sorumluluğumuzu yerine getirmek ve bu ayda yetimlerin, kimsesizlerin, fakirlerin, biçarelerin gönlüne girebilmeliyiz.
.....
Kur'an bütün müminler kardeştir derken, Peygamberimiz de mümin müminin kardeşidir diyor. Mekkeli müminlerle, Medineli müminlerin kardeşliği gibi bir kardeşlik, Ensar ve Muhacirin arasında tesis edilmiş bir kardeşlik gibi bir kardeşlik, bütün insanlığın huzuru ve mutluluğu için bir  kurtuluş reçetesidir. Osmanlı da din,  dil, ırk, mezhep ve meşrep farklılığı gözetmeksizin kardeşlik ve bir huzur toplumu oluştururken adaletiyle hükmetmiştir. Ondan bize tevarüs eden adalet duygusudur. Onun  için biz  insanlık idealinde büyük bir itibara ve büyük bir mefkureye sahibiz. Onun için Osmanlı adaletiyle yaşamış, kardeşlik ve huzurla  buluşmuş  topluluklar, günümüzde de İslam Birliği  ve bütün insanlığın kurtuluşu için, bize dua etmeleri bundandır. Ramazan ayı bütün İslam Aleminin birliği ve dirliği için büyük bir fırsattır. O halde birey ve toplum olarak kendimizi sorgulamak olmalıdır. Ramazan ayında İslami, insani, vicdani değerlerle buluşmak ve nefsimizi dizginlemek olmalıdır. Bu ayda hırsı, kibiri, kalp kırmayı bırakıp, önyargısız, ayrım yapmadan herkesin elinden tutmak olmalıdır. Yine bu ayda Hak’kı ve sabrı tavsiye etmek, aynı zamanda salih kul olma yolunda  Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır. Din hayattır; oruç tutan sıhhat bulur. Ramazan bir şuur ayıdır ve bütün müslümanlar şuurlanmalıdır.

Profösör

Not: Bu makale bugün Yeni Birlik gazetesi Ramazan Sayfasında neşredilmiştir.

10 Kasım 2012 Cumartesi

Hayat Kurtaranın, Hayatı Kurtulur

Yaşlı adam sokak kedilerini pek severdi. Kedi sevgisi ta çocukluğuna kadar gidiyordu. Çocukluğundaki Alaca kediyi hiç unutamıyordu.. Bu öyle bir kedi ki; zaman zaman evden ve evin bahçesinden kaybolur, köy içinde yerine göre serserilik yapar ve avare avare dolaştıktan bir müddet sonra da, tekrar evlerine dönerdi. Bu kedi diğer komşu kedilerden daha akıllı, daha zeki ve daha çevik bir kediydi. Yaşlı adam çocukluğunda bu kedisiyle arasında garip bir bağ oluşturmuştu. Çocukluğundaki kedisi siyah beyaz tüyleri olduğundan ona "Alaca" diye isim takmıştı. Alaca kedi fare yakalar, kuş yakalar, börtü böcüyle uğraşır, kelebeklere, sineklere patisiyle ani ve sert vuruşlar yaparak çevikliğini gösterirdi. Alaca kedi yılan da yakalardı. Yılan yakaladığı zaman mutlaka ona getirir, önüne atar, patileriyle ve ağzıyla yılanı dümdüz hale getirerek "İşte ben buyum" der gibi kahramanlık da gösterirdi. Velhasıl bundan olacak ki, yaşlı adam kedi sevgisini bu yaşına kadar sürmüştü. Ne zaman ki; köy hayatından kent hayatına geçtiğinde semtin bütün sokak kedileriyle arkadaş olmasını bildi. İnancı gereği bütün hayvanları sevmesine rağmen, nedense köpekleri kediler kadar sevmiyordu. Köpeklerle ilgilenmiyordu hiç. Dikkatini bile çekmiyordu. Oysa köpekler de can taşıyor, susuyor, acıkıyordu. Köpeklerin de ilgiye, şefkat ve merhamete ihtiyaçları vardı. Kedilere olan bu aşırı düşkünlüğü, köpekleri ikinci plana, hatta üçüncü plana itiyordu. Bu doğru değildi. İnanç ve vicdan bunu kabul etmiyordu. Zaman zaman bu düşünceler içinde kendisini eleştiriyor, kendi adalet duygusunu da sorgulamaktan kendini alamıyordu. Çünkü mahallenin bütün kedileri onun geliş saatini bekliyor, daha gelmeden yalanıyorlardı bile. Yaşlı adam torbasıyla gelir gelmez boş arsa sanki bayram yerine dönüyordu. Miyavlamalar, kuyruk sallamalar, birbiri üzerine atlamalar, sevinç gösterileri aslında görülmeye değerdi.

Yaşlı adamın torbasıyla getirdiği ciğerler, ya da balıkçıdan aldığı yiyecekler kediler arasında, adilane bir hak olarak, pay ediliyordu. Yine günlerden bir gün aynı arsada bir köpek inliyordu. Yaşlı adam merakla hayvanın yanına yaklaştı. Köpekceğiz yolda bir otomobil tarafından ezilmiş boş arsaya atılmıştı. Hemen bir taksi çevirdi, hayvancağızı bir baytara götürerek ezilen ayaklarını ameliyat ettirdikten sonra, tedavinin geri kalanı için köpeği evine getirdi. Hayvan bir müddet sonra iyileşince yine sokak özgürlüğüne kavuşmuştu. Yaşlı adamın merhameti belki de kedilere olan aşırı ilgisinden kaynaklanıyordu.

Bir gün akşam vakti elinde torbasıyla, boş arsada yığılıp kalmıştı. Bir kalp krizi yaşıyordu. Bütün mahalle kedileri garip garip miyavlayarak yerde yatan adamın etrafında endişeyle dolanıyorlardı. Bu öyle bir duyguydu ki; yaşlı adamın günler önce kendisini tedavi ettirdiği köpek koşa koşa yerde yatan yaşlı adamın yanına geliverdi. Onu kokladıktan sonra ağzıyla adamın ceketinden sürüklemek istedi ama yaşlı adam, tombul bir insandı. İyice de ağırlaşmıştı. Köpek tekrar geldiği yere koşarak kaybolur gibi oldu. Hemen akabinden beş altı kadar köpekle birlikte arsaya geldiler. Yaşlı adamı birlikte vasıtaların geçtiği yolun kenarına kadar sürükleyerek yerde yatan yaşlı adamın başında beklediler. Bir otomobil bu durumu görünce yolun kenarına yaklaşarak durdu. İçinden orta yaşlarda bir kadın, oradan geçmekte olan bir gençten yardım isteyerek, yaşlı adamı, koltuklarından tutup otomobilin arka koltuğuna uzatıverdiler. Yaşlı adam hastaneye götürülmüştü anlaşılan.. Adamcağız bir iyilik yapmıştı. Yaralı, belki de ölecek olan ve acısından inleyen bir hayvanı kurtarmış ve tedavisini üstlenmişti. Yaşlı adam hayatı boyunca yaptığı iyilikleri zaten hiç hesap etmezdi. Çünkü inancı gereği, hiçbir beklentisi yoktu. Yaşlı adamın ne beklentisi olabilirdi ki!.. Onun vicdanı müsterihti. Yapılan iyiliğin bir karşılığı beklenmemeliydi. Bilsek de bilmesek de yapılan iyiliğin bu dünyada mutlaka bir karşılığı değil, binlerce değerde bir karşılığı vardı.

Profösör

12 Ağustos 2011 Cuma

Dua Hayattır

Beni bir ben bilirim, bir de Rabbim bilir. Kimselere ne kendimi anlatabilirim, ne de derdim şu diyebilirim.. Anlatıp anlaşılamamaktır bizi gam ve kedere götüren. Hayatın bize sunduğu tüm düzen içerisinde neler yaşamadık ki.. Küçücüktük, büyüyüp hayata hazırlanmak için yol aldık. Çocuk olduk, anlaşılamadık.. Bazen ne istediğimiz oyuncağa kavuşabildik, ne de istediğimiz yere götürüldük. Genç olduk, kendi içimizdeki fırtınaları dile getirip, bir Allah’ın kulu bizi de anlasın desek de anlaşılamamanın ve geri itilmenin sıkıntısını yaşadık. Kendi yaşıtlarımıza imrendik, hep bir arzu ve isteğin içinde bulduk kendimizi.. Hep istedik, tekrar tekrar istedik.. Gençlik bitip yuva kurmanın heyecanı içinde, gözümüz daha da iyiyi ve güzeli arzuladı. Bir yuva kurup, hayatımızın devamında bize eşlik edecek kişinin bizim gibi düşünüp, bizim gibi yaşamasını istedik.. Bir evlat sahibi olmayı, bir ev sahibi olmayı, güzel bir hayatın içinde rahat bir şekilde yaşamayı arzu ettik.. Yaşlılık gelip bizi bulduğunda bile, sanki hayatın en başındaymışız gibi beklentilerimiz ve isteklerimizin ardı arkası hiç kesilmedi.. Biz her ne istesek de hayatımız mukadderatla ilintiliydi. Anladık ki biz ne istiyorsak hakkımızda en hayırlısını veren yine O yüce Rabbimiz idi. Bize düşen görev, Rabbimizin emirlerine uyup, hulusi bir kalp ile ellerimizi açıp, dua edip, O'na yakarıştan ibaret olmasıydı.

İnsanoğlu hep bir İstemenin ve kendinde olmayan durumun peşindedir. Hayatının tamamında, tek bir günü bile, bir şey istemeden geçirmemiştir. Yaratılışta olan bu kavram kâinattaki tüm canlılar içerisinde, insana verilmiş en güzel mucizevî bir özelliktir. Dua Rabbi ile kendi arasındaki en önemli iletişim kaynağıdır. Her sıkıntısını, her arzusunu, her yakarışını sadece ve sadece ellerini semaya açıp Rabbin’den ister. Allah’ın Resülün’dan bizlere ulaşan bir hadiste "Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin" Bir iğneden bir ipliğe, bir evden bir evlada, güzel bir huydan güzel bir harekete kadar tek istenilecek yer Rabbimin huzurudur. Tevhidin öz konusu ve açılımı da budur. Dua bir ibadet şeklidir. Biz O'nun kulları olarak ancak O'na kulluk eder ve ancak O'ndan yardım isteriz.

Kim bilebilir ki kişinin içinde yaşadığı çıkmazlarını, acizliklerini hayal kırıklıklarını ve hayattan tüm beklediklerini… En yakınına, hatta annesine bile tüm hissettiklerini anlatamayan bir insanın tek dostu, tek sırdaşı ve tek sığındığı Rabbi’dir. Sadece O'na kendisini anlatır. Sadece O'na tüm zayıflıklarını, karmaşalarını, kırgınlıklarını, beklentilerini anlatabilir ve isteyebilir. Sadece O'nun karşısında rahatça ağlayabilir. İnsanın her şeyini, herkesten sakladıklarını, günahlarını ve sevaplarını sadece O bilir. Sadece O'na söyler ve sadece O’ndan medet umar. Kendi iç sesini, kendi aklından geçen türlü düşünceyi, hayallerini bilen sadece Rabbi’dir. Kişi kendisini sadece ve sadece Rabbi’ne teslim eder ve sadece onun huzurunda kendisi olabilir. Yalansız, riyasız, anlaşılamama derdi olmadan, tek kendini ifade ettiği yer, Rabbine duasıdır. Çünkü dua, kişinin kendisi ile Rabbi arasındaki en büyük iletişim ve yakınlaşmasıdır.

Dua etmek sadece Rabbimizden bir şeyler istemek anlamına gelmemelidir. Dua bir katrenin bir ummanla buluşma vaktidir. Dua kulun Rabbiyle bütünleşme halidir. Mikro bir değirin, makro bir değer içinde yerini bulmasıdır. Dua yaşamdır.. Dua İslam'ı özümsemektir. Dua sözde inananlardan sıyrılmaktır. Dua teslimiyettir. Dua her türlü hal ve hareketimizle Rabbim’e teslim olduğumuzu tüm cihana göstermektir. Dua tevhidin anlamını bilmek ve yaşamımıza uygulamaktır. Dua kişinin hiç beklentisi olmadan, sevdiklerine ve tüm İslam âlemine, güzellikleri ve iki dünya saadetini istemektir. Günahsız bir dil ile başkasının iyi bir hayatı olması adına Rabbimize el açmasıdır. Dua sevinçtir.. Dua gözyaşıdır.. Dua hüzündür.. Dua boyun büküştür.. Dua cezbedir, coşkudur. Dua kulluk bilincidir.


9 Ağustos 2011 Salı

Çaresizlere uzatılan elleri, Allah kesinlikle boş çevirmez..


Bir hayat kurtarmak demek; bütün insanlık değerlerini kurtarmak demektir. Aslına bakarsak zaten her canlı, hatta her varlık da birbirinin varlık sebebi değil midir?. Her şey birbiri için yaratılmıştır. Sonra da bütün bu varlıklar insanoğlunun emrine verilmiştir. Her varlığın da mutlaka dünyaya geliş ve varoluş hikmeti vardır.

Bir su kanalına düşen köpek yavrusunun çaresizlik içinde çırpınışına kim kayıtsız kalabilir !.. Hiç kimse kayıtsız kalmamalıdır. Yukarıdaki resimde iki çocuğun birbirine destek vererek ve güç birliği yaparak, kanalda boğulmakta olan köpek yavrusunu kurtarma ameliyesini görmekteyiz. Bu kurtarma işleminde, bir çanta askısının bile ne tür bir işlev gördüğünü özellikle düşünmeliyiz. Her değer zincirleme birbirinin varlık sebebidir. Sonuçta bir köpek yavrusu deyip geçemeyiz. Bir hayatın kurtulması demek, bin hayatın kurtulması demektir. Depremdeki eğitimli köpekler gibi zamanı gelecek bu hayvancık da bir canın kurtulmasında öncü olacaktır.

Bu vesileyle kutsal Ramazan ayında çaresizlere el uzatalım. Çaresizlere uzatılan el, Allah'a uzatılan el gibidir. Çaresizlere uzatılan elleri Allah kesinlikle boş çevirmez..
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...