İzleyiciler

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

19 Nisan 2019 Cuma

Onaltı




Ne demiştik; yaptığımız iş hem işlevsel olacak, hem de gözü okşayacak. Bu değerleri bir sokak tabelası yada bir kapı numarasında dahi arayabiliriz. Köylük yerlerde belediyecilik olmadığından yada böyle bir görgü gelenek olmadığından yağlı boya ile kapının herhangi bir yüzeyine numaralar fırçayla yazılırdı. Sonra bazı haneler eklenince numaraların üzerine başka baskın bir boya rengiyle yeni numaralar yazılır ve bir kirliliğe imza atılırdı. Ne zaman sonra saçtan yapılma kapı numaraları kapı üzerilerine konmaya başlandı ki biz kendimizi bir anda kentli görmeye başladık. Derken elektrik geldi, su disipline edildi ve musluklar açılır kapanır oldu. Medeniyet bu demekti. Ama bir eksik yanımız kaldı ki bir hacet niçin oluşturulur ve nasıl giderilir. Bunun sırrını çözemedik. Adam bir kapı numarası tabelası yapmış; Kenarlarına kontür atmış ve dört köşesine çivi çakılacak şeklinde estetik bir yer bırakmış. Herşey güzel de bu tabelanın dört köşesi sadece estetik bir görüntü versin diye boşluk bırakılmamış ki; bu boşluk bir ihtiyaçtan bırakılmış ve bu boşluklara çivi çakılsın denmiş. Bizim denydolar (Ne demekse) iki çiviyle işi bitirmişler. Belki de çividen tasarruf olur düşüncesini gütmüş olabilirler. Bence zahmete girmemişler. Kapı numarası bir ve altı yanyana durmamış olsa bir önemi yoktur diyecektim. Onaltı sayısının hatırına  bu çivileri yerinden sökmek gerek; doğrudan doğruya dört köşesine birer çivi çakmak gerek. 

Profösör

29 Mart 2019 Cuma

Bir İnsansanlık Manifestosu


Anlamak ve anlaşılmak; iki kişi, yada toplumlar arasında kalbi bir bağ kurmak o kadar zor olmamalı. Bu da empati yapmayı gerektirir. Eski dilde diğergamlık da dediğimiz empatiye özdaşlık ve duygudaşlık da deniliyor. Hatta anlamak ve anlaşılmak kavramı o kadar ileriye gitmiştir ki, iki insan birbirine ruh ikizim, kankim diye hitap bile etmektedir. Muhataıbmızla empati kurmak, aslında onu anlamaya çalışmaktır diyebiliriz. Onu anlamaya çalışmak kendimizi onun yerine koymaktır ki; o da kendini bizim yerimize koyabilsin.

Enbaşta empati kurmanın birinci ögesi sevmektir. Çünkü sevgi bütün problemleri çözer. Sevginin açamayacağı kapı ve kilt yoktur. Sevgi olacak ki ilgi olsun. İlgilenmek karşımızdakiyle empati kurarak onu çözmek, anlamak, onu ürkütmeden sizin yanınızda iyi olmasını hissettirmektir. Onunla inancı, ümidi, güveni pekiştirmektir.

Ne yazık ki günümüz dünyası açlıktan sefalete, savaştan toplumsal çatışmalara,  kutuplaşmalara, adaletsizlikten ahlaksızlıklara, hastalıklara ve doğal afetlere karşı çaresiz kalmaktadır.  Yakıp yıkmalar, vandallıklar, toplu katliamlar insanlığı tedirgin etmektedir. İnsan yaratılıştan özgür bir varlıktır. İstediğine inanır, istediğini yüceltir, istediğinin de peşinden gider. Hele din gönül işidir. Zorlama olma olmadığı gibi  kimseyi de ayrıştıramayız. Sadece fikrimizi  rencide ve hakaret etmeden muhatabımıza  beyan ederiz. Her insanın aklı ve vicdanı vardır. O halde kardeşlik tesisi için ayrım yapmadan birbirimizi anlamalıyız. Başım ağrıyor diyen bir kimse hastadır. Bize düşen baş ağrısını giderecek ilaç bulup onun ilacını kullanmasına yandımcı olmalıyız.  Senin başının ağrısı sana ıstırap veriyorsa, senin ıstırabın geçene kadar biz senin yanınındayız demektir empati kurmak, diğergamlık, özdaşlık ve duygudaşlık.

Yenizellanda’da camiye yapılan katliamdan bütün düya nefret etti. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan insanlığın yanında yer aldılar. Fakat Yenizellanda Başbakanının başına başörtüsü takıp derin üzüntü içinde olduğunu, camide öldürülen müslümanların  aileleriyle birlikte olması ve bu menfur olayla ilgili verdiği beyanatlar bir insanlık manifestosu  gibiydi. Bundan alınacak büyük dersler var!.. Umarım insanlık birbirinin elinden tuttukça ve birbirinin yanında oldukça yücelecektir.

Profösör

Nasıl da Umutlanıyor İnsan



Nedir bu kızıllık!.. Sanki akşam karanlığına hazırlık!.. Perde perde şehrin üzerine çöken karanlık.  Gökte bir bir kaybolan uçan martılar, suda oynaşır hala alık balıklar. İşte Osmanlıdan kalan tarihi otantik köprü ve üzerinde adım başı balık avcıları... Bu şehir hayatında, gönül yarası, kafa yorgunu olmayan var mı!.. Bir terapi köprüsü gibidir adeta Galata köprüsü. Belli mi olur; birazdan ufuktaki kızıllık yanıp tutuşuverir!.. Karagümrük ne ki; İstanbul yanar da, kül oluverir!.. Nerede yangın yeri diye bağran, yalınayak baldırı çıplak, nara atan başı kabak tulumbacılar!.. Bir an Ulu Hakan Sultan Abdülhamid devrindesin. Elinde baston yada kehribar bir tesbih başında kırmızı püsküllü bir fes. Yeleğinde köstekli gümüş bir saat. Bıyıkları kaytan, bıçkın bir delikanlı gibisin! Evet Galata’da hüzünlü bir hava var... Yüksekkaldırım’dan sonrası Beyoğlu ve  İstiklal. Dini, dili,  mezhebi, meşrebi ayrı, fakat gönlü bir; ermenisi, rumu acemi; her milletten insan var!.. İstanbul büyülü, istanbul övgülü, namazında, niyazında camileri, kubbeleri ve minareleri var!... Beyler ve hanımefendiler anlayamadığım bir şey var; balık tutan adam, hoş vakit geçiren, avare insan, çocuksu ve masum dervişan, bir tava balığa gönlünü kaptırmış, bir akşamlık azık götürmek isteyen gariban, hepsi bir arada, hepsi bir hizada... Umutsuz insan var mı bu dünyada!.. Nasıl da umutlanıyor insan  Kızılkıyamet kıyamet kopsa da!..  (Fotoğraf: Hurşit Akyıl)
 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...