İzleyiciler

mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2020 Perşembe

Bir Kapı Açılır



İnsan büyük bir kavram. Yaratılmışların en güzeli. Bu güzellik korku ve ümitle birlikte. Ne kadar taban tabana zıt bir duygu.  Belki de böylesi daha iyi. İfrat ve tefritten öte bir itidal, bir ahenk, inişler, çıkışlar insan içinde yaşar kutsal bir senfoni. Matem var, üzüntü var, kaygı var, endişe var telaş var, hüzün var; buna karşılık sevinç var, heyecan var, coşku var, özgüven var, mutluluk ve huzur var. Mesele negatif bütün duyguları, düşünceleri pozitife çevirebilmekte ve mesele  pozitif her ne varsa  öyle bir kıyafeti kuşanabilmekte.  İnsan tekbaşına insan değildir.  Onun eksiğini tamamlayabilen biri varsa insandır. İnsan insan olduğu zaman  toplumun sağlam ve ümitvar bir nüvesidir. Bir tohum toprağa düştüğü zaman, onu toprağa eken,  toprağa düşüren bir irade vardır. Bir rahmetin gücü ve bir duanın bereketi vardır. Tohum düşer toprağa, rahmet yağar toprağa. Tohum çatlar, filiz toprağı yarar. Yeşerir tohum, başak salar. Başak başakla buluşur deste deste harman olur. Harman dövülür değirmende un olur. Fırında taptaze sıcak ekmek olur.  Sofraya gelir  bir fakirin karnı doyar fakirin inancı ve yaşama ümidi olur.  Bir kapı açılır, o kapı karıanlığı aydınlatan ışık olur, güneş olur, ay olur, yıldızlar olur ve cehalet yok olur.  

profösör

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

25 Ocak 2017 Çarşamba

Sevmek ve Sevilmek


Sevmek sorumluluk almak demektir. Sevmek bu açıdan zahmet ise, sevilmek ise Allah'tan rahmettir.
Profösör

8 Eylül 2016 Perşembe

Bir Fincan Çiçek


Yeni birlik gazetesi, Buluşma Noktası sayfasında  bugün neşredilen bir karikatürüm.

Profösör

31 Temmuz 2016 Pazar

Sosyal Medya Müdavimlerine!..


Sosyal medyada paylaştığım en önemlileri  sadece kendime ait yazı, resim, grafik ve fotoğraflarımdan oluşmaktadır. Buna benzer  paylayşımlarım kendimi ifade etmenin en doğal yolu olduğunu düşünüyorum.

Bazı paylaşımlarım ise başkasına ait olup, herhangi bir beğenme olmaksızın, iyi ya da kötü yorumda bulunmaksızın paylaştıklarım da vardır. Bu paylaşımlarımla ilgili düşüncem ise, üzerinde düşünün ve birlikte düşünelim demektir. Bir anlamda bu gibi paylaşımlar  tartışmaya açık içerikleri olan paylaşımlardır.

Bir diğer paylaşımlarım ise, yine kendime ait olmayıp, başkalarının paylaşımlarına övgü ve yergi anlamında yaptığım yorumlarımı içeren paylaşımlardır. Bu paylaşımlarla ilgili söyleyeceğim en önemli husus, benim nerede durduğumun bir göstergesidir.

Herkes bilgisi, tecrübesi, terbiyesi, ahlaki davranışı, ihlası, samimiyeti, basireti, feraseti ve iyiniyetiyle insanlık idealindeki mefkuresiyle itibar görür.

Hiçbir zaman fitne ve fesada yol açacak paylaşımlara izin vermememiz gerekir. Bir taraftan da  eleştiri hakkımızı  kesinlikle kullanmalıyız. Farklı fikirler her zaman olacaktır ve olmalıdır. Esasen bizi huzura ve mutluluğa götürecek olan birlik ruhumuzu korumamızdır.

Allah'ın selamı üzerinize olsun. 

Profösör

20 Haziran 2016 Pazartesi

Hidayet Allah'tandır.


Mübarek Ramazan ayı boyunca müslümanlar oruç tutarlar. Nefsin zaaflarına karşı ayak diretir ve nefsin azgınlıklarına karşı onu dizginlemek için azami gayreti gösterirler. Oruç tutarak, sabrederek, daha çok sevgi, şefkat, merhamet duygularıyla fitre, zekat ve ihtiyaç sahiplerini düşünerek birbirlerine yardım ederler. Birbirlerine daha çok muhabbet beslerler ve kardeşlik duygularını pekiştirirler. Ramazan ayı müslümanların daha İslami, daha insani, daha vicdani duygular beslediğini ve birbirlerine karşı daha adil davranıldığı bir iklim olarak düşünebiliriz. Müslümanların bu hali elbette taş yürekli kimseleri de etkileyecektir. Onların da bir nebze olsun kalpleri yumşayacaktır. Bir müslüman bir müslümanın aynasıdır. Müslümanlar birbirinden gördükçe de iyilikte ve hayırda yarışacaklardır. Ayrıca bir müslüman bir kimsenin hidayetine vesile olursa bunun ecri ve sevabı çok büyüktür.

Hidayet Allah'tardır deriz. Elbette kulun da birazcık olsun kalbini iyiliklere açık tutması gerekir. Birazcık olsun hakikati görmek için bile bile nefsin zaaflarına teslim olmaması ve diretmesi gerekir. Bir insanın düşünmesi, akletmesi, şuur kapısından adım atması demek, artık düşünce tarzının da İslami esaslara göre olması ve hayatına İslam’a göre yön vermesi demektir. Bir insan hidayete erdiği zaman doğru yolda, doğruyu bulmuş demektir. İyiliklerle karşılaşmış ve güzelliklerle buluşmuş demektir. Bir insan hidayete erdiği zaman Yüce kitabımız Kuran'ı kendine rehber edinmiş demektir. Hak yola girmiş, hakikatin kucağında  demektir. Batıla kapısını kapatmış, Hak'ka teslim olmuş demektir.

Hidayet; doğru yolu gösterme, Allah’ın razı olduğu yolda yürüme, yine Allah’ın insanın kalbindeki bütün sıkıntıları yok etmesi,  bunun yerine rahatlık ve huzur vermesi demektir.  Allah’ın emir ve yasaklarına uymada kula kolaylık ihsan etmesi demektir. Hidayete ermek; ihtida etmek anlamında düşündüğümüzde İslam’ı seçme ve müslüman olmak demektir. Hidayete eren insan ömrünü Allah’a salih kul olabilmek için geçirir. Hidayete eren bir müslümanın en büyük arzusu Allah’ın rızasını kazanabilmektir. Onun için ondan büyük bir haz yoktur. Bir kimse aklı yerinde ve buluğ çağında ise artık İslam’ın emrettiği sorumlulukları yerine getirmekle mükelleftir. Hakikat kucağı sevgidir, şefkattir, merhamettir. Müslüman bunun bilincindedir. Bir müsülman doğru yolda olduğu müddetçe yaşantısı bütünüyle hidayet üzerinedir. Doğru yolda sabit kalabilmesi için bir müsülman nefsini terbiye etmede azami gayreti gösterecek ve elinden geldiğince hayır hasenat işleriyle uğraşacaktır. Bir çocuğu sevindirecek, bir yetimin başını okşuyacak, bir yaşlının elinden tutaacak ve onun  hayır duasını alacak, bir hasta ziyaretinde yatan hastaya şifa dileyecek, tabiri caizse bir karıncanın bile canını acıtmaktan imtina edecektir.

Allah Kuran’da “Allah zulmedenlere hidayet etmez” buyururken, her tür yapılan kötülüğü, yanlışı, çirkini affetmiyor. Zalim olmanın ve zulmün dışında zalimi övmenin, zulmü alkışlamanın da aynı manaya delalet ettiğini bilmeliyiz. Yine Kuran “Kim Allah’a inanırsa Allah onun kalbini hidayete erdirir.” Diyor. Hidayete ermek irademizi Hak’ın iradesine teslim etmekten geçer. Hidayete ermek dünya  ve ahiret  huzura kavuşmak ve mutlu olmak demektir.

Profösör

.....

Not: Bu makalemiz bugünkü 
Yeni Birlik gazetesi 
Ramazan sayfamızda neşrolmuştur.


23 Mart 2016 Çarşamba

Papatyalar

Hani bahar geldi ya; 
Açtı papatyalar... 

Papatyalardan
fal mı bakarsınız, 
yoksa papatyalardan 
başınıza 
taç mı yaparsınız?


Profösör

19 Ocak 2016 Salı

Kar yağıyor; kara kışı yaşıyoruz. Kimimiz sıcak evimizde oturuyor, kar keyfi yaşıyoruz.. Kimimiz, kimimiz tarlada bahçede, kimimiz iş yerinde; ofisinde ya da açık havada bu soğukta çalışıyor. Bu zahmetli ve sıkıntılı hava muhalefetinde evine ekmek götürmek, ya da kamu hizmeti  görüyor. Sonuçta kış da olsa, yaz da olsa çalışılacak.

Ne varki her kışın bir baharı ve yazı vardır. Btün mesele her türlü muhalefete karşılık direnç göstermek.   Kış nasıl olsa muayyen zaman aralığından sonra bitecek; doğal olarak yerini bahara, sonra da yaza teslim edecek. Kıyamet kop;madıkça bu böyle sürüp gidecek. Fakat kışı sadece bahar ve yaza çevirmek marifet değil. Kış kışlığını yapar, biraz sabır gerekir o kadar. Oysa bizim mevsimlerle bir derdimiz yok. Her mevsimin kendine göre bir hikmeti vardır. Sonbahardan bu yana ve bütün kış terör olaylarından dolayı şehit düşen, kör kurşuna muhatap olan, evlerini yurtlarını terk eden Güneydoğulu vatandaşlaırmızdan dolayı yüreğimiz sıslıyor, üzülüyor ve kahroluyudoruz. Terörü lanetliyoruz.

Şükürler olsun ki; vatan hainlerinin her türlü hareketine karşılık hükümetimiz bütün iradesiyle terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin arkasında duruyor. Millet olarak hepimiz şehit kanının durmasını istiyor. Masum insanların terörden korunmasını şiddetle taleb ediyor. Bu kış gününde yağan kar baharla nasıl eriyip gidecekse, yeryüzü yeniden yeşerecekse, terör de öylece bitecek ülkemize huzur gelecek. Bundan dönüş yolu yok. Yanlış hesaplar sadece Bağdat'tan değil, tahran'dan, Moskova'dan, Berlin'den, Paristen, Şamdan dönecek. Evet bahar gelmeyicek mi diyenlere ülkemize hem bahar gelecek, hem de huzur gelecek.

Profösör




4 Ocak 2016 Pazartesi

İman

Kim Allah'a inanır da,
Resul'e uyarsa felah bulur.
Mutlu olur; huzur bulur.
O zaman da
şeytanın bütün vesveselerinden kurtulur...

Allah'a inanacağız;
Resul'e uyacağız.
Başka da bir yol yok...
Doğru yoldan ayrılmayacağız.

Profösör

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör

17 Haziran 2015 Çarşamba

Ramazan Anısına


Uzun boylu, kılıç gibi bir adam; kabzası gül dalından. Her an yerinden fırlayacakmış gibi duran bir adam. Sedef kakmalı kınından çıkmasın bir kere kılıç!.. Kara kaş, kara göz, kara sakal; başında sarık, boynunda şal. Uzun kaftanıyla, büzgülü şalvarıyla, ibrişim kuşağıyla muhteşem bir sultan. Fetihler, Fatihler; fetholunmuş yerler; bir elinde adaletin kılıcı, bir elinde tevhid sancağı. Yüreği sevgi dolu, sefkat ve merhamet membağı. İşte bak!.. Selatin camilerinde ışıl ışıl yanan mahyalar, minarelerinde okunan ezanlar. Yaşasın İstanbul!.. Kutsal ramazanda bir huzursun. Ey İstanbul!.. avare aşıklarınla mutlusun!..
Profösör

2 Ocak 2015 Cuma

Mübarek Mevlid Kandili

Peygamberimizin doğuşu; putların yıkılışı demektir... Peygamberimizin doğuşu; tevhidin gelişi, şirkin çöküşü demektir.... Peygamberimizin doğuşu;  Muhammed Mustafa'nın Resulüllah oluşu demektir... Peygamberimizin doğuşu; çöle nur olarak inişi demektir... Peygamberimizin doğuşu; yeşermesi zulmün yok olması demektir. Peygamberimizin doğuşu huzur ve saadet demektir. Bu gecede bütün dostlarımızın, kardeşlerimizin, Müsmümanların ve bütün insanlığın kurtuluşuna bir vesile olması için dua ederiz. Bu gece bütün kainatın tebessüm ettiği bir gecedir. Hayırlara vesile olsun.

Profösör

27 Temmuz 2014 Pazar

Bayram Mesajı



Bir alın yazısıydı yaşadıklarım. Geriye baktığımda hazan mevsimdir sadece benim hüznüm. Bayramlar olmasaydı, gülümser miydi hiç yüzüm. Bin sadakaya bedeldir benim bir tebessümüm. 

Grafik: Profösör 

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Hak Varken Batıla Yer Olmamalı


Öğretmen sınıfa girer girmez bir soruyla derse başlıyor; "Çocuklar biliyorsunuz evlerimizi ampul aydınlatıyor. Gecemizi ve gündüzümüzü  aydınlatan nedir" sorusuna ilkokul öğrencileri hep bir ağızdan "Allaaaaaah"  diyerek sınıfı çınlatıyorlar.

Öğretmen gülümseyerek "Elbette Allah aydınlatıyor; Allah gecemizi ve gündümüzü hangi araçlarla aydınlatıyor" sorusuna da "Güneş ve ay" cevabını veriyorlar.

Elbette güneşi parlatan, ayı ışıtan yüce Rabbimizdir. Şükürler olsun Allah'ın bize verdiği bütün nimetlere. Ne mutlu Allah'a ve O'nun verdiği nimetlere şükredip, O'na nankörlük etmeyenlere.

Bir zamanlar bir nesli nasıl mahvettiler; asla unutmuyoruz, kabus gibiydi o devirler.  O devirde Köyenstitüsü mezunu ilkokul öğretmenleri sınıftaki öğrencilerine  "Allah'ım bize şeker ver" cümlesini peşpeşe üç kez tekrarlatıyordu. Öğrenciler de "Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.. Allah'ım bize şeker ver!.." diye üç kez peşpeşe hepbir ağızdan bu cümleyi tekrarlıyorlardı. Sonra da sınıfta sessizlik içinde bir müddet bekleniyordu. Allah şeker meker vermiyordu. Arkasından öğretmen sinsice,  ikinci cümleyi küçücük masum öğrencilerinin hep bir ağızdan üç kez  tekrarlamalarını istiyordu. "Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. Öğretmenim bize şeker ver!.. " Öğrenciler hep bir ağızdan bu ikinci cümleyi de üç kez tekrarlayarak, öğretmenin isteğini yerine getirmiş oluyorlardı. Bunun üzerine  öğretmen sırıtarak gülüyor ve çantasından çıkardığı şekerlerden teker teker öğrencilerine bir taraftan dağıtırken, bir taraftan da "Eğer Allah olsaydı sizin isteğinizi geri çevirmeyip, size şeker verirdi. İyi ki öğretmeniniz var; Bakın size şeker dağıtıyor!" diyerek adeta içindekini kusuyortu; tertemiz kücücük beyinlere ve küçücük masum yüreklere.

İyi, güzel, doğru varken; kötü, çirkin, yanlışa bel bağlanmamalı. Huzur, sükunet, mutluluk varken, teröre, anarşiye geçit vermemeli; anafora, anomiye kapılmamalı. Hak varken batıla yer olmamalı

Profösör

4 Mayıs 2014 Pazar

Gülen ve Ağlayan Mask


Bir tiyatro sanatçısı veya tiyatrosever biriyseniz eğer ağlayan ve gülen maskın ne demek olduğunu biliyorsunuz demektir. Genellikle büyük tiyatro salonlarının sahnelerinin üzerinde gülen ve ağlayan mask dikkatimizi çeker. İnsan düşünen bir hayvandır. Birinci tarifi destekleyen ikinci bir tarif de insan gülen ve ağlayan bir varlıktır. İnsan üzerinde  düşünce, duygu ve davranışların keskin olarak etkisi gülmek ve ağlamaktır. En uç noktada bu duygular ancak böyle ifade edilebilir. Bir tiyatro eseri ister komedi, ister dram olsun, her ne olursa olsun insanda oluşturacağı olgu, sonuçta  ya sevinç olur, ya da bundan üzütü duyulur. 

İnsan gülmeli ve ağlamalıdır da. Ancak duygulu insana hüzün ve gülümseme daha çok yakışır. Bazı insanlar çevrelerine rahatsızlık verecek derecede kahkahayı basar. Bazı insanlar da gülmeyi bile edeb sayar. Gülümsemeyi daha olgun bir tavır olarak görür. Kimi insan gülümsedikçe gamzeleri belirir. Kimi insan hüzünlendikçe tomurcuk kırmızı bir güle benzer. 

Bir tiyatro sahnesinden farklı değildir bu dünya, yaşadığımız hayat. Nice günlük gülüstanlık içinde mutluluklar yaşar, zevk ve sefa alemine dalar gideriz. Kimi zaman da üzüntüler, sıkıntılar yakamızı bırakmaz, hayal kırıklığı, mutsuzluklar içinde biçare kalırız. Bazen güler ve gülümseriz; bazen ağlar ve hüzünleniriz. Hayat bu; bu da geçer yahu deyip avunuruz.

Profösör

12 Nisan 2014 Cumartesi

Aşk Varoluş Halidir


Aşk ve Hüzün'den

Aşk; sadece bencilce sevişmekten ibaret değildir. Bu zaten  insanın doğası gereğidir. Fakat insanın aşkla kendi varlığını hissetmesi  ve bütün varlıklara karşı sorumluluk hissini duyması demektir.  

Aşk; bir kadının ve bir erkeğin bir nevi karşılıklı tapınma duygusu mudur...  Aşk; sadece maddeyle sınırlı mıdır... "Sana tapıyorum demek" hangi inancın, hangi  sevginin, hangi sevdanın gereğidir!.. 

Aşk belki de, evrendeki bütün varlıkları üstüste koyup, bütün değerlerin bir yekün içinde toplanması ve bu yekün içinde insanın kendini bulma duygusudur.

Aşk; ne hilebazlık, ne hokkabazlık, ne de sihirbazlık ve asla göz boyaması değildir. Aşk; sadece aklın baştan gitmesi, insanın sarhoş olma hali de değildir.

Aşk; aşk bir varolma bilincidir. Varlığını bütün varlıklara adama halidir. İyilik yapma duygusunun bütün evrene yayma halidir. Seven mutlu ve huzurlu bir insan, sevilen mutlu ve huzurlu salih bir kul olma halidir. 

Profösör

8 Aralık 2013 Pazar

Bir Zamanlar...


Bir zamanlar, ya da bizim zamanımızda diye başlayan cümleler kurulduğunda geçmişe özlem dile getirilirdi. Bizim zamanımızda şunlar, şunlar yoktu ama; sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma ve dayanışma vardı. Ekmeğin ve suyun olmadığı zamanlarda gerçek arkadaşlık, gerçek kardeşlik ve dostluk vardı. Şimdi herşey var; yok yok. Nerede saygı, nerede sevgi, nerede hoşgörü. Yardımlaşma ve dayanışma varsa eğer; bereket var, mutluluk var huzur vardır.  (Profösör)


Fotoğraf: Hurşit Akyıl 

11 Kasım 2013 Pazartesi

İşte ben yine burdadayım !..


İşte ben yine buyum; buradayım, sizlerleyim, dostlarımlayım... Kayıplara karışmıştım; bulundum da geldim... Kendimi kendim kaybettim; yine kaybolan kendimi kendim buldum. Dağ demedim, taş demedim,  tabiatın doğallığında bütün olumsuz duygu, düşünce ve davranışları tarihin çöplüğüne fırlattım da geldim. Bir dilek tuttum; bütün dostlarım için adına huzur dedim. Mutluluk dedim. Umut dedim. Yaşam dedim.

Profösör



Fotoğraf: Fotoğraf sanatçısı,
gazeteci ve yazar Hurşit Akyıl 


4 Temmuz 2013 Perşembe

Bir Kitabın Adı


Bazen bir fincan çay, ya da kahve, belki bir ekspesso bütün yorgunluğu alabilir. 

Belki yanında tebessüm ettirecek bir kitabın beyaz satırları arasında kurutulmuş bir pembe gül dikkatini çekebilir. 

Belki de güzel bir cümlenin mutluluk getiren öznesinde huzur bulabiliriz. 

Yeter ki; kitabın adı konmamış olsa da "Tebessüm" olsun. 

Öle bir kitap ki; okunsun okunsun, üflensin, yaralara merhem olsun.


Profösör


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...