İzleyiciler

sükunet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sükunet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2019 Pazartesi

Ruh ikiziyiz



İnsan çiçek açtığı zaman bahar, meyve verdiği zaman da yaz gibidir. Hep böyle gitmez elbette ömür!.. Bir de bekleyen güz vardır. Kara kışta kara toprak bir ölüm vardır. İnanç insanı, evreni ve ötesini kapsar. Umut ölünceye kadar. Hırs kırka kadar. Sonra yavaş yavaş törpülenirsin. Sonbahar güz gibi geriye baktığında, eteklerin hüzün dolu yaprak gibisin. Sonbahar güz gibi değişir yüzünün rengi, güneşin feri gözlerinin rengi. Artık huzur içinde bir sükunet, sukunet içinde bir huzur arar gibisin. Bir kanepe, bir sandalye, bir tabure bulsak ta otursak, bir tepeden engin boşluklara baksak. İkimiz bir kuş olsak da kanatlanıp uçsak, Bir ruh hafifliği içinde bulut olsak, yağmur olsak ve rahmet ve bereket olarak yağsak. Kalbimiz o zaman müsterih olurdu inan!.. Toprak yağmura kansa, tohum çıtlasa nefes alsa. Filizlenip serpilip yeniden çiçek açsa nebatat... Yeniden bahar olsa, yaz olsa, güz olsa hayat!.. Kışla birlikte yeniden bir döngü olsa; işte o zaman daha iyi idrak edebilir insan. Ben ve sen hayat yolcusu ve hakikat yolcusu ikimiz, biliyoruz ki; sen ve ben ruh ikiziyiz.

Proösör

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

3 Temmuz 2016 Pazar

Sükunet Huzurdur


İnsan yeme, içme, giyinme ihtiyacı kadar, güvenliğe, kendini koruyacak, başını sokacak, orada kendisiyle ve ailesiyle başbaşa kalacak barınağa da ihtiyaç duyar. Bir kültür olarak da ilk insandan bu yana aile kavramı da büyük bir önem arzediyor. Aile en küçük sosyal bir topluluk olarak, birbiriyle kan bağı olan muhabbet ve ünsiyetin kökleştiği, yeşerdiği bir inanç ve umut olarak geleceğe birlikte yürüdüğü, sosyal bir değer olarak da toplumumuzda kutsallığı olan bir gerçektir. Mutlaka bir ailenin yuvası olmalıdır. Bir evi bir meskeni ve içinde sukunet içinde huzur bulacağı korunaklı bir barınağı olmalıdır. Çünkü insan, ancak sükuneti evinde bulur. İnancıyla  ve umuduyla yaşayan insan evinde huzur bulan insandır.

Sükunet kelime itibariyle arapça bir kelime olup “Sekene” mazi fiilinden türüyen bir kelime olmakla birlikte iskan ve mesken de aynı kelime kökünden gelen akraba kelimelerdendir. Günümüzde iskan oturma müsadesi verilen mesken, ev anlamında kullanılsa da sükunet ve sükun olma anlamı taşır. Mesken de iskanı alınmış, oturma müsadesi olan, sükunet olunacak ve huzur bulunacak yer anlamını ifade eder. Asıl bizi ilgilendiren taraf kelimenin terminolojik bilgisi değil, ifade ettiği manayı anlayabilmemizdir. Kim istemez ki kendi evi olsun, rahatsız edilmesin, hatta kira ödemesin, sükuneti ve huzuru kendi evinde bulsun!.. Onun için kız babaları kızını evlendirirken karşı tarafa  “Oğlumuzun evi var mı?” diye sorabilir. Ev evlilik için şart olmasa da kültürümüzde ayrıca değeri büyüktür. İki reşit kız ve oğlanın nikahlanarak bir hayat kurmasında bir mahzur yoktur. Fakat kültür olarak iki gencin geleceğe  daha emin adımlarla yürümesi ahlaklı, ilkeli olması gerekir. Bir onun kadar da mutlaka ev hayali vardır. Evlenmek mastarı türkçemizde iki anlamı barındırır. Daha çok iki karşı cinsin nikahlanması olarak kullanılmaktadır. Şimdilerde evlenmek kelimesi bir reklam sloganı olarak “Gel seni ev sahibi yapalım” anlamında kullanılarak “Tecaül-ü Arif” sanatı yapılmış olur. Aslında nikahlanan kişinin kendi evi olmalıdır. “Ev ev üstüne olmaz“ atasözü boşuna söylenmemiştir. Nikahlananlar kendi evine çıkmaları kadar doğal olan bir şey yoktur. Nikahlananlar kendi evine çıkacak ve orada sukun içinde huzur bulacaklardır. Çünkü evlilik böyle bir şeydir.

Bizim kültürümüzde aile kutsal bir oluşumdur. Çekirdek aile olduğu kadar, dedeler, nineler gerekirse evladının yanında kalabilirler. Torunlarına bakabilir, onlara sevgisiyle, şefkatiyle  tecrübelerini bir değer olarak aktarabilirler. Yine bizim toplum ve aile yapımızda kalacak yeri olmayan, kimsesiz  yaşlı halalar, teyzeler de bakım ve huzur evleri yerine yakınlarının yanında kalabilmektedir. Biz çekirdek ailemize değer verdiğimiz kadar yakınlarımıza da gereken insani değeri veririz. Bu nedenden dolayıdır ki; birbirimizi sev eriz. Kimin bir yeri incinse ve acısa, ona merhem olmaya çalışırız.

Sükuneti ve huzuru evimizde bulsak da, yaratılıştan ve kültürümüzden gelen inancımızı ve umudumuzu asla kaybetmeyiz. İnsanen, vicdanen sevgi, şefkat ve merhametimizden asla vazgeçemeyiz. Kutsal geceler, kutsal bayramlar bunun için kutlanırlar. Ramazanı aile ve toplum olarak yaşadık. Onun feyziyle bayrama idrak edeceğiz. Sukunet ve huzur dilgiyle şimdiden hayırlı bayramlar olsun.


..........
Not: Gazeteci Ümit Gülbüz Ceylan'ın  bugünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...