İzleyiciler

hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

22 Nisan 2018 Pazar

Cansuyu


Umutlar can çekişirken  ve insan  isyanın eşiğindeyken bir bakmışsınız  bir mucize gerçekleşiveriyor. Bu bir can suyu; hemencecik diriliveriyorsunuz. Her ne halde olursak olalım şükrü ve duayı dilimizden düşürmeyelim.

Profösör

14 Aralık 2017 Perşembe

Rahmet Ne ki!..


Yağmur yağıyor demezdi de rahmet yağıyor derdi ninem. Rahmet ne ki!.. Ölünün arkasından okunan  bir şey sanırdık dua gibi. Bir şimşek çakması, gök gürlemesi yağmurun yağmasıyla genelde bir hüzün çökerdi içimize. Rahmetin ne demek olduğunu idrak ettik daha sonrası. Yağmur demek rahmet demekti. Bereket demekti. Hayat demekti. Bir sevgi boşanır gibi  rahmet boşanırdı içimize.  Çatımız aksa da üzülmezdik bir kere. Rüzgar vurdukça titreşirdi penceremizdeki kırık camlar. Göz kırpardı rüzgardan kirpiklerini oynatan, gaz lambamızın fitilinden çıkan aydınlık. Bir odacıkta dört çocuk; olur da sönerse lambamız, karanlıkta birbirimize sarılırdık korkudan ve masuzcuktan. Dört duvar bir oda, küçücük bir dört köşe sehpa odanın ortasında, üstünde camı kırık bir lamba. kitapları önünde ders çalışan dört çocuk  lambanın etrafında. Başlar lambadan vuran ışıkla oynaşırlar duvarlarda. Sanki bu doğal bir sinema. Yağmur, rahmet, sevgi, pencere, lamba ve sehpa derken bizim çocukluğumuzun masalsı hikayesi bu satırlarda!..

Profösör

2 Ekim 2017 Pazartesi

Yaşandı Gitti


BİLGİÇ

Bir gündü;
Yaşandı öldü.
Ve bir akisti kalan
Yaşadıklarımızdan...

Oysa yaşadıklarımız denli
Tazeydi hayat
Biz üstünde dans ettik
Yaşadık ya..
Eskittik zannettik.

Sezer Özşen

Ekim 1993 - Harbiye


Not: Blogdaşım Sevgili Sezer Özşen,
namı diğer Momentos'un gönderdiği 
"Anıltı" ismli şiir kitabından "Bilgiç" başlıklı şiirini bloğumda sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.  
Teşekkürler  sevgili Sezer!.. 

3 Mart 2016 Perşembe

Ölüm

Arada levha yok!.. Doğrudan gideceğimiz yer; ölüm son durak. (Profösör)

7 Ocak 2016 Perşembe

Geçmiş Zamandan

Sessiz, sakin, yorgun ve ya lın bir duruş. Y avaş yavaş ölmek belki de budur... Belki de bu umutsuz yok oluş. Dar yollar, çıkmaz sokaklar olsa da ne yazar.!. Oysa bütün yollar Allah'a çıkar...

Profösör

Fotoğrafı çeken: Hurşit Akyıl
Yer: Kırtepe köyü
Tarih 2013 ağustos



31 Aralık 2015 Perşembe


Fotoğraf çekilirken ben, ben olmaktan çıkıyorum neden!.. İçimde birikmiş onca öfke varken; en büyük zaafım merhametim. İyilik yapan iyilik bulur mu dersen; nice nankörlerle karşılaştım ben. İşte geliyoruz ve gidiyoruz; renkler içinde kayboluyoruz. 

Yol varsa gideni var, dağlar varsa aşanı var. Toprak varsa ekeni var. Su varsa içeni var. 

Yaşa, yaşa,  nereye kadar!.. Ömrün sonunda ölüm var...

Profösör

17 Eylül 2015 Perşembe

Pembe Küçük Boncuk


Küçücük bir pembe boncuk kalpti kaybolmuş olan. Onun küçüklüğüne aldanmayalım; içinde bir evren kadar sevgisi olan. Kaybolan bu pembe boncuğu yerde buldu  Keloğlan.  Sanki kalbi duracakmış gibi oldu heyecandan. Yere eğildi ve onu yerden aldı. Avucunda gizlenmiş,  sarmaş dolaş bir inanç, bir umut vardı. Uçsuz bucaksız hayal derinliği, sanki paha biçilemeyen değerler üstü bir değer vardı. 

Profösör

24 Ağustos 2015 Pazartesi

Yürüyebilmek


Önce emekler insan, sonra da yürümeyi öğrenir.  Zamanla yürümenin bir çok çeşidiyle tanışır insan. İyi yürümek tabana kuvver demektir. Estetik yürümek mankenlik demektir. Dikkatli yürümek cambazhanede tel üstünde yürümek demektir. Hayat yolunda yürümek bir çeşit akrobosi yapmak demektir. Kural bildiğin kadar kural tanımak, kuralsızlığı da cebinde yedek taşımak demektir. Yürümeyle yollar aşılır mı bilinmez ama; yürümeyle bir ömür tüketilir anlayana!..

Profösör


5 Haziran 2015 Cuma

Akrobasi Yeteneği


Hayata tutunmak için inanmak ve umutla yol almak gerek. Her şarta göre yetenek kazanmak ve  bilinçli olmak gerek. İnsanın refleksleri duygu ve düşüncelerine bağlı kalırken, hayvanlarda hatta böceklerde durum dürtüden ibaret fıtratlarına kodlanmış olabilir. 

Nafakasını arayan bir böcek beklemediği bir durumla  küçük bir  bitkinin dalında asılı kalabilir. Onun fıtrattan olan yeteneği akrobasi yapmak değildir. Aynı durum biz insanlar için sonradan kazanılan bir yetenektir. Ancak bu yeteneği kazanmak için çok çalışmayı gerektirir. İbret almak için bu böcek biz insanlara yeter.

Profösör

16 Mart 2014 Pazar

Yürekten Sevmek



Evrendeki bütün varlıkların kaderi birbirine bağlıdır. Bir gezegen yörüngesinden çıkmış olsa kıyamet kopar. Kıyamet sadece dünyanın hallaç pamuğu gibi atıldığı gün değil, evrendeki bütün gezegenlerle birlikte bir çöküş günüdür. Dünyanın bir ucunda bir kelebek yürekten kanat çırpsa, diğer ucundaki bir yüreği hoplatmaya değerdir. Bir yürek  gerçekten seviyorsa eğer, hayat devam eder, sevmeye ve yaşamaya değer.

Profösör

24 Şubat 2013 Pazar

Bir Nefeste


Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki;
Kaderin kılıcını yemiş gibiyiz.
Kellemiz kopuk boynumuzda.
 
Sanki damar damar üstünde
Bir ömür yaşıyor gibiyiz.
Farkında mıyız bu hayatta,
Sevmek ve sevilmek adına,
Dudak dudağa, kucak kucağa
Sanki bir kabusta ölüyor gibiyiz.

Profösör

27 Kasım 2010 Cumartesi

Hayattan Kesitler 1.2.3.

Bugün kırkbeş dakikalık bir hızlı yürüyüş yaptım. Doktorum her gün yürümelisin diyor bana. Bugün cumartesi. Ben de yürüyeyim, doktorumun sözü tutulsun istedim. SSK hastanesinin önündeki kavşağa gelince kırmızı ışıkta durdum. Belediye otobüsü içinde, cam kenarında oturan yirmiyedi, yirmisekiz yaşlarında olan bir otobüs yolcusuna el salladım. Oysa onu tanımıyordum. O kendisine el sallayan kişiye tebessüm etti. Sonra da bana el salladı. Bu duygu ona neler hissettirdi bilemem ama; ben ise onun hoşnut olduğunu hissetim. Nedenini bilemediğim bu hareketle nice insanların gönlü alınabileceğini öğrenmiş oldum. Ben de onun, arkamdan "Ben onu tanıyamadım. Beni tanıyan birisi sanırım, ama çıkartamadım" diye kendi kendine mırıldandığını duyar gibi oldum. (Hayattan kesitler)

Dün akşam eve dönüyordum. İki çingene genç kadın bir çöp konteynerinin yanında kaldırım taşına oturmuşlar, konuşuyorlardı. Sanırım kağıt, teneke ve plastik şişe, demir gibi atıkları içeren çuvalı taşımaktan yorulmuşlar, aynı zamanda da dinleniyorlardı. Hiç düşünmeden onlara yaklaşıp, marketten aldığım muzlardan iki tanesini kopartıp kendilerine uzattım. Önce tereddüt ederek yüzüme baktılar. Sonra da "Aaabiii" dediler. "Birer tane daha verebilir misin? İkimizin de evde birer çocuğumuz var. Onlara sürpriz yapabilir miyiz" diyerek gülümsediler. (Hayattan kesitler)

Dün öğle saatlerinde bir beyefendi aradı. Sesi yabancı gelmiyordu. Hemen aldım sesini. Beni tanıdınız mı dedi. Ben de hayır cevabını verdim. Telefonda adını beyefendi vermedi ki. Altı ay önce el yazması bir Osmanlıca metin için çeviri yapılacaktı. Bunun özel bir metin ve mahrem bir metin olduğu söyleniyordu. Benim ismimi vermişlerdi. O zaman nedense bana geri dönmediler. Çok güvenilecek birini arıyorlarmış. en sonunda tilki döndü kürkçü dükkanına ve şimdi karşımda. Ben de dedim ki, "Bir güven sorunu yaşıyorsunuz siz. Bir altı ay daha mühlet veriyorum size" dedim telefondaki beye. Devam ettim konuşmaya; "Beni iyi araştırın." İyi bir ders vermiş oldum ben güven konusunda ona. Arkasından ekledim tabi; "Çok özel ve mahrem metinlerle ilgili değilim. Sizi uzmanlara yönlendireyim" dedim. Bana nezaketle; "Ne olursunuz" dedi. "Sizi tanımak istiyorum ben. Lütfederseniz bir öğle yemeği yiyelim." (Hayattan kesitler)

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...