Bir cenaze evi düşünün ki; bir odada Kur'an okunur, bir odada tütsü yakılır. Yine aynı cenaze evinde bir odada yemek yenir, diğer odada ağlaşılır ağıt yakılır. Çocuklar yaramazlık yapmaz, suskun ve puskundur; çünkü azrail can alır, acımasızdır. Tavuklar bile gıdaklamaz ve yumurta yapmaz. Azrail bu sanki yukarıdan bakıyordur; bir korku, bir üzüntü ve bir hüzün çökmüştür yüreklere... Aynı çocukluğumda ninemin ölüşü gibi. Sonra avluda yanan bir kazan, ılıtılır su, maşrapa yerine kullanılır bir su kabağı. Çarşaflarla çevrilmiş bir mekan ve bir teneşir. Cenazeyi bekler dört kolu olan bir tabut... Biraz sonra cenazeyi almak için cemaat gelecektir. Arkasından el sallanmaz, su dökülmez. Artık elveda bile diyemeden bu son gidiştir. Bir ün kopar cenazenin ardından; acı acı ağlayışlar, çığrışlar ve diz dövüşler.
Bir gün bizim de kapımız çalınacak, bir gün bize de uğranılacak. Bir gün bizim taşıdığımız bu hüzünü, geride kalanlar da tadacak.
Profösör

