İzleyiciler

ecel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ecel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2016 Perşembe

Bir Gün!..

Bir  cenaze evi düşünün ki; bir odada Kur'an okunur, bir odada tütsü yakılır. Yine aynı cenaze evinde bir odada yemek yenir, diğer odada  ağlaşılır ağıt yakılır. Çocuklar yaramazlık yapmaz, suskun ve puskundur; çünkü  azrail can alır, acımasızdır. Tavuklar bile gıdaklamaz ve  yumurta yapmaz. Azrail bu sanki yukarıdan bakıyordur;  bir korku, bir üzüntü ve bir hüzün çökmüştür yüreklere... 

Aynı çocukluğumda ninemin ölüşü gibi. Sonra avluda yanan bir kazan, ılıtılır su, maşrapa yerine kullanılır bir su kabağı. Çarşaflarla çevrilmiş bir mekan ve  bir teneşir. Cenazeyi bekler dört kolu olan bir tabut... Biraz sonra cenazeyi almak için cemaat gelecektir. Arkasından el sallanmaz, su dökülmez. Artık elveda bile diyemeden bu son gidiştir. Bir ün kopar cenazenin ardından; acı acı ağlayışlar, çığrışlar ve diz dövüşler. 

Bir gün bizim de kapımız çalınacak, bir gün bize de uğranılacak. Bir gün bizim taşıdığımız bu  hüzünü, geride kalanlar da tadacak.  


Profösör

13 Ağustos 2015 Perşembe

Zaman


Zaman geçince geçmiş zaman oluyor; gülün solduğu gibi. Yaprağın dalından düşüp kuruduğu gibi. Geçsin zaman; olsun geçmiş zaman. Gelsin zaman; olsun gelecek zaman. Zaman gelip geçecek; bir beyaz atlı gibi hayalde yaşanacak bütün umutlar. Tatlı bir rüyadan uyanacağız ölüm uykusundan, belki kan ter içinde kalacağız kabustan ve  karabasandan. Bir tatli hayaldi diyeceğiz geçen zamanı. Belki de saatin yelkovanına kızacağız "Nedir bu acelen!" diye. Acele eden ecele gider diye. 

Profösör

24 Mart 2012 Cumartesi

Korkunun Ecele Faydası Yoktur

Doğup hayata gözlerimizi açmakla birlikte, bebeklik halinde iken masumiyetimizle nasıl korkuyor idiysek, büyüdükçe de korkularımız değişerek farklı şekillerde yakamızı hiç bırakmamaktadır. Bir bebeğin uyandığında yanında annesini görememesi başlıca ağlamasına neden teşkil eder. Bu ağlayış, düşünerek olmasa da annesinin yanında olmadığını ve kokusunu duymadığını hissederek de, bir nevi yalnızlık duygusu refleksiyle, bebekler kendilerine has bir korku yaşarlar. Bebeklikten çocukluğa geçişte düşme korkusu, bir yerinin acıması ya da kanaması korkusu gibi farklı korkuları da tadacak, bu korkulara nasıl karşı duracağını da öğrenmiş olacaktır. Çocukluktan ergenliğe gelinceye kadar olan dönemde de, çocuklar bir takım terbiyevi yaptırımlarla da karşılaşacaktır. Kendisi için ödül ve ceza gibi sonuçlara götüren işlediği fiillerin karşılığını, ailesinden ve eğitim gördüğü kurumdan alacaktır. İnsan ergenlikle birlikte hayatı kazanma uğrunda gösterdiği çabadan ötürü de, tahsil hayatını bir nevi bir kurtuluş reçetesi olarak gördüğünden, bir stres, baskı ve gelecek korkusu içinde gençliğini bir anlamda buruk bir şekilde yaşayacaktır. Daha sonra da insan, iyi bir iş, iyi bir eş bulamama korkusunu da yaşayacaktır. Evlenecek, çoluk çocuk sahibi olacak, ailesinin nafakası ve çocukların tahsili için kendi hayatını bile feda edebilecektir.

Her insan için, hayatında herşey olabilir, olumsuzluklar, uğursuzluklar yakasını bırakmayabilir. Yaşam boyu kaza, bela ve her türlü iyiliklerin olduğu gibi, kötülüklerin de insanın başına gelebileceğini insan bilir ve bundan dolayı da korku duyar. İnsan toplum içinde itibar kaybetmekten korkar. Küçük düşmekten korkar. Hastalıktan korkar. Kaybetmekten, kazanamamaktan korkar. Hayatını standartların altında, fakrü zarüret içinde yaşamaktan korkar. Kimsesizlik, yalnızlık ve yaşlanmaktan korkar. Sevgi, şefkat, merhametten yoksun kalmaktan korkar. Anlaşılamamak ve terk edilmekten korkar. Rüyada kabuslardan, karabasanlardan korkar. Gölgesinden bile korkanlara rastlamak mümkündür. Bu bir nevi ruhsal hastalığa kadar uzanabilir. En ironik tarafı da bu korkunun, ölüm olmasıdır. Dünyaya gelir de insan dünyadan gitmek istemez. Ölümü kabullenemez. Topraktan gelip toprağa döneceğini asla kabul edemez. Bu durumda gerçeği söylememiz gerekirse, korkunun ecele faydası yoktur.

Asıl olan Allah korkusudur. Allahın rızasını kazanamama korkusudur. Kulun Allah'a olan yaklaşımında Onu incitme ve kırmamak için yaşadığı korkudur. Bu ulvi korkudan mülhem olarak eşimizin, arkadaşımızın, ailemizin ve dostlarımızın kalbini kırmamaktır. Onların gönlünü almak yerine kırmak korkusudur. Bizim en büyük arzumuz; Allah'ı sevmemiz, Allah için sevilmemizdir. Katkısız, hulusi kalp ile bütün korkuların üzerine üzerine gitmeliyiz. Vesveselerden kurtularak bütün korkuları yenmeliyiz. Olumsuzlukları bitirmek ve tamamen yok etmeliyiz. Bütün dünyevi ve beşeri korkulardan kurtulmamız için, Allah'a teslim olmalıyız. Allah'a nankör olmamak ve onu incitmemek için imani bir korku yaşamalıyız. Çünkü korkuların en güzeli Allah korkusudur.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...