İzleyiciler

Allah korkusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Allah korkusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2015 Perşembe

Korku Ruhsal Bunalımı Getirir


Biz insanlar iki duyguyu birlikte yaşarız; umut ve korku. Eski litarötörde havf ve reca olarak adlandırılan bu duygularla yaşarız, insana, hayata, kainata ve ötesine öyle bakarız. Sanki umut ve korkuyla mayalanmışızdır. Hele inanan insan için cennet  umudu, cehennem korkusu birbiriyle karşı karşıyadır. 

Korkunun binbir türlüsü vardır; mezarlık korkusu, yılan korkusu, böcek korkusu, karanlık korkusu, deprem, yükseklik korkusu, sınıfta kalmak, sevilmemek korkusu gibi. Daha nice korkular vardır; perili köşk korkusu, anne baba korkusu, en düşündürücüsü de Allah korkusu. Allah'tan neden korkar insan!.. Allah taş eder; tutar zabanilere teslim eder seni, cehenneminde yakar!.. Bu mudur korku!.. O Allah ki bizi ve bütün kainatı yaratmıştır, bize rahmet kapılarını açmıştır, o halde onun rızasını kazanamama, onu kırma korkusunu yaşarız içtenlikle. Belki  istenen korku budur bizden. 

Daha çocukluğumuzda öcüyle tanıştırılırız. Karanlıklarda öcüyle buluşuruz. Pencereden bakan dolunay, kapının gıcırtısı, gece evin kiremitliğinde öten baykuş sesi, köpek uluması, dahası sünnet olma gercçeği çocukların korkulur rüyasıdır adeta. Öcüler, gulyabaniler, cinler, periler, çocuk alıcıları, hatta polislerle bile korkutulur çocuklarımız. Korkunun ecele faydası yoktur. biz yine de yaramazlıklarımızla yaparız çocukluğumuzu. 

Eski korkuyarımıza şimdi gülüp geçebiliriz. Oysa şimdi anarşi, terör, geçim sıkıntısı, trafik kargaşası, hatta evlilikten aile kurmaktan bile çekinme haline alan  korkular içinde sarmalız bir bakıma. Oysa madem ki inanıyoruz; neyle karşılaşırsak Allah'tan bileceğiz. İnanıyorsak eğer umut edeceğiz. Umutla birlikte korkuyu alt edeceğiz. Sadece kendimizi değil, bizim dışımızdaki tüm varlıkların hakkını gözeteceğiz. Yoksa korkuya mahküm oluruz. Korkuya mahküm olmakla kalmaz; ruhsal bunalıma gireriz.

Profösör

24 Mart 2012 Cumartesi

Korkunun Ecele Faydası Yoktur

Doğup hayata gözlerimizi açmakla birlikte, bebeklik halinde iken masumiyetimizle nasıl korkuyor idiysek, büyüdükçe de korkularımız değişerek farklı şekillerde yakamızı hiç bırakmamaktadır. Bir bebeğin uyandığında yanında annesini görememesi başlıca ağlamasına neden teşkil eder. Bu ağlayış, düşünerek olmasa da annesinin yanında olmadığını ve kokusunu duymadığını hissederek de, bir nevi yalnızlık duygusu refleksiyle, bebekler kendilerine has bir korku yaşarlar. Bebeklikten çocukluğa geçişte düşme korkusu, bir yerinin acıması ya da kanaması korkusu gibi farklı korkuları da tadacak, bu korkulara nasıl karşı duracağını da öğrenmiş olacaktır. Çocukluktan ergenliğe gelinceye kadar olan dönemde de, çocuklar bir takım terbiyevi yaptırımlarla da karşılaşacaktır. Kendisi için ödül ve ceza gibi sonuçlara götüren işlediği fiillerin karşılığını, ailesinden ve eğitim gördüğü kurumdan alacaktır. İnsan ergenlikle birlikte hayatı kazanma uğrunda gösterdiği çabadan ötürü de, tahsil hayatını bir nevi bir kurtuluş reçetesi olarak gördüğünden, bir stres, baskı ve gelecek korkusu içinde gençliğini bir anlamda buruk bir şekilde yaşayacaktır. Daha sonra da insan, iyi bir iş, iyi bir eş bulamama korkusunu da yaşayacaktır. Evlenecek, çoluk çocuk sahibi olacak, ailesinin nafakası ve çocukların tahsili için kendi hayatını bile feda edebilecektir.

Her insan için, hayatında herşey olabilir, olumsuzluklar, uğursuzluklar yakasını bırakmayabilir. Yaşam boyu kaza, bela ve her türlü iyiliklerin olduğu gibi, kötülüklerin de insanın başına gelebileceğini insan bilir ve bundan dolayı da korku duyar. İnsan toplum içinde itibar kaybetmekten korkar. Küçük düşmekten korkar. Hastalıktan korkar. Kaybetmekten, kazanamamaktan korkar. Hayatını standartların altında, fakrü zarüret içinde yaşamaktan korkar. Kimsesizlik, yalnızlık ve yaşlanmaktan korkar. Sevgi, şefkat, merhametten yoksun kalmaktan korkar. Anlaşılamamak ve terk edilmekten korkar. Rüyada kabuslardan, karabasanlardan korkar. Gölgesinden bile korkanlara rastlamak mümkündür. Bu bir nevi ruhsal hastalığa kadar uzanabilir. En ironik tarafı da bu korkunun, ölüm olmasıdır. Dünyaya gelir de insan dünyadan gitmek istemez. Ölümü kabullenemez. Topraktan gelip toprağa döneceğini asla kabul edemez. Bu durumda gerçeği söylememiz gerekirse, korkunun ecele faydası yoktur.

Asıl olan Allah korkusudur. Allahın rızasını kazanamama korkusudur. Kulun Allah'a olan yaklaşımında Onu incitme ve kırmamak için yaşadığı korkudur. Bu ulvi korkudan mülhem olarak eşimizin, arkadaşımızın, ailemizin ve dostlarımızın kalbini kırmamaktır. Onların gönlünü almak yerine kırmak korkusudur. Bizim en büyük arzumuz; Allah'ı sevmemiz, Allah için sevilmemizdir. Katkısız, hulusi kalp ile bütün korkuların üzerine üzerine gitmeliyiz. Vesveselerden kurtularak bütün korkuları yenmeliyiz. Olumsuzlukları bitirmek ve tamamen yok etmeliyiz. Bütün dünyevi ve beşeri korkulardan kurtulmamız için, Allah'a teslim olmalıyız. Allah'a nankör olmamak ve onu incitmemek için imani bir korku yaşamalıyız. Çünkü korkuların en güzeli Allah korkusudur.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...