İzleyiciler

terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2017 Cumartesi

Demokrasi ve Milli Mücadele


Devlet bireyi dolayısıyla milleti değiştirme gücüne sahip değildir. Fakat birey yani millet, devleti değiştirebilme gücüne sahiptir.  Bunun aksi düşünülürse, bu cumhuriyet ve demokrasi değil istibdat rejimi demektir. Onun için devleti idare edenler, milletin seçtikleridir; dolayıyle seçilenler de milletin vekilleridir. Asıl olan devlet değil; millettir. Millet kendi inancını, kültürünü sahiplenecek ve elindeki gücün  alınmasına asla müsaade etmeyecektir. 
.....
Devlet mekanizması seçilenlerin emrinde çalışır, fakat milletin hizmetindedir.  Adil bir devlet yapısı herkese eşit mesafede olan ve hakka riayet eden, bir devlet yapısı olduğu kadar, millete de hesap verir. Millet yönetimden memnunsa eğer seçilmişleri tekrar göreve getirir. Millet yönetimden memnun değilse eğer, seçimlerde mevcut iktidarı sandığa gömer. 
.....
Bu demokratik düzeni bilmeyen varsa eğer; kendine kültür edinmelidir. Dış güçlerin algı operasyonunda piyon olmamalıdır. Kim ki; devlete, millete Cumhur başkanlığına hakaret eder, küfrederse, yasalara karşı geliyor demektir. Kim ki terörü ve terörizmi överse, milletimizi kutuplaştırarak bölücü faaliyetlerde bulunursa bilsin ki yasalar yakasına yapışarak böylelerinden hesap soracaktır. Artık can iliğe tak etmiştir. Milli birlik dirlik demektir. Milli birliğimizi bozmak isteyen vatan hainlerine asla hayat hakkı verilmeyecektir. Milli mücadelemiz ancak milli birliğimizle kazanılacaktır. Allah milletimize ve devletimize zeval vermesin. Askerimizin ve güvenlik güçlerimizi korusun. Masum insanların kanı dökülmesin ve analar ağlamasın.

Profösör

23 Aralık 2016 Cuma

Terör Canavarı

Yılanın başını küçükken ezeceksin diye bir atasözümüz vardır. Bu söz sadece kötü şeyler için söylenmiş olsa da, olumsuz bir gelişme olacağı zaman  tedbir için söylenmiş bir söz olsa gerek.  Artık herşeyin bir canavarı var. Terör canavarı, enflasyon canavarı ve trafik canavarı  gibi bir çok olumsuzlukların sonuna  canavar kelimesini ekleyebiliriz.  Yılanın başını ezmek demek hayvan haklarını ihlal edelim demek değildir. Bilakis iyiyi, güzeli, doğruyu ihlal eden ve olumsuz gelişmelere karşı hazırlıklı ol demektir. Daha doğrusu hiçbir olumsuzluğa hoş görüyle bakma demektir. Sonuç olarak da bilinçli yaşama şiarımız oldukça olumsuzluklar alıp başını gidecektir. Bilinçli yaşamakla ancak huzur içinde oluruz. Hep birlikte top yekün gerçek insan oluruz.

Profösör

18 Ağustos 2016 Perşembe

Güvercin Yavrusu



Not: Yazıya ne hacet!.. Bazen insan duygu ve düşüncelerini çizgiye döker. 
Bugünkü Yeni Birlik Gazetesi Buluşma Noktası'nda neşrolunan karikatürüm 
Bloğumda da sizlerle paylaşıyorum. 

29 Haziran 2016 Çarşamba

İslam Barış Dinidir


İslam kelime itibariyle geniş bir terminolojiye sahiptir. İslam Arap graamerinde “Selime” mazi kökeninden türemiştir. Sin, lam, mim; İslam kelimesinin kökenidir.  “Selime” salim oldu, maddi ve manevi olarak huzur içinde bulundu demektir. İslam Allah’ın hükümlerine teslim olmak anlamına gelir . Kim ki Allah’ın emirlerine teslim olur, huzur bulur demektir. Hem müslümanlar karşılıklı muamelede Allah’ın hükmüyle adil olurlar, ahlaklı davranırlar,  hemde kendi iç çatışmalarından kurtulmuş olmaları  demektir. İslam inancı bütün insanlığı içine alacak şekilde kapsayıcıdır. İnsani, vicdani evrensel değerlerin üzerinde kutsiyeti olan yüce Kitabımız olan Kuran-ı Kerim rehberimizdir. Allah’ın sevgili kulu ve Resulü olan Peygamberimiz hazreti Muhammed de  önderimizdir. Elbette İslam Barış dinidir. Bu fani dünyada insanın maddeye olan düşkünlüğünden kurtararak, onu manevi olgunluğa kavuşturan yüce bir dindir. Kur’an da, Hazreti Peygamber de onun için bize gönderilmiştir. Bütün insanlık buhrandadır; buna karşın  kurtuluş ancak  İslam’dadır.

Bu dünyada insana verilen nimetlere şükretmek gerek. Zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakir, güçlü daha çok güçlü, zayıf daha çok zayıf olursa, işte o zaman bu düya adalet ve ahlakın öngördüğü değil, zalimlerin ve ahlaksızların cirit attığı bir yer olmaktan öteye gidemeyecektir. Elbette dünyanın dengesi bozulacaktır. İnsanlık bir tarafta efendiler, diğer tarafta köleler şeklinde ikiye ayrılıverir. Bir tarafta ezenler, diğer tarafta ezilenler. Şunu da unutmamak gerekir ki adalet terazisinini iki kefeyle eşitlemek ve izah etmek bir anlamda kısırdöngüdür. Adalet terazisi çok kefeelidir. İyiler ve kötüler diye insanlığı iki sınıfa alırmak yerine iyilerin iyiliklerinde ısrar etmesi, şuurlandıkça kötülerin bir bir yok olması ve  hidayete ermesi konusunda var gücüyle çalışması gerekir. İnsan sadece dünyayı değil, ahireti ve sonsuz mutluluğunu düşünerek hareket etmesi gerekir. Yüce Allah Kuran’ında ““Ey iman edenler; hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin…" buyurmaktadır. İnsanlar bu dünyada barış içinde huzurlu ve mutlu olarak yaşayabileceği bir dine davet edilyor. Bu da islam dinidir.  Çünkü “Allah katında din islam’dır.” İslam dininde zorlama olmadığı için; kişilerin inançlarına ve farklı görüşlerine hoşgörüyle bakılır. Çünkü din, inanç ve ifade özgürlüğünü İslam teminat altına almıştır.

İslam dini barıştır derken; bu inanç sisteminin getirdiği güvenlik şemsiyesi herkesi içine alır. Hayvanlara ve çevreye zarar verenlere de yaptırım uygular. Hiç kimse kimsenin tavuğuna kış diyemez. Hatta kullandığımız bir eşya bile bize hizmet veriyorsa, onu hor kullanamayız. Birine kızıp da telefonu fırlatamayız. Yere düşen bir eşyayı tekmeleyemeyiz. İslam inancının duyarlılığı burada işte!... Allah “Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır” diyor. Canlı ve canssız evrende her ne varsa varlık olarak Allah’ı tesbih ediyor. Bunu idrak etmek için şuurlu olmak ve şuurlu insan olarak yaşamak gerekiyor.

Merhum Cemil Meriç Hoca “Anarşi, Terör, Anomi” isimli  bir gazete tefrikasında “Maverayla göbek bağını kopartmış bir dünyanın insanı ya intihar eder, ya da isyan” diye yazmıştı. Ahireti hice sayıp, sadece dünya ehli olmak bencilliktir. Bencillik insanı yalnızlık girdabına sokar. Onu boğar. Başına gelmedik işler açar, insan huzur bulmaz ve mutlu olmaz. Oysa Allah “Muhakkak ki müminler  kardeştir. Hepiniz birden Allah’ın ipine sarılın ve tefrikaya düşmeyin” diyor.  Bu emre uyulursa  doğal olarak toplumlarda barış olur. Barış diğer bir anlamda birlik ve  dirlik demektir.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........
Profösör

19 Mart 2016 Cumartesi

Aman Dikkat!..



Diyabetim ve günde dört kez insülin kullanıcısıyım. Terör saldırıları sonucu ölen masum insanları düşünrükçe şekerim tavan yapıyor. Her olaydan sonra yaptığım şeker ölçümleri gösteriyor ki; insanen ve vicdanen katillere, canilere ve vatan hainlerine karşı kin ve nefret duyuyorum. Öfkelendikçe şekerim daha da yükseliyor;  zangır zangır titriyorum.

Nedense bugün Taksim terör saldırısından sonra şekerimde bir yükselme olmayınca kendi kendime de kızdım. Oysa teröre karşı duyarlığımı henüz yitirmedim ve yitirmeye de inancım ve vicdanım kabül etmez. Bu olaylar karşısında üzülmekle kalınmamalı. Mutlaka her insanın terörle ilgili yapacağı şey, her alanda insanlık adına duyarlı olmalı. Terörle yaşamaya alışkın değiliz. Bu menfur olayları kanıksayamayız.

Türkiye'nin bu beladan kurtuluşu için millet olarak devletin yanında durmalıyız. Yoksa karanlık güçlerin "Masum insanlar ölüyor, iktidar önlemiyor, devlet katildir"  diyerek Cumhurbaşkanı ve hükümet üzerinden yürütülen ihanet projelerinin içinde kendimizi buluveririz. Aklı başında olan, yüreğinde insan ve vatan sevgisi olan bu ayrıntıyı kavrayabilecek güçtedir. Sadece "Aman dikkat" diyorum.

Profösör

19 Ocak 2016 Salı

Kar yağıyor; kara kışı yaşıyoruz. Kimimiz sıcak evimizde oturuyor, kar keyfi yaşıyoruz.. Kimimiz, kimimiz tarlada bahçede, kimimiz iş yerinde; ofisinde ya da açık havada bu soğukta çalışıyor. Bu zahmetli ve sıkıntılı hava muhalefetinde evine ekmek götürmek, ya da kamu hizmeti  görüyor. Sonuçta kış da olsa, yaz da olsa çalışılacak.

Ne varki her kışın bir baharı ve yazı vardır. Btün mesele her türlü muhalefete karşılık direnç göstermek.   Kış nasıl olsa muayyen zaman aralığından sonra bitecek; doğal olarak yerini bahara, sonra da yaza teslim edecek. Kıyamet kop;madıkça bu böyle sürüp gidecek. Fakat kışı sadece bahar ve yaza çevirmek marifet değil. Kış kışlığını yapar, biraz sabır gerekir o kadar. Oysa bizim mevsimlerle bir derdimiz yok. Her mevsimin kendine göre bir hikmeti vardır. Sonbahardan bu yana ve bütün kış terör olaylarından dolayı şehit düşen, kör kurşuna muhatap olan, evlerini yurtlarını terk eden Güneydoğulu vatandaşlaırmızdan dolayı yüreğimiz sıslıyor, üzülüyor ve kahroluyudoruz. Terörü lanetliyoruz.

Şükürler olsun ki; vatan hainlerinin her türlü hareketine karşılık hükümetimiz bütün iradesiyle terörle mücadele eden güvenlik güçlerimizin arkasında duruyor. Millet olarak hepimiz şehit kanının durmasını istiyor. Masum insanların terörden korunmasını şiddetle taleb ediyor. Bu kış gününde yağan kar baharla nasıl eriyip gidecekse, yeryüzü yeniden yeşerecekse, terör de öylece bitecek ülkemize huzur gelecek. Bundan dönüş yolu yok. Yanlış hesaplar sadece Bağdat'tan değil, tahran'dan, Moskova'dan, Berlin'den, Paristen, Şamdan dönecek. Evet bahar gelmeyicek mi diyenlere ülkemize hem bahar gelecek, hem de huzur gelecek.

Profösör




18 Aralık 2015 Cuma

Basında Kiralık Kalemler


Bu başlık okuyuculrımız tarafından çok rahatsız edici bir başlık olarak görülebilir...  Sanki kiralık kadın, kiralık katil kadar aşağılayıcı bir başlık... Biz yine de bu başlıkta ne de olsa gerçek payı olduğunu söyleyebiliriz. Kiralık kalem, kiralık kadın, kiralık katil, kiralık ev, kiralık araba ya da kiralık bisiklet gibi değildir. Ne yazık ki; kiralık kalemler bir anlamda kiralık asker gibi lejyonerlik yapan paralı askerler gibidir. Bu durumda olan yazarların önlerine bir metin gelir, o metni kendi üslup ve algı usüllerine göre yeniden kaleme alara, metnin içeriğine vicdanen, aklen, zihnen katılmasalar bile, yazdıklarını patronlarıyla anlalaşma  gereği  olarak savunmak zorundadılar. Ne yazık ki; patronun da üstünde bir patron vardır. Bu böyle zincirleme olarak devam eder gider. Bu yazarlar asıl kime hizmet ettiklerini bilemeyebilir ama onlar  ihanet içinde olduklarını iyi bilirler.
...
Kiralık kalemler, basın yoluyla milletin değerlerine küfredip saldıracaklar, askerimizi ve polisimizi eşkıyanın karşısında bir taraf gibi görüp terörle eşitleyecekler, devleti halkına karşı zulüm işliyor şekmlinde gösterecekler, kanun, nizam, ahlak, vicdan tanımıyarak eşkıyalığı, vandallığı, eşitlik, özgürlük olarak görecekler, buna karşılık milletin seçtiği iktidarı alaşağı etmek için de kirli ittifaklar içine girerek, bütün dünyaya ülkesini ve yöneticilerini şikayet edecekler. Elbette bunların tepesine devlet binecek ve devlet içinde ne kadar parelel örgüt mensubu varsa inlerine kadar girerek onları bir bir  temizleyecektir.
...
Kiralık kalemlerden biri, yada illegal yapılarla ilgili olan birisi hapse düştüğünde, Ona "Şöyle iyiydi, böyle iyiydi, iyi insandı, hiç kalp kırmazdı. Mesleğini iyi yapardı" gibi övgüler düzerek, güya onlara haklılık payı vererek, devlet mekanizmasını küçümseyen, yeren ifadelerle algı operasyonu yapan yazar ve çizerler; hiç yabancı film izememiş gibidirer. Yabancı filmlerde filmin düğümü en son olarak o filim bitiminde çözülür. Çok iyi bildiğimiz film kahramanı, filmin sonunda bir katil, bir cani, bir hırsız, bir dolandırıcı ve bir sapık olarak karşımıza çıkıverir. Bütün sinema seyircisi filmin sonunda yanıldığını anlamış olur. Filmin senaristi sinema seyircisini ters köşeye yatırmıştır, bütün sinema seyircisinin ön yargılarını yıkmış ve onları  yanıltmıştır bir kerre. Hülasa hayal kırıklığı yaşamamak için illegal yapıların borazanlığını yapan gazeteci, yazar ve çizerlerin algı operasyonlarına kapılmamak gerek!.. Onlara inanmamak gerek!.. Aksi takdirde yanıltılmakla kalmayıp, inancınız ve umudunuz hayal kırıklığınızla yok olur.

Profösör

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör

4 Ekim 2015 Pazar

Hatırlatma



Gençlik; bir siyah beyaz bir fotoğraftı o zaman... Bakışlara bak; ne kadar yürekten ne kadar içten inan!.. İnanç vardı, umut vardı o zaman. Bir de gelecek olan;  beklenen an. Şimdi her nefes; ömür demektir... Şimdi son nefes ölüm demektir. Şükür; nefes alıp vermek, zikir; kullun bilincine ermektir. 

Profösör

9 Eylül 2015 Çarşamba

Bu Savaş Bitecek


Hangimiz türk, hangimiz kürt ki!.. Hangimiz saf kan bir ırki değere sahibiz ki!.. ne tüküz, ne kürdüz, ne arabız, ne de çerkesiz!.. Öyle olsak bile nedir bizim kazancımız!.. En büyük kazancımız insan olmamız. İnsan gibi yaşamamız. İnsanlık değerlerini korumamız. Dünyanın neresinde olursa olsun bir insana yapılan zulüm, bütün insanlığa yapılan zülümdür. Bir insana yapılan bir haksızlık, bütün insanlığa yapılan haksızlıktır. İnsanın yaşam hakkını elinden alamaz,  ve insanlığı yok edecek  silahlarla susturamassınız. Ülkemizde yaşanan, anarşi, terör ve anominin yeğane sebebi birlik ve beraberlik ruhunun tarib edilmesindendir. Ne yazık ki; kültür emperyalizmi mazlum milletler üzerinde en etkili ve en tahripkar silahtır. Yasaların etkisizliği ve uygulanmayışı, algı operasyonları, beyin yıkanması ve akıl tutulması bundandır. Kardeş kardeşe düşman olur mu!. Kardeş kardeşe silah doğrultur mu!.. Akıllı olan, yürekli olan dış güçlerin oyununa gelmez, onların senaryolarında piyon olmaz. Akıllı insan şuur sahibidir; inancını ve umudunu kaybetmez.

Her insan, insani ve vicdani değerler bakımından insanlık, milli değerler bakımından  vatandaşlık, inanç ve ahlak değerleri bakımından inanmışlık değerlerine sahip olmalıdır. En başta birbirimize karşı hak ve hukuk içinde olmalıyız. Her insan ve her vatandaş kendi kapı önünü temiz tutmalıdır. Her insan insanlık mefkuresi içinde yaşamalıdır. Her insan kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına yapmamalıdır. Eğer bir insan, insanlık değerlerinin üzerinde iyilik yapıyor, inancıyla ve ahlakıyla hareket ediyor, kazanımlarını insanlığa adayarak fedakarlık yapıyorsa, inancını ve müslümanlığını da taçlandırıyor demektir.

Elbette  bu savaş insanlık savaşıdır. Bu savaş milli birlik savaşıdır. Bu savaş inanç ve kültür sömürgeciliğine karşı duruşun savaşıdır. Elbette bu savaş Hak ile batılın savaşıdır. Bebekler ve yiğitler ölmesin diye, her gün bir ölüyor bin diriliyoruz. Kalbimiz sızlasa da, içimiz ağlasa da katiller, caniler, hainler tepelenecek. Yerin dibine girseler de silahlarıyla inlerinde gömülecek... Er geç hak yerini bulacak. Bu savaş bitecek. Bu vesileyle savaşta kaybettiğimiz şehitlerimizi de dualarla ebediyete uğurluyoruz.

Profösör

13 Ağustos 2015 Perşembe

Korku Ruhsal Bunalımı Getirir


Biz insanlar iki duyguyu birlikte yaşarız; umut ve korku. Eski litarötörde havf ve reca olarak adlandırılan bu duygularla yaşarız, insana, hayata, kainata ve ötesine öyle bakarız. Sanki umut ve korkuyla mayalanmışızdır. Hele inanan insan için cennet  umudu, cehennem korkusu birbiriyle karşı karşıyadır. 

Korkunun binbir türlüsü vardır; mezarlık korkusu, yılan korkusu, böcek korkusu, karanlık korkusu, deprem, yükseklik korkusu, sınıfta kalmak, sevilmemek korkusu gibi. Daha nice korkular vardır; perili köşk korkusu, anne baba korkusu, en düşündürücüsü de Allah korkusu. Allah'tan neden korkar insan!.. Allah taş eder; tutar zabanilere teslim eder seni, cehenneminde yakar!.. Bu mudur korku!.. O Allah ki bizi ve bütün kainatı yaratmıştır, bize rahmet kapılarını açmıştır, o halde onun rızasını kazanamama, onu kırma korkusunu yaşarız içtenlikle. Belki  istenen korku budur bizden. 

Daha çocukluğumuzda öcüyle tanıştırılırız. Karanlıklarda öcüyle buluşuruz. Pencereden bakan dolunay, kapının gıcırtısı, gece evin kiremitliğinde öten baykuş sesi, köpek uluması, dahası sünnet olma gercçeği çocukların korkulur rüyasıdır adeta. Öcüler, gulyabaniler, cinler, periler, çocuk alıcıları, hatta polislerle bile korkutulur çocuklarımız. Korkunun ecele faydası yoktur. biz yine de yaramazlıklarımızla yaparız çocukluğumuzu. 

Eski korkuyarımıza şimdi gülüp geçebiliriz. Oysa şimdi anarşi, terör, geçim sıkıntısı, trafik kargaşası, hatta evlilikten aile kurmaktan bile çekinme haline alan  korkular içinde sarmalız bir bakıma. Oysa madem ki inanıyoruz; neyle karşılaşırsak Allah'tan bileceğiz. İnanıyorsak eğer umut edeceğiz. Umutla birlikte korkuyu alt edeceğiz. Sadece kendimizi değil, bizim dışımızdaki tüm varlıkların hakkını gözeteceğiz. Yoksa korkuya mahküm oluruz. Korkuya mahküm olmakla kalmaz; ruhsal bunalıma gireriz.

Profösör

5 Nisan 2015 Pazar

Bu Nasıl Bir Zihniyet!..


Şu bizim internet servis sağlayıcıları, kıran kırana rekabet içersinde yeni müşteriler kazanmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Gece demez, gündüz demez cep telefonlarımız aranmakta,  iletiler gelmekte. Biz hiç bir internet servis sağlayıcısına cep telefonumuzu vermediğimiz halde, ama onlar bir şekilde elde ediliyor, ya da satınalınıyor, sonucunda da bizler rahatsız oluyoruz. Özellikle izin alınmadan kişilerin cep telefon numaralarının temin edilmesi, bir anlamda gasp sayılır. Cep telefonu sahibi olarak, izinsiz cep telefonu numaramızın temin edilip kullanılmasından hem razı değiliz, hem de bundan çok rahatsızız.

Bu tesbitten sonra, telefonla bizi arayan servis sağlayıcı temsilcisi "Bir dakka zamanınızı bize ayırabilir misiniz" diye başlayan konuşmasına "Efendim ev internetiyle ilgili arıyorum" diyor.  Hangi servisi kullanıyorsunuzun cevabını aldıktan sonra, hemen kestirmeden "Filanca internet servis sağlayıcısı olarak, yeni kampanyamıza sizi davat ediyoruz" diyor. Ben de "Filancayla çalışıyoruz memnunuz"  deyince "Ay sonu ne kadar hizmet bedeli geliyor" diye soruyor bana. Ben de rakamı söyledikten sonra, "Arada beş lira fark var, biz daha hesaplıyız. Siz aboneliğinizi sonlandırın, sözleşmeyi bozduğunuz için servis sağlayıcısına ödemeniz için gereken parasal cezayı, biz karşılıyoruz"diyor. Ben de "Kusura bakmayın ama, telefon numaramı bana karşı izinsiz kullanmanızı yadırgıyorum. Ayrıca kendi servis sağlayıcımla yaptığım sözlemeyi tek taraflı fesetmemi teşvik ediyorsunuz. Bunu da ahlaki bulmuyorum. Cezai müeyyideden doğan parayı da, siz ödeseniz bile,  beni  ceza ödeme konumuna sokuyor ve sözünde durmayan bir insan durumuna düşürüyorsunuz. Bu yaptığınızı da bir o kadar yadırgıyorum." der demez telefonunu küstahça  yüzüme kapıyor. Geriye arasam da telefona çıkmıyor.

Vehasıl; toplum ahlakı böyle teşvik ve önerileri kabul ederek, küçük küçük sözünde durmamalarla başlayor. bunun gibi benzer davranışlar doğal hale geldikçe, toplum için için eriyor ve ahlaken çöküyor. . Son zamanları yapılan banka kredi kartları furyasının gekirdiği sonucu da görüyoruz. Efendim banka kredi borçlarını hükümet, devlet ödemeliymiş. Sosyal devlet olmanın bir gereğiymiş!.. Bugün de teröriste terörist  diyemeyenlerin düştüğü bu durum, aynı zihniyet sahipleri değil midir!.. Yol kesecek, cam indirecek, maskeli molotof kullanacak, devlet malıan zarar verecek, sağa sola demir bilyeler fırlatacak, sonra da maskesini çıkartıp fırına  ekmek almaya, berbere tıraş olmaya gidecek. Takım elbisesini giyip, kıravatını takacak. Medeni bir insan görümünde, toplum içinde kendisine yer bulacak. Toplum uyanık olmalı. 

Profösör

1 Nisan 2015 Çarşamba

Elektrik Kesintisi


Elektirik kesintisi bütün yurtta olumsuz etkilerini doğal olarak gösterdi. Oysa elektirik kesintisi doğal değildi. Mutlaka böyle bir sorunun arkasında bizim bilemediğimiz nedenleri çıkacaktır. Fakat bu nedenleri tam anlamıyla öğrenebilecek miyiz, bunu şimdiden söylemek erken olur. Belki de üzeri kapanıp gidecektir. 

Enerji hamlesinin en yoğun olduğubu dönemde elbette elektrik kesintisi  doğal bir arızayla anlatmak mümkün değildir. Türkiye bir geçiş dönemi yaşıyor. Bunun karşısında  eski Türkiye'nin direnci, ve bunu fırsat bilen ajanların oyunlarıyla  yasadışı bir takım eylemler yapılıyor,  ve milli değerlere saldırılarda bulunuyorlar. Gözü kararmış yaşadışı illegal örgütler "Bakın Türkiye  işte yaşanmaz bir ülke haline geldi" cümlesini hafızalara kazımak istiyorlar. Dış güçler her alanı bir anarşi ve bir teröre çevirebilecek oyunları tezgahlayabiliyor. Adliye basılabiliyor; savcı rehin alınabiliyor. Terörü haklı çıkartan teewetler, açıkçası cinayetler, katliamlar ve ülke iyice karışsın isteniyor. 

Herkes tarafını  yazılarıyla, çizgileriyle, konuşmalarıyla ve tutumlarıyla açık açık belli ediyor. Bu arada ala bir televizyon kanalında ana haberlerde sunucusu,   Cumhurbaşkanlığı Sarayında olan haberleri verirken, haberi her verişinde   "Tartışmalı Saray"  ifadesini ısrarla kullanıyor. Haberi kirletiyor; yüzünü gösteriyor. Yazık!..

Profösör

14 Ocak 2015 Çarşamba

Batı Bukelamun Gibidir


Batı tahrif edilmiş kendi kutsal kitapları olan  incile bile inanmaz.  Fransız devrimi kliselere, derebeyliklere karşı eşiktlik ve özgürlük adına yapılmıştır. Onun için batılılar incile inanır gibi görünür ve bir kültür olarak da  isteyen kiliseye gider  günahını çıkartır, bu yolla  vicdanen müsterih olmanın  icabına bakarlar. İsmeyen gitmez, aynı zamanda da ateist düşünceye sahip olabilir, ya da İslam dışı doğudaki birtakım budizm ve brahmanizm gibi dinlerle tanışır. İsteye bir zamanların modası olan hipiliği seçer, dünya turuna çıkar.  Oysa bir sürü ve sayısız denecek kadar incil vardır. Her bir incil  çoğu konularda birbiriyle çelişir. Batı inanç ve yaşam biçimi olarak çıkmaz bir zihniyet sokağındadır. 

Batıyı idare eden güç boş turmaz;  batıda ve batıya hayran olan toplumlarda   İslam'ı öcü olarak gösterirken misyonerlik faliyetlerini kesintisiz olarak sürdürür.  Toplumları islamafobi ile korkutularak, efendilerine itaat eden bir toplum haline getiren politikalarından vazgeçmezler.  Aslında batı kültürü bu demektir. Sömürgeci, zalim bir anlayışın sahibidirler. Böyle olunca da doğal olarak medeniyetler de çatışır. Batı tarih boyunca varlığını sömürgecilikle sürdürmüştür. Bundan sonra asıl korku batı için İslami uyanıştır.

Batının korkusu  kendisinin içinde bulunduğu refah düzeninir yımılamsıdır.  Dünyayı yöneten siyonist ailelerin, kurduğu sömürü düzeni aynı zamanda batıyı bir silah olarak kullanır. Batıda da refah düzeni aynen kast sistemi gibidir. Refah paylaşyımı kademe kademe, ucu dünyayı yöneten ailelere kadar dayanmaktadır. Batıyı her zaman müslümanların cihat inancı korkutmuştur. Cihat zalimlerin korkulu rüyasıdır. Çünkü  Hak varken, batıl yok olacaktır. Onlar da bu gerçeğin  bilincindedir. Onlarda batının çöküşü ve yıkılışı ne kadar geciktirilirse onlar için o kadar iyidir düşüncesi hakimdir.  Artık eskisi gibi dünyada karşı karşıya olan, batı ve doğu bloğu yoktur. Bundan böyle Hak ve batıl vardır. Bir tarafta ezenler, sömürenler, iki yüzlü acımasız zalimler, diğer tarafta sömürülen, ezilen, zulüm gören halklar vardır. Aynı zamanda müslüman özü sözü birdir. Batı ise bukelamun gibidir. Batıya asla inanılmaz ve güvenilmez. Önemli olan bizim  inanç ve vicdan sahibi olarak, adalet ve hukuk adına  nerede durduğumuzdur. 

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...