İzleyiciler

İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2018 Salı

Kurtuluş İslam'da

Amerika'da zaman zaman ergen gençlerin okullar ve hastaneleri tanıyarak toplu katliamlar yaptıklarını biliyoruz. Çünkü Amerika'da silah satışı serbest. Şimdi de silah satınalımında akıl sağlığıyla ilgili sağlık raporu zorunluluğu tartışılıyor. Akıl sağlığı nasıl ölçülebilir ki!? Sadece deliler katliam yapmaz. Bir anlık öfke aklı baştan götürebilir. Ya alkol!.. İnsanlığı ifsat eden bir iki mevzu değil ki!.. Bataklık sivrisinek üretiyor; adalet duygusu ve ahlak erdemler olmadığı sürece akıl sağlığı raporu silah kullanmaya ruhsat vermez. "İnsanlık buhranda Kurtuluş İslam'da!" 

Profösör

4 Eylül 2017 Pazartesi

Kulluk, Kölelik ve Özgürlük


Hak'ka mümin müsllüman olmak demek Allah'a kul olmak demektir. Kim ki nefsinin azgınlıklarına karşı duruyor ve nefsini dizginliyor, iradesiyle Allah'ın rıza göstereceği amelleri yerine getiriyor, o kişi Allah'ın has kullarındandır. Aksi taktirde iradesini kötü amellerden yana kullanan şeytana uymuş ve onu sevindirmiş demektir. Şeytanın yolu cehennemden geçer.  Allah'ın dışında kulluk, kölelik;  Allah'a, Kitaba, Peygambere ihanettir. Böyle bir insan Allah'ın değil, nefsinin ve şeytanın kulu, kölesidir. 
.....
Her kul ve köle efendisinin emrini yerine getirendir. Biz müslümanlar ancak Allah'ın kulu ve kölesiyiz. İslam'a karşı olan, her tür ifsad edici ve iğfal edici şeylerle mücadele ederiz. Esas özgürlüğümüze kavuşmak için kendimizi her tür kötülüklerden ve ahlaksızlıklardan korunaklı hale getirmek  için gayret sarfederiz. 
.....
Peygamber efendimiz Allah'ın kulu ve resulüdür. O Allah'ın kendisine "Habibim!.."  diye hitap ettiği, has bir kulu aynı zamanda da elçisidir. O bütün  yaşantısıyla Kuran'ın beyanı ve tefsiridir. O bize Allah'a nasıl kulluk etmemiz gerektiğini öğretmiştir. Eğer biz hakkıyla İslam'ı yaşarsak Allah'a kulluk yapmış oluruz. Bir damla, en küçük su kütlesi olarak  denize nasıl kavuşup özgürleşebiliyorsa, biz de Allah'a kulluk etmekle özgürleşebiliriz. İnsan ancak Allah'ın rızasını kazanmakla gönlü hoş olarak O'na dönebilir. Kulluk - kölelik ve özgürlük budur.  Hakka mümin ve müslüman ancak böyle felah bulur.

Profösör

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Ancak Kurtuluş İslam'dadır


Bir uzman dünyayı kurtaracak olan pozitif bilimdir diyor.  Bir atom alimi düşünün doğal olarak pozitif bilimle yetişmiştir. Dinle, diyanetle, ahlakla, vicdanla kalbi  bağı olmayan bir atom alimi düşünün!..  Bütün dünya şehirleri Hiroşima ve  Nagazaki şehirlerinin korkunç kaderini yaşayacak demektir. Bugün dünyada çıkartılan savaşların temelinde yatan, adaletsizliğin, hak tanımazlığın güçlü olanan haklı olduğu bir çağda yaşıyoruz. 

.....
Dinden, imandan, ahlaktan arındırılmış çağdaşlık kisvesiyle yapılan sömürgeciliklerdir. Tek başına pozitif bilimler insanlığı felaketlere götürür. Bunun örneği olan  insanlığın yaşadığı, yokluklar, hastalıklar, savaşlar, ilticalar gibi felaketler değil midir!.. Pozitivizim elle tutulur seküler bir anlayıştır. Oysa insanlığın kurtuluşu, adalet, ahlak, maddi ve manevi tekamüldür. Bunun tek teminatı İslam'dır. İslam okumayı emrederken önce iyi insan ve iyi bir  olmayı emrediyor, Sonra da maddi ve manevi olarak kalkınmayı dinin de bir gereği olarak ortaya koyuyor.   Bir şeyi okuyup öğrenmek, ilim tahsil etmek aynı zamahqnda insan ilmiyle amel edecektir. Bu durumda ilim ve irfan sahibi olacaktır. İrfani bir hayat felsefesi en büyük mefkuredir. 
.....
İslam'ı ruhbanlık olarak görenler, tahrif edilmiş dinlerin zihniyetiyle hareket ediyorlar demektir. İslam'ı da onlarla eşitlemeye hatta onların gerisinde bile düşünüyorlar. Gerilemeyi insanlara ve müslümanlara değil, bilerek sinsice ya da cahilane olarak doğrudan İslam'a yüklüyorlar.  İslam sadece ahlaki bir terbiye önermiyor; aynı zamanda zenginleşmeyi, birbirimize sahip çıkmamızı, kenetlenmemizi o şekilde Allah'ın huzuruna çıkmamızı emrediyor. Yardımlaşmayı, paylaşmayı tek bir yürek olmamızı emrediyor. Hülasa İnsanlığı kurtaracak olan Allah katında gerçek olan din İslam'dır. Bunun dışında lafı gevelemek abesle iştigal demektir.

Profösör

21 Haziran 2017 Çarşamba

Kıskançlık, Haset ve Çekememezlik


Beşer olmamız hasebiyle, bir çok zaaflara yenik düşebiliyoruz. Önemli olan neye meyilli olduğumuzu bilmek, zaaflarımızı farkederek, nefsimizi terbiye etmek için azami gayreti göstermektir. Beşeri zaaflarımızdan biri de kıskançlık yani haset etmektir. Bir başka deyişle çekememezliktir. Oysa her insanın birbirinden farklı olarak özellikleri, yetenekleri ve üstün tarafları vardır. Çünkü her insan bedenen ve ruhen yaratılış olarak farklıdır. Kimimiz kısa boylu, kimimiz uzun boylu, kimimiz siyahi, kimimiz beyaz, kimimiz sarı ırktan olabiliriz. Sosyal hayatta da zengin fakir, mevki sahibi, işçi patron, sağlıklı sağlıksız gibi birbirinin zıddı olan niteliklere sahip olabiliriz. Esasen  bize lütfedilen özelliklerimizi bilmemiz, geliştirmemiz ve bunu hem kendimiz için, hem de çevremiz için kullanmayı bir erdem olarak görebilmeliyiz.  

Ne yazıkki toplumumuzda birbirini kıskanma ve çekememezlik hastalığı her alanda kendini göstermektedir. Sağlam bir bünyede ortaya çıkan herhangi bir hastalık, peşinden diğer hastalıklara da davetiye çıkartıyor. Şeker hastası olan bir kimse, her an için bir kalp hastası, bir böbrek hastası, bir tansiyon hastası olmaya namzettir. İnsan nefsi böyle bir şeydir. Kıskançlık ve çekememezlik zaafına düşen  bir insan, aynı zamanda diğer nefsani zaaflara namzettir dememiz yanlış olmaz. Bütün nefsani zaaflardan kurtulmamız için, dört elle Kuran’a sarılmalı ve Peygamberane bir hayat yaşamamız gerekir.
Cenabı Allah “Kıskandığı vakit  haset eden kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım de” buyuruyor. Kıskançlık ve haset felaketler getirir. Çünkü kıskançlık hayra değil, şerre delalet eder. Nitekim Kabil ile Habil arasındaki kavga kıskançlığa dayanıyordu. Sonuçta Kabil, kardeşi Habil’i katletmesiyle  insanlık tarihinde ilk cürüm işlenmiştir. Bu da gösteriyor ki; kıskançlık ve haset sadece sıradan bir kötü duygu değil, insanı cehenneme kadar götürecek hırsı da, intikamı da içinde barındıran komplike bir kötü eylem ve istenmeyen ahlaki davranıştır.

Bizde olmayan, olması mümkün görünmeyen bir takım yetenek ve kazanımları, başkasında görerek kıskanmak, başkasının başarılarını takdir etmemek, iyi taraflarını görmemek ve kötülemek bir anlamda çekememezliktir. İnsan önce kendini tanımalı ve kendi yeteneklerini bilmelidir. Eğer başkasında gördüğü yetenek ve hasletlerin kendinde de bir nebze olduğunu düşünüyorsa, yeteneklerini geliştirecek, çok çalışacak, gayret edecek, sonra da “Allah’ım bana yardım et!..” diye dua edecek. Sadece çalışmak yetmez; aynı zamanda Allah’ın inayetine sığınmamız gerekir. Elbette toplum tarafından takdir edilen insanlar özenilir, ve gıpta edilir. Asla kıskanılmamalıdır. Rekabet içinde de olsak birbirimize başarılar dilemeyi ihmal etmemeliyiz. Kıskançlık içinde olanlarımız varsa da, bunun ruhi bir hastalık olduğunu bilmeli, bundan kurtulmak için de bütünüyle ahlaki terbiye ve tezkiye içine girmelidir. Bu durumun tıbbi yönü var ise, günümüz hekimlerine başvurması da gerekebilir.

Bir Hadisi şerifte “Sakın haset etmeyiniz. Zira haset, ateşin odunu yediği gibi, sevapları ve iyilikleri yer bitirir.” buyruluyor. Kurtuluşumuz için sevap işlememiz gerekiyorsa, bütün günahlardan uzak durmalıyız. İyilik yaptıkça da kötülüklerden korunaklı hale geliriz. Nefsin zaaflarına karşı savaş hali, bizi daha çok Allah’a yaklaştırır. Onun rızasını kazanmak için şeytanın vesvesesine ve tuzaklarına karşı tedbirli olmak suretiyle;  kıskançlık, haset, çekememezlik gibi diğer zaaflara da düşmemiş oluruz.

Niyazi Özdemir


6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

31 Ekim 2016 Pazartesi

Hikmet ve Felsefe


İslam hikmeti ön plana çıkartmıştır. Çünkü Kur'an hakimdir. Biz de doğrudan doğruya Hakim olan Kuran'a inanır ve Kur'an hükümlerine teslim oluruz. İnandığımızı da cüzi aklımızla muhakeme eder, kalben ve aklen tasdik eder, inancımızı güçlendiririz. Kur'an bütünüyle hikmete dayalıdır. Kuran'ın hikmeti insan aklıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Allah'ın hikmeti sonsuzdur. Bir taraftan da Allah bizim hakikati düşünmemizi, akletmemizi ve muhakeme etmemizi ister. Körükörü inanmamızı istemez. Onun için din mantıktır ve insan fıtratına en uygun din İslam'dır. Biz herşeye rağmen nakle kalbi olarak doğrudan inanır, aklen de inandığımızı nakille bağdaştırarak bir bütün halinde inandıklarımızı hayata geçiririz. Burada nakil bize hikmeti öğretir ve bizi hakikate götürür. Akıl da, düşünce de, muhakeme de bizi inandıklarımızı özümsetir.

Hikmet hakikati hissetmek ve içine sindirmek, felsefe ise hakikatin bir cüzü üzerinde akıl yürütmektir. Hikmette yanılma payı yoktur ve hikmet ilahi bir değerdir. Felsefe ve akılda ise yanılma payı vardır çünkü felsefe beşerin düşünce şeklidir. Aslında felsefe hakikati bütünüyle tesbit etmek değil, hakikate ulaşmakta yöntem göstermelidir. Hakikatin kendisi Kur'an ve dolayısıyla hikmettir. Felsefe muhakeme etme ve akıl yürütme şeklidir.
Profösör

29 Haziran 2016 Çarşamba

İslam Barış Dinidir


İslam kelime itibariyle geniş bir terminolojiye sahiptir. İslam Arap graamerinde “Selime” mazi kökeninden türemiştir. Sin, lam, mim; İslam kelimesinin kökenidir.  “Selime” salim oldu, maddi ve manevi olarak huzur içinde bulundu demektir. İslam Allah’ın hükümlerine teslim olmak anlamına gelir . Kim ki Allah’ın emirlerine teslim olur, huzur bulur demektir. Hem müslümanlar karşılıklı muamelede Allah’ın hükmüyle adil olurlar, ahlaklı davranırlar,  hemde kendi iç çatışmalarından kurtulmuş olmaları  demektir. İslam inancı bütün insanlığı içine alacak şekilde kapsayıcıdır. İnsani, vicdani evrensel değerlerin üzerinde kutsiyeti olan yüce Kitabımız olan Kuran-ı Kerim rehberimizdir. Allah’ın sevgili kulu ve Resulü olan Peygamberimiz hazreti Muhammed de  önderimizdir. Elbette İslam Barış dinidir. Bu fani dünyada insanın maddeye olan düşkünlüğünden kurtararak, onu manevi olgunluğa kavuşturan yüce bir dindir. Kur’an da, Hazreti Peygamber de onun için bize gönderilmiştir. Bütün insanlık buhrandadır; buna karşın  kurtuluş ancak  İslam’dadır.

Bu dünyada insana verilen nimetlere şükretmek gerek. Zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakir, güçlü daha çok güçlü, zayıf daha çok zayıf olursa, işte o zaman bu düya adalet ve ahlakın öngördüğü değil, zalimlerin ve ahlaksızların cirit attığı bir yer olmaktan öteye gidemeyecektir. Elbette dünyanın dengesi bozulacaktır. İnsanlık bir tarafta efendiler, diğer tarafta köleler şeklinde ikiye ayrılıverir. Bir tarafta ezenler, diğer tarafta ezilenler. Şunu da unutmamak gerekir ki adalet terazisinini iki kefeyle eşitlemek ve izah etmek bir anlamda kısırdöngüdür. Adalet terazisi çok kefeelidir. İyiler ve kötüler diye insanlığı iki sınıfa alırmak yerine iyilerin iyiliklerinde ısrar etmesi, şuurlandıkça kötülerin bir bir yok olması ve  hidayete ermesi konusunda var gücüyle çalışması gerekir. İnsan sadece dünyayı değil, ahireti ve sonsuz mutluluğunu düşünerek hareket etmesi gerekir. Yüce Allah Kuran’ında ““Ey iman edenler; hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin…" buyurmaktadır. İnsanlar bu dünyada barış içinde huzurlu ve mutlu olarak yaşayabileceği bir dine davet edilyor. Bu da islam dinidir.  Çünkü “Allah katında din islam’dır.” İslam dininde zorlama olmadığı için; kişilerin inançlarına ve farklı görüşlerine hoşgörüyle bakılır. Çünkü din, inanç ve ifade özgürlüğünü İslam teminat altına almıştır.

İslam dini barıştır derken; bu inanç sisteminin getirdiği güvenlik şemsiyesi herkesi içine alır. Hayvanlara ve çevreye zarar verenlere de yaptırım uygular. Hiç kimse kimsenin tavuğuna kış diyemez. Hatta kullandığımız bir eşya bile bize hizmet veriyorsa, onu hor kullanamayız. Birine kızıp da telefonu fırlatamayız. Yere düşen bir eşyayı tekmeleyemeyiz. İslam inancının duyarlılığı burada işte!... Allah “Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır” diyor. Canlı ve canssız evrende her ne varsa varlık olarak Allah’ı tesbih ediyor. Bunu idrak etmek için şuurlu olmak ve şuurlu insan olarak yaşamak gerekiyor.

Merhum Cemil Meriç Hoca “Anarşi, Terör, Anomi” isimli  bir gazete tefrikasında “Maverayla göbek bağını kopartmış bir dünyanın insanı ya intihar eder, ya da isyan” diye yazmıştı. Ahireti hice sayıp, sadece dünya ehli olmak bencilliktir. Bencillik insanı yalnızlık girdabına sokar. Onu boğar. Başına gelmedik işler açar, insan huzur bulmaz ve mutlu olmaz. Oysa Allah “Muhakkak ki müminler  kardeştir. Hepiniz birden Allah’ın ipine sarılın ve tefrikaya düşmeyin” diyor.  Bu emre uyulursa  doğal olarak toplumlarda barış olur. Barış diğer bir anlamda birlik ve  dirlik demektir.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........
Profösör

28 Haziran 2016 Salı

İslam'da Sanat ve Estetik Duygusu


Mübarek Ramazan ayı münasebetiyle yurdun her tarafında etkinlikler düzenleniyor. Neredeyse eski ramazanları aratmayacak nitelikte organizasyonlar halkın istifadesine sunuluyor. Bundan da çok memnunuz. Davudi sesli bir müezzinin okuduğu bir ezan sesi, bir gayri müslimi etki altına alabiliyor ve onun hidayete ermesine vesile olabiliyor. Güzel ses eğitildiği zaman daha da güzelleşiyor. Hele Ezan-ı Muhammedi gibi namaza ve kurtuluşa davetin kutsal ahengi bir gayri müslimi anlamını bilmese bile onu, İslam’la şereflendirebiliyor. Güzel sesin hakkını verdiğin zaman insan kutsal bir görevi hakkını vererek yerine getirmiş oluyor.
 Musıki ve makam elbette güzel sanatların bir koludur. Klasik Türk Musikisi olarak sınıflandırılan Türk Tasavvuf Musikisi de musiki sanatının özünü teşkil ediyor. Ne varki, musikiyi, sesi ve teknik aletleri yerli yerinde kullanmak da bir bilgi, beceri ve tecrübe işi. Onun için müezzinlerimizin ses eğitimi alması, makam bilmesi ve sesini yerinde ve doğru olarak kullanması gerekir. Hatta hopoarlörlerin ses ayarlarının yapılması, ezanın uluhiyyetine ve mehabetine gölge düşürmemesi gerekir. Önemli olan ses, makam, teknik aletlerin bir uyum içinde olması ve yüce Allah’ın davetini en güzel bir şekilde yerine getirilmesidir.  Güzel bir ezan sesi üzerimizdeki bütün olumsuzlukları, umutsuzlukları, karamsarlıkları, kötü düşünce ve duyguları siler götürür. İçimize bir huzur iner. Güzel bir ezan sesi içimizi titretir; bu fani dünyada gelip geçici olduğumuzu hatırlatır, bizi hüzünletir ve bir okadar tatlı bir huzur içinde bizi mutlu eder.

Musikidenn, mimarlığa, yazıdan, resimden edebilata kadar, sanatın her türlüsü başta İslami esaslara ters düşmeyecek şekilde icra edilmesi aynı zamanda estetik kaygısıyla da en iyisi, en güzeli ve en doğrusu yapılmalıdır. Peygamber efendimiz bir defin esnasında kabirin toprağını eliyle düzelttiğini öğreniyoruz. Allah kainatı yaratmış ve insanı ayrı tutmuş. İnsan ahseni takvim üzere yaratılmış ve bütün yaratıklar insanın emrine verilmiş. Bu açıdan da insan yaptığı işi doğru düzgün yapması gerekir. Alelade iş yapılmamalı, işin hakkı verilmelidir.

Bir duygu, bir düşünce ve bir davranışın olgunlaşması ve kemale ermesi, aynı zamanda duygu, düşünce ve davranışların da sanat ve estetik olarak ifade edilmesidir. Zamanla, git gide duygu, düşünce ve davranışlar gelenekleşir, örf olur ve kültür olarak da hayatımızda kalıcılığı artar. İslam medeniyetinin özü de inançtan doğar. Sosyal hayatın iyi insanlarla şekilllendiği bir adalet ve ahlak toplumu oluşur. Ruh sanat ve estetikle beslenir. İslami hassasiyet bizi her anlamda daha da duyarlı hale getirmiştir. Her ne yaparasak yapalım İslami hassasiyet  prensiplere uymakla başlar; bu prensipler üzerine de sanat ve estetik biina edilir. Köksüz hiç bir uygarlık ayakta kalamamıştır.  Şuurlu bir müslüman aklın ve nefsin aldatmacalarına kanmaz; onun ölçüsü Yüce Kitapptır. O ölçü çerçevesinde sanata değer verir estetik hazza kvuşur. Bundan dolayıdır ki; Geleneksel Osmanlı Türk İslam sanatları, günümüzde çok ilgi görmektedir.

Her inancın bir uygarlığı ve bir kültür sanatı vardır. İslam inancının da eskimez, pörsümez bir gönül medeniyeti vardır. İşaret ettiği nokta insanın olgunlaşması, kemale ermesi, maddi ve manevi zenginliğe kavuşmasıdır. İnsan o zaman maddi ve manevi olarak insan tatmin duygusu yaşar. 

Prrofösör

.....

Not: Bu makalemiz dünkü 
Yeni Birlik gazetesi 
Ramazan sayfamızda neşrolmuştur.






14 Nisan 2016 Perşembe

Her Kelam, Bir Selam


Dinlemeyi öğreneceksin. Karşındakine söz vereceksin. Karşındaki ihtiyarsa eğer, ak saçlı bir bilgedir tecrübe sahibidir. Bir bildiği var diyeceksin. Karşındaki bir çocuksa eğer, onu daha çok dinleyeceksin. Ona güven vereceksin; özgüveni olsun diye. Ona edeb adab öğreteceksin saysın sayılsın diye. Ona sevigi vereceksin sevip sevilmesini bilsin diye.  

Çünkü onlar en büyük mirasçımızdırlar. Onlaraa İslam'ı öğreteceksin vicdanlı insan olsun, sevgi, şefkat ve merhamet sahibi olsun, Allah'ın sevgili kulu olsun  diye. 

Her kelam; bir selam... Söyletene bak sen.

Profösör

25 Şubat 2016 Perşembe

Elhamdülillah


"Ne mutlu türküm diyene!.."  sözüne öykünerek "Ne mutlu müslümanım diyene!.."  diyerek ironu yapmak maksadını aşar. Müslümanlık  sadece bir söylem değildir; tam aksine müslümanlık bir yaşam biçimi ve insanın en şuurlu haldir. "Ne mutlu müslümanım diyene!.." demek yerine, hocalarımızın bize öğrettiği gibi  "Elhamdülillah Hak'ka mü'min, müslüman'ım" demek lazım gelir. Şairlerin, yazarların, siyaset adamlarının ve yazarların "Ne mutlu müslümanım diyene!.."  demesi siyasi bir söylemden ileriye gidemez. Önemli olan türklük, araplık, kürtlük, kerkezlik değildir. Önemli olan önce insanlık dğerleridir. Bu insanlık değerlerini İslam'la şereflendirmektir. 

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...