İzleyiciler

ahlak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahlak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2019 Çarşamba

Herkesin kitaplığı Olmalı



Bu haftanın radyo anonsu. Mavi filtreli ve dujital bir çalışma.  Bu çalışmada, Kitaplık logosu ve kayıklar aynen önceki çalışmanın bir devamı olarak kullanılmıştır. Grafik tipografisi ve metinler de aynen korunmuştur. Bu anonsta sadece arka plan üzerine Bir kalp eskizi tasarlanmış ve çiçek kompozisyonuyla grafik tamamlanmıştır.



Anons grafiği öncelikli olarak renkli tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Önceki mavi filtre bütün renk ve tonlarını mavinin merkezinde yeniden bir renk bütünlüğü ve sadeliği elde etmek için çalışılmıştır. 

Profösör

27 Kasım 2019 Çarşamba

Okunacak kitap... Yakılacak kitap!..


Ne yazık ki cahiliye toplumunda yaşıyoruz. İlim irfan, şuur ve hakikat varken,  insanı semirtecek, düşüncesini, duygularını nefsinin esiri haline getirecek bir zihniyet ve zillet içinde yaşıyoruz. Güzel bir coğrafyada ve anadoluda yaşıyoruz; fakat anadolu irfanından uzak yaşıyoruz. Kitap okuyalım ve adam olalım diyoruz; Kitabı duvara asıyoruz. Bir tabu gibi ona bakıyoruz. Kitab’ın gerekliliği olan hakikati doğrudan Kitaptan değil; başka başka mahvillerden öğrenmeye çalışıyoruz. İnternetle birlikte öyle bir bilgi kirliliği içindeyiz ki; çık çıkabilirsen işin içinden; sanki bir dipsiz kuyudayız. Kitap okudukça öğrenilir ve doğru öğrendiklerimizle amel edilir. Allah’a kulluğu bilmeyen insan nasıl olur kamil insan? Bencilliği yenmeyen insan, nasıl olur müslüman?  Kitap bizi sadece Allah’a götürüyorsa ve kulluk bilinci veriyorsa kitaptır. Kitap bizi Peygambere tabi kılıyorsa, kitap kitaptır. Okunacak Kitap Odur. Kitap bizi Allah’a kul, Peygambere tabi etmiyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır.  Kitap insanlığın kurtuluşuna vesileyse O kitap okunacak kitaptır. Kitap insanı köleleştiriyorsa, imtiyazlı olanları tanrılaştırıyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır. 

15 Kasım 2019 Cuma

Kitaplık Radyo Programı



Çizim ve grafikler şahsıma ait bir afiş çalışlması. Dört renk kare bir tasarım. Sosyal medya için de kullanılabilir durumda. Bir de tek renk duatone bir filtre çalışması aynı konsept.





Profösör

22 Nisan 2018 Pazar

İletişim Kurmak


İletişim kurmak, sadece dil ile, bakış ile, koklayış ve dokunuş ile  değil, aynı zamanda zihinle, düşünceyle, kalb ile, hatta bütün varoluşumuz ve varlığımızla  gerçekleşir. Herkesin özel anlam yüklediği harf, kelime, sembol ve bütün birikimleriyle toplum içinde bir değer ifade eder. Kemalata yürüyen insan yönünü Hak'ka dönerek bütünüyle Hakikate kavuşmak isteyen insandır. Azgın, dizginlenmeyen bir at, üstünde zaaflarına yenik düşmüş bir insan; önce nefsini zaptedecek ki  maiyyetindekileri idare etmesini bilsin. Adalet ve ahlakın sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerlerin olmazsa olmazları olduğunu öğrenebilsin.

Profösör

15 Ocak 2018 Pazartesi

Felsefe Bir Kısırdöngüdür

Felsefe ha dananın kuyruğunu tutmuşsun, ha uçurtmanın kuyruğunu!.. Felsefeden kültür medeniyet çıkmaz. Ahlak ve sorumluluk çıkmaz. Dine diyanete dayanmaz. Pozitivist bir anlayışla bir düşünceyi diğer bütün düşüncelerden ayrı tutarak sözümona birer disiplin oluşturmuşlardır. İnsanı sadece etten ve kemikten görme zorlamasıdır.felsefenin tutunacak bir dalı yok, kökü yok, ruhu yok. Hazzı yok...  Hikmet tek kelimeyle Allahıazimüşşan'ın rızasını kazanmadır.  Sadece aklı kullanmanın değil bütün verileri kalbi bir iman süzgecinden geçirmenin karşılığıdır. Kültürün de, medeniyetin de temeli hikmettir. Ahlakın da, sorumluluğun da mayası imandır. Her şey nakle dayanır. Akıl ikinci sıradadır. Fıtraten naklin yolundan gider. Allah hatalarımızı ve günahlarımıız affetsin...

Profösör

2 Temmuz 2017 Pazar

Ahlaklı Olmak


Ne cennet vaadinden, ne de cehennem korkusundan dolayı ahlaklı olunmaz.  Ahlak genlerimize yerleşmiş, hiç bir baskı görmeden ve  kendiliğinden sudur eden doğal reflekslerimizdir. İslam'ın cennet vaadi ve cehennem korkusunu bize hatırlatması ise inzar içindir.  Kulun adalet duygusu ve ahlaki iradeye sahip olmada nefsin zaaflarına karşı terbiye olmasının en büyük amilidir.

Profösör

Disiplini Şiar Edinmek


Herşeyi yerinde ve zamanında  yerine getirmek, adalet ve ahlak değerlerinde en yüce bir rütbeye sahip olmak demektir.  Bir kişinin disiplini şiar edinmesi, inancında ve davranışlarında hassasiyet göstermesi demektir. Züht ve takva sahibi olmak, ibadetlerimizi severek  yapmak,  iyilik sahibi olmak ve insani davranışlarımızı da ahlaki temele dayandırmak, Allah'ın rızasını kazanmak içindir.  

Profösör

1 Temmuz 2017 Cumartesi

Ancak Kurtuluş İslam'dadır


Bir uzman dünyayı kurtaracak olan pozitif bilimdir diyor.  Bir atom alimi düşünün doğal olarak pozitif bilimle yetişmiştir. Dinle, diyanetle, ahlakla, vicdanla kalbi  bağı olmayan bir atom alimi düşünün!..  Bütün dünya şehirleri Hiroşima ve  Nagazaki şehirlerinin korkunç kaderini yaşayacak demektir. Bugün dünyada çıkartılan savaşların temelinde yatan, adaletsizliğin, hak tanımazlığın güçlü olanan haklı olduğu bir çağda yaşıyoruz. 

.....
Dinden, imandan, ahlaktan arındırılmış çağdaşlık kisvesiyle yapılan sömürgeciliklerdir. Tek başına pozitif bilimler insanlığı felaketlere götürür. Bunun örneği olan  insanlığın yaşadığı, yokluklar, hastalıklar, savaşlar, ilticalar gibi felaketler değil midir!.. Pozitivizim elle tutulur seküler bir anlayıştır. Oysa insanlığın kurtuluşu, adalet, ahlak, maddi ve manevi tekamüldür. Bunun tek teminatı İslam'dır. İslam okumayı emrederken önce iyi insan ve iyi bir  olmayı emrediyor, Sonra da maddi ve manevi olarak kalkınmayı dinin de bir gereği olarak ortaya koyuyor.   Bir şeyi okuyup öğrenmek, ilim tahsil etmek aynı zamahqnda insan ilmiyle amel edecektir. Bu durumda ilim ve irfan sahibi olacaktır. İrfani bir hayat felsefesi en büyük mefkuredir. 
.....
İslam'ı ruhbanlık olarak görenler, tahrif edilmiş dinlerin zihniyetiyle hareket ediyorlar demektir. İslam'ı da onlarla eşitlemeye hatta onların gerisinde bile düşünüyorlar. Gerilemeyi insanlara ve müslümanlara değil, bilerek sinsice ya da cahilane olarak doğrudan İslam'a yüklüyorlar.  İslam sadece ahlaki bir terbiye önermiyor; aynı zamanda zenginleşmeyi, birbirimize sahip çıkmamızı, kenetlenmemizi o şekilde Allah'ın huzuruna çıkmamızı emrediyor. Yardımlaşmayı, paylaşmayı tek bir yürek olmamızı emrediyor. Hülasa İnsanlığı kurtaracak olan Allah katında gerçek olan din İslam'dır. Bunun dışında lafı gevelemek abesle iştigal demektir.

Profösör

25 Haziran 2017 Pazar

Bayramlar Kurtuluş Ümidimizdir

Ramazan Bayramı müslümanların kutsal iki bayramdan birisidir. Nasıl ki; hilali görüp bir ay boyunca oruca başlıyorsak, yine ayın bitiminde hilali görüp bayram yapıyoruz. Allah’a şükürler olsun ki; Ramazan bayramını idrak ettik. Sabah namazıyla birlikte camilere akın ettik. Bayram namazını hep birlikte  huşu içinde eda ettik. Günümüzde onca İslam ülkesinde yaşanan savaşlar, zulümler, mağduriyetleri görmemezlikten gelemeyiz. Ümmetin ıstırabı bizim de ıstırabımızdır. Onların sıkıntısını ve üzüntüsünü biz de yüreğimizde hissederiz. Çünkü biz birbirimizi tamamlayan bir vücudun azaları gibiyiz. Herşeye rağmen İslam dünyası Ramazan bayramını kutlar. Bayramın ruhuna uygun olarak  müslümanlar birbiriyle bayramlaşır. İnancından dolayı bayramı bir kurtuluş ümidi olarak kutlar, birbirine sarılır birbirinden güç alır, adeta yeniden dirilir ve yeniden şuur sahibi olur.

Ramazan boyunca hep birlikte oruç tutuyor, iftar ediyor, sahura kalkıyor, yine ramazan ayı sonlarına doğru itikafa giriyor ve kadir gecesini birlikte idrak ediyor ve  namazımızla, niyazımızla oruçlu günlerimizi ibadetle geçiriyoruz. Kendimizle muhakeme, murakebe, muhasebe ediyor; zikrimizle tefekkür ediyor, şükrümüzle Allah’a  olan sadakatimizi gösteriyoruz. Ramazan boyunca hayır hasenat içinde bulunmakla birlikte sadaka-i fıtır ve zekatımızı vermek, diyetimizi ödemek gibi sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. İnsani ve vicdani duruşumuzu İslam’la daha da yüceltiyoruz. Toplum içinde birbirimizle daha da kaynaşıyoruz.  Muhabbet ve ünsiyetle, et tırnak misali oluyoruz. Birbirimize sarılıyoruz. Sevinçte ve tasada bir oluyoruz; birbirimizin derdine ortak oluyor ve birbirimizin yaralarına merhem oluyoruz. Bu durum ve tutum bayramla birlikte  bir şuur haline dönüşüyor. Yeniden nefes alıyor, yeniden diriliyoruz. Birlik ve beraberliğin ve bayramlaşmanın da ruhu budur.

Her toplumda anlaşamazlıklar, kutuplaşmalar, küsmeler, darılmalar olabilir. Esas olan birbirimize insani değeri vermek ve birbirimizin ne dediğini dinlemektir. Birbirimizle diyaloğu kesmemektir.  Malesef İslam dünyası bir bunalım yaşıyor. Mezhebi ve meşrebi taassuplar bizi üzüyor. Bu kadar bölünmüşlük ve parçalanmışlık bizi lokma haline getirir. İslam düşmanlarının iştahını kabartır. Sanki imamesi kopmuş, etrafa saçılmış tesbih taneleri gibiyiz. Oysa İslam tevhid dini. Müslümanların tek bir imameye bağlı olan tesbih taneleri misali bir ümmet şuuru olması gerekir. O halde asgari müştereklerde İslam ülkeleri ve toplumları birbiriyle iletişim içinde olmalıdırlar. Birbirleriyle istişare içinde birbirlerini farklı görüşleri olsa da dadinlemelidirler. Kuvvet birlikteliktedir. Küsler, dargınlar barışmalı, selamlaşmalı, herkes iyi günde ve kötü günde birbirinin yanında durmalı. İnancımız, kültürümüz ve medeniyetimiz bunu gerektirir. Bizi biz yapan değerlere sarılmalıyız. Bizden olmayan, bizim yapımıza uymayan ve bizi yabancıllaştıran kültür emperyalizmin pençesinden kurtulmalıyız. Bugünkü çağda savaş sadece topla tüfekle, tankla uçakla yapılmıyor!.. Önceden inançlı toplumlar bozuluyor ve iğfal ediiliyor. Sonra da tefrika çıkartılarak İslam toplumlarını kıskaca ve kumpasa  maruz bırakılıyor. Bugün, Irak’a, Suriye’ye ve son olarak Katar’a yapılanlar sadece oradaki halkı üzmüyor, bizi de Türkiye olarak derinden yaralıyor. Asıl anagövde biziz. Bu küçük  İslam ülkeleri ise bizim azalarımız. Onlar yaralandıkça, onlardan kan aktıkça, onlar kadar biz de acı çekiyoruz. Ortadoğu coğrafyasına yapalan bütün dış müdaheleler esasen Türkiye’nin önünü kesmek için yapılıyor. Velhasıl zülme karşı şuurlanalım. Bilvesile  kurtuluş ümidiyle Bayramınızı kutluyorum...    

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

5 Mayıs 2017 Cuma

Adalet Hassasiyeti

Temel inanç bir ağaç  büyüsün de odun yapılsın diye fidesi toprağa dikilmez. Bir ağaç genel olarak meyve versin, ondan insanlar istifade etsin, kurt kuş yesin diye dikilir. Oysa ağaç aynı zamanda  bulunduğu yeri gölgelendirir ve yaşlanınca da kurur, çürümeye başlar ve toprağa karışır.  Ya da  ondan odun ihtiyacı giderilir.  Sahibi olan bir ağaçtan izinsiz meyve kopartılmaz. İnsanın canı çekse  de, göz hakkı diyerek, ağaçtan sadece nefsi köreltmek için  bir meyve kopartılırsa, mutlaka sahibinden helallik istenir. Helallik istemek bizim olmazsa olmaz inancımızın ve kültürümüzün bir kuralıdır. Aksi takdirde sorumluluk üzerimizde kalır; bu durumu ahlaki bir davranış olarak  göremeyiz


Bu tür davranışları daha ileriye de götürebiliriz. Örneğin; yazın sıcağında başkasıan ait bir evin gölgesinde biraz gölgelenmek bile ahlaken sorgulanabilir. Yada yağmurda sokakta yürürken başkasına ait evlerin çatısı altında yürünmez diyebiliriz. Bu tür uç örnekleri çoğaltabiliriz. Asıl meselenin özünü adalet değerleri teşkil eder. Adaleti temin etmenin en başında ahlaki terbiyeye sahip olmak geliyor. Ahlaklı olmak. doğru davranışlar içinde bulunmak Allah'ın kuldan yapılmasını  istediği emirlerdir.  Hazreti Ömer'in devlet işlerinde devletin mumunu, özel işlerinde cebinden çıkarttığı kendisine ait  özel bir mumu kullanması, adalet terazisinin nasıl bir hassas terazi olduğunu gösterir bize.

Elbette biz insanlar sosyal varlıklarız. Hep birlikte ve bir arada yaşarız.  Bilerek yada bilmeyerek birbirimizin haklarına gireriz.  İçimizi acıtan, vicdanen rahatsız olduğumuz davranışlarımızdan da helallik isteriz. Birbirimizin hoşgörüsüne sığınırız. Bu arada hassasiyet gösterirken de   ifrat ve tefritten kaçınırız. Kimse bir tane meyvenin hesabını sormaz. Kimse bir evin gölgesinde oturana kızmaz. Kimse  neden saçak altında yürüyorsun diye ayıplamaz.  Bir yerde zor ve darda kalan bir kimse olduğunda hemen koşar elinden tutarız. İnsanlığın da vicrdanın da gereği bu olsa gerek!..


Zaman zaman beşer olarak gaflete düşebiliyoruz. Onun için en başta bize verilen emaneti korumamız gerek. Haksız yere menfaat sağlamak ve nemalanmak olmaksızın davranışlarımıza dikkat etmemiz gerekir.  Her ne iş yaparsak yapalım özellikle Besmelesiz yapmayalım ve iyi niyet taşıyalım. Umarız ki bundan dolayı hatalarımızdan ve işyeleyeceğimiz günahlardan  beri kalırız. 


Profösör


25 Ocak 2017 Çarşamba

İyilik Yapma Ahlakidir


İyilik yapmak için çok sebeb var bu fani dünyada. Akıllı insan iyilik yapmak için bir sebeb de aramaz. Onda iyilik yapma melekesi ahlaki bir huy olarak yerleşmiştir artık benliğine.
Profösör

6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

17 Ekim 2016 Pazartesi

İletişim Kurmak

Bir iletişimci için doğru metin yazmak, doğru söz etmek ve doğru davranışlarda bulunmak zor olsa gerek. İnsanlar bizim ne yazdıklarımıza, ne söylediklerimize ve ne çizdiklerimize bakmıyor. Bizim yazdığımız, sözünü ettiğimiz ve çizdiğimiz değerler üzerinden bizim hal ve hareketlerimize, duruşumuza bütünüyle verdiğimiz varlık ifademize bakıyor. Muhatabımız bizim anlatmak istediklerimizi değil de, neyi nasıl anlamak istiyorsa, istediği gibi kendi idrakini şekillendiriyor. Bu arada iletişim kurmanın en baştaki amacı irşad ve tebliğ olsa gerek. İrşad ve tebliğ görselliğin özündeki ruh hali; ancak duygu, düşünce ve davranışlarımızı bütünleştiren gönül diliyle gerçekleşebiliyor. Muhatabımızla gönül dili oluşturmak ancak İnanç, ihlas, samimiyet, karşılıklı itimate teslimiyetle oluşuyor. 

 Profösör

1 Temmuz 2016 Cuma

Edeb Ya Hu!..

Geleneksel Osmanlı İslam Türk Sanatlarında levhacılığın, hattın ve tezhibin toplumun şuurlanmasında büyük bir işlevi vardır. Levhacılık İslami terbiyede beyinlere kazınacak, kalplerde yaşatılacak nice anlamlı sözler vardır. Kur’an ayetlerinden ve Hadislerden tutun da, kibar-ı Kelam kabul ettiğimiz nice kısa ve öz kelime, kavram,  cümleler vardır. Bunlardan birisi de “Edeb Ya Hu” cümlesidir. Bu cümle dua cümlesi olduğu kadar, bizim davranışlarımızı denetim altında tutan, haddimizi bildiren   bir nevi uyarı cümlesidir. “Edep Ya Hu!”  Ey Allah’ım bizi edeblendir demektir. Aynı zamanda haddini aşan, edeb dairesinden çıkan, sorumsuz kişilere karşı kullanılan bir serzeniş cümlesidir.

Her insanın yaratılıştan belli bir genetik ve karekter yapısı vardır. Bir takım davranışlara karşı iyi ya da kötü bir meyili vardır. Biz bütünüyle insanın davranışlarını ahlaki  çerçevede değerlendiririz. Şuurlu bir insan ahlaklı bir insandır. Terbiye ise insanın zaaflarına karşı nefsini eğitmesi ve nefsini kötülüklere karşı dizginlemesidir. Nefsini terbiye etmiş bir insan aynı zamanda  iradesini iyi yönde kullanabilen bir  insan demektir. Levhacılık bizim aldığımız eğitimin yanında bizi her ortamda bilincimizi taze tutan, bizi güncelliyen ve bizi diri tutan işlevselliğiyle büyük bir önemi vardır. Yeni nesil olarak geleneksel İslam sanatlarını öğrenmek, hayatımızda uygulayabileceğimiz bir takım değerleri de öğrenmemiz büyük önem arzediyor. 

Ahlak ve terbiye kelimesi birbirinden farklı olarak anlam ifade eder. Ahlak yaratılıştan genitik yoluyla nesilden nesile intikal eden huy, karekter, secere, meşrep ve fıtrattır. Terbiye ise sonradan kazanılan, duygu, düşünce ve kendiliğinden sudur eden ahlaki davranışlardır. Onun için, ahlakı güzel olan insana ahlaklı ya da güzel ahlaklı dediğimiz gibi, edeb sahibi insana da edepli ve terbiyeli insan diyoruz.  Yine bizim kültürümüzde levhalık edebe dair bir sözü de burada zikretmek isterim. Arapça “Edeb” kelimesini oluşturan “Elif”, “Dal”, ve “Ba” harflerinin baş harfleriyle, müslümanın Eline, Diline ve Beline sahip olması anlamında  kullanılan bir cümleyi Kibar-ı Kelam olarak da Kabul edebiliriz. Bu şekilde kullanılan sözlerin elbette özü itibariyle ayet ve hadislerin oluşturduğu manaya delalet eder. Başka bir levhada da yer alan  "Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan Giy ol tacı, emin ol her beladan..." sözünü bilmeyenimiz yoktur. Çünkü edeb bizi her türlü beladan korur. Edepsizlik yapmak da bizi her türlü belaya sokar. O halde Hazreti Peygamberin ahlakıyla ahlaklanmak, alemlerin terbiyecisi oln Rabb-ül Alamin’in rızasını kazanmamız gerekir. Ancak terbiyeli bir insan olmak, güzel ahlaklı bir müslüman olmak, Allah’ın  emirlerini yerine getirmek ve nehyettiklerinden de  şiddetle kaçınmakla olur.

Edepli insan, inanan, inandığı gibi yaşayan, iyilik seven, adaletli ve ahlaklı davranan, toplum içinde adab-ı muaşeret kurallarını yaşayan, yaşatan müslüman demektir. Edepli insan, duyarlı, hassas ve şuurlu insan demektir.


..........
Not: Hukukçu Fazıl Sadıkoğlu'nun  Öncekigünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...