İzleyiciler

peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2019 Çarşamba

Okunacak kitap... Yakılacak kitap!..


Ne yazık ki cahiliye toplumunda yaşıyoruz. İlim irfan, şuur ve hakikat varken,  insanı semirtecek, düşüncesini, duygularını nefsinin esiri haline getirecek bir zihniyet ve zillet içinde yaşıyoruz. Güzel bir coğrafyada ve anadoluda yaşıyoruz; fakat anadolu irfanından uzak yaşıyoruz. Kitap okuyalım ve adam olalım diyoruz; Kitabı duvara asıyoruz. Bir tabu gibi ona bakıyoruz. Kitab’ın gerekliliği olan hakikati doğrudan Kitaptan değil; başka başka mahvillerden öğrenmeye çalışıyoruz. İnternetle birlikte öyle bir bilgi kirliliği içindeyiz ki; çık çıkabilirsen işin içinden; sanki bir dipsiz kuyudayız. Kitap okudukça öğrenilir ve doğru öğrendiklerimizle amel edilir. Allah’a kulluğu bilmeyen insan nasıl olur kamil insan? Bencilliği yenmeyen insan, nasıl olur müslüman?  Kitap bizi sadece Allah’a götürüyorsa ve kulluk bilinci veriyorsa kitaptır. Kitap bizi Peygambere tabi kılıyorsa, kitap kitaptır. Okunacak Kitap Odur. Kitap bizi Allah’a kul, Peygambere tabi etmiyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır.  Kitap insanlığın kurtuluşuna vesileyse O kitap okunacak kitaptır. Kitap insanı köleleştiriyorsa, imtiyazlı olanları tanrılaştırıyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır. 

25 Ocak 2018 Perşembe

İslam'da Ruhbanlık Yoktur


Ruhbanlık. Batıyı yönetiyor. Batı da din anlayışını ruhbanlık  üzerinden okuyor. Ruhban da bütün Batı toplumunu siyaset dahil, askeri ve sosyal olarak da etki alanına alıyor. Günümüzde de haçlı seferleri bir başka kılıkla devam ediyor.  Ruhbanlık da dünya silah ve ilaç sektörünün işleyişinde imtiyazlı ailelerin emrinde çalışıyor. Zaten incilin tahrifi  bu imtiyazlı ailelerin emriyle kiliseler ve papazlar vasıtasıyla yaptırtılmıştır. İmtiyazlı aileler devasa varlıklarını  daha da büyütecekler, geri kalan toplumlar da inancı ne olursa olsun kademe kademe çizilen şemada birer kukla  olarak olarak efendilerinin kölesi  olacaklardır.  Son zamanlarda İslam Hilalinin parlayışı karşısında  haçlı  kafa kesen fundamentelist bir İslam zihniyetini resmederek; alın işte müslümanlık demiştir. Batı  İslam'ı insanlık dışı bir din olarak gösteriliyor. Batı bu algıyı pekişleştirecek Daeş figürünün de menşei oluyor. Çünkü İslam hiç bir zorluk olmadan kalbe hükmeder.  Gönül rızasını esas alır. Bütün insanlığa adalet, ahlak ve insanlık onurunu bahşeder. Batı bunu önlemesi lazım.

Ruhbanlık kısaca  din üzerinde bir ipotektir. Çarpıklık, çelişki ve paradokstur.  İslam ve Kur'an bütün insanlığı Allah'a davet eder.  Alimler, arifler, abidler, salihler birer vasıtadır. Onların ilminden, irfanından, birikiminden, maddi manevi hayat anlayışından feyzalmak ve sıratı müstakimde sabit kalmak bir müslümanın şiarıdır. Hristiyanlıkta olduğu gibi ruhbanlık düşüncesi ve duygusu taşıyan her tür kimlikten, zihniyetten  uzak durmak şuur sahiplerinin işidir. Ruhbanlık uyutucu ve uyuşturucudur. Önce bununla mücadele etmek gerekir. Çünkü ruhbanlık din adı ve algısı üzerinden menfaat temin eden bir şebekedir. Bu şebekeler zaman zaman dış mihrakların değirmenine de su taşırlar. Bu bir tarikat, bu bir cemaat, bu bir siyaset ya da sosyal bir oluşum ve platform olabilir. Onun için öllçü Kuran; uygulama örneği olarak da  Hazreti Peygamberdir. 

Bu çağda Allah dostu, evliyaullahtan olmak çok zordur. Sadece nefsi terbiye ederek ahlaki davranışlar sergilemek yetmez. İnsan kendi alanında bilgili, görgülü ve mesleğinde de uzman olması gerekir. Bilgiyi papağan gibi okumak bilgiçlik ve ukalalık yapmak gibidir. Oysa bilgiyi özümsemek ve hayatında uygulamak ise bilgeliktir. Böyle insanların yanında insan emin olduğu kadar mutluluğu ve huzuru bulur. Bu ancak yaşayarak ve yaşatarak idrak edilebilir. Kur'an tahrif edilen kutsal kitaplar gibi değildir ki!.. Tehlikeli olan; Kuran insanın kendi kafasına ve nefsine göre yorumlamasıdır. O zaman Kutsal kitabımızın tahrif edilen kitaplardan ne farkı kalır ki!.. 

Profösör

15 Haziran 2016 Çarşamba

Gafletten Kurtuluş


Gaflet; insanın dünya ve ahiret hayatı için elzem olan şeylerin önemini kavayamama, boş  yere nefes alarak, hakikati idrakten uzak, şuursuzca yaşama halidir. Halk arasında gaflet; dalgınlık, dikkatsizlik, ihmal ve yanılma anlamlarında da kullanılmaktadır. Biz gafletin sözlük anlamına değil de, daha çok kelimenin fiiliyattaki işlevselliği üzerinden konuya vakıf olacağız. Gaflet Allah’an, Kitaptan, Peygamberden bi haber şuursuzca yaşamaktır. Şuursuzca yaşamak, boş yere yaşamak, günahkar olmak, Allah’ın rızasını kazanmaktan uzak durmak demektir. Bir insanın mümin ve müslüman olduğu  halde, bilerek ya da bilmeyerek  nefsin zaaflarına tamamen teslim olması demektir. Bizim kültürümüzde “Su uyur düşman uyumaz” denir ya; insanın en büyük düşmanı ise şeytandır. Şeytan nefsimizin zaaflarından yararlanarak bize yanaşır ve bize musallat olur. Bizi uyanık iken ve şuurlu yaşarken değil, şeytan bizi gaflette iken vurur.  

İnsan yaratılış itibariyle günah işleyebilir fıtrattadır. Yani insan beşerdir; hatalardan, günahlardan ari değildir. İnsan beşer ve şaşar. Onun için şuurlu müslüman şürekli, Allah, Kitap ve Peygamberle irtibat halindedir. Allah Yüce Kitabında ne emrediyorsa ve Yüce Peygamberimiz İslam’ı nasıl yaşamış ise biz müminler olarak Allah’a inanır, Peygamberine uyarız. Allah’a salih bir kul, Peygamberimizin izinden giden iyi bir ümmet oluruz. Ancak bu şekilde gaflete düşmekten kurtulur ve bu şekilde şuurlu oluruz. 

Şuurlu insan  sürekli kendini yenileyen ve  geliştiren insandır. Şuurlu insan ilim ve irfan yolunda azami gayreti gösteren ilmiyle amil olan insandır. Şuurlu insan nefsini terbiye eden, iradesini iyi yönde kullanan ve nefsin azgınlıklarına karşı duran insan demektir. Şuurlu insan dünyayı bir misafirhane ve sınav yeri olarak kabul eden, ölümü ibret sayan, ebediyete inanan ve dünyada iken  ahiret için azık edinen insan demektir. Şuurlu insan “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışan” insan demektir. Şuurlu insan inanır, umit eder, çok çalışır, yeise düşmez, vefakardır, fedakardır, cefakardır, cömerttir, alicenaptır... Hamiyetperver, vatansever,  adaletli, ahlaklı, şerefli bir hayatı olan insan demektir. Şuurlu insan azla yetinir, kanaat eder, kazanımlarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşır, çocuk demez, yaşlı demez, hasta demez, düşkün demez, onların elinden tutan, onların gönüllerinde yer edinen, bütün darda olanların  maddi ve manevi olarak yanındadır. Şuurlu insan, sadece insan ilişkilerinde değil, bütün yaratılmışlara karşı Yaratandan ötürü saygı duyan ve onlara kalbinde yer veren insan demektir. Şuurlu insanın en büyük özelliği inandığı gibi yaşayan ve yaşadığı gibi de inanan, içi  dışı bir insan demektir. Şuurlu insan insanlığı tutsak eden, fitne, fücur, fesada sürükleyen, aklen, fikren, zihnen, kalben çürüten zamanımızın  virüslerine karşı  korunaklı olan demektir. Şuurlu insan daima gönlünde Allah ve Peygamber sevgisi taşıyan insan demektir.

O halde şimdi; aklımızı başımıza devşirmenin zamanıdır. Gaflette olan derin bir uykuda demektir. Uyanık olursak ancak aklımızı o zaman doğru kullanabiliriz. Allah’a ve Peygamberine uyarsak eğer, nefsin azgınlıklarından ve şeytanın aldatmalarından o zaman kurtulabiliriz. Gafletten kurtuluş demek aynı zamanda nefsin zaaflarından kurtuluş olup, Allah’ın rızasını kazanmak demektir..
..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör



4 Ocak 2016 Pazartesi

İman

Kim Allah'a inanır da,
Resul'e uyarsa felah bulur.
Mutlu olur; huzur bulur.
O zaman da
şeytanın bütün vesveselerinden kurtulur...

Allah'a inanacağız;
Resul'e uyacağız.
Başka da bir yol yok...
Doğru yoldan ayrılmayacağız.

Profösör

11 Kasım 2015 Çarşamba

O'nun Yolundan ve O'nun İzinden Gitmek


Yıllar önce kilo almaktan şikayetçi idim. kilo almak derken göbek yapıyordum desem daha doğru olur. Bir dost ortamında yenildi içildi ve her birimiz  sanki nefes alamaz durumda idik. O sırada ağzımdan istemiyerek de olsa  bir cümle çıkıverdi. "Semirtmek bir müslümana yakışmıyor" dediğimde sakallı, cübbeli bir genç arkadaş "Böyle bir ayet mi var" dedi. Arkasından da cümleyi ekleymeyi de ihmal etmedi.  "Bizim Efendimiz de şişman, ama iyi bir müslüman"  deyince acaba baltayı taşa mı vurduk diye düşündüm. 

Gencin Efendimiz dediği zatı muhterem onun şeyhiydi besbelli. Oysa gencimiz de yaşlımız da, okumuş ve cahilimiz de kilo almaktan hepimiz şikayet ediyorduk oysa. O gencin  "Efendi" dediği şeyhine bir sorsak, elbette kilolarının verdiği sıkıntıdan o da şikayet edecekti. Hayatımızı genel olarak bir disiplin içine sokmadıktan sonra elbette şikayet edeceğimiz bir çok sıkıntı duyduğumuz dertlerimiz olacak. Bütün mesele sadece birey olarak değil, bütün toplum olarak sıkıntılarımızın kaynağına inmek ve sıkıntılarımızı gidermektir. Bu aynı zamanda  şuur içinde yaşamakla olur. Müslüman hassas olan demektir. Abur cubur yiyen değil; bir oturuşta beş altı kap yemek yiyen değil, bir lokma ekmeğin ve bir yudum suyun değerini bilendir. 

Müslümanlık insan olmanın olgunluk halidir. İçinde bulunduğu olumsuzlukları kanıksayan değil, insanı bedenen, ruheh ve zihnen bozan bütün virüslerden kurtulma halidir. Müslüman Allah'ın habibim dediği Peygamberimizin yaşam biçimini özümseyen,  onun yolundan ve onun izinden giden demektir.

Profösör

2 Nisan 2014 Çarşamba

Bir Hüzünlü Name


Kınalı kayalıklardan ve etrafına keskin bir kekik kokusu yayan bitkilerle  kaplı tepelerden,  bembeyaz papatyaların hakim olduğu  uçsuz bucaksız düz ovaya kuş bakışı baktığımda, uzaktan titreyerek ve titreşerek gelen,  kavalın çıkarttığı otantik namelerin hüznüyle huzur buluyordum. Hazreti Adem'den, Hazreti İbrahim'e, İsmail'e, Hazreti İsa'dan  Musa'ya ve son peygamber Hazreti Muhammed'e kadar gelmiş geçmiş  bütün nebilerin ve resullerin çobanlık yaptığını düşündüğümde, bu kavalın hüzünlü namesi, belki de yasak meyvenin bir ısırıklık cezası bütün insanlığın mirası olarak yüreğime işliyordu. 

İnsanlığın kaderinde sadece dünya hayatında yaşadığı  aşk değildi herhalde. Aşkın özünde mayalanan aynı zamanda bir de hüzün vardı. Aşk ve hüzün adeta bir ısırıklık yasak elmanın özünde saklıydı. Sevenler bu düyada kavuşsa da kavuşmamış sayılırdı. Sevmek belki de sevdiğinle birlikte sonsuzluğa kadar gönül açmaktı. 

Profösör


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...