İzleyiciler

internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2019 Çarşamba

Okunacak kitap... Yakılacak kitap!..


Ne yazık ki cahiliye toplumunda yaşıyoruz. İlim irfan, şuur ve hakikat varken,  insanı semirtecek, düşüncesini, duygularını nefsinin esiri haline getirecek bir zihniyet ve zillet içinde yaşıyoruz. Güzel bir coğrafyada ve anadoluda yaşıyoruz; fakat anadolu irfanından uzak yaşıyoruz. Kitap okuyalım ve adam olalım diyoruz; Kitabı duvara asıyoruz. Bir tabu gibi ona bakıyoruz. Kitab’ın gerekliliği olan hakikati doğrudan Kitaptan değil; başka başka mahvillerden öğrenmeye çalışıyoruz. İnternetle birlikte öyle bir bilgi kirliliği içindeyiz ki; çık çıkabilirsen işin içinden; sanki bir dipsiz kuyudayız. Kitap okudukça öğrenilir ve doğru öğrendiklerimizle amel edilir. Allah’a kulluğu bilmeyen insan nasıl olur kamil insan? Bencilliği yenmeyen insan, nasıl olur müslüman?  Kitap bizi sadece Allah’a götürüyorsa ve kulluk bilinci veriyorsa kitaptır. Kitap bizi Peygambere tabi kılıyorsa, kitap kitaptır. Okunacak Kitap Odur. Kitap bizi Allah’a kul, Peygambere tabi etmiyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır.  Kitap insanlığın kurtuluşuna vesileyse O kitap okunacak kitaptır. Kitap insanı köleleştiriyorsa, imtiyazlı olanları tanrılaştırıyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır. 

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Ahlaklı Olmak


şverenin gözü çalışanın üzerinde" başlıklı bir inceleme yazısıyla karşılaştım  gazete sayfalırında. Aslında bu inceleme yazısı insan kaynakları haberlerini yansıtan bir gazetenin ilavesinde görünce  bu çalışmanın yararlı olacağı düşüncesini taşıyorum.  Her insan  günümüzde iyi bir işe sahip olmak ister. Onun için tahsil hayatı boyunca kendini, at yarışlarında koşturan bir koşu atı gibi hisseder. Bütün mesele paralı bir meslek sahibi olmak. Yeter ki iş çok para getirmeli, makam mevki, şan şöhret  sahibi olmalı, Maddeten sınırları aşmalı. Oysa böyle bir bakış adam olmaya yetmiyor. Bir şey eksik kalıyor.  O da çağdaşlık kandırmacasıyla ne yazık ki; manevi olarak inançtan ve ahlaktan uzak kalmak. İnsan maddeten ve manen tatmin olduğu zaman kendini dengede hissediyor; o zaman huzur ve mutluluğu bütünüyle tadıyor.
....
Beni en çok düşündüren konu; her insanın başına  bir polis dikip, o insanı kontrol altında tutamazsınız. Zaman gelir, polisin başına da polis dikmek zorunda kalırsınız.  Diyeceğim odur ki; ahlaki toplum olmak zorundayız. Huzurumuz, mutluluğumuz ve kurtuluşumuz ahlaki toplumun eğitimine ve tahsiline borçluyuz. Toplum olarak önce ailerden başlayarak ahlaki terbiye göreceğiz, sonra da sistematik olarak okullarda ahlak temelli, liyakatiyle  hizmet gören bireyler olarak yetişeceğiz. O zaman işveren de olsak, çalışan da olsak, adalet duygusuyla, liyakatimizle ve ahlaki reflekslerimizle çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 
.....
Günümüzde herşey kayıt altında. İnsanların özel ve tüzel kimlik ve kişiliklerini öğrenmek çok basitleşti diyebiliriz. Bir insanın ahlaken ve birikimlerini internet sayesinde öğrenmemiz artık çok kolay. O insanın sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarına bakmak yeterli sayılacaktır. Bir insanın kağıda döktüğü el yazısından karekter yapısını belirlerken, artık her şey ayan beyan hale geldi diyebiliriz. Buradan yola çıkarak internetle içli dışlı olan insan iş yerlerinde interneti özeli için kullanabilmektedir.  Ahlak öyle bir şey ki bir çalışan, işverenin yasaklamasına rağmen, bir çok yoldan internete mesai saatleri içersinde ulaşabiliyor. Nedense kendini bu yasağı çiğnemekten alıkoyamıyor. Bundan doalyı, doğal olarak işveren çalışanı işten çıkartma hakkını kullanabiliyor.
.....
Gerçekten ahlaki terbiye görmüş bir insan, ne işle ilgili olursa olsun bütün davranışları  adalet ve hakkaniyet duygusuna dayanıyor. Çünkü önce iyi niyet taşıyor. Güzel ahlak onda içselleşiyor ve onu özümsüyoor. Böyle kimseler hata yapsa da sicilleri temiz olduğu için hoşgörüyle bakılabiliyor, özürleri kabul görebiliyor.

Profösör

2 Eylül 2015 Çarşamba

Şuurlu Olmak Dikkatli Olmayı Gerektiriyor


Bilgisayar ve internet üzerinden sosyal medya hesaplarındaki  bütün paylaşımlar dikkate alındığında, kim ne yazmış, kim neyi onallamış, bütün hareketler açık hesap takip edilebiliyor. Kim ne yazarsa yazsın, kim neyi paylaşırsa ve neyi onaylarsa onaylasın sonuçta hakkında verilecek yargıya da kabüllenmiştir demektir. Bizim üzerinde durmak istediğimiz, inanç ve kültür bakımından kendisini temsil konumundaki kişilerin olur olmaz paylaşımlara onay vermesi, ben bu paylaşımı inanç ve ahlaken benimsiyorum ve beğeniyorum konumuna düşmesini eleştiriyoruz. Hem kültür adamı olacaksın, hem de inanç ve ahlaken eleştirdiğimiz paylaşımlara şuursuzca beğeni tuşuna tıklayacaksın. Hem de yeri geldiğinde kültürümüzün kodlarıyla ilgili başımıza uzman kesileceksin. İnanç, kültür ve aksiyon adamı boş şeylerle meşgul olmayacak, aynı zamanda abesle iştigal etmeyecektir.
..
Faize karşı olan bir adam, herhangi bir bankanın paylaşımına beğeni tıklaması yapamaz, yapmamalı da. Ya da israfa karşı olan bir insanın mükellef bir sofra fotoğrafını hesabında paylaşmamalı. Hani derler ya "Yiyebilenn var,yiyemiyen var" Gereksiz paylaşımlar insana bir şey kazandırmaz. Aksine insandan birşeyler götürür ve itibarını düşürüverir. Bir taarftan yeni doğmuş bebek fotoğrafları yayınlanıyor. Fakat takipçiler beğeni tuşuna tıklamakla yetiniyor. Oysa bir kelimelik bile olsa "Maşallah" yazmaları dua yerine geçerdi. Bunun gibi bir sürü dikkat edilmesi gerekenler azabi derecede önemsenmelidir. 
..
Mademki şuurluyuz diyoruz. Şuurlu olmalıyız diyoruz. Çocuklarımızı olumsuz etkenlerden korumalıyız diyoruz. hatta  çocuklarımıza daha bebek iken televizyon ekranlarına maruz kalmasını önlüyoruz. Buna dikkat ettiğimiz kadar neye nasıl inanıyorsak, inancımızı uygulamaya sokmalıyız ve kültür haline getirmeliyiz. Bir anne bebeğini bir süreliğine bakması için annesine bırakıyor. Bebek anneannenin kucağında dudakları bükülü,  ağlamaklı. Anne bir an önce kaçıp gidecek, çünkü açil bir işi var dışarıda. Çocuğunu oyalarken ismini de zikrederek "Bayyy baaaayy" diyor. Bu ne demektir şimdi; ben bunu anlamıyorum. Bunu yapan anne inançlı, kültür insanı aynı zamanda iletişmci. Çocuğunu kime emanet ettiğini bilmiyor. "Allah'a ısmarladık" ya ad "Allah'a emanet ol yavrucuğum" diyemiyor. Evet eleştiriyorum. Çünkü şuurlu olmak dikkatli olmayı gerektiriyor.

Profösör

5 Nisan 2015 Pazar

Bu Nasıl Bir Zihniyet!..


Şu bizim internet servis sağlayıcıları, kıran kırana rekabet içersinde yeni müşteriler kazanmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Gece demez, gündüz demez cep telefonlarımız aranmakta,  iletiler gelmekte. Biz hiç bir internet servis sağlayıcısına cep telefonumuzu vermediğimiz halde, ama onlar bir şekilde elde ediliyor, ya da satınalınıyor, sonucunda da bizler rahatsız oluyoruz. Özellikle izin alınmadan kişilerin cep telefon numaralarının temin edilmesi, bir anlamda gasp sayılır. Cep telefonu sahibi olarak, izinsiz cep telefonu numaramızın temin edilip kullanılmasından hem razı değiliz, hem de bundan çok rahatsızız.

Bu tesbitten sonra, telefonla bizi arayan servis sağlayıcı temsilcisi "Bir dakka zamanınızı bize ayırabilir misiniz" diye başlayan konuşmasına "Efendim ev internetiyle ilgili arıyorum" diyor.  Hangi servisi kullanıyorsunuzun cevabını aldıktan sonra, hemen kestirmeden "Filanca internet servis sağlayıcısı olarak, yeni kampanyamıza sizi davat ediyoruz" diyor. Ben de "Filancayla çalışıyoruz memnunuz"  deyince "Ay sonu ne kadar hizmet bedeli geliyor" diye soruyor bana. Ben de rakamı söyledikten sonra, "Arada beş lira fark var, biz daha hesaplıyız. Siz aboneliğinizi sonlandırın, sözleşmeyi bozduğunuz için servis sağlayıcısına ödemeniz için gereken parasal cezayı, biz karşılıyoruz"diyor. Ben de "Kusura bakmayın ama, telefon numaramı bana karşı izinsiz kullanmanızı yadırgıyorum. Ayrıca kendi servis sağlayıcımla yaptığım sözlemeyi tek taraflı fesetmemi teşvik ediyorsunuz. Bunu da ahlaki bulmuyorum. Cezai müeyyideden doğan parayı da, siz ödeseniz bile,  beni  ceza ödeme konumuna sokuyor ve sözünde durmayan bir insan durumuna düşürüyorsunuz. Bu yaptığınızı da bir o kadar yadırgıyorum." der demez telefonunu küstahça  yüzüme kapıyor. Geriye arasam da telefona çıkmıyor.

Vehasıl; toplum ahlakı böyle teşvik ve önerileri kabul ederek, küçük küçük sözünde durmamalarla başlayor. bunun gibi benzer davranışlar doğal hale geldikçe, toplum için için eriyor ve ahlaken çöküyor. . Son zamanları yapılan banka kredi kartları furyasının gekirdiği sonucu da görüyoruz. Efendim banka kredi borçlarını hükümet, devlet ödemeliymiş. Sosyal devlet olmanın bir gereğiymiş!.. Bugün de teröriste terörist  diyemeyenlerin düştüğü bu durum, aynı zihniyet sahipleri değil midir!.. Yol kesecek, cam indirecek, maskeli molotof kullanacak, devlet malıan zarar verecek, sağa sola demir bilyeler fırlatacak, sonra da maskesini çıkartıp fırına  ekmek almaya, berbere tıraş olmaya gidecek. Takım elbisesini giyip, kıravatını takacak. Medeni bir insan görümünde, toplum içinde kendisine yer bulacak. Toplum uyanık olmalı. 

Profösör

25 Eylül 2012 Salı

Sosyal Medya Gerçeği


Milyonlarca hesabı olan, sosyal medya üyesi ve her biri birbirine network ağlar sayesinde bağlı kalarak, yeni nesil bilişim teknolojilerini sonuna kadar kullanabiliyor. Her sosyal medya kanalının, kendine has işlevi ve işlevselliği olması, farklı alanlarda üyelerinin sosyal ihtiyaçlarının karşılanması demektir. Herşey buraya kadar güzel olup, sosyal medyanın kendi işlevi dışında kullanım alanlarının yaratılması da bir o kadar, hesap sahibini bağlıyor ve sorumluluk altında tutuyor. Bu anlamda da, kişiyle ilgili bilgi edinmede, kişinin ahlak ve karakter yapısı hakkında bilgiye rahatça ulaşabiliyoruz. Kişi ister rumuzunu kendi gerçek ismine bulaştırsın bulaştırmasın, bir şekilde bazı noktalarda kesişerek, kendi yapısı hakkında, istemese de, ilgi duyanlara ve merak sahiplerine malumat verebiliyor. Sosyal medya kullanıcıları, blog, facebook, twitter, linkedin, youtube, vimeo gibi daha sayamayacağımız birçok kanallarında, yazdığı ve paylaştığı bütün belgeler de bir şekilde kendini ifade yolu buluyor. Kişinin baştan itibaren geriye doğru hesapları takip edildiğinde hakkında kesin hüküm verebileceğimiz doneleri elde edebiliyoruz.

Kişilerin interneti ne kadar sağlıklı kullansa da, neyi, nerede, nasıl, ne şekilde, kime göre, bilgi paylaşım içinde olması gerektiğini sosyal paylaşım kanalları içinde bilmesi, buna göre kendini konumlandırması aslında yanlış anlaşılmaları da önlemiş olacaktır. Bazen söylediklerimiz ve yazdıklarımızda bir çelişki olmayabilir ama söyleyiş tarzımız ve paylaşım biçimimiz daha önemli hale gelebilir. Kişi kurum ve kuruluşlar kendi itibarını yükseltmek ve prestij kaybını önlemek için, özellikle bir sosyal medya ajansıyla çalışırlar. Sosyal medya uzmanları, müşterisinin ismini, ürününü, hizmetini, markasını daha yücelere çıkartmak için, sosyal medyanın önünde dimdik ayakta durmak ve zaaflarını bertaraf ederek, anlı açık bir şekilde kamuoyunu yönlendirir. Sosyal medya uzmanları, sosyal kamuoyunda müşterisinin durumunu üstlenir, onlar adına yazar, çizer, edite eder. Oluşabilecek krizleri zamanında önler. Bu onun işi ve kariyeridir. Bir hastanın doktoruna, bir talebenin hocasına teslim olduğu gibi, ona teslim olurlar. Sosyal medya uzmanları, hem gazetecilik ve editörlüğü, hem de reklamcılık ve halkla ilişkilerin temel ilkelerine sahiptirler. Biraz felsefe, biraz sosyoloji, biraz tarih, biraz edebiyat, biraz pazarlama, biraz marka yönetme bilgisine sahip olurlar. Her ilimden, her düşünceden, her duygudan dağarcığında bulundurur. Bir etkileşim içinde bu bilgi ve birikimleriyle, sosyal medyada, yazar, çizer, konuşur, anime eder. Bu uğurda hergün saatlerce bilgisayarın başındadır. Önce koruyucu hekim gibi, savunduğu markayı diri tutmaya çalışır ve gelebilecek her tür yıkıcı faaliyete karşı, bertaraf edebilecek ön hazırlığı yapar. Sonra da savunduğu markayı en iyi bir şekilde savunarak ve prezante ederek ustalığını gösterir.

Dahası; örneğin twitterda markasının ismini ve markayla ilintili olgusunu en çok anılan grandtopik çalışmalarında birinci sıraya girmesini sağlar. Bu çalışmayı geliştirmek ve markaya yönlendirmek için de, markanın varlığıyla ilgili değerlerinden yola çıkarak kreatif sözlerle yığınları etkiler. Fotoğraf, grafik, kolajlarla slayt çalışmalarını yayınlar. Bir taraftan sosyal medyanın bütününde organizasyonlar ve yarışmalar yapar. Hediye çekilişleri ve sergiler düzenler. Bir taraftan da raporlar hazırlayarak, müşterisiyle eşgüdüm içinde çalışmasını sürdürür. Sosyal medyada herkes dikkat etmek zorundadır. Yığınlar bizi hep birlikte yücelere çıkartırken, bazen de hep birlikte bizi boşluğa bırakabilir. Artık sanal dünya reel dünyanın önüne geçmiştir. Yakında gazete, dergi, radyo ve televizyon varlıklarını reel dünyaya göne sürdüremeyeceğini iyice anlayacaktır. Zaten şimdiden reel dünyanın pabucu sanal dünya tarafından dama atılmıştır. Görmeyenler bunu geç de olsa göreceklerdir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...