İzleyiciler

Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kur'an etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2019 Çarşamba

Okunacak kitap... Yakılacak kitap!..


Ne yazık ki cahiliye toplumunda yaşıyoruz. İlim irfan, şuur ve hakikat varken,  insanı semirtecek, düşüncesini, duygularını nefsinin esiri haline getirecek bir zihniyet ve zillet içinde yaşıyoruz. Güzel bir coğrafyada ve anadoluda yaşıyoruz; fakat anadolu irfanından uzak yaşıyoruz. Kitap okuyalım ve adam olalım diyoruz; Kitabı duvara asıyoruz. Bir tabu gibi ona bakıyoruz. Kitab’ın gerekliliği olan hakikati doğrudan Kitaptan değil; başka başka mahvillerden öğrenmeye çalışıyoruz. İnternetle birlikte öyle bir bilgi kirliliği içindeyiz ki; çık çıkabilirsen işin içinden; sanki bir dipsiz kuyudayız. Kitap okudukça öğrenilir ve doğru öğrendiklerimizle amel edilir. Allah’a kulluğu bilmeyen insan nasıl olur kamil insan? Bencilliği yenmeyen insan, nasıl olur müslüman?  Kitap bizi sadece Allah’a götürüyorsa ve kulluk bilinci veriyorsa kitaptır. Kitap bizi Peygambere tabi kılıyorsa, kitap kitaptır. Okunacak Kitap Odur. Kitap bizi Allah’a kul, Peygambere tabi etmiyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır.  Kitap insanlığın kurtuluşuna vesileyse O kitap okunacak kitaptır. Kitap insanı köleleştiriyorsa, imtiyazlı olanları tanrılaştırıyorsa o kitap kitap değildir. O kitap yakılacak kitaptır. 

25 Ocak 2018 Perşembe

İslam'da Ruhbanlık Yoktur


Ruhbanlık. Batıyı yönetiyor. Batı da din anlayışını ruhbanlık  üzerinden okuyor. Ruhban da bütün Batı toplumunu siyaset dahil, askeri ve sosyal olarak da etki alanına alıyor. Günümüzde de haçlı seferleri bir başka kılıkla devam ediyor.  Ruhbanlık da dünya silah ve ilaç sektörünün işleyişinde imtiyazlı ailelerin emrinde çalışıyor. Zaten incilin tahrifi  bu imtiyazlı ailelerin emriyle kiliseler ve papazlar vasıtasıyla yaptırtılmıştır. İmtiyazlı aileler devasa varlıklarını  daha da büyütecekler, geri kalan toplumlar da inancı ne olursa olsun kademe kademe çizilen şemada birer kukla  olarak olarak efendilerinin kölesi  olacaklardır.  Son zamanlarda İslam Hilalinin parlayışı karşısında  haçlı  kafa kesen fundamentelist bir İslam zihniyetini resmederek; alın işte müslümanlık demiştir. Batı  İslam'ı insanlık dışı bir din olarak gösteriliyor. Batı bu algıyı pekişleştirecek Daeş figürünün de menşei oluyor. Çünkü İslam hiç bir zorluk olmadan kalbe hükmeder.  Gönül rızasını esas alır. Bütün insanlığa adalet, ahlak ve insanlık onurunu bahşeder. Batı bunu önlemesi lazım.

Ruhbanlık kısaca  din üzerinde bir ipotektir. Çarpıklık, çelişki ve paradokstur.  İslam ve Kur'an bütün insanlığı Allah'a davet eder.  Alimler, arifler, abidler, salihler birer vasıtadır. Onların ilminden, irfanından, birikiminden, maddi manevi hayat anlayışından feyzalmak ve sıratı müstakimde sabit kalmak bir müslümanın şiarıdır. Hristiyanlıkta olduğu gibi ruhbanlık düşüncesi ve duygusu taşıyan her tür kimlikten, zihniyetten  uzak durmak şuur sahiplerinin işidir. Ruhbanlık uyutucu ve uyuşturucudur. Önce bununla mücadele etmek gerekir. Çünkü ruhbanlık din adı ve algısı üzerinden menfaat temin eden bir şebekedir. Bu şebekeler zaman zaman dış mihrakların değirmenine de su taşırlar. Bu bir tarikat, bu bir cemaat, bu bir siyaset ya da sosyal bir oluşum ve platform olabilir. Onun için öllçü Kuran; uygulama örneği olarak da  Hazreti Peygamberdir. 

Bu çağda Allah dostu, evliyaullahtan olmak çok zordur. Sadece nefsi terbiye ederek ahlaki davranışlar sergilemek yetmez. İnsan kendi alanında bilgili, görgülü ve mesleğinde de uzman olması gerekir. Bilgiyi papağan gibi okumak bilgiçlik ve ukalalık yapmak gibidir. Oysa bilgiyi özümsemek ve hayatında uygulamak ise bilgeliktir. Böyle insanların yanında insan emin olduğu kadar mutluluğu ve huzuru bulur. Bu ancak yaşayarak ve yaşatarak idrak edilebilir. Kur'an tahrif edilen kutsal kitaplar gibi değildir ki!.. Tehlikeli olan; Kuran insanın kendi kafasına ve nefsine göre yorumlamasıdır. O zaman Kutsal kitabımızın tahrif edilen kitaplardan ne farkı kalır ki!.. 

Profösör

15 Aralık 2017 Cuma

Vahiy Kalbe İner


Vahiy kalbe iner.  Yani Kuran’ın yeri kalplerimizdir. Sonra akıl ve muhakeme devreye girer. Akıl ve muhakeme gücüyle insan Kuran’ın davetini teyid eder. Son kez aklın ve muhakemenin teyid ettiği Kuran’ı kalp tasdik eder. Çünkü kalp tek tasdik makamıdır. Mühür ondadır.  Salim akıl fıtraten kabul ettiği Allah’ın ayetlerini, yine doğru düşünme mantığıyle irdeliyerek inancını güçlendirir. Güçlü bir inanç insana güçlü bir iradeyi de kazandıracaktır. İradeli insan seçimini iyi, güzel ve doğrudan yana yapan insandır. 

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

31 Ekim 2016 Pazartesi

Hikmet ve Felsefe


İslam hikmeti ön plana çıkartmıştır. Çünkü Kur'an hakimdir. Biz de doğrudan doğruya Hakim olan Kuran'a inanır ve Kur'an hükümlerine teslim oluruz. İnandığımızı da cüzi aklımızla muhakeme eder, kalben ve aklen tasdik eder, inancımızı güçlendiririz. Kur'an bütünüyle hikmete dayalıdır. Kuran'ın hikmeti insan aklıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Allah'ın hikmeti sonsuzdur. Bir taraftan da Allah bizim hakikati düşünmemizi, akletmemizi ve muhakeme etmemizi ister. Körükörü inanmamızı istemez. Onun için din mantıktır ve insan fıtratına en uygun din İslam'dır. Biz herşeye rağmen nakle kalbi olarak doğrudan inanır, aklen de inandığımızı nakille bağdaştırarak bir bütün halinde inandıklarımızı hayata geçiririz. Burada nakil bize hikmeti öğretir ve bizi hakikate götürür. Akıl da, düşünce de, muhakeme de bizi inandıklarımızı özümsetir.

Hikmet hakikati hissetmek ve içine sindirmek, felsefe ise hakikatin bir cüzü üzerinde akıl yürütmektir. Hikmette yanılma payı yoktur ve hikmet ilahi bir değerdir. Felsefe ve akılda ise yanılma payı vardır çünkü felsefe beşerin düşünce şeklidir. Aslında felsefe hakikati bütünüyle tesbit etmek değil, hakikate ulaşmakta yöntem göstermelidir. Hakikatin kendisi Kur'an ve dolayısıyla hikmettir. Felsefe muhakeme etme ve akıl yürütme şeklidir.
Profösör

10 Eylül 2016 Cumartesi

Kuran'ı Doğru Anlamak


Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez "Haram ve helal koyma yetkisi sadece Allah'a aittir. Allah'tan başka kim olursa olsun haram ve helal koyma yetkisi yoktur. Kim Allah'tan başkasınında haram helal koyduğuna, koyabileceğine inanırsa şirk koşmuştur." diyor. Hiç bir kimse kendinde o yetkiyi göremez. Kur'an temel umdeleri belirler. Örneğin içki haramdır. Sebebi nüzulü bellidir. Aklı baştan alır. O zaman her serhoşluk veren, aklı baştan alan bütün yiyecek ve içecekler haram dairesine girer.  Tefsiri bilmeyen, tefsir usulü görmeyen kardeşlrimiz alınmasınlar ki; "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olmaz". İslam'ın doğuşunu, öncesini ve sonrasını bilmeliyiz.  Ayrıca Siyer-i Nebiyi bütün ayrıntılarıyla öğrenmeliyiz.  Kuran'ı anlamada Peygamberimizin Allah'ın hem kulu hem de Resulü olduğunu unutmamalıyız. Onun fiillerini, sözlerini ve takrirlerini idrak etmeden Kuran'ı anlamada idrak sahibi olamayız. Bu arada polemiklerden de şiddetle kaçınmalıyız. Tebliğde Allah'ın ayetleri ayrıntılı bir şekilde Kuran'ın ruhuna uygun tefsiri yapılır. İletişim kurmak ise bizim ne söylediğimiz o kadar önemli değildir. Bizim ne söylerqdiğimizin karşımızdaki kişinin ondan ne anladığıdır. Önemli olan Hakikati doğru anlatmak ve karşımızdaki ile doğru iletişim kurabilmektir. 

Profösör

19 Ağustos 2016 Cuma

Nakil ve Akıl


Kuran nakildir. Nassları olduğu gibi kabul ederiz. Onun üzerinden felsefe yapmayız. Felsefeyi feylesoflar yapar. Fakat aklımızı Kuran'ın hikmetine teslim ederiz. Bizi doğru yola sokan Kuran'dır. Bizi sapık yoldan alıkoyan yine Kuran'dır. Kur'an fıtratımıza en uygun kitaptır. Kuran; İmanen kalbimize, aklen kafamıza en uygun yaşam ve hidayet kitabıdır. Alemişşuhuda da, alemil gayba da iman ederiz. Onun için nakil bizim rehberimizdir; yolumuzu aydınlatır. Akıl da naklin peşinden gider. Herşeyi akılla izah edemeyiz. Akıl unutabilir, yanıltabilir, saptırtabilir. Ama nakil yüce Kitapta olduğu gibidir. Değişmez, eskimez, pörsümez Allah kelamıdır.

Profösör

22 Haziran 2016 Çarşamba

Zikir Allah'a Yaklaştırır


Bir müslüman Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarınadan da kaçınmak zorundadır. Kim ki Allah’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınıyorsa bütünüyle Allah’a, Kuran’a,  Peygambere teslim olmuş ve doğru yolda demektir. Kuran’a tabi olmak demek Allah’ı Azimüşşan’ı zikretmek ve onu yüceltmek demektir. Kuran buyruklarına tabi olan Allah’ı dil ile, kalb ile  zikretmiş, verdiği nimetlere karşı da  Allah’a şükretmiş demektir. Allah’ı hatırlama bütünüyle bir uyarıdır. Zikir ve şükür müslümanın sürekli şuur içinde olmasını sağlar.  Kulun iman ve amel ilişkisini tanzim etmesi gerekir. İman ve İslam birbirini tamamlayan iki unsunrdur.  Onun için zikir inanmak ve inandığımızı bizatihi nefsimizde yaşamak anlamına gelmektedir. Cenab-ı Allah “Rabbiniz olan beni anın” der. Allah’ın emirleriden anlaşılacağı gibi, bizi yaratan, hayatımızın  gayesi kılan, bizim hulusi kalp ile Allah’a yönelmemiz ve Onu zikretmemizdir. Yine Yüce Allah “Ey iman edenler Allah’ı çokça zikredin” der. Bu emrin gereği Cenab-ı Hak’kı her fırsatta anacağız, onu zikredeceğiz, ayrıca bize verdiği nimetler karşısında da ona olan şükrümüzü belirteceğiz.

Zikretmek ve Allah’ı anmak kapsamı geniş bir sorumluluktur. Onu hatırlamak, akılda ve zihinde tutmanın da ötesinde, onu kalben sevmek demektir. Kalben sevmek onsuz nefes alamamak demektir. Allah’ı seven, Kitabını da Peygamberini de sever. Allah’a olan kulluğunu, ibadet ve taatını hakkıyla yerine getirir. Bir mümin ve müslüman olan insan için, en büyük erdem Allah’a salih kul olabilmektir. Bir müslüman için en büyük gaye zikirle, şükürle Hak’kın rızasını kazanabilmektir. Bu açıdan zikir yaptığımız ibadetlerin özünü teşkil eder. Allah’ı zikir kalplerin temizliği ve nurlanması, huzur bulması demektir. İlmin, idrakin ve irfanın harekete geçmesi demektir. Allah’ı zikir vücudun marazlardan kurtulması, afiyet bulması, ruhlarımuzun neşelenmesi,  cemalimizin güzelliği ve gülümsemesi demektir. Zikir nefsi terbiye yolunda Hakikate ermek için seyri süluk içinde bulunmak demektir. Allah’ı zikir imanı güçlendirir, İslam’ı idrakte ve İslam’ı yaşamaktan zevk almak demektir. Zikir muhabbet ve huşu demektir. Allah’ı kırma onun sevgisine mazhar olamma korkusuyla yaşamak demektir. Allah’ı zikretmek, onu anmak demek; kalbin katılığının giderilmesi, kalbin yumşaması ve gönül rızasını kazanmak demektir. Allah’ı zikir demek, bilerek, bilinçlenerek sevmek ve sevilmek demektir. Kuran-ı Kerim “Hakiki müminler Allah zikredilince kalpleri ürperenlerdir” demektedir. Çünkü Allah’i zikredenlerin kalpleri hassastır. Hassas terazi gibi sadece değerleri tartar. Kalbinde değerli olan Hakikate yer verir. Hazreti Peygamber de  Allah’ı zikredenler için, "İnsanların en üstün derecelisi Allah'ı zikredenlerdir." buyuruyor. Allah’a zikir müslüman için hayati bir önem haizdir. Zikrin en güzeli ve en faziletlisi Peygamber efendimizin bizlere öğrettiği şekliyle yapılmış olanıdır.

Allah’ı zikredip tesbih etmek için belli başlı zikir cümlelerini de burada ifade etmek isterim; Allah, La ilahe illallah, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber, Sübhanallah ve bihamdih, Estağfirullah, La ilahe illallahü vahdehüla  şerike lehül mülkü velehül hamdü vehüve ala külli şeyin kadir. Bunlar ve buna benzer zikir cümleleriyle Allah’ü Azimüşşanı zikreder, tesbih ve onu tazim ederiz. Kainatta yartılan bütün mahlukat Allah’ı zikreder, tesbih eder, Onu tevhid eder, Kul Allah’ı tesbih ederek ve zikrederek de tenvir olur. Zikirle, şükürle tenvir olan kalpler, şeytanın desiselerine  ve tuzaklarına düşmez, vesveseye kapılmaz, Zikir sahibi kişi zikrini dil ile  ve kalp ile yapmakla birlikte Kuran’ı Kerim’i bir zikir olarak Kabul eder. Allah’ı anmayı, zikretmeyi iyilik yapmak ve kötülük yapmaktan sakınmak olarak algılar. Zikreden ve şükreden Allah yolundadır. Zikreden ve şükreden iyiliklere koşan, kötülüklere de set çeken demektir.  Zikreden ve şükreden bir kimse hırsını, kibirini yenen, kalbinde sevgi, şefkat, merhamet taşıyan demektir. Allah bizi kendine zikredenlerden ve şükredenlerden eylesin.


..........
Not: Hukukçu Fazıl Sadıkoğlu'nun  Buünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör


23 Nisan 2015 Perşembe

Hilal İslam'ın Sembolüdür


Kur'an  kulun iyi insan ve iyi bir müslüman olmasını istiyor. İyi bir insan ve iyi bir müslüman olmanın ölçüsü ve timsali Allah'ın gönderdiği peygamberleridir. İslam'ın peygamberi de fahri alem Hazreti Muhammed'dir. Onun gibi olmak, Onun gibi yaşamak insanlık ve müslümanlık şuurudur. Peygambersiz din olmadığı gibi, peygmbersiz kitap da olmaz. Peygambersiz kitabı anlamak da mümkün değildir. Peygamberimizin keavilleri, fiilleri ve takrirleri Kuran'ın kendisidir. Kuran'ı hakkıyla anlamak, feyiz almak ancak, Peygamberimizin hayatını bütünüyle öğrenmek, o devrin bütün değerlerini özümseyerek bilmek ve Peygamberimizin ahlakıyla ahlaklanmakla mümkündür. Asr-ı Saadetle birlikte geçmişi ve geleceği bir bütün içinde algılamak gerekir. Bir ayete sadece kendi manasıyla değil, Kuran'ın bütün ayetlerini hesaba katarak okumak, anlamak ve feyiz alarak öğrenmek gerekir.

İslam dini alem-i nizamın mukaddes bir manzumesidir. İslam kültürü bu manzumenin bir ahenk içinde yaşanmasını tesis eder. Mübarek saydığımız geceler miladi takvime göre değil, ay takvimine göre idrak edilir ve bu gecelerde müminler, dualarla, niyazlarla vaktini ibedetlerle geçirirler. İslam şuuru günahlardan arınma, bilgili ve bilinçli olma halidir. Regaip Gecesi de müslümanların önem verdiği, müminlerin isteklerinin kabül gördüğü bir gecedir. Bu gecede Allah kullarıra ikram ve ihsanda bulunur.

Bir insanın salih kul olması, Allah'ın rızasını kazanmasıyla mümkündür. Allah'ın rızasını kazanmak ancak, Arif, abid ve salih amellerle  mümkündür. Dikkat etmemiz gereken en önemli husus cehalettir. cehalet müesses nizamı yıktığı gibi, kulu da, insanı da perişan eder, Allah ve insan karşısında mahçup duruma düşürür. Üzülerek söylemeliyiz ki; Regaip Gecesiyle ilgili İslami referansları olan, yazar ve çizerlerin,  internette, sosyal medya sitelerinde kullandıkları dolunaylı cami fotoğrafları cehaletimizi belgeliyor. Oysa bir ayın bitişi ve yeni bir ayın başlangıcı ayın ondördü olan dolunayla ifade edilmez. Bu ancak hilal ile ifade edilir. Hilal aynı zamanda İslam'ın vazgeçilmez bir sembolüdür. Bilvesile Leyle-i Regaib'iniz mürarek olsun.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...