İzleyiciler

akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2018 Salı

Kurtuluş İslam'da

Amerika'da zaman zaman ergen gençlerin okullar ve hastaneleri tanıyarak toplu katliamlar yaptıklarını biliyoruz. Çünkü Amerika'da silah satışı serbest. Şimdi de silah satınalımında akıl sağlığıyla ilgili sağlık raporu zorunluluğu tartışılıyor. Akıl sağlığı nasıl ölçülebilir ki!? Sadece deliler katliam yapmaz. Bir anlık öfke aklı baştan götürebilir. Ya alkol!.. İnsanlığı ifsat eden bir iki mevzu değil ki!.. Bataklık sivrisinek üretiyor; adalet duygusu ve ahlak erdemler olmadığı sürece akıl sağlığı raporu silah kullanmaya ruhsat vermez. "İnsanlık buhranda Kurtuluş İslam'da!" 

Profösör

15 Ocak 2018 Pazartesi

Felsefe Bir Kısırdöngüdür

Felsefe ha dananın kuyruğunu tutmuşsun, ha uçurtmanın kuyruğunu!.. Felsefeden kültür medeniyet çıkmaz. Ahlak ve sorumluluk çıkmaz. Dine diyanete dayanmaz. Pozitivist bir anlayışla bir düşünceyi diğer bütün düşüncelerden ayrı tutarak sözümona birer disiplin oluşturmuşlardır. İnsanı sadece etten ve kemikten görme zorlamasıdır.felsefenin tutunacak bir dalı yok, kökü yok, ruhu yok. Hazzı yok...  Hikmet tek kelimeyle Allahıazimüşşan'ın rızasını kazanmadır.  Sadece aklı kullanmanın değil bütün verileri kalbi bir iman süzgecinden geçirmenin karşılığıdır. Kültürün de, medeniyetin de temeli hikmettir. Ahlakın da, sorumluluğun da mayası imandır. Her şey nakle dayanır. Akıl ikinci sıradadır. Fıtraten naklin yolundan gider. Allah hatalarımızı ve günahlarımıız affetsin...

Profösör

Akıl Sır Ermez


insan bazen neye sevindiğini bilmez bile. Neye ağladığını, neye üzüldüğünü ve  neye hüzünlendiğini de. Akıl sır ermez; bazen sevinir insan kendi kendine, bazen ağlar yalnız bir köşede,  bazen de  hüzünlenir her demde. Üç elmadan biri vardır her insanın içinde . Elmalar kırmızı, sarı  ve yeşil. Kırmızı elma yaz meyvesidir; aşktır, heyecandır, coşkudur. Durduramazsın akan kanı, kırmızıyı ve kendini. Sarı elma tek kelimeyle hüzündür. Sarı güz mevsiminin ürünüdür. Biraz ekşimtırak ve kekremsi. Yeşil elma bahar meyvesidir; Bahardan yaza geçiştir, yazı bekleyiş ve ümidediştir. Meşreb bu ya, yaratılış mayasıdır, içten dışa yansır.  İnsanın en belirgin duygusal hali önce yüzüne yansır. Kimisi at suratlı, kimisi su damlası, kimisi öfkeli, kimisi sevecen, kimisi arlı ve utangaç kimisi de masumiyet abidesi. 

Profösör

15 Ekim 2017 Pazar

Beyin ve Kalp


Karar verirken son derece akılsız ve mantıksız kararlar verebiliriz.  Onun için istişare etmek, özümsemek gerekir.  Mantıksız verdiğimiz kararda bile bir hikmet gizlidir onda.  O kadar istişareden sonra madem ki kalp tasdik etmiştir; iş bitmiştir.  Şimdi göremesek bile zaman bize hakikati gösterir. Biliriz ki akıl ve mantık değil; kalp hükmünü vermiştir. Beynimiz çalışsa da bir arka planı vardır. Arka planda beyin ve kalp alış verişini sürdürür. 

Profösör

26 Mart 2017 Pazar

Ocu Bucu Yok!


Toplumu sucu bucu diye ayırmanın bir mantiği yok. Çünkü hepimiz bir milletiz. Yeri geldiğinde hepimiz birer yuttaş ve vatanseveriz. İçimizde her türlü insan bulunacak ve hepimiz ne kadar Allah'ın emirlerini yeterince yetirebiliyoruz!.. Ne kadar iyi birer insanız, müslümanız ve vicdanlıyız!..  Asıl bunları düşünmeliyiz. Ona buna suç isnat etmek yerine Allah'ın emirlerini yerine getirmeliyiz. Allah sizler nasılsanız öyle  yönetilirsiniz diyor. O halde öyle de olsa, böyle de olsa ülkemizde olan bitenden hepimiz sorumluyuz. Nefsimizin zaaflarına uydukça bencilce davranabiliyoruz. Sadece kendi menfaatimizi düşünerek toplumdan bir bir kopuyoruz. Yanlızlaşıyoruz. 
.....
Aklınıza güvenmeyin; çünkü süphecidir. İnancınıaz güvenin, çünkü inanç herşeyin üstündedir, şüphenin üstesinden gelendir. Kalbinizin inandığı şey hakikat ise, inandığımız gibi yaşıyorsak eğer o toplumda ben  ben diyen hiçbir kimse yoktur. Biz diyen ve hepimiz diyen bir kitle vardır. 
.....
Şuur ben olmaktan biz olmaya ve hepimiz olmaya giden kutsal bir yoldur. Şuur et ve kemik gibi sarmaş dolaş olmanın ve birlikte iyiliğe koşmanın, birlikte kötülükle savaşmanın kutsal bir yoludur. Şuur ancak birey olarak değil, hep birlikte toplum olarak Allah'ın rızasını kazanmanın  kutsal bir yoludur. Bize düşen insanların kötü tarafından değil; ancak iyi tarafından tutmaktır. Bize düşen toplum içinde  birbirimize ihtiyaç duyduğumuzun idrakine varmaktır. Bize düşen birbirimizi yürekten anlamak ve anlaşılmaktır. Bize düşen bir yudum suyu, bir lokma ekmeği birlikte paylaşmaktır.

Profösör


17 Şubat 2017 Cuma

Akıl Yetersizdir

Aklınla muhakeme edebilirsin. Fakat kalbinin kanaat getirmediği hiçbir değerin kıymeti harbiyesi yoktur. Kafa sadece düşünür, ama mühür kalbin elindedir; kalp mütmain olunca tasdik eder.

Profösör

31 Ekim 2016 Pazartesi

Hikmet ve Felsefe


İslam hikmeti ön plana çıkartmıştır. Çünkü Kur'an hakimdir. Biz de doğrudan doğruya Hakim olan Kuran'a inanır ve Kur'an hükümlerine teslim oluruz. İnandığımızı da cüzi aklımızla muhakeme eder, kalben ve aklen tasdik eder, inancımızı güçlendiririz. Kur'an bütünüyle hikmete dayalıdır. Kuran'ın hikmeti insan aklıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Allah'ın hikmeti sonsuzdur. Bir taraftan da Allah bizim hakikati düşünmemizi, akletmemizi ve muhakeme etmemizi ister. Körükörü inanmamızı istemez. Onun için din mantıktır ve insan fıtratına en uygun din İslam'dır. Biz herşeye rağmen nakle kalbi olarak doğrudan inanır, aklen de inandığımızı nakille bağdaştırarak bir bütün halinde inandıklarımızı hayata geçiririz. Burada nakil bize hikmeti öğretir ve bizi hakikate götürür. Akıl da, düşünce de, muhakeme de bizi inandıklarımızı özümsetir.

Hikmet hakikati hissetmek ve içine sindirmek, felsefe ise hakikatin bir cüzü üzerinde akıl yürütmektir. Hikmette yanılma payı yoktur ve hikmet ilahi bir değerdir. Felsefe ve akılda ise yanılma payı vardır çünkü felsefe beşerin düşünce şeklidir. Aslında felsefe hakikati bütünüyle tesbit etmek değil, hakikate ulaşmakta yöntem göstermelidir. Hakikatin kendisi Kur'an ve dolayısıyla hikmettir. Felsefe muhakeme etme ve akıl yürütme şeklidir.
Profösör

19 Ağustos 2016 Cuma

Nakil ve Akıl


Kuran nakildir. Nassları olduğu gibi kabul ederiz. Onun üzerinden felsefe yapmayız. Felsefeyi feylesoflar yapar. Fakat aklımızı Kuran'ın hikmetine teslim ederiz. Bizi doğru yola sokan Kuran'dır. Bizi sapık yoldan alıkoyan yine Kuran'dır. Kur'an fıtratımıza en uygun kitaptır. Kuran; İmanen kalbimize, aklen kafamıza en uygun yaşam ve hidayet kitabıdır. Alemişşuhuda da, alemil gayba da iman ederiz. Onun için nakil bizim rehberimizdir; yolumuzu aydınlatır. Akıl da naklin peşinden gider. Herşeyi akılla izah edemeyiz. Akıl unutabilir, yanıltabilir, saptırtabilir. Ama nakil yüce Kitapta olduğu gibidir. Değişmez, eskimez, pörsümez Allah kelamıdır.

Profösör

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Kalben Tasdik


Bazı şeyler akılla, 
mantıkla, kafayla çözülmeyebilir. 
Akla, mantığa, kafaya uygun gelen şeyler kalble çatışabilir. 
Önemli olan aklın, mantığının, 
kafanın evet dedğini kalben de 
tasdik edebilmendir. Kalple kafanın uyumu Kuran'a uyuyorsa eğer işte bu İman ve İslam demektir. Allah bizi İmandan ve İslam'dan ayırmasın. Allah bizi Kuran'la terbiye etsin, hidayete erdirsin.

Profösör

6 Ekim 2015 Salı

Kelimelerin Sırrı, Dilin Sırrıdır.


Kelimeler sırlıdır; dilin sırrını ancak kelimeler dünyasında yaşayanlar çözebilir. Dil eninde sonunda akla, fikre hitap ettiği kadar gönüle hitap eder ve gönüle işaret eder. Akıl ve fikir olarak birbirimizden farklı düşünebiliriz. Esas olan da gönül birliği olşturabilmektir. Çünkü gönül birliği insanlık ülküsüdür. Herhangi bir konuda aklen ve fikren ne kadar ikna olursak olalım yine de, bir olguyu içselleştirmemiz ve gerçek olarak kabül etmemiz mümkün değildir. İhtilaflı bir konuda ne kadar tartışırsak tartışalım; en son müracaat edeceğimiz merci kalbimizdir. Kalp onaylamadıkca ve doğrulamadıkça  bir olgu gerçek olmaz. Ancak bir olguyu kalbimiz onaylayacak ki hakikat kalbimizde taht kurabilsin, içimiz hakikate ısınabilsin ve insan gönül rızasıyla hakikate teslim olabilsin.

Profösör

7 Ağustos 2015 Cuma

Bakışaçısı





Hayata, insana, evrene ve ötesine nereden, ve ne şekilde baktığın önemlidir. Hangi kafayla, hangi gözle, hangi yürekle baktığın önemlidir. İnsan, kainat ve ötesi ezeli ve ebedi, ucu bucağı olmayan geniş  bir perspektiftir. Asıl mesele biz bu geniş  perspektifin neresinde durduğumuzdur.

Profösör


21 Nisan 2014 Pazartesi


Hissetmek, fikretmek  kadar büyük bir lütuftur insan için. Düşünmek için akıl yürütmek gerekebilir ama hissetmek için sadece yüreğini açmak yeterli olabilir. Ne düşünme yeteneğimizi kaybedelim fikirsiz olalım, ne de hissetme yeteneğini yitirip duygusuz ve duyarsız olalım!.. Bir ses bizi etki altına alabilir; bize yansıması ruhumuzda bir şiir, bir şarkı olabilir. Bir renk, gökkuşağımızda bir değer olarak varlık bulabilir. Bir şekil bize karşı abidevi durabilir. Bir kul  seccadede secdeye varabilir. Bir kuş penceremize konabilir. Bir çicek vazoda boynunu bükebilir. Bir tebessüm bizi diri tutabilir. Bir harfin karnında bir nokta, cim olabilir. Bir hece bir bilmece, bir kelime bir oyun olabilir. Bir cümle cennetin kapısı olursa eğer, Kelimeler Dünyası da dostluğa değer.

Profösör

30 Aralık 2013 Pazartesi

Ben deli miyim?

















Bana delisin dediler; Ben hem deliyim, Hem de veliyim dedim...
Bu bir çelişki dediler; Deli olmasam da, Delinin vekiliyim dedim.

Profösör


Fotoğraf: Hurşit Akyıl

28 Ocak 2013 Pazartesi

Biz Sonsuzluk Bestesiyiz


İnsanoğlu bir zamanlar, uzayda bir gezegen olan dünyamızın sabit, hareket etmeden ve yerinde duran, fakat güneşin de görünürdeki hareketlerine bakarak dünyanın etrafında döndüğünü kabul ediyordu. İnsanoğlu bu düşünce tarzıyla asırlardır zihinsel bocalamanın içinden kendini kurtaramadı. Asırlar sonra; tam aksine güneşin sabit, hareket etmeden yerinde duran, dünyanın da güneşin etrafında dönen bir gerçek olarak kabul edilmeye başlandı. Oysa bu haliyle uzay alemi ne kadar da sığlaştırılmıştı. Sabit bir güneş var; güneşin etrafında bir sistem içinde hareket eden, kendisine ve kendi kanunlarına tabi olduğu, üzerinde yaşadığımız bu dünya gibi, uzayda irili ufaklı sonsuz derecede gezegen ve uyduları var. Nice galaksiler, nice samanyolu, nice kehkeşanlar bir toz bulutu gibi, sanki milyonlarca sığırcığın gökyüzündeki yaptığı dans gösterisi kadar, güneş etrafında dönüşlerini tamamlıyordu. Güneş kendi sisteminin içinde kendi etrafında dönse bile, önceleri sadece sayısal olarak bir güneş sisteminin var olduğu söylenirken, uzay bilimcileri sonraları birden fazla güneş sisteminin varlığından söz etmeye başladılar. Oysa Kur'an-ı Kerim'de " Doğular, batılar" söylemi bize bu kavram hakkında da ap açık deliller gösteriyordu. Evren ne, tek bir güneş sistemine, ne de birden fazla diyerek, sınırlı sayıyı ifade eden bir kavramı asla kabul etmiyordu. Oysa Allah sonsuzluk kavramında bir evren yarattı ve Ona "Kün" demesiyle herşeyi dilediği gibi donattı.

Şimdi uzay bilim adamları, güneşin bütün sistemiyle birlikte hareket ettiğini söylüyorlar. Demek ki, yerinde duran hiçbir şey yok. Herşey hareket halinde. O halde tek bir güneş sistemi de yok. Etrafında dönen uydularıyla, toz bulutlarıyla nice güneşler ve nice güneş sistemleri birbirlerinin etrafında da dönüş yaptıklarını söylememiz gerekir. Uçsuz bucaksız her güneş sistemi aynı zamanda evrenin büyüklüğü içinde bir toz bulutunun zerresi durumuna düştüğünü de söylemeliyiz. Bütün güneş sistemleri bir olup, nice adını koyamadığımız sistemlerin işleten çarkını oluşturduğunu düşünürsek, ancak kendimizi hakikatin kucağına düşmüş sayacağız. Büyüyen ve küçülen makro ve mikro planda, İç içe mimari ve iç içe benlik, akıllara durgunluk veren bu hakikatin tezahüründen başka birşey değildir.

Allah'ın "Kün" emrine mazhar olarak varoluşunu tamamlayan ve İlahi kanunlarla işleyen evrenin gücü ve sonsuzluğu irdelendikçe, aynı zamanda insan aklının durduğu ve buna karşılık Allah'ın evi olan kalbin yaratılış sırrına, teslim olduğu da bir hakikattir. Akıl böyle bir sıkleti çekemezken, imanlı ve ihlaslı kalp bütün evreni ve evreni yaratan Allah'ı taşıyabiliyor.

Böyle grift bilmecede sonsuzluk bestesiyiz. 
İşte post, işte dost diyerek; O'nun izindeyiz..

Profösör

22 Aralık 2012 Cumartesi

Kargaları Güldürmeyelim

Kuşların içinde karganın yeri çok ayrıdır. Hayvanlar içinde tilki ne kadar kurnaz ise, karga da o kadar akıllıdır diyebiliriz. Kargaları köyde, tarlada, bahçede görsek de şehirlerde de kargayı görmek çok mümkündür. Bazen apartman bahçesine gelir, serçelerle birlikte yiyecek ararlar. Ağaçlardan düşen meyvelerin çekirdeğine varana kadar, attığımız ekmek kırıntılarından da nasibini alıp giderler. Bir cevizi yükseklerden gagasından bırakarak, bahçedeki parke taşlarına bilinçli bir düşürme yapıp, kabuk içindeki nüveye ulaşmaya çalışırlar. Bu akıllıca eyleme cevizin kırılmasına kadar ısrar ederler.

"Şu yaptığını kargalar görse katıla katıla gülerler" sözü, akıllı ol demektir. Bir karga kadar bile aklın yok senin demektir. Kahvaltı etmeden sabah kalktığımızda eğer balkona çıkıp etrafa bir göz atmak istersek, kara kargalardan bir kaçını görebiliriz. Onlar sabah sabah bulduğu yiyeceklerin bir kısmını yaprakların altına saklamayı da bilir ki; başkaları yiyecek tanelerini toplamasın isterler. Daha sonra da ihtiyaç duydukça, sakladıkları yerlerden çekirdekleri alarak yuvalarına götürürler.

Kargalar inatçıdır da, yapacakları işler için plan program da yaparlar. Apartman balkonunda işine yarayacak dişine göre birşeyler görseler, hemen onu oradan almadan gitmezler. Önce bir gözetleme yaparak; sonra da, bir hamlede almak istediği şeyi gagasıyla alarak, süratli bir şekilde oradan uçarak uzaklaşırlar. Günlerden bir gün, üstümüzdeki komşu hırsızlardan korumak amacıyla bileziklerini siyah bir çorap içine koyduktan sonra, balkondaki dolabın üzerine koymuşlar. Bir karga da bunu farketmiş. Belki de uzaktan dikkatini çekmiş olabilir. Balkonda kimsenin olmadığı bir zamanda onu oradan alarak uzaklaşmak isterken, gagasıyla taşıdığı şeyin ağırlığından olacak ki, bahçeye düşürmüştü. Biz de balkonda kahvaltı yaparken olaya şahit olduk. Yere düşen bir objenin metalik hoş sesler çıkardığını işitince, iyice merakımız artmakla birlikte, bahçeye çıkıp gökten düşen bu nesnenin siyah bir çorap, içinde de, beş adet altın bileziğin olduğunu görünce, hayretlere düştük. Bu sahipsiz emanetin mutlaka bir sahibi olabileceğini düşünerek, emniyetli bir yere sakladık. Üstümüzdeki komşu bileziklerin yokluğunu ancak bir ay sonra farkettiğinde bileziklerinin kaybolduğunu, bütün apartman sakinlerine duyurur. Bilezikler çorabın içinde ve bizde emniyet içinde durmaktadır. Bu olay bir ders niteliğinde olup, hatırlandıkça da tebessüm ederiz. Bazen kıymetli eşyalarımızı akleder saklarız ama, bizden de akıllı kargalar bunu takip edip, bizim aklımızın önüne geçebilirler. Akıllı olalım. Aklımızı iyi kullanalım. Kargaları arkamızdan güldürmeyelim.

Profösör

19 Aralık 2012 Çarşamba

Köpeklerin Vicdan Muhasebesi


Akşam karanlığında bir adam, iş yerinden bir elinde çantası, diğer elinde kedi ve köpeğine çarşıdan aldığı ve içinde hayvan maması bulunan bir poşetle evine dönerken, kentin gürültüsünden, kirliliğinden, yorgunluğundan kaçarcasına adımlarını hızlı hızlı atarak, onu sarıp sarmalayacak, huzur ve mutluluk bulduğu sıcak yuvasına bir an önce kavuşmak istemektedir. Onu eşi ve iki çocuğuyla birlikte evin diğer iki üyesi karabaş ve tekir de, bu adamın gelişini sabırsızca ve heyecanla beklemektedirler. Ne var ki; hiç bir zaman, nedense bir türlü lambaları yanmayan bir alt geçitten geçmek üzereyken karşısına üç serseri çıkar. Serseriler sırıtarak ve dişlerini göstererek adamcağıza saldırıp, elindeki çantayı almak isterken, bir boğuşma yaşanır. Adamcağız kendini korumak ister ama bir türlü bunu başaramaz. O tek başına mücadele ederken, karşı taraf üç kişidir. Adamcağız kendisini savunamaz, ancak "İmdaaat!" diye bağırsa da, yoldan geçen hiç bir insan dönüp de o yana bakmaz bile. Herkes yoluna devam eder. Demek ki burada adam bile öldürseler, kimse gıkını çıkartmayacak derecede insanlık ölmüştür. Herkes kendini düşünür ve gemisini kurtaran kaptandır. Birgün kendi başlarına da bu tür olayların gelebileceğini hiç düşünmezler. Böyle bir durumda da insani ve vicdani bir sorumluluk da duymazlar.

Hunharca saldıran üç kişinin karşısında adamcağız yere düşer düşmez, nereden geldiği bilinmeyen üç sokak köpeği, bütün gücüyle saldırganların üzerine atlar. Saldırganlar yere düşen adamı bile görmezler, üç köpek üç saldırganı yere yatırmış haklamaktadır. Bu saldırganlara yoldan geçen sorumsuz insanların vermesi gereken dersi, sokak köpekleri hiçbir karşılık beklemeden insanlık adına iyi bir ders vermişlerdir. Saldırganlar köpeklerden kurtulur kurtulmaz tabanları yağlayıp, arkasına bile bakmadan olay yerinden kaçmayı kendileri için bir kurtuluş saymışlardır. Saldırıya uğrayıp da, sokak köpekleri tarafından saldırganların elinden kurtulan adamcağız kendine geldiğinde, kaygısızca yoldan geçenler için bir ah çeker. "Bir köpek kadar insanlarda fikir yok, muhakeme yok, sorumluluk duygusu yok. Duygu yok. Vicdanın lügatlarda yeri bile yok." diyerek evdeki hayvanları için çarşıdan aldığı, torbasında bulunan mamaları "Kime niyet kime kısmet" deyip, sokak köpeklerine pay ederek, onlara teşekkür borcunu yerine getirir.

İnsanlar birbiri için var olduklarını acaba ne zaman öğrenecekler!. Oysa hayvanlar bile bunun farkında ve bunun bilincindedir. Amerika'da bir metroda adam kesseler kimsenin kılı kıpırdamamaktadır. Bu çağda insanın insana karşı sevgisi, şefkati ve merhameti artık kalmamıştır. Oysa okyanuslarda balinalar nedeni bilinmeyen bir doğa olayı karşısında, sahile vursa, bütün insanlık onların kurtulması, sıkıntılarının giderilmesi ve tekrar okyanusta hayat bulmaları için ayağa kalkmaktadır. Onlar için bütün dünyada seferberlik bile ilan edilmektedir. İnsanlık önce kendi varlığı, kendi onuru ve vicdanı için kendini hesaba çekmelidir. Çünkü hayvanlar kendilerine zarar verilmedikçe, insanlara hiç bir kötülüğü olmamaktadır. Onlar da insanın insana yaptığı kötülüğü bir türlü akıl erdirememektedir. İnsanlarda olmayan köpeklerin bu sorumluluk duygusu vicdanidir. Ancak bu bir vicdan muhasebesidir.

Profösör

17 Eylül 2012 Pazartesi

Isırılmış Elma


Hayat bizim için, ilk günahın ceremesini çekmekle başlar bu dünyada. İlk günah insanoğlu için, yasak olan bir meyvenin ısırılmasıdır. Onun için; ısırılmış bir elma bile, bizi bu fani dünyaya mahkum etmek için yeterlidir. Aklın, hafsalanın almadığı bir noktadır cürüm işlemek ve günaha girmek. Bu bir aşk masalıdır aslında; Adem ile Havva'dan kalan bir yalandır. Kör nefsin iradeye ilk yenilgisidir; buna karşın aklın, fikrin ilk yenilgisidir. Haramın ağzı buruşturan ilk lezzetidir,  belki de mahrem maceranın ilk başlangıcıdır insanlık için.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...