Açlığını çektiği bir duygu, onu aşkın içine çekiyor, sonu uçurum bile olsa kuru bir yaprak gibi, bu rüzgarla adeta uçuruma doğru sürükleniyordu kadın. Karşısına ilk çıkan yakışıklı ve saçı bir adamın mavi, masmavi bakışlarından gözlerini bir türlü ayıramadı. Gözlerine mil çekilmiş bir ama gibi hissetti kendini kadın. Sıtmaya tutulur gibi tit tir titreyen, dizlerinin bağı çözülüvermiş gibi hissetti kendini birden.
İnancına, kültürüne ve meşrebine ne kadar yakındı bu durumun. Bilemediği, sorgulaymadığı ve anlayamadığı bir durumdu bu durum. Anladı ki; aşk karşı konulmaz bir iradesizliktir. Anladı ki aşk; mahiyeti ve sonu ne olursa olsun körükörüne karşı durulmaz bir teslimiyettir. Kimine göre aşk kendini tamamen bırakacak kadar bağımlılıktır. Kimine göre sarhoş olmak, kimine göre avare avare ortalıklarda dolaşmaktır belki de. Cezbeye kapılmak, kendini unutarak, deli divane, mezcup olup yaşamaktır.
Herşey olduğu gibi, göründüğü gibi değildir aslında. Herşey başka şeylerin de birer işaretidir. Herşey göründüğü gibi sadece kendini ifade etmez; şimdiki durumunu, oluşunu ve varlığını geçmişe ve geleceğe borçludur belki de. Belki de bu zaaflarımızın ve kaderin bir oyunudur bize...
Profösör
"Aşk ve Hüzün" den