İzleyiciler

tebessüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tebessüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2016 Çarşamba

Kalben Hissedebilirsiniz


Size kim, ne kadar değer verir, bunu ancak kalben hissedebilirsiniz. Hayatınızda kimin ne kadar yeri var,  onu ancak siz bilirsiniz. Bir de murad ettikleriniz var, hayal dünyanız geniş; sizi mutlu eden  tebessümleriniz. Dipsiz kuyularda olsan da yine evrendesin. Yangınlarda olsan da gül bahçesindesin.

Profösör

23 Mart 2016 Çarşamba

Bir Demet Çiçek Gönül Alır

Evlerde fiskos masalarında ve sehpa üzerlerinde plastikten yapma çiçekler görüyorum. Üzülüyorum. Kendimize bu sahtekarlığı yaparak zulmediyoruz aslında.  Oysa köşebaşındaki çiçekçi hanımdan bir demet çiçek alınsa, evde bir vazoya konsa insanın ruhu yücelir. Herkesin yüzünde ifadesini bilemediği bir tebessüm oluşuverir.

Profösör

14 Aralık 2015 Pazartesi

İyilik Yapalım


Önce tebessüm etmek gerek; tebessümün hakkını vermek gerek. Bu kış kıyamette kurda kuşa yem vermek gerek. İyilik demek, bir kediyi sevmek, bir köpeğe ekmek vermek, bir yetimin başını okşamak, bir sokak çocuğunun karrnını doyurmak demek. İyilik demek; ne yaparsan yap, her yaptığımız işi iyilik düşüncesiyle yapmamız demek.

Tebessüm etlmek demek bir gönüle girmek, ordada yer edinmek demek. Bir gönülden bir gönüle el uzatmak demek. Tebessüm etmek bir başka ifade ile  gülümseme demek. Bir gülümseme  bir sevapsa eğer, bir gülümsetme  bin sevap demek.

O halde iyilik için yaşamalı ve iyilik için yaşatmalıyız. Ömrümüz boyunca iyilik yapıp, iyilikle karşılaşmalıyız. Bir iyilik yapalık yparsak eğer, bin gönülü yaşatırız

Profösör

1 Aralık 2015 Salı

Allahüekber!..


Bir iç çekiş; mazide kalan binlerce umut cümlesinin oluşturduğu bir kitap gibidir. İnanç bunun neresindedir. Oysa geçmiş kadere boyun eğiştir. Şimdiki zaman şimşek gibi geçecektir. Vaktin değerini bilmek; vakti kuşanmak demektir. Vakti kuşanmak demek iyiliği yüceltmek, kötülükle savaşmak demektir. Gelecek şimşek gibi gelip geçecek. Vaktin kıymetini bilmek gafletten uyanıp dirilmek demektir. Vaktin kıymetini bilmemek, yaşarken ölmek demektir. 
En başta hakikati gören göz, hakikati işiten kulak, hakikati konuşan dil olmalıyız. İçinde bulunduğumuz karanlık dehlizlerden, çıkmaz sokaklardan ve labirentlerden çıkmalıyız. Sevmeli ve sevilmeliyiz. En başta yaşayan ceset olmamalı; müsliman olarak yaşamak ve mü'min olarak ölmeliyiz
Bir sabah namaz vaktinde müezzin sabah ezanı hüzünle okuyorsa eğer; bilki Hak'ka yürümüşümdür. Bir kuşluk vakti yanık bir sesle sala okunuyorsa eğer, o benim salamdır; ruhumu teslim etmişimdir. İşte o vakit kulağımda ezan, dudağımda bi damla zemzemle gitmek isterim. İşte o zaman sevdikklerim yanımda olsun isterim. İşte o zaman "Lailahe illallah; Muhammeden Resulullah" demek isterim. İste o zaman dünyaya gülümseyerek "Hoşçakal!.." demek isterim.
Profösör

3 Kasım 2015 Salı


Biz aşkı sevdiğimiz kadar 
hüznü de severiz. 
Çünkü biz kırık kalpliyiz. 

Bir şiir okusak, 
bir ezgi dinlesek 
gözümüz yaşlanır hemen hüzünleniriz. 

Biraz da 
tebessüm gerek. 
Hüzün olsa da 
yeniden sevmek ve 
yeniden  sevilmek gerek... Yeniden sevinmek ve 
yeniden sevinmek gerek.

Profösör

20 Ekim 2015 Salı

Buruk Bir Tebessüm


Bir ah çekmek geldi içimden; kadim bir sızıydı kopan yüreğimden. Sanki sen ve ben cennetten kovulmuş gibiydik. Sen ve ben günah işleyen bir ısırık meyve yedik. 
.......
Sen ve ben nefsin kurbanıyız dedik. Sen ve ben şeytana uyduk yenildik. Sen ve ben  günah işledik; cennetten kovulduk. Sen ve ben dünyaya mahkü edildik.
.......
Kaç kere huzura çıktık, kaç kere tövbe ettik bilir misin?.. İnsanız ya zaaflarımıza yenildik. Ayrılık hüznü çökse de yüreğimize.  Gecenin kat kat karanlığında, birbirimize sarıldık tek başına  yanlızlığımızla.
.......
İnsan açlıkla terbiye olur ya!.. İnsan yoklukla başbaşa kalır ya!.. Yalnızlık ondan da beter arkadaş... Yalnızlık sen ve ben ise eğer; bir ömür, bir nefes ve bir tebessüm yeter!..


Profösör

3 Ekim 2015 Cumartesi

Tusunami!..


Bir tarafta açlık, kıtlık, susuzluk, salgın hastalık...  Bir tarafta varil ve misket bombaları, katliamlar, yıkımlar, toplu ölümler... Yerinden yurdundan edilenler. Bütün insanlık sınavda;  kalbi sökülen bu çağdaş dünyada. Çılgın gibi gökten yağmur yağsa, deniz derya olsa bu toprak. Uçsuz bucaksız çöller tusunamide. Susuzluk yüreğimizi bir kere yaktı ya!.. Dev dalgalara bürünmüş bu kızgın  toprak üzerimize gelip bizi bir hamlede yutsa. İnsanlık yalana teslim bizi unutsa da; biz hakikatte varız ya!..

Bu dilek olmaz, böyle dua kabul olunmaz. Zulme uğrayanların zulmü hiç bir zaman yerde kalmaz. Hak ve adalet adına ey insanlık inin artık fildişi kulenizden!.. Bir tarafta şaşalı sosyetik hayat... Gökdelenler, yazlıklar, villalar ve malikaneler... Bi tarafta sefalet teneke barakalarda barınanlar, varoşlarda  yaşayanlar, karton kutularda uyuyanlar. 

Böyle hak ve hukuk, böyle adalet ve insaf vicdan ölçülerinde  tartılmaz. İnsan sorumluluk duygusuyla ancak  insani ve vicdani olarak huzurludur. İnsan iyilik yaptıkça ve iyilik buldukça mutludur. Bir insanın gülümseyişi demek, bütün insanlığın gülümsemesi demektir.

Profösör

22 Aralık 2014 Pazartesi

Ölürken Gülümseyen Adam




İnsan ne garip bir varlıktır diyesi geliyor kendi kendine insanın. Her insan doğarken ağlıyor, buna karşın bazı insanlar da ölürken gülümseyebiliyor.  Dünya hayatına alıştıkça, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, ömrünü çarçur ettikçe ölümden doğal olarak korkuyor insan. Doğal olarak bu tür insanların ölüm hali de pek içaçıcı olmuyor sanırım. Oysa ömrünü çile içinde geçirmiş, yanarak pişmiş, ömrü boyunca bütün zamanını iyiliklerle geçmiş, gülümsemeyi, gönül almayı  insanlık ve vicdan borcu olarak benimsemiş olan bir insan, ölüm döşeğinde bile olsa gülümseyebiliyor. Onlardan birisi de bende inanç ve umuda yönelik izler bırakan,  inançlı bir ihtiyar adam. İyilik yaptıkça gülümseyen, gülümsedikçe iyilik yapan sıradan bir müslüman. O bu fane dünyadan göçüp gitse  de ömrüm boyunca benimle birlikte yüreğimde yaşayacak olan bir insan.

Hüzünlü bir ortamda buluyorum kendimi bir an. Demek ki vakit tamam. Bir tarafta başı beyaz sarıklı, siyah sakallı genç bir hoca yere diz çökmüş halde, elinde kara kaplı mushafı, etrafında halka yapmış  beyaz takkeleriyle talebeler  huşu içinde, Kur'an okunuyor evde. Diğer tarafta yerde döşek, ölüm döşeğinde ihtiyar adam ölmekle ölmemek arasında duran bir çizgide. Beyaz sarıklı hoca okumasını bitirir bitirmez yerde sabit yatan, hiç kımıldamayan, ihtiyarın kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Belki de  "Kelime-i Şahadet"i getirme vakti diyor. sessizce. Ölüm döşeğinde hareketsiz yatan bu yaşlı adamdan, "Şuur içinde ölüyorum" diyen cümlesi dökülüveriyor titrek dudağından. Bir de ne görelim;  rengarenk bir kelebek bütün canlı renkleriyle odaya giriveriyor,  odanın içersinde ahenkle ve rakseder gibi bir dönüş yaptıktan sonra, bütün renklerini bize bırakıp, pencere camından çıkıp gidiveriyor. Sonra yaşlı adam; kirpiklerini kırpıştırarak son bir kez bu fani dünyaya gözlerini tebessümle açıp kapatıyor. Sanki kuş gibi hafifliyor, kelebek gibi uçup gidiyor.  Huzur içinde ruhunu O'na teslim ediyor.

İlk kez böyle bir ölü evindeyim. Huzur içinde ölen ihtiyar adamın arkasından hiç bir ağlaşma hiçbir  yok, sızlaşma yok; sadece her yeri kaplayan derin bir hüzün var. Ona bakılırsa asıl hüznü ben yaşıyorum onu özleyen yüreğimde. Dünyayı terkederken bile gülümsemesini esirgemeyen ihtiyarı özlüyorum. Sağlığında hiç düşürmediği dilinden "İyilik yapın, iyilik bulun" cümlesi dudağından dökülürken bile,  kelebek kanatları  gibi kırpıştıran kirpiklerini anımsıyorum.  

O benim için  bir inaç, bir umut ve bir tebessüm mektebiydi. O benim için tutunacak bir dal gibiydi. O geçmişle geleceğin sanki bir anahtarıydı. O kinden kibirden arınmayı bilen bir insandı. İşte o ihtiyar adam, bana harfleri ilk öğreten,  benim biricik sevgili hocamdı.  

Profösör

7 Aralık 2014 Pazar

Tebessüm Yüreğini Açmaktır


Beş yaşında bir çocuk istiyor anlaşılmak... Onun en güçlü silahı ağlamak da ağlamak. Bir profösör amca, istiyor onu anlamak. Dedi çocuğa var mısın benimle oynamak. Çocuk omuz silkti birden; Sen düşünüyorsun beni kandırmak. Amca anlıyordu çocukların dilinden.  Çocuğa duvarlara resim yapabilir, çizebilirsin dedi. Çocuk bu söze karşı birden irkldi; kendisini anlayan bu insan bir ilkdi. Sonra ağlamayı sızlanmayı kesti; yüzünde gülücükler beliriverdi. 

Çocuk düşündü; evde duvara resim çizmek yasaktı. Masayı çiziktirmek azardı. Resim bir kağıda ya da bir deftere çizilir; duvar da masa da kirletilmezdi. 

Aslında çocuk ağlamakla, sızlanmakla kendisini anlayacak birini arıyordu. Annesi ona yeter artık zırlama dese de. O inadına temposunu arttırıyordu. Profösör amca istersen duvarlara resim çizebilirsin demesi, bir nevi  anahtar kelimeydi. Kendisiyle oynayacak, eğlenecek bir amca buldu. Kağıtlara resimler yapıldı. Resimler boyandı. Duvarlar yine tertemiz kaldı. Önce amca çocuğu anladı, çocuk da amcasını anladı. Çünkü amcası ona yüreğini açmıştı. 

Profösör

1 Aralık 2014 Pazartesi

İyilik Tebessümle Başlar


Bir arkadaşımız "Napoli'de küçük bir kafedeyim. 2 müşteri geldi. "5 kahve, 2'si bizim için diğeri askıda". 5 kahve ödeyip 2 tane aldılar. Askıda kahve nedir, diye sordum. Garson bekleyin ve görün dedi. Başka müşteriler geldi. 2 kız kendi içtiklerinin parasını ödeyip gittiler. Bir süre sonra 3 avukat geldi. 7 kahve dedi, 3'ünü içtiler ve 7 kahve parası ödediler. Biz konuşmaya devam ederken bir süre sonra fakir bir adam içeri girdi. Nazik bir ses tonuyla, hiç askıda kahveniz var mı, diye sordu. Napoli'de insanlar bu şekilde birbirlerine görmeden kahve ve hatta yemek ısmarlıyorlar.." diye bir anısını paylaşmış sosyal medyada.

Nerede olursak olalım, hangi inançta olursak olalım  insanlık ölmemiş daha diyebiliriz.  Bu tutum insanlık değerlerinden kaynaklanmıyor. İnsanı sevmek, onun onurunu düşünmek için her insanın yapacağı bir şey vardır. Bunu kültür haline getirmek de kanıksanacak ahlaki değerlerdir. Japonya'da sabahları işe giden insanlar birbirlerine,  "Sabah çorbanı içtin mi" şeklinde sormaları da bir insanlık sorumluluğudur. Osmanlıda da "Sadaka taşı" kültürü insanlığın bir başka örneğidir. Sadaka taşlarına durumu iyi olanlar tarafındanh nakit akçeler konur, durumu zayıf olanlar da giderler sadaka taşından ihtiyacı kadar  konulan paradan temin ederlerdi. Sadaka taşıyla durumu zayıf olanın arasında mahremiyete önem verilirdi. Buraya kim uğrar kim uğramaz özellikle saklı kalır, bunu da  Osmanlı yine insanlık onurunu  düşünerek yapardı.

İnsana, evrene ve ötesine bir tebessümle bakmak, varlığını onların varlığıyla değer bulduğu idrakine varmak gerekir. Bir kez ebessüm yansırsa bütün çehrelere yüzler cemalleşir. İyilik yapmaya, iyilik görmeye hazırız demektir. Çünkü iyiliğin başlangıcında tebessüm var. Tebessüm eden herkes iyilik yapabilir ve iyilik yapabilme melekesine sahiptir.

Profösör

21 Nisan 2014 Pazartesi


Hissetmek, fikretmek  kadar büyük bir lütuftur insan için. Düşünmek için akıl yürütmek gerekebilir ama hissetmek için sadece yüreğini açmak yeterli olabilir. Ne düşünme yeteneğimizi kaybedelim fikirsiz olalım, ne de hissetme yeteneğini yitirip duygusuz ve duyarsız olalım!.. Bir ses bizi etki altına alabilir; bize yansıması ruhumuzda bir şiir, bir şarkı olabilir. Bir renk, gökkuşağımızda bir değer olarak varlık bulabilir. Bir şekil bize karşı abidevi durabilir. Bir kul  seccadede secdeye varabilir. Bir kuş penceremize konabilir. Bir çicek vazoda boynunu bükebilir. Bir tebessüm bizi diri tutabilir. Bir harfin karnında bir nokta, cim olabilir. Bir hece bir bilmece, bir kelime bir oyun olabilir. Bir cümle cennetin kapısı olursa eğer, Kelimeler Dünyası da dostluğa değer.

Profösör

4 Temmuz 2013 Perşembe

Bir Kitabın Adı


Bazen bir fincan çay, ya da kahve, belki bir ekspesso bütün yorgunluğu alabilir. 

Belki yanında tebessüm ettirecek bir kitabın beyaz satırları arasında kurutulmuş bir pembe gül dikkatini çekebilir. 

Belki de güzel bir cümlenin mutluluk getiren öznesinde huzur bulabiliriz. 

Yeter ki; kitabın adı konmamış olsa da "Tebessüm" olsun. 

Öle bir kitap ki; okunsun okunsun, üflensin, yaralara merhem olsun.


Profösör


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...