İzleyiciler

yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2018 Pazar

Duygusal Donukluk


Duygusal donukluk duygusal körlüğün habercisidir. Duygusal körlük de duygusal bataklığa götürür insanı. Daha önce en neftet ettiğin şeye tutkuyla bağlanırsın. Sevgi açlığı adına ona müptela olursun. Bu öyle bir bağımlılıktır ki; çırpındıkça ve debelendikçe dibe çeker insanı. Güvendiğin bir el ararsın sevgiyle, şefkatle, merhametle seni çekip çıkartacak!... Belki de beklediğin tek kelimeyle anlaşılmak. İnsan baktıkça kendini görür aynada. Neşeli, coşkulu, hayat dolu bir yüz; bir de donuk, sönük, içine dönük, solgun bir yüz. Biraz hüzün, biraz üzüntülü. Hayalin de bir gerçeği var. Gerçeğin özünde insan olmak ve anlaşılmak var.  Önünde bir kapı var; kırk kanatlı. Onlardan otuzdokuzu yalan;, bir hakikat kapısı.

Profösör

4 Ocak 2018 Perşembe

Ey Ağaç!..



"Bir zamanlar zıpkın gibiydik; yerimizde duramazdık. Dere tepe düz giderdi de dağlara, kayalara, duvarlara tırmanırdık. Onca yükü bir hamlede kaldırıp sırtımızda taşırdık. Zaman geldi yaşlandık. Yaşlanmakla kalmadık yalnızlaştık. Bu muydu bizim kaderimiz." diyen bilirsiniz  yaşlılarımız vardır bizim. Başı dik, beli bükük büyüklerimiz vardır bizim.   Gözü harama bakmamış, eli harama değmemiş; onuruyla nasıl yaşanırmış atasından öğrenmiş ak şaçlılarımız, ak sakallılarımız vardır bizim.  Yaşamaksa eğer doğru yoldan sapmayacaksın arkadaş!.. Yaşamaksa eğer; varlığını insanlığa adayacaksın. Yeri gelecek kınalı bir kaya, beli bükülmüş bir ağaç, mevsimlik bir ot, cıyaklayan bir kuş, kaçan, koşan bir ceylan, yük taşıyan bir karınca olacaksın. Boşuna akmayacak gözyaşların!.. Ahını alacaksın mazlumların!.. İçinde birikecek zalimlere, canilere karşı kinin ve intikamın!.. Gülümseyeceksin mahzun çocukların gözbebeklerinde. Bir umut olacaksın dualarında darda kalmışların... Ey beli bükük, başı eğik yalnız ağaç; nedir senin derdin, bilmediğim  ve hüzünlü kaderin!.. Kesme ümidini konar bir gün kuşun, gelir yelin!.. Kıyam dedin kıyam ettin. Şimdi rüku anındasın. Sonraki duruşun secdedir senin.

Profösör

1 Kasım 2017 Çarşamba

Etki Tepki


Pinokyo çocuk hikayesinde yalan söyleyenlerin burnunun uzayacağını öğrenmiştik çocukluğumuzda. Her şey etki tepkiden ibarettir. Hele size değer veren ve sizi yücelten bir insanı üzün!.. Burnunuz büyümeyecek ve yüzünüz kızarmayacak ama, inanın her gün üzerinizde bir olumsuzluk ekiyle dolaşacaksınız. Korktuğunuz başınıza gelecek. Örneğin ya iğne iplik gibi zafiyet geçireceksiniz. Ya da tam tersi vuku bulacaktır; aşırı şişmanlayıp duba gibi olacaksınız.  Siz siz olun, hiçbir kimseyi üzmeyin. Beterin de beteri; ruhsal derinliğinizin karanlığında ışıksız kalabilirsiniz. 

Profösör

10 Nisan 2017 Pazartesi

Şiirle Nefes Almalıyız

BEN


Denize savurdum küllerimi
yandım ben.

Yüreğim sarsıldı inceden
veremim ben.

Niçin beni üzersin derim
soruyum ben.

Baktım ki hiç cevap yok
giderim ben 

Sezer Özsen


Eylül 1993 - Moda

Not: Blogdaşım Sevgili Sezer Özsen,
namı diğer Momentos'un gönderdiği 
"Anıltı" ismli şiir kitabından 
"Ben" başlıklı şiirini
bloğumda sizlerle paylaşmaktan
mutluluk duyuyorum.
Ömrünüz şiirlerle şekillensin.
Yüreğine sağlık
sevgili Sezer!.. 

16 Mayıs 2016 Pazartesi

Kapı


Bir kapı 
kapanır gibi gelir 
insanın yüzüne. 
Oysa bin kapı birden 
açılmayı bekliyordur 
belki de!




Profösör

8 Aralık 2015 Salı

Yalnızlık Hali


Bir siğara külü kadar yalnızlık çekenler bir kapı aralığından içeriye sızan güneş kadar umudu bekleyenler var. 

Oysa yalnızlık kendinle başbaşa kalma ve kendinle barışma  halidir. Yalnızlık kimsesizlikse eğer, Yaradana en yakın olma halidir. 

Yalnızlık bir suç olarak kabul ediliyorsa eğer, bunun cezası inanca daha da sığınmak ve umuda daha da sarılmak olmalıdır. 

Profösö

20 Ekim 2015 Salı

Buruk Bir Tebessüm


Bir ah çekmek geldi içimden; kadim bir sızıydı kopan yüreğimden. Sanki sen ve ben cennetten kovulmuş gibiydik. Sen ve ben günah işleyen bir ısırık meyve yedik. 
.......
Sen ve ben nefsin kurbanıyız dedik. Sen ve ben şeytana uyduk yenildik. Sen ve ben  günah işledik; cennetten kovulduk. Sen ve ben dünyaya mahkü edildik.
.......
Kaç kere huzura çıktık, kaç kere tövbe ettik bilir misin?.. İnsanız ya zaaflarımıza yenildik. Ayrılık hüznü çökse de yüreğimize.  Gecenin kat kat karanlığında, birbirimize sarıldık tek başına  yanlızlığımızla.
.......
İnsan açlıkla terbiye olur ya!.. İnsan yoklukla başbaşa kalır ya!.. Yalnızlık ondan da beter arkadaş... Yalnızlık sen ve ben ise eğer; bir ömür, bir nefes ve bir tebessüm yeter!..


Profösör

24 Haziran 2015 Çarşamba

Şimşek Çaktığında, Gök Çatırdadığında



Şimşek üstüne şimşek, arkasından gökyüzü çatlarcasına  gök gürültüsü ve evde yalnız olduğumu düşündüm. Sanki çocukluğum geri dönmüştü. Evin damı akıyor muydu, kiremitler aktarılmışmıydı düşüncesi  beynimi tümüyle kaplamıştı. Ne çocukluk geçirmiştik; yağmur yağar kırık kiremitlerden dolayı odaya damlama yapardı.  Tavanımız kontreblaktan yapılmıştı. Yağmur damlalarının oluşturduğu göletçik, alt tarafa harita gibi şekiller oluşturuyordu. O zaman onun da çaresini bulmuştuk, merdivenle tavana çıkar, her yağmur yağışında damlayan yere büyükçe bir tencere koyardık. Bir nevi damlamayı önlemek için  böyle geçici bir çareye sığınırdık.

Düşünüyorum da yağmur rahmet olduğu kadar aynı zamanda biraz da hüzün demektir. Altmış yaşın adamı olarak yağmur yağdığında yalnızlığımı hissederim. Kendime dönerim. Bir taraftan da şimşek çaktıkça ürperir, gök gürleyip çatırdayınca da içimde sakladığım ve bir yorgan gibi üzerini örttüğüm çocuksu korkuyu yine kendi içimde paylaşırım. Rahmetli halamı anıyorum ara sıra, o yağmur, kar fırtına olduğunda, hele şimşekler ardı ardına çakıp da gök çatır çatır çatırdadığında, yağmur bardaktan boşanırcasına yağdığında "Allah dışarıda kalanlara, evsizlere yardım etsin" derdi.

Evinden yurdundan olmuş nice insanlar var, nice insancıklar, çoluk çocuk, yaşlı ve hastalar var. Fakirler ve sefalet içinde yaşayanlar var. Unutmadan söyleyelim ki; iyi ki ramazan var. Bu ramazan ayında kendinden başkasını düşünen ve darda kalanlara yardım elini uzatan insanlar ve müslümanlar  var... 

Profösör

15 Nisan 2014 Salı

Yalnızlık...

Aşk ve Hüzün'den

Bir sokak lambası ancak bu kadar hüzünlü olur. Voltajı düşük kör bir ampul, sisli bir gecede sanki karanlıkla küsmüş gibi.. Islak, nemli taşlar, köşede bir çöp yığını, yere dökülmüş balık kılçıkları. Korkuyla bana bakan siyah bir kedi. O da yalnız, o da tıpkı benim gibi sokak kedisi...

Profösör

17 Şubat 2014 Pazartesi

2 Temmuz 2013 Salı

Yağmur Gibi; Duygu Seline Kapılmak...


Gözbebeklerini kör edecek derecede, kılıçtan bile keskin bir ışık zifri karanlık odayı aydınlatıyordu. Ömrü hayatında böyle bir şimşek silsilesini görmemişti. Arkasından  öyle bir gök gürüldedi ki. Adeta gök kubbe çatırdayarak ikiye ayrılıyordu. Genç kız aslında ne şimşekten, ne de gök gürültüsünden korkardı. Onun tek korkusu sadece yalnızlıktı. Fakat bu sefer başka bir tabiyat kanunu işliyorsu sanki; gökten baraj boşanır gibi yağmur yağıyordu. Bu öyle bir yağmur ki; pencereden sokağa baktığında sokakta seller akıyordu. Şimşek habire çakıyor; habire gök çatırdıyor, habire yağmur yağıyor, bir nefeslik bile ara vermiyordu. İçinden eyvah dedi. Sanki  beklenen kıyamet buydu. Kıyamet böyle kopacaktı. Birden içi ürperdi. Bu yaz gününde vücudu üşüdü sanki. Belki de  genç kız yalnızlığını daha derinden yaşıyordu. Korku içini bürüdü. Ağlamaya başladı. Yalnızdı, yapayalnızdı. Bu sefer haykıra haykıra ağlamaya başladı. Oysa nice arkadaşları vardı. Hepsi de yüzeysel ilişkilerdi. Çıkar ilişkisi vardı. Sadece bir arkadaşıyal duygusal bir bağ kurmuştu. Bu genç kız karıncaları bile düşünürdü. Karınca yuvalarına su bastığını, bütün karıncaların telef olabileceğini düşündü. Bir o kadar sokakta yaşayanlar, evi barkı olmayanlar. Ya da mahsülünü tarlada yitiren kavruk anadolu insanlanlarını düşündü. Bu kadar duyarlı olmalı mıydı!.. Her şey takdiri ilahidir diye düşündü. Sadece içinde sindiremediği şey, çok sevdiği, çok güvendiği arkadaşım ve dostum dediği kişinin onu terketmesiydi. Arkadaşım ve dostum dediği kişi, bir duygu seline kapılıp yok olup gitmişti. Belkide onu kontrolsüz bir sel ve bir anafor denizin dibine çekmişti. 

Profösör

8 Mart 2013 Cuma

Dua


En az 
benim kadar, 
yalnız, 
en az
benim kadar
kimsesiz,
en az 
benim kadar, 
yorgun, 
en az 
benim kadar 
anlaşılmaz, 
en az 
benim kadar 
derdini, sıkıntını 
paylaşabilecek 
kimseler, 
acını 
anlatabilecek kadar 
kelimeler 
bulamıyorsan eğer; 
sadece sus ve 
sadece  
O'na teslim ol 
yeter. 

Profösör

26 Nisan 2012 Perşembe

Yeniden Güncellenmek

Zaman zaman kendi düşüncelerimizin mahkumu olabiliyoruz. Bu bir nevi, bizi uzun süre saplantı hastalığına götürebilir. Her gün sabah erken kalkıp, gece yatıncaya kadar temizlik yapanları biliyoruz. Hatta gece yarılarına kadar köşe, bucak, dip temizlik yapsak bile zihin temizliğimizi yapamıyoruz. Zihinsel kirlilik insanın hayat kalitesini tamamen bitirebiliyor. Hayatımız, ömür boyu bütün gün temizlik yapmak değildir.. Zihinsel yenilenmeyi yapamadığımız için güncellenemiyoruz. Yeniden güncellenmemiz gerekir. Yoksa ömür boyu amele gibi çalışmak değildir hayatımız. En önemli başlangıç dengemiz, inandıklarımız, uyguladıklarımız ve kazanımlarımızdır. Sonra da bu kazanımlarımızı insanlık idealinde paylaşabilmemizdir.

Hayatımızda birçok engelle karşı karşıya kalabiliyoruz. Bu durumda bir anlam üretmek ve zorlukları aşabilmek için başka düşünce paradigmalarına gereksinim duyulmalıdır. Yeni düşüncelerle yeni düzenekler kurulabilmeliyiz. Başka düşüncelerle kendi düşüncelerimizin bir arada olması demek, etkileşim içinde bulunarak, yenilenmek ve gelişmek demektir. Yeniden güncellenmek demektir. Yoksa bir takım olumsuzlukları kabullenmek demek olur ki, işte bu çağdaş köleliğin başlangıcıdır. Hiç kimse kendi başına kurtuluşa erememiştir. Herkes birbiri sayesinde felah bulur. Herkesin biriktirdiği değerleri vardır. Herkesin birbiri için paylaşabilecek kazanımları vardır. Hepimizin en önemli değeri, başka alternatif çıkış yolları bulabilmek için istişare ederek düşünce geliştirmek, bu düşünceyi yeni bir inanç haline getirerek uygulamaya sokabilmektir. Yeniden düşünmek demek, yeniden güncellenmek demektir. Bir bünyenin yeniden doğması ve yapılanması demektir. Çünkü her yeni düşünce iyilik, güzellik, doğruluk kavramlarıyla anlam bulur. Yeni yeni anlamlar üretir. Bir şeylerin farkına ancak bu şekilde varabiliriz..

Düşüncelerimiz ve duygularımız iç içedir. Her iki değer zihnimizde buluşur ve belleğimizde titreşim halindedir. Hayatta sadece maddi kazanımlar bize mutluluk vermez. Önemli olan kalıcı kazanımlardır. Fi tarihinde bir göz kırpış, bir el sallayış, bir derin bakış, bir tatlı tebessüm bizi ömür boyu mutlu olmamıza bir nedendir. Eğer hayatımızda inancımızı yaşayabiliyorsak huzurun içindeyiz demektir. Önemli olan hayatımızda yanlış giden bir şeyler olduğunda, durup kendimizi bir çekaptan geçirebilmek ve yeni anlayışlarla kendimizi güncelleyebilmemizdir. Vücudumuz doğal olarak uygun gitmeyen durumlarda ruhen ve bedenen alarm verir. Travmalarla panik ataklar başlar. Vücudumuz olması gereken tepkileri verir. Panik atak ruhun tepkisidir. Bunun tercümesi aynı şeyleri ve aynı hataları tekrar tekrar yapıyoruz demektir. Aynı olumsuz şartları kabul ediyoruz demektir. Hangi durumda olursak olalım, yeni bir günün güneşin doğuşuyla başladığı gibi, yeni bir hayatın yeni şartlarla başlamasına izin verelim. Hergün yeniden güncellenelim.

Profösör

19 Ağustos 2011 Cuma

Gecenin mehtabı ve Yalnızlık duygusu..

Yazı ve Grafik: Profösör / Müzik: Percy Faith - Somewhere (Tıklayınız)

Bu gece ayın tam ondördü.. Gökyüzündeki dolunay benim yalnızlığımı izliyordu.. Yatak odasındayım. Penceremin üst camından  bana bakan, parlayan, bir tepsi görünümündeki dolunay sanki bana tebessüm eder gibiydi.. Saat, gecenin yirmi dördünü göstermesine rağmen, yatıp, uyuyarak kendimden geçmek istesem de, zerre kadar gözüme uyku girmiyordu.  Zihnim nedenini bilemediğim bir aydınlık içindeydi. Kendimi bu manzara içinde hüzünle karışık duygusal bir transın eşiğinde buldum. Adeta gecenin esintisiyle iradesiz sürüklenen kuru bir yaprak gibiydim.  Sanki her an,  merdiveni olmayan bir yalnızlık kuyusuna düşebilirim endişeyle kendimi toparlamaya çalışıyordum. Aslında bu gayretimin de boşuna olduğunun bilincindeydim.  Gökyüzünde mehtap bana tebessüm ederken, ben ise onu bütün hüznümle seyre dalmıştım. Aramızda bir tür efsunlu bir yakınlık oluşmuştu.. Büyük bir sessizlik senfonisi ve mehtabın tebessümü hüznümü kat kat arttırıyordu.

Böyle bir ruh haliyle gayri ihtiyari bir şekilde elimdeki kitabı yatağımın üzerine bırakarak pencereye yöneldim. Sonra pencerenin perdesini iyice araladım. Pencerenin kanatlarını ardına kadar açtıktan sonra dolunaya daha geniş bir çerçeveden dikkatle baktım.  Pencere camımdan gülümseyen dolunay, pencere ardına kadar açılınca, sanki birbirimize bakış mesafemiz aralanmış gibiydi. Benden uzaklaşma anlamına gelen bu durumda, birden içimden gelen bir titremeyle sessiz sesiz ağlamaya başladım.  Uykusuzluğa yenik düşmüş ruh halimle, gözüme zerre kadar uyku gelmediği gibi, sessiz ağlayışlarımla gözlerimden bir damla dahi gözyaşım dökülmüyordu. Sanki göz pınarlarım kurumuş gibiydi. Bunun arkasından gelen ağır bir ağlama dalgasıyla, ağlama  şeklim hıçkırığa dönüşünce, sanki içimden bir baraj boşanırcasına iki gözümden gözyaşlarım akmaya başladı. Onlar aktıkça, yanaklarımdan, burnumdan, dudaklarımdan ve çenemden, ılık ılık süzüldükçe hıçkırıklarım kat kat arttı. Artık kendimi tutamayarak bağıra bağıra ağlama transına girmiştim.  Ağladıkça içim burkuluyor, içim burkuldukça da ağlıyordum.

Bu hıçkırıklar gecenin senfonik sessizliğini bozuyordu. Bu senfonik sessizliğin yerini sürekli yükselen hıçkırıklara bırakıyordu. Apartmanımızın giriş katında oturmamızdan, dairemiz sanki müstakil bir ev gibi, bahçemiz dört bir tarafından gözetlenebiliyordu. Gecenin sessizliği, penceremden bana bakan mütebessim bir dolunay, yalnızlığımla yaşadığım bu garip durum karşısında, penceremin tam karşısında duran, üzeri brandayla kaplı bir otomobilin üzerinde uyuklayan siyah bir kedinin dikkatini çekti.

Benim hıçkırık seslerimi ve ağlayışımdan etkilenen bu kedicik, aslında zaman zaman kendisine yiyecekler verdiğim sadece gecelerini bizim avluda geçiren bir sokak kedisiydi. O da en az benim kadar yalnızdı. O da en az benim kadar duyguluydu. O da en az benim kadar cefakâr, fedakar, vefakar bir kediydi. Pencerede bu halimi görerek yerinden kalktı. Küçük bir gerinmeden sonra usul usul penceremin tam altına gelerek başını yukarıya kaldırdı. Siyah kedinin gözleri ışıl ışıl parıldıyordu.. Gözlerinin ışıltısı sevgi, şefkat ve merhamet hisleriyle yüklüydü. Göz göze geldiğimizde beni bir dost olarak tanıdığını ima edercesine benimle dertleşir gibi miyavlamaya başladı. Bu siyah kedinin dostane davranışı beni teselli etmeye yetmişti. İnanılması güç gelebilir ama; bu dost sokak kedisi mehtabın altında, penceremin önünde serenat yapar gibi miyavlamasını "onaltı" kez yineleyip ortadan kaybolup gitti.

Artık yatıp uyumalıydım. Yaşadığım bu hüzünden sonra başımı yastığa koyduğumda, yalnız olmadığımı hatırlatan "Seni çok seviyorum" cümlesini tekrarlayan bir değerin varlığıyla uykuya teslim oldum. Asla yalnız değildim.  Uyandığımda mutlu ve umutlu bir sabah beni tebessüm ederek karşılıyordu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...