İzleyiciler

hakikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakikat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

22 Nisan 2018 Pazar

İletişim Kurmak


İletişim kurmak, sadece dil ile, bakış ile, koklayış ve dokunuş ile  değil, aynı zamanda zihinle, düşünceyle, kalb ile, hatta bütün varoluşumuz ve varlığımızla  gerçekleşir. Herkesin özel anlam yüklediği harf, kelime, sembol ve bütün birikimleriyle toplum içinde bir değer ifade eder. Kemalata yürüyen insan yönünü Hak'ka dönerek bütünüyle Hakikate kavuşmak isteyen insandır. Azgın, dizginlenmeyen bir at, üstünde zaaflarına yenik düşmüş bir insan; önce nefsini zaptedecek ki  maiyyetindekileri idare etmesini bilsin. Adalet ve ahlakın sevgi, şefkat ve merhamet gibi değerlerin olmazsa olmazları olduğunu öğrenebilsin.

Profösör

11 Şubat 2018 Pazar

Duygusal Donukluk


Duygusal donukluk duygusal körlüğün habercisidir. Duygusal körlük de duygusal bataklığa götürür insanı. Daha önce en neftet ettiğin şeye tutkuyla bağlanırsın. Sevgi açlığı adına ona müptela olursun. Bu öyle bir bağımlılıktır ki; çırpındıkça ve debelendikçe dibe çeker insanı. Güvendiğin bir el ararsın sevgiyle, şefkatle, merhametle seni çekip çıkartacak!... Belki de beklediğin tek kelimeyle anlaşılmak. İnsan baktıkça kendini görür aynada. Neşeli, coşkulu, hayat dolu bir yüz; bir de donuk, sönük, içine dönük, solgun bir yüz. Biraz hüzün, biraz üzüntülü. Hayalin de bir gerçeği var. Gerçeğin özünde insan olmak ve anlaşılmak var.  Önünde bir kapı var; kırk kanatlı. Onlardan otuzdokuzu yalan;, bir hakikat kapısı.

Profösör

7 Aralık 2017 Perşembe

İşte Hakikat... İşte Yalan!..



Çağdaş dediğimiz modern çağ ne yazık ki paçalarından akıyor da hala kendini kirlettiğinin ve kirletildiğinin şuurunda değil. Daha bebeklikte masum beyinlere yerleştirilen, toplar, tüfekler, tanklar, tabancalar, at hırsızları kovboylar çocuklarımızı ruhen tahrip ediyor.   Aç bırakılmış, ruhsuz kalpler ve daha nice akıl budalaları... Çağımızda daha bebek annesinden doğarken masumiyetini yitiriyor. Doktor, elinde neşter doğal bir doğumu yapay bir operasyona dönüştürebiliyor.  Herşey artık maddeyle, parayla pulla, makamla mevkiyle, şan ve şöhretle ölçülüyor. Hani vicdan, hani insanlık, hani maneviyat bunun neresinde!.. Bir zamanlar anne çocuğuna çaputtan oyuncak bebek yapmasını öğretiyordu. Çocuk babasından  ev, araba yapmasını öğreniyor, birlikte  uçurtma uçuruyordu. Bazen saklanbaç oynanır, bazen güreş tutulurdu. Rüzgar gülü pervaneler, kamıştan düdükler, kağıttan kayıklar daha bir çok oyuncaklar.. Çocuklar masum hayaller kurmasını öğreniyordu. Zaman geçti de ne oldu!..  Çağdaş çöplükte çağ dışı yaşamak artık moda oldu.  Oysa bir ışık, ışığın vurduğu delikli bir sepet, deliklerinden süzülen ışıkla efsunlayıcı bir gölge oyunu. Madem ki en büyük ışık güneştir; güneş hakikati temsil ettiğine göre, sepetin ışıkta hareket ettirilmesiyle bir gölge oyunu.  Güneş hakikattir; oynaşan gölge ise bir yalan. Daha bebek çağında hakikati de,  yalanı da öğreniyor insan.!..

Profösör

30 Kasım 2017 Perşembe

Göçmen Kuşlar




Yine sonbahar ve yine göçmen kuşlar!.. Önde rehber, arkasında dizilmiş bütün turnalar. Kuzeyden güneye, güneyden kuzeye göç eden göçmen kuşlar. Saklanmamışsa güneş gökyüzünde karabulutlara, akşam vakti bu; hüzün çöker gibi  bir sis çöker bütün yüreklere. Canı alınmış bir kızıllıkta canı alınmış fersiz bir güneş.  Elvada vaktidir bu an!.. Yüzbinlerce sığırcık sürüsü, estetik bir gösteri yapacaktır şehrin üstünde birazdan. Son selamlama böyle olmalı; bütün yaralı kalplere merhem olmalı. Bir kalp düşünün dört odacık; her odasında bir hüzüncük. Ömür dediğin nedir ki; bir gecekonduda da mutlu olur insan!.. Sen de bir gün verirsin son nefes!.. Geride bıraktığın seni sevenlerin ve sevdiklerin. Bir veda busesiyle uğurlanırsın; bırak köşkleri, konakları ve sarayları, hepsi geride kalsın... Hepimiz inanan insanlarız ya; bizim için hakikat kapısı aynı zamanda cennet kapısı!.. 


Profösör

30 Ekim 2017 Pazartesi

Eleştiri Samimiyetle Eşdeğerdir


Cumhurbaşkanımız siyasi bir  liderdir. Muhalefet liderlerimiz de birer siyasi lider ve partiye hizmet edenler birer siyasi figürdürler. Türkiye’yi doğrudan çökertemeyenler, içten içten bir takım manivelelerle iktidarı itibar kaybına uğratmak ve yıpratmak için her türlü tuzak ve desiseleri devreye sokarlar.

Bu arada iktidarın inancına ve hayat tarzına karşı, mütedeyyin insanları da muhalefet korteji içinde kullanırlar. Nedense dindar bilinen, ağzı laf yapan, laf ebeleri yazar, çizer, sosyal medya fenomenleri  sadece iktidar partisine bel altı vuruşlarını yaparlar. İncelendiğinde bu kişilerin muhalefet partilerine bir kelime dahi eleştirileri yoktur. Özellikle dış güçlere ve piyonlarına yönelik eleştiriyeri yoktur. Bu türler bir nevi lejyonerlik yaparlar. Görevleri de budur.

Siyasi liderler dini lider değildir ve sadece bütün vatandaşların siyasi liderleridir. Bu Cumhurbaşkanı olur, bu başbakan olur, bu muhalefet lideri olabilir. Siyaset içinde dini liderlik yoktur. Biz dinimizi din konusunda rüştünü ıspat etmiş, hocalarımızdan, alimlerden ve mürşitlerden öğreniriz. Kur’an hidayet kitabımız olmakla birlikte bir hakikat ve hikmet  kitabıdır.

Profösör

4 Eylül 2017 Pazartesi

Kulluk, Kölelik ve Özgürlük


Hak'ka mümin müsllüman olmak demek Allah'a kul olmak demektir. Kim ki nefsinin azgınlıklarına karşı duruyor ve nefsini dizginliyor, iradesiyle Allah'ın rıza göstereceği amelleri yerine getiriyor, o kişi Allah'ın has kullarındandır. Aksi taktirde iradesini kötü amellerden yana kullanan şeytana uymuş ve onu sevindirmiş demektir. Şeytanın yolu cehennemden geçer.  Allah'ın dışında kulluk, kölelik;  Allah'a, Kitaba, Peygambere ihanettir. Böyle bir insan Allah'ın değil, nefsinin ve şeytanın kulu, kölesidir. 
.....
Her kul ve köle efendisinin emrini yerine getirendir. Biz müslümanlar ancak Allah'ın kulu ve kölesiyiz. İslam'a karşı olan, her tür ifsad edici ve iğfal edici şeylerle mücadele ederiz. Esas özgürlüğümüze kavuşmak için kendimizi her tür kötülüklerden ve ahlaksızlıklardan korunaklı hale getirmek  için gayret sarfederiz. 
.....
Peygamber efendimiz Allah'ın kulu ve resulüdür. O Allah'ın kendisine "Habibim!.."  diye hitap ettiği, has bir kulu aynı zamanda da elçisidir. O bütün  yaşantısıyla Kuran'ın beyanı ve tefsiridir. O bize Allah'a nasıl kulluk etmemiz gerektiğini öğretmiştir. Eğer biz hakkıyla İslam'ı yaşarsak Allah'a kulluk yapmış oluruz. Bir damla, en küçük su kütlesi olarak  denize nasıl kavuşup özgürleşebiliyorsa, biz de Allah'a kulluk etmekle özgürleşebiliriz. İnsan ancak Allah'ın rızasını kazanmakla gönlü hoş olarak O'na dönebilir. Kulluk - kölelik ve özgürlük budur.  Hakka mümin ve müslüman ancak böyle felah bulur.

Profösör

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Tebliğ ve İletişim

İnsan çoğu zaman kendisine en yakın bulduğu arkadaşı ve sırdaşıyla ancak uyum halinde olabiliyor denebilir. Böyle kişiler evlilikte de, iş ortaklığında da, seyahatte ve yemekte de birbiriyle birlikte  olmaktan büyük keyif alabiliyorlar. Böyle kişilerin aralarında fikir ayrılığı olsa bile, sanki erkek karşısındaki kadının  erkek hali, kadın da karşısındaki erkeğin kadın hali şeklinde,  samimi duygular bütünüyle birbirine geçebiliyor.  

Yapılacak şey önce karşımızdakini sevabıyla ve günahıyla olduğu gibi kabul etmek; sonra da onun olumlu yönlerini övmek, onu yüceltmek, olumsuz yönlerinin  düzeltilmesinde ona yürekten destek çıkmaktır. Bu bir nevi sahiplenme duygusudur. İyilikte ve kötülükte birbirini anlayarak hayat mücadelesi vermek  birbirinin yanında olma halidir. Birbirini seven, birbirini anlayan ve birbirini  sahiplenen kişiler arasında saygısızlık, çekememezlik, iinat, kibir, bencillik olamaz. 

İnanç değerlerinde iyi insan olmak sadece sevdiğin kişilere iyi davranmakla sınırlı kalamaz. İyi insan bütün insanlara, bütün yaratıılmışlara karşı sevgi, şefkat ve merhametini göstermelidir. O zaman kişiler birbirine hakikat yolunu açabilir. Bu yolda yürümek şuurlu insanların işidir. Dünyada tatmin duygusu yaşamak ve manevi doygunluğa ulaşmak; hakikat yolunda, şuurla hep birlikte olmaktır.

Profösör

11 Haziran 2017 Pazar

Kuran-ı Kerim'den Feyzalmak

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Bu ayda Kuran-ı Azimüşşan’a olan inancımız, sadakatimiz, ondaki ayetlerin bütününü okuyarak, anlayarak, idrak ederek ve Kuran’ı hayatımızda uygulamaya sokarak, ancak hakiki mümin ve müslüman sayılırız. Kur’an sıradan okunacak bir kitap değildir. Kur’an okumak demek arapça yazılmış bir metni okur gibi transkripsiyon yapmak da değildir. Manasını bilmeden, anlamadan Kur’an okumak sadece ölülerin arkasından okunan bir Kur’an haline getirmek demektir. Elbette Kuran-ı Azimüşşan her yönüyle mucizedir. Arapça metniyle, lafzıyla, okunuşuyla  her açıdan feyzalınacak en büyük kitap Kuran-ı Azimüşşan’dır. Bunda şüpe yoktur. Sadece Kuran’ı şöyle okuyup geçmek değil, manasını anlayarak, ayetlerin ruhuna inerek, Efendimiz zamanında inen ayetlerin sebebi nuzülünü bilerek feyzalarak okumamız gerekir. Kur’an okumak değil; Kuran’ı bütünüyle okumak gerekir. İçinden bir ayeti çekip çıkarmak değil, o ayeti o sure içinde, hatta Kuran’daki bütün ayetleri hesaba katarak tefekkür etmek, muhasebe ve muhakeme etmek gerekir.  O zaman Kuran’ın emrettiklerini hayatımıza ve toplumumuza uygulamaya soktuğumuzda hidayet buluruz. Çünkü Kuran’ı Kerim bir rehber ve hidayet kitabıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan karanlıkları nurlandıran, zulmü ortadan kaldıran, şeriat ve hayat kitabıdır.
.....
İslam medeniyeti Kur’an medeniyetidir. İslam kültürü Kur’an kültürüdür. Kur’an kültürü Kuran’ı hakkıyla yaşama biçimidir. Kur’an kültürü içinde adaletin temini, seciyeli ve ahlaklı nesillerin yetiştirilmesi vardır. Bununla birlikte, dinin, canın, aklın, neslin ve  malın korunması vardır. Bütün bunlar Kur’an hükümlerinin amaçlarını oluşturmaktadır. Bir nevi bu İslam fıkhının temelini teşkil eder. Kuran’ın amacı bütün insanlığın hidayet bulması, kurtuluşu, huzur ve mutluluğudur. İki cihan saadetinin yolu da, yordamı da budur. Allahü Azimüşşan’ın “Oku” emri, Peygamber Efendimize yöneltildiyse de, bu emir bütün insanlağı kapsamaktadır. Kuran-ı Kerim’i hakkıyla okumak demek; Ona inanmak ve Onu hayatında uygulayarak yaşamak demektir. Aksi takdirde Kuran okunmamış ve idrak edilmemiş demektir. Kuran-ı Azimüşşan itikat, ibadet ve ahlak kitabıdır. Bir kul olarak kısaca bizim anlayacağımız da budur. Elbette Kur’an bütün ilimlerin kendinde mündemiç olduğu mübarek bir kitaptır. İslam’ın doğuşuyla, şimdiye kadar geldiğimizde, ilim ilerledikçe, Kuran-ı Kerim’in yüceliğini daha da iyi idrak edebiliyoruz. Kur’an kıyamete kadar da Allah tarafından korunacaktır. Hak gelir Batıl zail olur. İslam’la müşerref olan nurlanmış olur. İslam hiçbir zaman yenilmez. Kur’an eskimez, pörsümez, modası geçmez. Ayrıca hiç bir kimsenin Onu korumasına da  ihtiyaç yoktur.
.....
Son zamanlarda kafaları karıştıran bir takım akımlar sürekli Kuran Müslümanlığı tabirini kullanıyor. Kimse zaten Kuran’ın dışında bir kitap tanımıyor ki!.. Kur’an ne diyorsa müslümanlar da Ona uyacak. Başka bir yolu yoktur bunun. Kuran’da Peygambere tabi olmamız buyruluyor. Zaten Kitapsız  ve Peygambersiz hakiki din olamaz. Polemiklerden uzak durmalıyız. Eğer biz müslümanlar olarak bir yenilgi arıyorsak, önce kendimizde arayacağız. Eğer Hak yolunda  savaşacak isek, önce kendi nefsimizden başlayacağız. İnsani zaaflarımızdan kurtulmak için de  nefsi terbiyeden ve tezkiyeden geçmemiz gerekir. Ümid ederiz ki; Kuran’ı Azimüşşan’dan hep birlikte feyzalırız. Bil vesile Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah’a emanet olun.
.....
Mehmet Akyıl
Yenibirlik Gazetesi “Buluşma Noktası” Ramazan sayfası
11 Haziran 2017 Pazar

28 Ocak 2017 Cumartesi

Bilincinle Gel!...


Yarabbi!..
Nerede benim
inancım,
ümidim,
ve hayallerim.
Sanki ben
taşa dönmüş
gibiyim....
.....
Ruhsuz,
sessis
ve hareketsiz...
Beton üstüne beton
duran bir heykel gibiyim.
.....
İnancın varsa eğer;
vicdanın var demektir.
Vicdanın yoksa eğer;
bir put gibisindir.
......
Yarabbi!..
bize hakikati göster,
şuurlanalım.
......
Yarabbi bize
doğru yolu göster,
hidayet bulalım.
......
Bizi taşa döndürme yarabbi
meydanlara dikme!
Biz birer İbrahim olalım.
.....
Ey müslüman bilincini bile!..
Put alanlarından geçsen bile
İçindeki putları temizle.
İşte o zaman;
devrilir bütün putlar,
birer birer arkandan...
Profösör

26 Ocak 2017 Perşembe

Şuurlanmak


Hakikatin mahiyeti önemli değildir. Çünkü adı üstünde  özü de sözü de hakikattir. Onemli olan o hakikatin bize nasıl öğretildiğidir. Bu işte öğretmenlerimiz kadar şairlerimize de sorumluluk düşmektedir.  Hakikati öğretmenlerimiz öğretirken, onu yücelten şairlerimizdir.

Profösör

9 Ocak 2017 Pazartesi

İnsanlıktan Yanayız


Dünyada iki kutup var, biri iyi kötü demek gafletine düşürülüyoruz. Sovyetler Birliği çöktüğünde  tek kutuplu bir dünyanın temsilcisi Amerika vardır demek, söylem olarak da yanlıştır. Tek kutuplu bir dünya olmaz. Görünüşte süper ve emperyal güç olarak Amerika var denir. Şimdi ise birden fazla  Amerike'ya kafa tutabilecek dünyada süper güçlerin varlığından sözedebiliriz.

Oysa adaletten, hakikatten, insanlıktan yana güçler var olmakla birlikte, karşısında  da hakka, hakikate aykırı duran, insanlığı sömüren, ezen, katliam yapan güçler ve insiyatifli aileler vardır. Temsil ettiği zihniyetk tek kelimeyle siyonizmdir. Siyonizm zihniyeti ahtopot gibi kollarıyal her yere uzanmış ve sarmıştır.

Bizler ne o kutuptan, ne bu kutuptan sömürgecilerin temsil ettiği hiçbirinin zihniyetini benimseyemeyiz. Bizler ancak insanlık adına ve insanlık onuruna verilen şavaşlarda haktan ve hakikatten yana bir duruş sergileriz. Hele hele yabancı güçlerin belirlediği gündemin içinde kendimize bir rol göremeyiz. 

Profösör

26 Aralık 2016 Pazartesi

Hakikat Bunu Gerektirir


Edebi bir eser, bir yazı okuduğumda, bir resim, bir heykel, bir mimari gözlerimde canlandığında, önce onunla hislerimle  bir yakınlık kurar, sonra da düşüncelerimle bu sanatsal eserin bana bıraktığı değerler üzerinde kafa yorarım. Adı üzerinde sanatsal değerl olan bütün sanat eserlerinin bir eleştiriden geçtiğine inanırım. Neye inanıyor, neye heyecan duyuyor, neye hayal kuruyor ve neye ümit besliyorsak, kültürümüzü de o çerçevede genişletiyoruz demektir.

Bir yazıya, bir sanat eserine kendi zaviyemden bakarak, hakkaniyetle davranarak görüşlerimi belirtir ve yorumlayarak katkı sağlamaya çalışırım.  Karşımdaki kişinin yaşı, başı, zihniyeti ya de siyasi görüşü benim için önemli bir kriter değildir.  Onu kırmamak adına kelimeleri ve cümlelerimi titizlikle seçerim. Bu benim insana ve sanatçıya olan değer verişimdir. Aynı titizliği karşımdaki kişiden beklemek hakkımdır ama, ben yine o kişinin terbiyesine bırakırım. Önemli olan üzüm yemektir, bağcıyı dövmek benim asla düşünüp de yapmak istemediğim en son şeydir.

Elbette birbirimizin yaptıklarını ve hatta davranışlarını eleştirelim. Doğru, iyi ve güzel yanlarını öne çıkartalım ve övelim, övgüye layık olduğunu söyleyelim. Diğer yandan da yanlış, çirkin ve kötüyü de güzel bir üslupla söyleyelim. Yerden yere vurmak yerine hatalarını gösterelim ve eksikliklerini birlikte tamamlamaya çalışalım. Çünkü hiçbir yazar ve sanatçı  birbirinin hasmı değildir. Birbirini kıskanamaz ancak gıpta edebilir. Arada tatlı bir rekabet başlar ki; o bizi topyekün hem ahlaken hem de kendi marifetimiz ve maharetimizi arttırır bizi olgunluğa ulaştırır.

Hülasa hepimiz birbirimize yardımcı olmalıyız. Önyargısız, hoşgörülü ve iyiniyetle birbirimize yaklaşmalıyız. Unutmamamız gerekir ki; herkes birbirinden etkilenir ve zamanla fikirler de, davranışlar da değişebilir, doğruda, iyide ve güzelde birleşebilir.   Hak ve hakkaniyet yerini bulur; hakikat bunu gerektirir.

Profösör

6 Aralık 2016 Salı

Adalet ve Ahlak

Önce adalet mi ahlak mı sorusunun cevabını elbette önce adalet diyeceğim. Çünkü adalet Hak ve hakikatten doğan bir değerdir. Adalet duygusu olduğu sürece ahlaki seviye yükselecektir. Ahlak bir bakıma kişiden sadır olan bütün davranışlardır. Aynı zamanda fıtratımızda günah işlemek de vardır. Tövbe kapısı, istiğfar ve dua imdadımıza yetişir. Adaletli olma Kuran'dan kaynaklanıyorsa eğer, Hak ve Hakikattir. İslam adaleti bunu gerektirir.  Adalet duygusu  Kuran'dan kaynaklanmıyorsa eğer, zulüm, bencillik ve menfaatcilik devreye girer.  İnsanın ahlaklı olma hali onun iyi niyeti ve refleksleridir. Doğal daranışlarıdır.  Eğer bir kimse İslami bir terbiyeden geçmiş, huy ve karetkterini düzeltmiş ise, aynı zamanda  hiç bir baskı olmadan kendi iradesiyle, davranışlarını Peygamber ahlakıyla ahlaklandırmış ise, o insan hem adaletli hem de ahlaklı olacaktır. 

Profösör

31 Ekim 2016 Pazartesi

Hikmet ve Felsefe


İslam hikmeti ön plana çıkartmıştır. Çünkü Kur'an hakimdir. Biz de doğrudan doğruya Hakim olan Kuran'a inanır ve Kur'an hükümlerine teslim oluruz. İnandığımızı da cüzi aklımızla muhakeme eder, kalben ve aklen tasdik eder, inancımızı güçlendiririz. Kur'an bütünüyle hikmete dayalıdır. Kuran'ın hikmeti insan aklıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Allah'ın hikmeti sonsuzdur. Bir taraftan da Allah bizim hakikati düşünmemizi, akletmemizi ve muhakeme etmemizi ister. Körükörü inanmamızı istemez. Onun için din mantıktır ve insan fıtratına en uygun din İslam'dır. Biz herşeye rağmen nakle kalbi olarak doğrudan inanır, aklen de inandığımızı nakille bağdaştırarak bir bütün halinde inandıklarımızı hayata geçiririz. Burada nakil bize hikmeti öğretir ve bizi hakikate götürür. Akıl da, düşünce de, muhakeme de bizi inandıklarımızı özümsetir.

Hikmet hakikati hissetmek ve içine sindirmek, felsefe ise hakikatin bir cüzü üzerinde akıl yürütmektir. Hikmette yanılma payı yoktur ve hikmet ilahi bir değerdir. Felsefe ve akılda ise yanılma payı vardır çünkü felsefe beşerin düşünce şeklidir. Aslında felsefe hakikati bütünüyle tesbit etmek değil, hakikate ulaşmakta yöntem göstermelidir. Hakikatin kendisi Kur'an ve dolayısıyla hikmettir. Felsefe muhakeme etme ve akıl yürütme şeklidir.
Profösör

1 Aralık 2015 Salı

Allahüekber!..


Bir iç çekiş; mazide kalan binlerce umut cümlesinin oluşturduğu bir kitap gibidir. İnanç bunun neresindedir. Oysa geçmiş kadere boyun eğiştir. Şimdiki zaman şimşek gibi geçecektir. Vaktin değerini bilmek; vakti kuşanmak demektir. Vakti kuşanmak demek iyiliği yüceltmek, kötülükle savaşmak demektir. Gelecek şimşek gibi gelip geçecek. Vaktin kıymetini bilmek gafletten uyanıp dirilmek demektir. Vaktin kıymetini bilmemek, yaşarken ölmek demektir. 
En başta hakikati gören göz, hakikati işiten kulak, hakikati konuşan dil olmalıyız. İçinde bulunduğumuz karanlık dehlizlerden, çıkmaz sokaklardan ve labirentlerden çıkmalıyız. Sevmeli ve sevilmeliyiz. En başta yaşayan ceset olmamalı; müsliman olarak yaşamak ve mü'min olarak ölmeliyiz
Bir sabah namaz vaktinde müezzin sabah ezanı hüzünle okuyorsa eğer; bilki Hak'ka yürümüşümdür. Bir kuşluk vakti yanık bir sesle sala okunuyorsa eğer, o benim salamdır; ruhumu teslim etmişimdir. İşte o vakit kulağımda ezan, dudağımda bi damla zemzemle gitmek isterim. İşte o zaman sevdikklerim yanımda olsun isterim. İşte o zaman "Lailahe illallah; Muhammeden Resulullah" demek isterim. İste o zaman dünyaya gülümseyerek "Hoşçakal!.." demek isterim.
Profösör

9 Aralık 2014 Salı

Edepli Bir Söz


"Söylersen doğruyu söyle, aksi takdirde sus" diye bir atasözümüz vardır. Doğruyu söylemek Haktandır. Yalan yanlış konuşmak insanın itibarını düşürür. Zaten yalanla yola çıkılmaz, "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sonrası malüm; zifri karanlıktır. Karşılıklı konuşmalarımızda yeri gelir muhatabımıza "Boşboş konuşma" ya da "Cahil cahil" konuşma diye çıkışlarımız olur. Eğer konuşursak Haktan yana olacak. Bir taraftan da,  "Konuşmak gümüş ise, susmak altındır" sözünü hatırlamamız gerek. Onun için bir konuşursak iki susmalıyız. Yani konuşmadan önce konuşacağımız kelimeleri iyi tartmalıyız. Dil yarası hiç bir şeye benzemez. Acısı dinmez. Bazen bir söz idamlık gibidir. Asılmasan bile toplum gözünde infazlıktır.

Söz söyleme bir anlamda konuşma sanatıdır. İletişimdir. İletişim sanatları sadece hitabet ve tutuk atmak değildir. Yazmak, çizmek, resmetmek, oynatmak, yontmak, hatta beş duyuya hitab eden iletişim sanatlarının bütünüdür. Haktan yana iletişim kurmanın ve Haktan yana sanat yapmanın tek disiplini etik değerlerle buluşmaktır. Karşılığı estetiktir. Etik değerlerin menşeği de mesnedi de  edebtir. Edebten yola çıkarak söz söylemenin sanatsal karşılığı edebiyattır. Edebiyat edebe dair yapılan sanatsal eylemlerdir. Sadece söz söyleme değil, yazma, çizme, fotoğraf ve diğer bütün sanatların ana disiplinidir. Bugün şiir, roman, hikaye, piyes, deneme gibi eqdebi türler olarak bildiğimiz çalışmalara, edebi olan her tür resim, mimari, yontu, musıki,  tiyatro, sinema, gibi güzel sanatlar da edebiyatın emrindedir. Kendi geleneksel Osmanlı sanatlarımız olan, hat, ebru, çini, tezhib, gölge oyunları, oymacılık, kukla, meddahlık gibi sanatları  da aynı değerler içinde müteala etmemiz gerekir. 

Madem ki edeb ve edebiyat dedik; Haktan ve hakikatten yana edebe dair, estetikle buluşmuş  ne kadar sanat disiplini ve ekoller varsa o kadar medeniyetimizin temelleri güçlü demektir. O kadar adalet ve ahlak ölçeğinde insani ve vicdani değerlerimiz var demektir. O kadar muhabbet ve ünsiyet toplumumuzda hissedilir demektir. O kadar aşk ve meşk var demektir. Edepli bir söz, edepli bir resim, edebli bir yontu, edebli bir mimari, edepli bir musıki iliklerimize kadar işler, bizi kendimize getirir. Bizi buluğa eriştirir, olgunluğa götürür. Bizi belağatla buluşturur. 

Söz ola ki; Hakkı söyleye... Göz ola ki; Hakkı göre... 

Profösör

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Hakikat içinde bir rüya, rüya içinde hakikat..


Ramazan ayının sonuna yaklaşıyorken kendimizi, İstanbul'un tarihi yarımadasında bulduk. Onbir ayın sultanı olarak nitelendirdiğimiz Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve bereket ayı. Bu ayda kendimi gerçekten bir garip hissederim. Sağlıklı herkes gibi oruç tutma vecibemi yerine getirememenin bir burukluğu ve hüznünü her halimle taşırım. Buna rağmen iftar vaktinde hayatımın en mutlu anlarını yaşarım. Herkes gibi iftar vaktini bekler, müezzinin akşam ezanını okumasıyla birlikte iftar açarım. Bu duygunun feyzi bereketiyle kendimi yeniden dirilmiş, yeniden dünyaya gelmiş gibi hissederim. Bu vesileyle ramazan ayı boyunca bir iç muhasebe içinde olduğumu söylemeliyim.

Cihan devleti Osmanlı'nın dünyayı adaletle yönettiği bu tarihi yarımadaya geldiğimizde dini, milli, tarihi duygularla karışık, insanın yaşadığı bütün mikro ve makro duyguların evrensel boyutlarını da bu tarihi yarımadada hissederek büyük hazlar yaşadığımı söylemeliyim. Devlet olma, halife ve reis olma sorumluluğuyla aç bir aileye sırtında un çuvalı taşıyan Hz. Ömer’i düşündüm. Bu sorumluluk bilincinin dünyayı yönetmedeki Osmanlının fetih ruhunu düşündüm. Dünyada tek bir insanın, tek bir canlının zulümden kurtuluncaya dek adalet duygusunun bizim birey olarak insani, vicdani ve dini vecibelerimizi salih amellerle bezemek olduğunu anladım. Göğsümde bir kez değil, bin kez atan bir yüreğimin bin yürek taşıdığını hissettim. Sevmenin, sevilmenin, yardımlaşmanın, kaynaşmanın ne demek olduğunu anladım.

İşte böyle bir duygunun yaşandığı yerlerden biri de Sultanahmet Meydanı.. Tam iftar vakti koskoca meydanda oturarak bir iftar yapabileceğimiz bir ağaç altı, ya da bir çiçek kenarı bulamadığımızı söyleyebilirim. Yediden yetmişe herkes yerini almış iftarı bekliyordu. Banklara, çimlere, kaldırımlara oturmuş binlerce insan iftarı bekliyordu. Bu güzel manzara içinde kendimize parkın Sultanahmet camisine bakan kısmındaki kaldırımda iki kişilik bir oturma yeri bulabildik. İftariyeliğimiz evden hazırladığımız mütevazı bir sofradan ibaretti. Bazı illerde iftar vakti İstanbul'a nazaran eken yapılıyordu. Ankara’da saat yirmide ezanlar okunmaktaydı. Sanki İstanbul’dan bu ulvi sesi duyar gibi oldum. Telefonumun saatine baktım ev et Ankara'da iftar açılıyordu. Dostlarım için güzel dualarda bulundum. Türkiye’nin her ili, hatta dünyadaki tüm müslümanların iftar vakti benden soruluyormuş gibi, hepsinin sofrasında bulunmak istedim. Özellikle Somali'deki açlık kampındaki insanları düşünürken kendimi tutamadım. Gözyaşlarım gözlerimden değil de yüreğimin derinliklerinden akıyor gibiydi.

"Allah'ü Ekber.. Allah'ü Ekber.." Caminin minarelerinden ezanlar okunmaya başlar başlamaz caminin bütün şerefelerinin lambaları ışıl ışıl yanmaya başladı. Sultanahmet Camisi'nin altı minaresi vardı. Bu altı minarenin dördünde de üçer şerefe, ikisinde ise ikişer şerefeden "Onaltı" şerefesi vardı. Bunda da bir hikmet vardır düşüncesiyle orucumuzu dualarla açtık. Allah'tan hidayet; hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda diledik. Sevgi, şefkat ve merhamet diledik. Dostluk ve kardeşlik diledik. Rahmet, mağrifet, bereket diledik. Bu ışıklı şerefelerle birlikte yanan minareler arasındaki "Namaz dinin direğidir" mahyasındaki yazılar ise, müslümanlara önemli bir uyarı niteliğindeydi. Eğer dimdik ve dipdiri ayakta durmak istiyorsak namaza sarılmamız gerekiyordu. Sağ ve sol yanımızda kaldırımda oturarak bu ışıklı ve büyüleyici muhteşem manzarayı içselleştiren iki turist kıza da birer küçük sandviçlerden ikram ederek karşılıklı konuşmadan tebessüm ettik. " Hakikat içinde bir rüya, rüya içinde hakikat" her zaman vardır bunun nedeni nedensiz bir tebessümdür.

Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...