İzleyiciler

dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2020 Cuma

Kanal Amblem Tasarımı

Bir Youtube kanalı amblem tasarımı. Vektörel olarak çalışılmıştır. Kırmızıdan maviye degrade renk geçişi üzerine video play işareti grafize edilmiştir. Malumunuz yuvarlık küre dünyayı temsil ediyor. Umarım beğenirsiniz.  

Profösör

9 Ocak 2017 Pazartesi

İnsanlıktan Yanayız


Dünyada iki kutup var, biri iyi kötü demek gafletine düşürülüyoruz. Sovyetler Birliği çöktüğünde  tek kutuplu bir dünyanın temsilcisi Amerika vardır demek, söylem olarak da yanlıştır. Tek kutuplu bir dünya olmaz. Görünüşte süper ve emperyal güç olarak Amerika var denir. Şimdi ise birden fazla  Amerike'ya kafa tutabilecek dünyada süper güçlerin varlığından sözedebiliriz.

Oysa adaletten, hakikatten, insanlıktan yana güçler var olmakla birlikte, karşısında  da hakka, hakikate aykırı duran, insanlığı sömüren, ezen, katliam yapan güçler ve insiyatifli aileler vardır. Temsil ettiği zihniyetk tek kelimeyle siyonizmdir. Siyonizm zihniyeti ahtopot gibi kollarıyal her yere uzanmış ve sarmıştır.

Bizler ne o kutuptan, ne bu kutuptan sömürgecilerin temsil ettiği hiçbirinin zihniyetini benimseyemeyiz. Bizler ancak insanlık adına ve insanlık onuruna verilen şavaşlarda haktan ve hakikatten yana bir duruş sergileriz. Hele hele yabancı güçlerin belirlediği gündemin içinde kendimize bir rol göremeyiz. 

Profösör

25 Ağustos 2016 Perşembe

Milli Değerlerimize Sahip Çıkalım



Not: Yazıya ne hacet!.. Bazen insan duygu ve düşüncelerini çizgiye döker. 
Bugünkü Yeni Birlik Gazetesi Buluşma Noktası'nda neşrolunan karikatürüm 
Bloğumda da sizlerle paylaşıyorum. 

Profösör

22 Aralık 2014 Pazartesi

Ölürken Gülümseyen Adam




İnsan ne garip bir varlıktır diyesi geliyor kendi kendine insanın. Her insan doğarken ağlıyor, buna karşın bazı insanlar da ölürken gülümseyebiliyor.  Dünya hayatına alıştıkça, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, ömrünü çarçur ettikçe ölümden doğal olarak korkuyor insan. Doğal olarak bu tür insanların ölüm hali de pek içaçıcı olmuyor sanırım. Oysa ömrünü çile içinde geçirmiş, yanarak pişmiş, ömrü boyunca bütün zamanını iyiliklerle geçmiş, gülümsemeyi, gönül almayı  insanlık ve vicdan borcu olarak benimsemiş olan bir insan, ölüm döşeğinde bile olsa gülümseyebiliyor. Onlardan birisi de bende inanç ve umuda yönelik izler bırakan,  inançlı bir ihtiyar adam. İyilik yaptıkça gülümseyen, gülümsedikçe iyilik yapan sıradan bir müslüman. O bu fane dünyadan göçüp gitse  de ömrüm boyunca benimle birlikte yüreğimde yaşayacak olan bir insan.

Hüzünlü bir ortamda buluyorum kendimi bir an. Demek ki vakit tamam. Bir tarafta başı beyaz sarıklı, siyah sakallı genç bir hoca yere diz çökmüş halde, elinde kara kaplı mushafı, etrafında halka yapmış  beyaz takkeleriyle talebeler  huşu içinde, Kur'an okunuyor evde. Diğer tarafta yerde döşek, ölüm döşeğinde ihtiyar adam ölmekle ölmemek arasında duran bir çizgide. Beyaz sarıklı hoca okumasını bitirir bitirmez yerde sabit yatan, hiç kımıldamayan, ihtiyarın kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Belki de  "Kelime-i Şahadet"i getirme vakti diyor. sessizce. Ölüm döşeğinde hareketsiz yatan bu yaşlı adamdan, "Şuur içinde ölüyorum" diyen cümlesi dökülüveriyor titrek dudağından. Bir de ne görelim;  rengarenk bir kelebek bütün canlı renkleriyle odaya giriveriyor,  odanın içersinde ahenkle ve rakseder gibi bir dönüş yaptıktan sonra, bütün renklerini bize bırakıp, pencere camından çıkıp gidiveriyor. Sonra yaşlı adam; kirpiklerini kırpıştırarak son bir kez bu fani dünyaya gözlerini tebessümle açıp kapatıyor. Sanki kuş gibi hafifliyor, kelebek gibi uçup gidiyor.  Huzur içinde ruhunu O'na teslim ediyor.

İlk kez böyle bir ölü evindeyim. Huzur içinde ölen ihtiyar adamın arkasından hiç bir ağlaşma hiçbir  yok, sızlaşma yok; sadece her yeri kaplayan derin bir hüzün var. Ona bakılırsa asıl hüznü ben yaşıyorum onu özleyen yüreğimde. Dünyayı terkederken bile gülümsemesini esirgemeyen ihtiyarı özlüyorum. Sağlığında hiç düşürmediği dilinden "İyilik yapın, iyilik bulun" cümlesi dudağından dökülürken bile,  kelebek kanatları  gibi kırpıştıran kirpiklerini anımsıyorum.  

O benim için  bir inaç, bir umut ve bir tebessüm mektebiydi. O benim için tutunacak bir dal gibiydi. O geçmişle geleceğin sanki bir anahtarıydı. O kinden kibirden arınmayı bilen bir insandı. İşte o ihtiyar adam, bana harfleri ilk öğreten,  benim biricik sevgili hocamdı.  

Profösör

6 Aralık 2014 Cumartesi

Kırmızı Balık


Olta balığı olmak istemem. Eninde sonunda ateşte pişmek var. Bir süs balığı olmak, kırmızıya boyanmak isterim. Bir camekanlık, bir kavanozluk özgürlüğe evet derim. Bir fanusta ne kadar nefes alabilirsin; bir akvaryumda ne kadar cilve yapabilirsin. Kaderde balık olmak varsa, istersen balinada yaşayabilirsin. Bu dünya tatminsiz bir insan için zindandan beter olmalı. Bir kul zikrettikçe, şükrettikçe bu dünya cennet olmalı.

Proösör


28 Ocak 2013 Pazartesi

Biz Sonsuzluk Bestesiyiz


İnsanoğlu bir zamanlar, uzayda bir gezegen olan dünyamızın sabit, hareket etmeden ve yerinde duran, fakat güneşin de görünürdeki hareketlerine bakarak dünyanın etrafında döndüğünü kabul ediyordu. İnsanoğlu bu düşünce tarzıyla asırlardır zihinsel bocalamanın içinden kendini kurtaramadı. Asırlar sonra; tam aksine güneşin sabit, hareket etmeden yerinde duran, dünyanın da güneşin etrafında dönen bir gerçek olarak kabul edilmeye başlandı. Oysa bu haliyle uzay alemi ne kadar da sığlaştırılmıştı. Sabit bir güneş var; güneşin etrafında bir sistem içinde hareket eden, kendisine ve kendi kanunlarına tabi olduğu, üzerinde yaşadığımız bu dünya gibi, uzayda irili ufaklı sonsuz derecede gezegen ve uyduları var. Nice galaksiler, nice samanyolu, nice kehkeşanlar bir toz bulutu gibi, sanki milyonlarca sığırcığın gökyüzündeki yaptığı dans gösterisi kadar, güneş etrafında dönüşlerini tamamlıyordu. Güneş kendi sisteminin içinde kendi etrafında dönse bile, önceleri sadece sayısal olarak bir güneş sisteminin var olduğu söylenirken, uzay bilimcileri sonraları birden fazla güneş sisteminin varlığından söz etmeye başladılar. Oysa Kur'an-ı Kerim'de " Doğular, batılar" söylemi bize bu kavram hakkında da ap açık deliller gösteriyordu. Evren ne, tek bir güneş sistemine, ne de birden fazla diyerek, sınırlı sayıyı ifade eden bir kavramı asla kabul etmiyordu. Oysa Allah sonsuzluk kavramında bir evren yarattı ve Ona "Kün" demesiyle herşeyi dilediği gibi donattı.

Şimdi uzay bilim adamları, güneşin bütün sistemiyle birlikte hareket ettiğini söylüyorlar. Demek ki, yerinde duran hiçbir şey yok. Herşey hareket halinde. O halde tek bir güneş sistemi de yok. Etrafında dönen uydularıyla, toz bulutlarıyla nice güneşler ve nice güneş sistemleri birbirlerinin etrafında da dönüş yaptıklarını söylememiz gerekir. Uçsuz bucaksız her güneş sistemi aynı zamanda evrenin büyüklüğü içinde bir toz bulutunun zerresi durumuna düştüğünü de söylemeliyiz. Bütün güneş sistemleri bir olup, nice adını koyamadığımız sistemlerin işleten çarkını oluşturduğunu düşünürsek, ancak kendimizi hakikatin kucağına düşmüş sayacağız. Büyüyen ve küçülen makro ve mikro planda, İç içe mimari ve iç içe benlik, akıllara durgunluk veren bu hakikatin tezahüründen başka birşey değildir.

Allah'ın "Kün" emrine mazhar olarak varoluşunu tamamlayan ve İlahi kanunlarla işleyen evrenin gücü ve sonsuzluğu irdelendikçe, aynı zamanda insan aklının durduğu ve buna karşılık Allah'ın evi olan kalbin yaratılış sırrına, teslim olduğu da bir hakikattir. Akıl böyle bir sıkleti çekemezken, imanlı ve ihlaslı kalp bütün evreni ve evreni yaratan Allah'ı taşıyabiliyor.

Böyle grift bilmecede sonsuzluk bestesiyiz. 
İşte post, işte dost diyerek; O'nun izindeyiz..

Profösör

21 Kasım 2012 Çarşamba

İyi Bir İnsan; İyi Bir İletişim Kurandır.


İyilik, güzellik, doğruluk değerleri ancak; birey ve toplum üzerinde, iyi bir duyguya, güzel bir düşünceye, doğru bir davranışa dönüştüğü zaman etkili olarak hükmedici olabilir. Bu değerlerle bir donanıma sahip olan birey ve toplum, iletişim kurmada da muhatabını çekim alanını içine alması kolaydır. İyilik, güzellik, doğruluk insanın doğasında var olan, inancıyla ve ihlasıyla güçlenen, ilim ve irfanıyla yücelen, insanın değerlerine değerler katan niteliklerdir. Bu olumlu nitelikler aynı zamanda ahlaki olduğu için, "Üzüm üzüme baka baka kararır" misalindeki gibi bireyden bireye, toplumdan topluma sirayet eden benzeşmeler de olması beklenmektedir. Bu nitelikli değerlerle iletişim kuranlar birey ve toplum üzerinde olumlu etkiler oluşturacaktır. Bu etki kişilerde, en başta, inanma, güvenme duygu ve düşüncesini kazandıracaktır. Bütün amaç karşımızdaki kişiyi yaptıklarımızla hayran bırakmak değil, taşıdığımız inanç değerlerini, birlikte paylaşmak, karşılıklı insani değerleri yüceltmek, bir dostluk inşa ederek, birlikte koşmak, birlikte yorulmak ve ulvi bir mefkureyle belki de birlikte ölebilmektir.

İletişim kurmak, olmasını istediklerimizin olmasını ve olgunlaşmasını, olmamasını istediğimiz şeylerin de asla olmamasını istemek demektir. İletişim kurmak, yeryüzünde iyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların hakim olmasını arzulamak, tebliğ ve irşad görevini hakkiyle yapabilmektir. İletişim kurmak, alanında yetişmiş olmak, ehliyet ve liyakat sahibi olmak, yetişmekle birlikte yetiştirmeyi bilmek, bir kuşaktan bir kuşağa, sevgi ve saygıyı, herkesle ve herşeyle empati kurabilmek demektir. İletişim kurmak, haksızlığa karşı dik durmak, Hakka ve haklıya karşı diklenmemek demektir. İletişim kurmak bir lokmayı ikiye bölmek, onunla bereketlenmek; bir hırkayı birlikte örtünüp, onunla şefkat ve merhamet bulmak demektir. İletişim kurmak, kanayan bir yüreğe merhem olup, şifa olmak demektir. Kimsesiz bir çocuğun başını okşayıp, ona şeker vermek, yaşlı bir kadının elini öpmek, ondan hayır dua beklemek demektir.

Günümüzde ne yazık ki; manevi değerler karşılığını bulamıyor. Maddi değerler manevi değerlerle çelişiyor. Öyle bir nesil yetişiyor ki; bencil, çıkarcı, şekilci, köşeyi döneyim, gemimi yüzdüreyim diyerek aslında kendi sonunu getiriyor. Oysa kültürümüzde inancımız bizi komşumuzdan sorumlu tutuyor. Buna rağmen kimse kimseye güvenemiyor, güvenmiyor. Kişiler arasında yüz mimikleriyle yapılan yapmacık selamlaşmalar hemen sırıtıyor. Dostluk gösterdiğini sandıklarımız, aslında sahtelik gösteriyor. Bütün duygusal, düşünsel iletişimler kopuyor. Doğrular yanlışlarla, güzeller, çirkinlerle, iyiler kötülerle yer değiştirebiliyor. Kavramlar karışıyor, kafalar daha da karışıyor. Bir taraftan kırgın gönül, umutları kırılıyor, kanatları kırık, uçmak isteyip de uçamıyor.. Bir taraftan kanayan yürek, kanatıldıkça iyileşmek yerine bin kez kanıyor. Anladık ki hiçkimse doğru iletişim bilmiyor. İletişim deyince; harfler, kelimeler, cümleler, anlamını yitiriyor. Böylelikle boş yere konuşmalar, nutuklar edebiyat yerine hamaset kokuyor. Din, iman, vatan, namus, iffet, ahlak, hak ve adalet manevi değerleri dillendirenler, bu değerleri özünde içselleştirmedikleri için, yaşamak istese de yaşayamıyor. Yaşamadıkları için, birey toplumdan kopukça, toplum içinde samimi ve etkili bir iletişim kurulamıyor. Yardımlaşma ve dayanışma ruhu çöktükçe insanlık yalnızlığın cehaletinde boğuluyor. Dünyanın her yerinde İnsanlar öldürülüyor; insanlık ölüyor. Dünyanın her yerinde mazlumlar eziliyor; vicdanlar yerlerde sürünüyor.

Bütün mesele iyi bir insan olabilmektir. İyi bir insan iyi bir iletişim kurandır. İyilik, güzellik, doğruluk değerleriyle iyi bir insan olmalı, herkesle ve herşeyle iyi bir iletişim kurmalıyız. Gönüllere, vicdanlara kolayca girebilmeliyiz. Haktan hukuktan yana tavır alarak, insanlığın, barışa, sevgiye, selamete, kavuşmasına katkı sağlamalıyız. İyi ilişkiler kurabilen, dostluk mertebesine erebilen, Hakkın rızasını kazananlardan olmalıyız

Profösör

2 Nisan 2012 Pazartesi

Rızkı Veren Allah'tır

Bizim dünyaya olan düşkünlüğümüz nedir diye, zaman zaman düşündüğümüz olmuştur. Dünyaya gelişimiz bizim elimizde olmayan bir gerçektir. Doğuşumuz nasıl bizim elimizde değilse, ölüşümüz de bizim elimizde değildir. Bu iki çizgi arasında, ister bebeklik olsun, ister çocukluk olsun, ister gençlik ve yaşlılık anlarımızda olsun mutlaka başkalarına ve bütün toplumun potansiyeline gereksinim duyarız. İnsan toplumsal bir varlıktır. Kendisi olduğu kadar aynı zamanda toplum için vardır. Çünkü her insanın kendisine düşen toplumsal görevi kendi varlığıyla kendine düşeni yapmalıdır.

Kimimiz terzilik yapar kişilerin elbise ihtiyacını gideririz. Kimimiz fırıncılık yapar kişilerin ekmek ihtiyacını gideriz. Kimimiz öğretmenlik, kimimiz, mühendislik, kimimiz doktorluk yaparak hizmet ederiz. Bu hizmet bir bütün olarak insanlığın onurlu bir şekilde hayatını devam ettirmesi için zaruri olan bir sorumluluktan kaynaklanmaktadır. Bir insan kendisi için ihtiyaç duyduğu bu gereksinimlerin hepsini karşılaması mümkün değildir. Bu da mümkün olmayacağına göre, kendisine düşen sorumluluklarla bir hayat anlayışını benimseyerek idealize etmesi gerekmektedir. Demek ki; herkes birbiri için hayatını tamamlayan birer unsur halinde varlıklarını sürdürürler. Sağlıklı insanlarımız olduğu gibi, sağlıksız, durumu kötü ve düşkün insanlarımızın da, diğer insanlarımızın sevgi, şefkat ve merhameti altında, onurlu bir hayat sürdürmeleri hakkı vardır.

Bu dünyada aslında bizi bağlayan ne mal, ne ıyal, ne evlad, ne şöhret, ne makam ve mevki vardır. Bu dünyaya gelişimiz, bu dünyadan gidişimiz içindir. Bu dünyada bal, börek yiyerek, lüks ve şaşaa içinde yaşayan da vardır. Bu dünyada bir hırka, bir lokma kuru ekmekle hayatını şükrederek idame ettiren de vardır. Sonuçta rızkı veren Allah'tır. Kuşların da insanlardan farklı yönü bariz olarak, makam, mevki ve para gibi hırsları olmamakla birlikte, dünyevi kaygıları da yoktur. Kuşlara, kurtlara da rızkı veren Allah'tır.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...