İzleyiciler

hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hoca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2017 Perşembe

Öğretmenlerimiz

Gelmiş 
geçmiş 
bütün
öğretmenlerimize
sonsuz şükranlarımı
sunuyorum.
Onların 
üzerimizdeki
haklarını
ne yapsak
ödeyemeyiz.

Profösör

28 Kasım 2016 Pazartesi

İyi İletişim; İyi Duruş


Bir alim, bir akademisyen ya da bir hoca olabilirsiniz. İletişimin sırlarını eremeyen hiç bir kimse ne anlatsa istediği iletişimi muhatabıyla kuramaz. Hem Türkçe'yi iyi bileceksin, hem imlayı yalayıp yutacaksın, hem de noktalamaları ihmal etmeyeceksin. Bir de üzüm yemeye devam edeceksin, bağcıyı dövmek insana bir şey kazandırmaz. Her şeyden önemlisi karşımızdakilerle empati yaparak yüreğini ortaya koyacaksın.


Profösör

12 Ocak 2016 Salı

Devir Değişti!..


Talebe hocanın peşinden gideceği yerde, "Eşek sıpanın arkasından gider" atasözünü haklı çıkartacak bir ironiyle hoca talebenin peşinden gidiyor. Allah hepimize akıl fikir versin... 
Cumhuriyet öncesi mahalle mektebine gidilirdi. Mektebe başlayacak çocuk hocaya götürülürdü. Çocuğun velisi "Hocam bu tıfıl size teslim; eti senin kemiği benim" derdi. Orada bütün çocuklara milli değerler öğretilirdi. Yaramazlık yapan değneyi yer, suç işleyen talebenin huzurunda falakalya yatırılırdı. 
O zamanlarda ne şahsiyetler yetişti. Bunları yadsıyamayız. Milli mücadeleye katılan, Çanakkale'de destan yazan bıyığı yeni terlemiş kızanlar, nice gençler tarihe geçti. Milli ruh olmasa, İslami bir terbiye görülmese yedi düvele karşı savaş verilebilir miydi!..
Profösör

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör

1 Ocak 2015 Perşembe

Berbat Süleyman!..


"Hayatta sendelemek, tökezlemek ve düşmek de vardır" Bu cümleyi  ak saçlı  bir ihtiyar  söylüyorsa eğer bu sözü  dikkate almak gerektiğini söylemek isterim. Her an her şey olabilir. Beklemediğimiz süprizlerle karşılaşabiliriz. Herşey yolunda giderken sendelemek ve düşmek aslında ilahi bir uyarıdır bize. Bunun için sağlığımızı, işimizi, derslerimizi çeketmemiz gerekir. Her şey iyiyken ve iyiye giderken bile otokontrol içinde olmalı, sağlamasını yapmalı ve  kendimizi bu konuda güncellemeliyiz. Önümüze çıkabilecek, bizi tökezletip düşürebilecek bütün olumsuzluklara  karşı önceden maddi ve manevi tedbirleri alabilmeliyiz. Ak saçlı ihtiyarlarla istişare içinde olmalı,  onların sözlerine önem vermeli ve tecrübelerine güvenmeliyiz.

Her şey  hayatımızda iyi başladığı gibi iyi sürmeyebilir de. Açıkçası bunun bir çok örneklerine de şahit oluruz. Hatta bu örneklerin bir çoğu, darbı mesel gibi anlatılır da, nedense bir türlü bundan ibret almayız. Nasihat dinlemeye bile tahammülümüz yoktur. İlla başımıza bir musibet gelecek ki, acı tecrübeyi bizzat biz de yaşamış olacağız.  "Bir musibet bin nasihattan evladır" sözü boşuna söylenmemiş olsa gerek. Nedense aklımız doğru olanı kabul eder de, doğru olanı yapmayız.Sonuç olarak  inatla nefsimize uyar, irademizi ipotek altına alırız. Sendeleriz, tökezleriz, düşeriz. Hatta üstübaşımızı temizleyip, bir yere dayanarak kalkmayı, tekrar yolumuza devam etmeli  bilemeyiz.

Bazen ne yaparsak, ne tür tedbir alırsak alalım, beklentilerimiz bizim istediğimiz gibi olmaz ve gerçekleşmeyebilir. Bizim tedbirimiz,  gücümüz ve birikimimiz kadardır. Başa gelecek her ne olursa olsun "Bunda da bir hayır vardır" deyip geçeriz belki ama, içine düştüğümüz bu duruma da çok üzülürüz ve derinden sarsılırız. Böyle durumlarda en büyük dayanağımız, bizi anlayan ve her zaman bizim yanımızda olan ailemiz, eşimiz, dostumuz, arkadaşlarımız, hocalarımız ve ak saçlı ihtiyarlarımızdır.

Lise talebesi iken, bir matematik hocamız vardı bizim. Amiyane bir tabirle  "Tecrübe hayatta yenen kazıkların bileşkesi" diyerek cebirin püf noktalarını anlatırdı bize. Israrla cebirdeki eksi işaretin berbatlığından söz ederdi bize. Eksi işareti bir parantezin önüne geldiği zaman, bütün işaretleri değiştirme gibi önemli bir özelliği vardı. Parantez içindeki ne kadar işlem varsa, bu işlemlerin  bütün artılarını eksi, eksilerini de artı yapıyordu. Bu eksi işareti bir nevi kabadayı gibiydi. Eksi işareti cebirde cebren işlevini sürdürüyordu. Kulağımızda küpe olsun diye, cebirdeki eksi işaretinin adını "Berbat süleyman" koymuştu hocamız. Biz de hayatımız boyunca kazık yememek için, ak saçlı hocalarımıza inanır ve güveniriz hayatımız boyunca. Onların tecrübelerinden doğal olarak yararlanırız da. Onun için her an karşımıza bir "Berbat Süleyman" çıkabilir ihtimaline karşı da, tedbirimizi almalı ve "Berbat Süleyman"larla karşılaştığımızda onlara pabuç bırakmamalıyız aslında.

Profösör

22 Aralık 2014 Pazartesi

Ölürken Gülümseyen Adam




İnsan ne garip bir varlıktır diyesi geliyor kendi kendine insanın. Her insan doğarken ağlıyor, buna karşın bazı insanlar da ölürken gülümseyebiliyor.  Dünya hayatına alıştıkça, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, ömrünü çarçur ettikçe ölümden doğal olarak korkuyor insan. Doğal olarak bu tür insanların ölüm hali de pek içaçıcı olmuyor sanırım. Oysa ömrünü çile içinde geçirmiş, yanarak pişmiş, ömrü boyunca bütün zamanını iyiliklerle geçmiş, gülümsemeyi, gönül almayı  insanlık ve vicdan borcu olarak benimsemiş olan bir insan, ölüm döşeğinde bile olsa gülümseyebiliyor. Onlardan birisi de bende inanç ve umuda yönelik izler bırakan,  inançlı bir ihtiyar adam. İyilik yaptıkça gülümseyen, gülümsedikçe iyilik yapan sıradan bir müslüman. O bu fane dünyadan göçüp gitse  de ömrüm boyunca benimle birlikte yüreğimde yaşayacak olan bir insan.

Hüzünlü bir ortamda buluyorum kendimi bir an. Demek ki vakit tamam. Bir tarafta başı beyaz sarıklı, siyah sakallı genç bir hoca yere diz çökmüş halde, elinde kara kaplı mushafı, etrafında halka yapmış  beyaz takkeleriyle talebeler  huşu içinde, Kur'an okunuyor evde. Diğer tarafta yerde döşek, ölüm döşeğinde ihtiyar adam ölmekle ölmemek arasında duran bir çizgide. Beyaz sarıklı hoca okumasını bitirir bitirmez yerde sabit yatan, hiç kımıldamayan, ihtiyarın kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Belki de  "Kelime-i Şahadet"i getirme vakti diyor. sessizce. Ölüm döşeğinde hareketsiz yatan bu yaşlı adamdan, "Şuur içinde ölüyorum" diyen cümlesi dökülüveriyor titrek dudağından. Bir de ne görelim;  rengarenk bir kelebek bütün canlı renkleriyle odaya giriveriyor,  odanın içersinde ahenkle ve rakseder gibi bir dönüş yaptıktan sonra, bütün renklerini bize bırakıp, pencere camından çıkıp gidiveriyor. Sonra yaşlı adam; kirpiklerini kırpıştırarak son bir kez bu fani dünyaya gözlerini tebessümle açıp kapatıyor. Sanki kuş gibi hafifliyor, kelebek gibi uçup gidiyor.  Huzur içinde ruhunu O'na teslim ediyor.

İlk kez böyle bir ölü evindeyim. Huzur içinde ölen ihtiyar adamın arkasından hiç bir ağlaşma hiçbir  yok, sızlaşma yok; sadece her yeri kaplayan derin bir hüzün var. Ona bakılırsa asıl hüznü ben yaşıyorum onu özleyen yüreğimde. Dünyayı terkederken bile gülümsemesini esirgemeyen ihtiyarı özlüyorum. Sağlığında hiç düşürmediği dilinden "İyilik yapın, iyilik bulun" cümlesi dudağından dökülürken bile,  kelebek kanatları  gibi kırpıştıran kirpiklerini anımsıyorum.  

O benim için  bir inaç, bir umut ve bir tebessüm mektebiydi. O benim için tutunacak bir dal gibiydi. O geçmişle geleceğin sanki bir anahtarıydı. O kinden kibirden arınmayı bilen bir insandı. İşte o ihtiyar adam, bana harfleri ilk öğreten,  benim biricik sevgili hocamdı.  

Profösör

3 Haziran 2014 Salı

"Dur"dan, "Çüş"ten Anlamak



"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." diyordu hocalarımız bize. Bir hocamızın da boy boy ve kademeli kalınlıkları olan, bir numaradan beş numaraya kadar numaralandırdığı  sopaları vardı. Hocamız her zaman sopalarıyla övünürdü. "İyi ki sopa cennetten çıkmış" derdi. Sonra da kendisinin medresede okurken iken, çok yaramaz bir talebe olduğunu söylüyor, bir taraftan falakaya nasıl yatırıldığını, "Eşşek sudan gelinceye kadar" nasıl sopa yediğini  ballandıra ballandıra, hemde bu hatırasını kendisine bir övünç meselesi yaparak  anlatırdı bize. "Biz altmışsekiz kuşağı gibi anarşit olmadık; molla olduk; ağır takıldık" derdi. 

Şimdi bakıyorum da canım cicim yetiştirilen şimdiki cici gençlik; burnunun ucundaki sivilceyi görmüyor da çiçek, böcek deyup sağı solu, etrafı yakıp yıkıyor. Gaza geliyor, gaz yiyor; bana mısın demiyor. Maske takıp, yüzünü gizliyor; tomanın üzerine çıkıp, zafer işareti  yaparak kendisini  kahraman sanıyor. Okuyup da adam olamayanlar çapulcu oluyor; eşşek bile olamıyor. Oysa eşşek bile "dur"dan "çüş"ten anlıyor. 


Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...