İzleyiciler

hizmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hizmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2016 Salı

Emek Sineması

Vay be!.. Adamlar yapmış arkadaş. Sanatçı ve artistler  Emek Sineması'nın restorasyona karşı çıkmışlardı. Emek Sineması'na dokundurtmayız diye karşı çıkmışlar ve yeleqmler yapmışlardı. Oysa burası artık restore edilmeliydi. Buna ihtiyaç vardı. 


Emek Sineması restore edildikten sonra buraya ziyaret eden gazeteci yazar Hıncal Uluç yeni salonun yeni özelliklerine vurgu yaparken "Sitede 11 salon var.. Önce Büyük Salona gittik.. Burası Emek.. Gözlerime inanamadım. Nasıl güzel, nasıl ferah, nasıl ışıl ışıl.. Salonu, locaları ile muhteşem Emek, tüm süslemeleri ile aynen karşımda.. Tek eksiği, fareleri ve örümcek ağları.. Öndeki koltuklar kaldırılıyor, içerden bir mekanizma ile salona doğru bir sahne uzanıyor.. Tiyatro, Opera, Bale temsilleri yapılabilecek Kadıköy Süreyya'ya dönüşüyor o zaman, sinema salonu.." şeklinde görüşünü belirtmesi bir anlamda iş yapanlara teşekkür ediyordu.
Elbette sanat halkın yararına ve bilinçlenmesine yönelik yapılıyorsa, sanat merkezleri de estetik bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Kim ki insan yararına bir çivi çakıyor, ona tebessümle bakıyoruz. Çünkü insanımız iyi şeylere layıktır.
Profösör

11 Ekim 2015 Pazar

Hayat Koçu


Kim ne derse desin; "Düyada rahatlık yoktur" Fakat insan maneviyatla huzur bulur. Zengin  ve para babası bir insan maneviyatsız moralsiz mutsuz ve huzursuzdur. Evsiz barksız, parasız pulsuz, hatta kimsesiz bir insan gariban olduğu kadar, Allah'tan başka hiçbir kimsesi yoktur. Buna karşılık güçlü bir inancı ve güçlü bir umudu vardır. Makam mevki, şan şöhret sahibi maneviyatsız ve moralsiz zengin kimseden onun gibi  bolluk içinde rahat ve konforlu yaşamasa bile  ondan kat kat huzurlu ve mutludur. Bir insan için en büyük dayanak inancı ve umududur.

Hayat boyunca atacağımız önemli her adımımızı kendi aklımız ve mukeme yeteneğimize güvenerek hareket edemeyiz. Mutlaka tecrübe sahibi büyüklerimizin görüşlerini alır, alanında hocalarımızın rehberlikleriyle problemlerimize doğru çözümler bulur, korkularımızı ve endişelerimizi yenerek, kendimiz için dengeli ve düzenli bir hayat tasavvur ederiz. Bulunduğumuz noktadan hedef noktaya giden mesafeyi doğru bir çizgiyle belirleriz. Böylece özümüzde taşıdığımız inanç ve umutla huzur ve mutluluğu başarıyla elde etmek, ancak çok çalışmanın yanında, iyi hasletleri benimsemeli, kötüleri üzerimizden atmalıyız. Sürekli kendimizi güncellemeli aynı zamanda böylece  yüce bir mefkureye sahip olmalıyız. Madem ki bu dünyaya gelmişiz, bir işe yaramalı ve üzerimize düşen sorumlulukla insanlık idealinde bir hizmete talip olmalıyız.

Başta çocuklar, gençler, yaşlılar, öğrenciler, iş adamları, evli kadın ve erkekler, engelli hastalar, yatalaklar, para, mal mülk, makam mevki, şan şöhret sahibi sanatçılar, sporcular ve daha niceleri bir takım nedenlerle kendilerini ağır bir baskı altında hissederler. Sadece ekonomik açıdan değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da stratejik bir yol haritasına gereksinim duyarlar. Bunların arkalarında teknik danışmanları olduğu kadar; kendileriyle gönül bağı kuracak, maneviyat ve moral değerleri aşılayacak, kendilerini iyi hissettirecek yaşam koçlarına ihtiyaç duyarlar. Kimilerine göre yaşam koçu kendilerini takib eden ve kendilerini asla yalnız bırakmayan gölgeleri gibidir. Buna kendi kültürümüzde "koç" yerine  "hoca" da denir.

Profösör

25 Aralık 2014 Perşembe

Hastahanede Grev Var!..


Devlet vatandaşına daha iyi hizmet verebilmesi için her türlü argümanı kullanabilir ve bir çok mekanizmaları devreye sokabilir. Özel sektörle de çalışabilir. Bunu yaparken de devletin ve milletin menfaatini göz önünde tutar. Burada dikkat edilmesi gereken hizmetin sağlıklı sürdürülmesi ve vatandaşlar tarafından memnuniyet verici olmasıdır.

Devlet özel sektörden hizmet satın alırken, bütün sorumluluğu özel sektöre yıkmamalı, aynı zamanda hizmet veren ve hizmet alanın haklarını koruyarak, vatandaşı da mağdur edecek bir hak ihlali içinde yer almamalıdır. Devlet özel sektöre iş verirken, hizmetin aksama olasılığını dikkate alacak, ve bu olasılığı ortadan kaldıracak yasal düzenlemeyi de yapmalıdır. Herşeyi taşeron firmaların insafına terketmemelidir. 

Bugün devlet hastanesine gittiğimde, Nükleer Tıp Bölümü'nden on gün önce çektirmiş olduğum sintigrafi sonuçlarımı sekreteryadan alırken dikkatimi çeken bir husus vardı. Bu bölüme gelen hastalar geriye çeviriliyordu. Grevin olduğunu öğrendim. Taşeron firmanın hastanede çalışan elemanları birkaç aydır maaşlarını alamamışlardı. Özellikle sağlık kuruluşlarında grev olması ve bundan dolayı hizmetin durması anlaşılır gibi değil. O kadar sağlıkta reform  yapıldığını söylesek de, bunun hiçbir  izahı yok. Devlet taşeron işçi çalıştırsa da, hizmet hiç bir surette aksamamalı. Devlet taşeron firmayı sürekli  denetim altında tutmalı ve taşeron firma da devletten aldığı paraıyı tahsil ettiğinde, önce çalıştırdığı işçilerin maaşını zamanında ödemelidir.   Bu suretle taşeron olarak çalıştırılan işçilerin hakkı korunduğu gibi, bunun yanında   vatandaş ve hastalar da, katiyyen mağdur olmayacaktır.


Profösör

22 Aralık 2014 Pazartesi

Ölürken Gülümseyen Adam




İnsan ne garip bir varlıktır diyesi geliyor kendi kendine insanın. Her insan doğarken ağlıyor, buna karşın bazı insanlar da ölürken gülümseyebiliyor.  Dünya hayatına alıştıkça, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan, ömrünü çarçur ettikçe ölümden doğal olarak korkuyor insan. Doğal olarak bu tür insanların ölüm hali de pek içaçıcı olmuyor sanırım. Oysa ömrünü çile içinde geçirmiş, yanarak pişmiş, ömrü boyunca bütün zamanını iyiliklerle geçmiş, gülümsemeyi, gönül almayı  insanlık ve vicdan borcu olarak benimsemiş olan bir insan, ölüm döşeğinde bile olsa gülümseyebiliyor. Onlardan birisi de bende inanç ve umuda yönelik izler bırakan,  inançlı bir ihtiyar adam. İyilik yaptıkça gülümseyen, gülümsedikçe iyilik yapan sıradan bir müslüman. O bu fane dünyadan göçüp gitse  de ömrüm boyunca benimle birlikte yüreğimde yaşayacak olan bir insan.

Hüzünlü bir ortamda buluyorum kendimi bir an. Demek ki vakit tamam. Bir tarafta başı beyaz sarıklı, siyah sakallı genç bir hoca yere diz çökmüş halde, elinde kara kaplı mushafı, etrafında halka yapmış  beyaz takkeleriyle talebeler  huşu içinde, Kur'an okunuyor evde. Diğer tarafta yerde döşek, ölüm döşeğinde ihtiyar adam ölmekle ölmemek arasında duran bir çizgide. Beyaz sarıklı hoca okumasını bitirir bitirmez yerde sabit yatan, hiç kımıldamayan, ihtiyarın kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyor. Belki de  "Kelime-i Şahadet"i getirme vakti diyor. sessizce. Ölüm döşeğinde hareketsiz yatan bu yaşlı adamdan, "Şuur içinde ölüyorum" diyen cümlesi dökülüveriyor titrek dudağından. Bir de ne görelim;  rengarenk bir kelebek bütün canlı renkleriyle odaya giriveriyor,  odanın içersinde ahenkle ve rakseder gibi bir dönüş yaptıktan sonra, bütün renklerini bize bırakıp, pencere camından çıkıp gidiveriyor. Sonra yaşlı adam; kirpiklerini kırpıştırarak son bir kez bu fani dünyaya gözlerini tebessümle açıp kapatıyor. Sanki kuş gibi hafifliyor, kelebek gibi uçup gidiyor.  Huzur içinde ruhunu O'na teslim ediyor.

İlk kez böyle bir ölü evindeyim. Huzur içinde ölen ihtiyar adamın arkasından hiç bir ağlaşma hiçbir  yok, sızlaşma yok; sadece her yeri kaplayan derin bir hüzün var. Ona bakılırsa asıl hüznü ben yaşıyorum onu özleyen yüreğimde. Dünyayı terkederken bile gülümsemesini esirgemeyen ihtiyarı özlüyorum. Sağlığında hiç düşürmediği dilinden "İyilik yapın, iyilik bulun" cümlesi dudağından dökülürken bile,  kelebek kanatları  gibi kırpıştıran kirpiklerini anımsıyorum.  

O benim için  bir inaç, bir umut ve bir tebessüm mektebiydi. O benim için tutunacak bir dal gibiydi. O geçmişle geleceğin sanki bir anahtarıydı. O kinden kibirden arınmayı bilen bir insandı. İşte o ihtiyar adam, bana harfleri ilk öğreten,  benim biricik sevgili hocamdı.  

Profösör

19 Şubat 2014 Çarşamba

Nasıl Marka Olunur; Nasıl Korunur.





Marka demek; tek kelimeyle itibar demektir. İtibar bir ürünün kalite standartlarıyla üretilmesi, bir hizmetin insanlık idealinde hakkıyla  yerine getirilmesidir. Günümüzde marka olgusu oluşturmak;  kişi, kurum ve kuruluşların yanısıra, ürün ve hizmet satınalan müşterilerin nezdinde her anlamda sarsılmaz bir güven oluşturmaktır. O halde ne iş yaparsak yapalım, nasıl bir hizmet içinde bulunursak bulunalım, önce o işi yapmada ehliyet ve liyakat sahibi olmalıyız. Hem işi iyi bilmeli hem de, doğru dürüst ve insanlığın hizmetinde kendimizi adamalıyız.

Marka olmak için yaygın olmak gerekmiyor

Atadan ve babadan miras olarak geçen, nice hizmetler yapılırken titizlik gössteriliyorsa
toplum tarafından da itibar gösteriliyor demektir. Kurukahveci Mehmed Efendi ve Mahdumlarının verdiği hizmet yıllarca takdir görmektedir. Bir ürünün ve bir hizmetin marka olması için  yaygın bayi ağının  olması gerekmiyor. Bayilerinin çokluğu onun gerçek bir marka olduğunu göstermiyor. Gerçek bir marka ürünleri ve hizmetinde kalite standartlarını aşan, bunun ötesinde de kendine özgü nitelikleri bulunan, diğer ürün ve hizmetlerden farklılıkları olan, ayrıca müşterilerin gönüllerinde taht kuran markadır. Marka sadece kalitesiyle müşterilerinin gönlünde yer etmiyor, aynı zamanda bilinirliği ile hafızamarda da yerini buluyor. Ürünün kendisine ulaşılamasa bile, ürünün en iyisi filanca markadır deniyor. Bazı ürünler üretim kapasitesi nedeniyle sadece yettiği yere kadar dağıtımı yapılmakla yetiniliyor. Bir anlamda buna halk ağzıyla tadımlık da diyebiliriz.

Marka yapılmaz, marka olunur

Bir ürün, bir hizmet marka yapılmaz. Marka kendilğinden oluşur. Çünkü ürünün en iyisini imal etmek, hizmetin hakkıyla yerine getirilmesi bir insanlımk mefkuresi gibi düşünülürse, o zaman her işin hakkı veriliyor demektir. Daha da ötesi, bir ürünü imal ederken, bir hizmeti yürütürken, bütün çalışanların hakkının verilmesi, onlara adil davranılması, çalışanların çalıştığı yerde mutlu olması esası da vardır. Bir firma asla hak yememeli ve hak yedirtmemelidir. Bir firma bütün çalışanları, tedarikçileri, bayileri ve müşterileriyle büyük bir aileyi temsil etmiş olmalıdır. İşte o zaman marka marka olur. İşte o zaman marka sevilir baştacı edilir. İşte o zaman böyle markaya sadakat duyulur. Böyle bir arka gelişir, büyür, güçlenir ve doğal olarak diğer markalar arasındaki hak ettiği yerini alır.

Marka marka bilinciyle korunur

Asıl mesele marka olmak olsa  da, markayı korumak, marka olmakdan da daha önemlidir.  Hele üretilen ürünün ve verilen hizmetlerin hedef kitlesi kadın dünyasıyla birebir ilgiliyse eğer, hem marka olmada, hem de markayı korumada ayrıca bir uzmanlık gerektirir. Ürünlerin ve verilen hizmetin efsunlayıcı bir cabzibesi olması gerekir. Ürünlerin sağlam, sağlıklı, kaliteli oluşunun yanısıra, özgün olması, orjinal olması, teklid edilememesi, reklamlarının abartıdan uzak olarak, doğal seyrinde verilmesi, satış ve satış sonrası hizmetlerin kurumsal bilinçle yerine getirilmesi şarttır. Ancak böyle marka olunur ve ancak böyle marka korunmuş olur.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...