İzleyiciler

marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2017 Pazartesi

“Sınırsız Alışverişin Sonsuz Mutluluğu”


İsmi lazım değil; bir süper market marka isminin altına “Sınırsız alışverişin sonsuz mutluluğu” şeklindeki bir ifadeyle sloganı beni hayrete düşürdü.  Ne yazık ki bu marketin sahipleri de mütedeyyin olduğunu biliyoruz. Mütedeyyinlik sınırsız alışverişi teşvik etmez. Hesaplı ve dikkatli bir alışverişi teşvik eder.  Sınırsız harcama demek israfın dikalası demektir. Bu sloganın mantık olarak da, dünya görüşü olarak da, reklam felsefi yapısına da aykırı bir durum. Hele dindarlıkla hiç bir bağı olmayan absürt bir tutum. Markaya da, dindarlık anlayışına da zarar veren bir sübniminal bir çağırı.

Profösör

19 Şubat 2014 Çarşamba

Nasıl Marka Olunur; Nasıl Korunur.





Marka demek; tek kelimeyle itibar demektir. İtibar bir ürünün kalite standartlarıyla üretilmesi, bir hizmetin insanlık idealinde hakkıyla  yerine getirilmesidir. Günümüzde marka olgusu oluşturmak;  kişi, kurum ve kuruluşların yanısıra, ürün ve hizmet satınalan müşterilerin nezdinde her anlamda sarsılmaz bir güven oluşturmaktır. O halde ne iş yaparsak yapalım, nasıl bir hizmet içinde bulunursak bulunalım, önce o işi yapmada ehliyet ve liyakat sahibi olmalıyız. Hem işi iyi bilmeli hem de, doğru dürüst ve insanlığın hizmetinde kendimizi adamalıyız.

Marka olmak için yaygın olmak gerekmiyor

Atadan ve babadan miras olarak geçen, nice hizmetler yapılırken titizlik gössteriliyorsa
toplum tarafından da itibar gösteriliyor demektir. Kurukahveci Mehmed Efendi ve Mahdumlarının verdiği hizmet yıllarca takdir görmektedir. Bir ürünün ve bir hizmetin marka olması için  yaygın bayi ağının  olması gerekmiyor. Bayilerinin çokluğu onun gerçek bir marka olduğunu göstermiyor. Gerçek bir marka ürünleri ve hizmetinde kalite standartlarını aşan, bunun ötesinde de kendine özgü nitelikleri bulunan, diğer ürün ve hizmetlerden farklılıkları olan, ayrıca müşterilerin gönüllerinde taht kuran markadır. Marka sadece kalitesiyle müşterilerinin gönlünde yer etmiyor, aynı zamanda bilinirliği ile hafızamarda da yerini buluyor. Ürünün kendisine ulaşılamasa bile, ürünün en iyisi filanca markadır deniyor. Bazı ürünler üretim kapasitesi nedeniyle sadece yettiği yere kadar dağıtımı yapılmakla yetiniliyor. Bir anlamda buna halk ağzıyla tadımlık da diyebiliriz.

Marka yapılmaz, marka olunur

Bir ürün, bir hizmet marka yapılmaz. Marka kendilğinden oluşur. Çünkü ürünün en iyisini imal etmek, hizmetin hakkıyla yerine getirilmesi bir insanlımk mefkuresi gibi düşünülürse, o zaman her işin hakkı veriliyor demektir. Daha da ötesi, bir ürünü imal ederken, bir hizmeti yürütürken, bütün çalışanların hakkının verilmesi, onlara adil davranılması, çalışanların çalıştığı yerde mutlu olması esası da vardır. Bir firma asla hak yememeli ve hak yedirtmemelidir. Bir firma bütün çalışanları, tedarikçileri, bayileri ve müşterileriyle büyük bir aileyi temsil etmiş olmalıdır. İşte o zaman marka marka olur. İşte o zaman marka sevilir baştacı edilir. İşte o zaman böyle markaya sadakat duyulur. Böyle bir arka gelişir, büyür, güçlenir ve doğal olarak diğer markalar arasındaki hak ettiği yerini alır.

Marka marka bilinciyle korunur

Asıl mesele marka olmak olsa  da, markayı korumak, marka olmakdan da daha önemlidir.  Hele üretilen ürünün ve verilen hizmetlerin hedef kitlesi kadın dünyasıyla birebir ilgiliyse eğer, hem marka olmada, hem de markayı korumada ayrıca bir uzmanlık gerektirir. Ürünlerin ve verilen hizmetin efsunlayıcı bir cabzibesi olması gerekir. Ürünlerin sağlam, sağlıklı, kaliteli oluşunun yanısıra, özgün olması, orjinal olması, teklid edilememesi, reklamlarının abartıdan uzak olarak, doğal seyrinde verilmesi, satış ve satış sonrası hizmetlerin kurumsal bilinçle yerine getirilmesi şarttır. Ancak böyle marka olunur ve ancak böyle marka korunmuş olur.

Profösör

19 Mart 2013 Salı

Reklamcılık, Hiyerarşik Düzen ve Yetki Alanı


Herkes kendi işini doğru öğrenecek, doğru bilecek ve doğru olarak da yapmalıdır. Esas olan budur. Tasarımcı tasarımcılığını geliştirecek, reklamcı reklamcılığını bilecek, pazarlamacı da pazarlama konusunda günden güne işini daha iyi yapmaya gayret gösterecektir.. Reklamcı reklamını pazarlama iletişimini esas alarak yapar. Pazarlama iletişimi demek, markayı marka yapan gerek kurumsal davranışlar, gerek ürün kalitesini bütünüyle bilmekten geçer. Reklam yapan, ya da reklam yaptıran yetkili, aynı zamanda bulunduğu departmanı yönetebilecek beceriye ve iyi bir işletmecilik kültürüne sahip olmalıdır.

Yapılan bütün işler ürünün pazarlaması ve satışı, ürünün marka oluşumu ve marka gelişimi için, sadece ham madde ve tasarımının iyi olması yeterli değildir. Yapılan iş ürünün üretilmesindeki bütün değerler bir konsept üzerine çalışılırken aynı zamanda fikirler bir kültür yelpazesi içinde tematik değerlerle de ifade edilmelidir. Artık sadece sığ ve geleneksel fikirlerle tasarım yapılmamaktadır. Duygu yüklemesi de diyebileceğimiz kreasyona giydirilen i tematik değerlerin felsefi bir kültür altyapısı olmalıdır. Eğer temaya aykırı bir ürün varsa, bunu ayrı bir konsepte reklamı yapılıp satışa sunulmalıdır. Temanın gerektirdiği figürler, rengarenk desenler de ürünü albenili hale getirmektedir. O halde önce araştırmalar yapılmalı, sonra bir satış fikri oluşturmalıdır.. Modayı taklit eden değil, hedef kitlesini memnun edecek değerleri çıkartmak ve bu değerleri yerli yerine kullanarak, tekstil dünyasında bir farklılık getirecek farkı da moda dünyasına taşımalıdır.

Bir dünya markası, esen bütün moda rüzgarlarını, kendi lehine çevirebilir. Eğer üretilen ürünler kadınlara yönelikse, reklamcı modacıların kendi aralarında kullandıkları bilimsel dili değil, kadınların kullandıkları ve bilinçaltında gizledikleri gönül dilini kullanabilmesini bilmelidir. Çünkü reklamcılık biraz bilgi, biraz duygu, biraz düşünce biraz da davranış demektir. Biraz psikoloji, biraz felsefe, biraz, sosyoloji, biraz tasarım, biraz pazarlama demektir. Reklamcılık gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema, internet, sosyal medya ve halkla ilişkiler demektir. Yazılar yazılır, çizgiler çizilir, metinler okunur, filimler, videolar oynatılır;  herkes bir ana fikirde buluşur. Ortak bir dil oluşur; reklamcılığın ana dili de budur.

Eğer bir fikir doğru bir stratejide, pazarlama ve satışa etki ederek hedefe varılabiliyorsa, en başta ürünün tasarımı ve kalitesinde aramak gerek. Tasarım ve üretim sorumluları ürünün tasarımı ve toplam kalitesi hakkında reklamcıya brif mahiyetinde bilgi vermek zorundadır. Pazarlamacı kendi işinin kolaylaşması için reklamcıyla çalışmalıdır. Bu bir işletim çarkıdır.. Bu çark her anlamda hiyerarşik bir düzen ve yetki dahilinde işlerse, verim gitgide artacak, gereksiz maliyetlerin ve kaostan kaynaklanan didişmelerin önüne geçilebilecektir. Ayrıca kimse kimsenin yetki alanına özellikle sarkmamalı, herkes kendi sınırını iyi bilip, önce kendi işine bakmalıdır.

Profösör




16 Şubat 2013 Cumartesi

Kelebek gibi uçarım.. Arı gibi sokarım.


Bir iş yapmak, o işe hakim olmak, aynı zamanda daha da ustalaşma yolunda adımı atmakla olur. Her ne iş yaparsak yapalım; özellikle yaptığımız işin ticari yanı ağır basıyorsa, reklam ve   halkla ilişkiler yönünün güçlü olması gerekmektedir. Reklam halkla ilişkiler ne kadar sağlam  olursa,  ne kadar sağlam bir  fikre dayanıyorsa ve  bilimsel temellere oturtulursa, o derece pazarlama ve satıştan da verim alınmaktadır. Nice ülkeler, dünya markalarının istilasına uğramıştır. Kaliteli ürün, kaliteli reklam ve pazarlama yaparak müşteriyle buluşmalıdır.  Günümüzde açık olan pazara dünya devleri hemen kapmaktadır. Bunlara karşı mücadele etmek, bunlarla boy ölçüşmek  neredeyse yapılamamaktadır. Okyonustaki saldırgan iki büyük balina balığın dişleri arasından arasından, sıyrılarak kaçabilen küçübir balık, ancak böyle hayatını  kurtarabilir. Küçük firmaların durumu ne yazık ki budur. Bir zamanlar İstanbul'da İslam cenaze işlerini gayri müslümanler yürütmekte idiler. Ne yazık ki  Ortadoğuda da dağıtılan  bir takım gazeteler ingilterede hazırlanarak basılıp, dağıtılıyordu. Artık bu devir kapanmaktadır. Müslümanlar işlerinde ehliyet ve liyakat sahibi olmalıdırlar. İşleri, sosyal hayatları, inancının doğrultusunda şuur içinde olmalıdır. Bir insanın bir ideali olmalıdır;  herşeyiyle etrafındaki insanlar üzerinde hayranlık oluşturmalıdır. 

Bir zamanların Dünya ağır sıklet boks şampiyonu, Amerikalı, müslüman ve zenci olan Muhammed Ali Clay şampiyon olduğunda, ona karşı her türlü haksızlığı yapmışlardı. Yeri geldi elinden şampiyon ünvanı alındı ve o hiç yılmadı. çünkü o ulvi bir mefkurenin sahibiydi. Üç kez şampiyonluk ünvanı kazanarak. Dünya ağır sıklet boks şampiyonu oldu. Rinklere çıktığında önce ellerni semaya açıp, bir müslüman olarak Allah'a dua etti. Rakibinin etrafında dans eder gibi oynayarak, yumruklarını rakibine savurdu. Onun meşhur bir sözü vardı; "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım. Elbette geçmiş bütün boksörler bir yana, " Muhammed Ali boksün yegane ustasıydı. O bütün hücreleriyle ve bütün refleksiyle boks yapıyordu. Diğer  taraftan Dünya futbol müsabakalarında Brezilyalı zenci futbolcu Pele,  sanki sahada top oynamıyordu. Adeta top  onunla oynaşıyordu. Onun oyunu hayallerin ve tasavvurların ötesinde bir sihirbazlık gösterisi gibiydi. Vakti zamanında takım olarak  İstanbula bir dostluk maçı için geldiklerinde, gerek tribünlerde, gerek televizyonlarda milyonlar nefeslerini tutarak isqzlemişlerdi.   Brezilya takımı Santos sihirbaz oyuncusu Pele'yle  8-1 'lik skorla tebessüm edip Türkiye'ye el sallayıp gittiler.  Pele bütün Türkiye'yi büyüleyip gitmişti.  Sonra da Türk basınında Pele için "Futbolun ilahı" başlığı atılmıştı.

İnsan bilgisiyle görgüsüyle, davranışıyla bir değerdir. Seviye önce edeptir. Bilgi ve birikim, sadece bir kişiyle kaim değildir. Bilgi ve birikim aynı zamanda bir takım işidir. Bilgi paylayştıkça değer bulur, bereketlenir. Bir fikir diğer fikirlerle buluştuğunda, gelişir ve kendi akış mecrasını  kendi doğallığında bulur. Bütün yapaylıklar, komplekseler, zorlamalar bizi varmamız gereken olgunluğa eriştiremez. Her kafadan bir ses çıkarak, kaos içinde boğulmak yerine; düzen, intizam ve hiyerarşik konumlamayla sorumluluk bilincini taşımamız gerekir. Ayrıca genel anlamda bilgi ve birikim; ancak insanlık idealinde kullanıldıkça değer bulur. Bir atom aliminin atomu bulması belki bilimsel açıdan bir çağ atlamaktır ama,  bir o kadar da atom canlıları  yok etmek, bütün varlıklara tahribat vermek için kullanılırsa eğer;  bu duruma izin veren, sebeb olan, ve bunu kullanan için; Cehennem azabındaki yeri  Esfeli safilindir.


Profösör

25 Eylül 2012 Salı

Sosyal Medya Gerçeği


Milyonlarca hesabı olan, sosyal medya üyesi ve her biri birbirine network ağlar sayesinde bağlı kalarak, yeni nesil bilişim teknolojilerini sonuna kadar kullanabiliyor. Her sosyal medya kanalının, kendine has işlevi ve işlevselliği olması, farklı alanlarda üyelerinin sosyal ihtiyaçlarının karşılanması demektir. Herşey buraya kadar güzel olup, sosyal medyanın kendi işlevi dışında kullanım alanlarının yaratılması da bir o kadar, hesap sahibini bağlıyor ve sorumluluk altında tutuyor. Bu anlamda da, kişiyle ilgili bilgi edinmede, kişinin ahlak ve karakter yapısı hakkında bilgiye rahatça ulaşabiliyoruz. Kişi ister rumuzunu kendi gerçek ismine bulaştırsın bulaştırmasın, bir şekilde bazı noktalarda kesişerek, kendi yapısı hakkında, istemese de, ilgi duyanlara ve merak sahiplerine malumat verebiliyor. Sosyal medya kullanıcıları, blog, facebook, twitter, linkedin, youtube, vimeo gibi daha sayamayacağımız birçok kanallarında, yazdığı ve paylaştığı bütün belgeler de bir şekilde kendini ifade yolu buluyor. Kişinin baştan itibaren geriye doğru hesapları takip edildiğinde hakkında kesin hüküm verebileceğimiz doneleri elde edebiliyoruz.

Kişilerin interneti ne kadar sağlıklı kullansa da, neyi, nerede, nasıl, ne şekilde, kime göre, bilgi paylaşım içinde olması gerektiğini sosyal paylaşım kanalları içinde bilmesi, buna göre kendini konumlandırması aslında yanlış anlaşılmaları da önlemiş olacaktır. Bazen söylediklerimiz ve yazdıklarımızda bir çelişki olmayabilir ama söyleyiş tarzımız ve paylaşım biçimimiz daha önemli hale gelebilir. Kişi kurum ve kuruluşlar kendi itibarını yükseltmek ve prestij kaybını önlemek için, özellikle bir sosyal medya ajansıyla çalışırlar. Sosyal medya uzmanları, müşterisinin ismini, ürününü, hizmetini, markasını daha yücelere çıkartmak için, sosyal medyanın önünde dimdik ayakta durmak ve zaaflarını bertaraf ederek, anlı açık bir şekilde kamuoyunu yönlendirir. Sosyal medya uzmanları, sosyal kamuoyunda müşterisinin durumunu üstlenir, onlar adına yazar, çizer, edite eder. Oluşabilecek krizleri zamanında önler. Bu onun işi ve kariyeridir. Bir hastanın doktoruna, bir talebenin hocasına teslim olduğu gibi, ona teslim olurlar. Sosyal medya uzmanları, hem gazetecilik ve editörlüğü, hem de reklamcılık ve halkla ilişkilerin temel ilkelerine sahiptirler. Biraz felsefe, biraz sosyoloji, biraz tarih, biraz edebiyat, biraz pazarlama, biraz marka yönetme bilgisine sahip olurlar. Her ilimden, her düşünceden, her duygudan dağarcığında bulundurur. Bir etkileşim içinde bu bilgi ve birikimleriyle, sosyal medyada, yazar, çizer, konuşur, anime eder. Bu uğurda hergün saatlerce bilgisayarın başındadır. Önce koruyucu hekim gibi, savunduğu markayı diri tutmaya çalışır ve gelebilecek her tür yıkıcı faaliyete karşı, bertaraf edebilecek ön hazırlığı yapar. Sonra da savunduğu markayı en iyi bir şekilde savunarak ve prezante ederek ustalığını gösterir.

Dahası; örneğin twitterda markasının ismini ve markayla ilintili olgusunu en çok anılan grandtopik çalışmalarında birinci sıraya girmesini sağlar. Bu çalışmayı geliştirmek ve markaya yönlendirmek için de, markanın varlığıyla ilgili değerlerinden yola çıkarak kreatif sözlerle yığınları etkiler. Fotoğraf, grafik, kolajlarla slayt çalışmalarını yayınlar. Bir taraftan sosyal medyanın bütününde organizasyonlar ve yarışmalar yapar. Hediye çekilişleri ve sergiler düzenler. Bir taraftan da raporlar hazırlayarak, müşterisiyle eşgüdüm içinde çalışmasını sürdürür. Sosyal medyada herkes dikkat etmek zorundadır. Yığınlar bizi hep birlikte yücelere çıkartırken, bazen de hep birlikte bizi boşluğa bırakabilir. Artık sanal dünya reel dünyanın önüne geçmiştir. Yakında gazete, dergi, radyo ve televizyon varlıklarını reel dünyaya göne sürdüremeyeceğini iyice anlayacaktır. Zaten şimdiden reel dünyanın pabucu sanal dünya tarafından dama atılmıştır. Görmeyenler bunu geç de olsa göreceklerdir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...