İzleyiciler

pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazarlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Şubat 2016 Pazartesi

Tükenmez Kalem


Tükenmez kalem gibiyim. Yaz yaz bitmiyor derken, birden tükeniveriyor gibiyim. Nasıl da aldatıldık biz!.. Oysa tükenmez denilen kalem tükeniveriyordu birden. Bu bir reklam ve pazarlama hilesi. Millet kullanıcı ve müşteri iken tüketici toplum oluverdik birden.  Tükenmez kalem denen meret dondurulmuş mürekkep. Zaman zaman sıcaklarda akar, eller, yüzler, defterlerimiz mürekkeplenir. Bembeyaz gömleklerimiz  mürekkep lekesiyle berbart olurdu. Kül ve deterjan çıkartamazdı bu mürekkep lekesini. Çünkü bizde üretilen tükenmez kalem mevcut kalemlerden en adileriydi. Bizdeki tükenmez kalem böyleydi. Fransa'da üretilen bu kalemin adı da tükenmez değildi. Onlar tükenmez kaleme Bilyalı dolma kalem  manasına gelen "Le bille de stylo" derlerdi. 

Profösör

19 Aralık 2014 Cuma

Yılbaşı Hediyesi


Sabah sabah karga kahvaltı yapmadan evimizin telefonu çalıyor. Ahizeyi kaldırdığımda sanki şehirlerarası otobüs terminallerindeki anons yapan spikerlerin sesine benzer bir üslupla "Beyefendi iyi günler; Karedeniz tekneler turundan arıyorm sizi" diyor. Ben de kalın ve tok bir sesle, bir o kadar artistik bir eda ile "Mersi bokuuu!.." diye karşılık veriyorum karşımdakine. Karşımdaki hanımefendiye gülme krizi tutuyor. Bir müddet sonra gülme krizi geçince, ahizenin ucundaki ses, ciddiyetini takınarak  gayet kibar bir şekilde; "Beyefendi size dört sorum olacak, bilirseniz, Boğaz'da eşinizle birlikte tekne gezisi kazanacaksınız. Buna ilaveten de bir haftalık beş yıldızlı otelde tatil yapma fırsatı kazanacaksınız" deyince, ben de gayet nazik bir şekilde " Bizim tatil kültürümüz yok." diyerek teşekkür ettim hanımefendiye. O da "Çok hoş!.. Ben teşekkür ederim" deyip telefonu kapatıyor.

Pazarlamanın bir başka çeşidi de, sahibinden izinsiz, bir yerlerden  data halinde  satınaldıkları telofoları bir bir arayarak sözüm ona "yılbaşı"nı pazarlayacaklar bize. Tanımadığım ve bilmediğim bir telefona nasıl güvenebilirim. Millet bu kadar aptal mıdır ki; üstelik, evi ve mahremi aranıyor, bunu da  anlamak mümkün değil. Diğer taraftan tatil kelimesi o kadar cezbedici hale getirilmiş ki; inandığımız değerlere taban tabana zıt bir kültür. Oysa bizde seyahat kültürü var. Sılayı rahim var. Ziyaret var. Dostlarla buluşmak, dertleşmek, hemhal olmak varken tatil de neyin nesi!.. Öyle değil mi!..

Harf devrimi yapıldı ama, bu bir anlamda bana göre bir dil devrimiydi. Bir zihniyet değişimiydi. Kelimeler mecraından saptırıldı. Hem az kelimeyle çok şey ifade etme imkanını kaybettik, hem de çok kelimeyle polemik yapmaktan öteye gidemedik. Toplum olmaktan ve ortak değerleri paylaşmaktan çok, bireyleştik. bencilleşmeyi de özgürlük sandık. Birbirimizden koptuk ve yanlızlaştık. O halde şimdi bu kaostan kurtulmanın ve milli değerlere sarılmanın, öze dönmenin vakti. Onun için ne tatil yaparım, ne de yılbaşı kutlarım. Ne yılbaşı hediyesi veririm, ne de yılbaşı hediyesi alırım!.. Bundan sonra bütün değerlerin insanı insan yapan, insanı bencillikten kurtaran, insanı şuurlandıran, inanca ve zihniyete göre şekillenmesini isterim.

Profösör

19 Şubat 2014 Çarşamba

Nasıl Marka Olunur; Nasıl Korunur.





Marka demek; tek kelimeyle itibar demektir. İtibar bir ürünün kalite standartlarıyla üretilmesi, bir hizmetin insanlık idealinde hakkıyla  yerine getirilmesidir. Günümüzde marka olgusu oluşturmak;  kişi, kurum ve kuruluşların yanısıra, ürün ve hizmet satınalan müşterilerin nezdinde her anlamda sarsılmaz bir güven oluşturmaktır. O halde ne iş yaparsak yapalım, nasıl bir hizmet içinde bulunursak bulunalım, önce o işi yapmada ehliyet ve liyakat sahibi olmalıyız. Hem işi iyi bilmeli hem de, doğru dürüst ve insanlığın hizmetinde kendimizi adamalıyız.

Marka olmak için yaygın olmak gerekmiyor

Atadan ve babadan miras olarak geçen, nice hizmetler yapılırken titizlik gössteriliyorsa
toplum tarafından da itibar gösteriliyor demektir. Kurukahveci Mehmed Efendi ve Mahdumlarının verdiği hizmet yıllarca takdir görmektedir. Bir ürünün ve bir hizmetin marka olması için  yaygın bayi ağının  olması gerekmiyor. Bayilerinin çokluğu onun gerçek bir marka olduğunu göstermiyor. Gerçek bir marka ürünleri ve hizmetinde kalite standartlarını aşan, bunun ötesinde de kendine özgü nitelikleri bulunan, diğer ürün ve hizmetlerden farklılıkları olan, ayrıca müşterilerin gönüllerinde taht kuran markadır. Marka sadece kalitesiyle müşterilerinin gönlünde yer etmiyor, aynı zamanda bilinirliği ile hafızamarda da yerini buluyor. Ürünün kendisine ulaşılamasa bile, ürünün en iyisi filanca markadır deniyor. Bazı ürünler üretim kapasitesi nedeniyle sadece yettiği yere kadar dağıtımı yapılmakla yetiniliyor. Bir anlamda buna halk ağzıyla tadımlık da diyebiliriz.

Marka yapılmaz, marka olunur

Bir ürün, bir hizmet marka yapılmaz. Marka kendilğinden oluşur. Çünkü ürünün en iyisini imal etmek, hizmetin hakkıyla yerine getirilmesi bir insanlımk mefkuresi gibi düşünülürse, o zaman her işin hakkı veriliyor demektir. Daha da ötesi, bir ürünü imal ederken, bir hizmeti yürütürken, bütün çalışanların hakkının verilmesi, onlara adil davranılması, çalışanların çalıştığı yerde mutlu olması esası da vardır. Bir firma asla hak yememeli ve hak yedirtmemelidir. Bir firma bütün çalışanları, tedarikçileri, bayileri ve müşterileriyle büyük bir aileyi temsil etmiş olmalıdır. İşte o zaman marka marka olur. İşte o zaman marka sevilir baştacı edilir. İşte o zaman böyle markaya sadakat duyulur. Böyle bir arka gelişir, büyür, güçlenir ve doğal olarak diğer markalar arasındaki hak ettiği yerini alır.

Marka marka bilinciyle korunur

Asıl mesele marka olmak olsa  da, markayı korumak, marka olmakdan da daha önemlidir.  Hele üretilen ürünün ve verilen hizmetlerin hedef kitlesi kadın dünyasıyla birebir ilgiliyse eğer, hem marka olmada, hem de markayı korumada ayrıca bir uzmanlık gerektirir. Ürünlerin ve verilen hizmetin efsunlayıcı bir cabzibesi olması gerekir. Ürünlerin sağlam, sağlıklı, kaliteli oluşunun yanısıra, özgün olması, orjinal olması, teklid edilememesi, reklamlarının abartıdan uzak olarak, doğal seyrinde verilmesi, satış ve satış sonrası hizmetlerin kurumsal bilinçle yerine getirilmesi şarttır. Ancak böyle marka olunur ve ancak böyle marka korunmuş olur.

Profösör

19 Mart 2013 Salı

Reklamcılık, Hiyerarşik Düzen ve Yetki Alanı


Herkes kendi işini doğru öğrenecek, doğru bilecek ve doğru olarak da yapmalıdır. Esas olan budur. Tasarımcı tasarımcılığını geliştirecek, reklamcı reklamcılığını bilecek, pazarlamacı da pazarlama konusunda günden güne işini daha iyi yapmaya gayret gösterecektir.. Reklamcı reklamını pazarlama iletişimini esas alarak yapar. Pazarlama iletişimi demek, markayı marka yapan gerek kurumsal davranışlar, gerek ürün kalitesini bütünüyle bilmekten geçer. Reklam yapan, ya da reklam yaptıran yetkili, aynı zamanda bulunduğu departmanı yönetebilecek beceriye ve iyi bir işletmecilik kültürüne sahip olmalıdır.

Yapılan bütün işler ürünün pazarlaması ve satışı, ürünün marka oluşumu ve marka gelişimi için, sadece ham madde ve tasarımının iyi olması yeterli değildir. Yapılan iş ürünün üretilmesindeki bütün değerler bir konsept üzerine çalışılırken aynı zamanda fikirler bir kültür yelpazesi içinde tematik değerlerle de ifade edilmelidir. Artık sadece sığ ve geleneksel fikirlerle tasarım yapılmamaktadır. Duygu yüklemesi de diyebileceğimiz kreasyona giydirilen i tematik değerlerin felsefi bir kültür altyapısı olmalıdır. Eğer temaya aykırı bir ürün varsa, bunu ayrı bir konsepte reklamı yapılıp satışa sunulmalıdır. Temanın gerektirdiği figürler, rengarenk desenler de ürünü albenili hale getirmektedir. O halde önce araştırmalar yapılmalı, sonra bir satış fikri oluşturmalıdır.. Modayı taklit eden değil, hedef kitlesini memnun edecek değerleri çıkartmak ve bu değerleri yerli yerine kullanarak, tekstil dünyasında bir farklılık getirecek farkı da moda dünyasına taşımalıdır.

Bir dünya markası, esen bütün moda rüzgarlarını, kendi lehine çevirebilir. Eğer üretilen ürünler kadınlara yönelikse, reklamcı modacıların kendi aralarında kullandıkları bilimsel dili değil, kadınların kullandıkları ve bilinçaltında gizledikleri gönül dilini kullanabilmesini bilmelidir. Çünkü reklamcılık biraz bilgi, biraz duygu, biraz düşünce biraz da davranış demektir. Biraz psikoloji, biraz felsefe, biraz, sosyoloji, biraz tasarım, biraz pazarlama demektir. Reklamcılık gazete, dergi, radyo, televizyon, sinema, internet, sosyal medya ve halkla ilişkiler demektir. Yazılar yazılır, çizgiler çizilir, metinler okunur, filimler, videolar oynatılır;  herkes bir ana fikirde buluşur. Ortak bir dil oluşur; reklamcılığın ana dili de budur.

Eğer bir fikir doğru bir stratejide, pazarlama ve satışa etki ederek hedefe varılabiliyorsa, en başta ürünün tasarımı ve kalitesinde aramak gerek. Tasarım ve üretim sorumluları ürünün tasarımı ve toplam kalitesi hakkında reklamcıya brif mahiyetinde bilgi vermek zorundadır. Pazarlamacı kendi işinin kolaylaşması için reklamcıyla çalışmalıdır. Bu bir işletim çarkıdır.. Bu çark her anlamda hiyerarşik bir düzen ve yetki dahilinde işlerse, verim gitgide artacak, gereksiz maliyetlerin ve kaostan kaynaklanan didişmelerin önüne geçilebilecektir. Ayrıca kimse kimsenin yetki alanına özellikle sarkmamalı, herkes kendi sınırını iyi bilip, önce kendi işine bakmalıdır.

Profösör




16 Şubat 2013 Cumartesi

Kelebek gibi uçarım.. Arı gibi sokarım.


Bir iş yapmak, o işe hakim olmak, aynı zamanda daha da ustalaşma yolunda adımı atmakla olur. Her ne iş yaparsak yapalım; özellikle yaptığımız işin ticari yanı ağır basıyorsa, reklam ve   halkla ilişkiler yönünün güçlü olması gerekmektedir. Reklam halkla ilişkiler ne kadar sağlam  olursa,  ne kadar sağlam bir  fikre dayanıyorsa ve  bilimsel temellere oturtulursa, o derece pazarlama ve satıştan da verim alınmaktadır. Nice ülkeler, dünya markalarının istilasına uğramıştır. Kaliteli ürün, kaliteli reklam ve pazarlama yaparak müşteriyle buluşmalıdır.  Günümüzde açık olan pazara dünya devleri hemen kapmaktadır. Bunlara karşı mücadele etmek, bunlarla boy ölçüşmek  neredeyse yapılamamaktadır. Okyonustaki saldırgan iki büyük balina balığın dişleri arasından arasından, sıyrılarak kaçabilen küçübir balık, ancak böyle hayatını  kurtarabilir. Küçük firmaların durumu ne yazık ki budur. Bir zamanlar İstanbul'da İslam cenaze işlerini gayri müslümanler yürütmekte idiler. Ne yazık ki  Ortadoğuda da dağıtılan  bir takım gazeteler ingilterede hazırlanarak basılıp, dağıtılıyordu. Artık bu devir kapanmaktadır. Müslümanlar işlerinde ehliyet ve liyakat sahibi olmalıdırlar. İşleri, sosyal hayatları, inancının doğrultusunda şuur içinde olmalıdır. Bir insanın bir ideali olmalıdır;  herşeyiyle etrafındaki insanlar üzerinde hayranlık oluşturmalıdır. 

Bir zamanların Dünya ağır sıklet boks şampiyonu, Amerikalı, müslüman ve zenci olan Muhammed Ali Clay şampiyon olduğunda, ona karşı her türlü haksızlığı yapmışlardı. Yeri geldi elinden şampiyon ünvanı alındı ve o hiç yılmadı. çünkü o ulvi bir mefkurenin sahibiydi. Üç kez şampiyonluk ünvanı kazanarak. Dünya ağır sıklet boks şampiyonu oldu. Rinklere çıktığında önce ellerni semaya açıp, bir müslüman olarak Allah'a dua etti. Rakibinin etrafında dans eder gibi oynayarak, yumruklarını rakibine savurdu. Onun meşhur bir sözü vardı; "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım. Elbette geçmiş bütün boksörler bir yana, " Muhammed Ali boksün yegane ustasıydı. O bütün hücreleriyle ve bütün refleksiyle boks yapıyordu. Diğer  taraftan Dünya futbol müsabakalarında Brezilyalı zenci futbolcu Pele,  sanki sahada top oynamıyordu. Adeta top  onunla oynaşıyordu. Onun oyunu hayallerin ve tasavvurların ötesinde bir sihirbazlık gösterisi gibiydi. Vakti zamanında takım olarak  İstanbula bir dostluk maçı için geldiklerinde, gerek tribünlerde, gerek televizyonlarda milyonlar nefeslerini tutarak isqzlemişlerdi.   Brezilya takımı Santos sihirbaz oyuncusu Pele'yle  8-1 'lik skorla tebessüm edip Türkiye'ye el sallayıp gittiler.  Pele bütün Türkiye'yi büyüleyip gitmişti.  Sonra da Türk basınında Pele için "Futbolun ilahı" başlığı atılmıştı.

İnsan bilgisiyle görgüsüyle, davranışıyla bir değerdir. Seviye önce edeptir. Bilgi ve birikim, sadece bir kişiyle kaim değildir. Bilgi ve birikim aynı zamanda bir takım işidir. Bilgi paylayştıkça değer bulur, bereketlenir. Bir fikir diğer fikirlerle buluştuğunda, gelişir ve kendi akış mecrasını  kendi doğallığında bulur. Bütün yapaylıklar, komplekseler, zorlamalar bizi varmamız gereken olgunluğa eriştiremez. Her kafadan bir ses çıkarak, kaos içinde boğulmak yerine; düzen, intizam ve hiyerarşik konumlamayla sorumluluk bilincini taşımamız gerekir. Ayrıca genel anlamda bilgi ve birikim; ancak insanlık idealinde kullanıldıkça değer bulur. Bir atom aliminin atomu bulması belki bilimsel açıdan bir çağ atlamaktır ama,  bir o kadar da atom canlıları  yok etmek, bütün varlıklara tahribat vermek için kullanılırsa eğer;  bu duruma izin veren, sebeb olan, ve bunu kullanan için; Cehennem azabındaki yeri  Esfeli safilindir.


Profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...