İzleyiciler

huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2020 Perşembe

Bir Kapı Açılır



İnsan büyük bir kavram. Yaratılmışların en güzeli. Bu güzellik korku ve ümitle birlikte. Ne kadar taban tabana zıt bir duygu.  Belki de böylesi daha iyi. İfrat ve tefritten öte bir itidal, bir ahenk, inişler, çıkışlar insan içinde yaşar kutsal bir senfoni. Matem var, üzüntü var, kaygı var, endişe var telaş var, hüzün var; buna karşılık sevinç var, heyecan var, coşku var, özgüven var, mutluluk ve huzur var. Mesele negatif bütün duyguları, düşünceleri pozitife çevirebilmekte ve mesele  pozitif her ne varsa  öyle bir kıyafeti kuşanabilmekte.  İnsan tekbaşına insan değildir.  Onun eksiğini tamamlayabilen biri varsa insandır. İnsan insan olduğu zaman  toplumun sağlam ve ümitvar bir nüvesidir. Bir tohum toprağa düştüğü zaman, onu toprağa eken,  toprağa düşüren bir irade vardır. Bir rahmetin gücü ve bir duanın bereketi vardır. Tohum düşer toprağa, rahmet yağar toprağa. Tohum çatlar, filiz toprağı yarar. Yeşerir tohum, başak salar. Başak başakla buluşur deste deste harman olur. Harman dövülür değirmende un olur. Fırında taptaze sıcak ekmek olur.  Sofraya gelir  bir fakirin karnı doyar fakirin inancı ve yaşama ümidi olur.  Bir kapı açılır, o kapı karıanlığı aydınlatan ışık olur, güneş olur, ay olur, yıldızlar olur ve cehalet yok olur.  

profösör

27 Şubat 2020 Perşembe

Hayırlı Kandiller


Bir kandil tebriği tasarımı.  Vektörel ayyıldız ve yıldızların hakim olduğu bir zemin üzerine daha önce çizdiğim bir anadolu insanının düşünceli hali desenini transparan olarak giydirdim. 


İkinci bir kandil tebriği tasarımımda yine vektörel çalışmaya bir müşterimin kurumsal kimliğini oluştururken ağaç figürünü burada black white uyguladım.  Simetrik bir görüntü vermeye çalıştım umarım beğenirsiniz. Bu arada ben de bütün blogdaşlarımın kandilini kutlarım. Nice bubarek gün ve gecelere ve nice sağlıklı, mutlu ve huzurlu günlere...

Profösör

25 Şubat 2020 Salı

Kitap ve Huzur


Perşembe günleri YeniBirlik gazetesi Buluşma Noktası sayfasındaki yazılarıyla ünlü yazarımız Sayın Ümit Gülbüz Ceylan'ın her hafta anonslarını hazırlamaktayım. Önce sürekli kullanacağımız bir tipografi hazırladım. Sadece spot cümlesi değişiyor. Ara sıra da arka fon rengini de değiştirebiliyoruz. Yazılarında genellikle inanç, kültür sanat ve adabı muaşeret üzerinde yoğunlaşmaktadır. Üç yıldır da sayfası devam etmektedir. Bilgelik her gönüle girmektir der. Blog yazan dostlarımızdan da gerçekten bilgeliği şiar edinmiş olanlarımız vardır. Allah sayılarını artırsın. Hakteala hepimizin muini olsun vesselam.

Profösör

4 Aralık 2019 Çarşamba

Herkesin kitaplığı Olmalı



Bu haftanın radyo anonsu. Mavi filtreli ve dujital bir çalışma.  Bu çalışmada, Kitaplık logosu ve kayıklar aynen önceki çalışmanın bir devamı olarak kullanılmıştır. Grafik tipografisi ve metinler de aynen korunmuştur. Bu anonsta sadece arka plan üzerine Bir kalp eskizi tasarlanmış ve çiçek kompozisyonuyla grafik tamamlanmıştır.



Anons grafiği öncelikli olarak renkli tasarlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Önceki mavi filtre bütün renk ve tonlarını mavinin merkezinde yeniden bir renk bütünlüğü ve sadeliği elde etmek için çalışılmıştır. 

Profösör

7 Ekim 2019 Pazartesi

Ruh ikiziyiz



İnsan çiçek açtığı zaman bahar, meyve verdiği zaman da yaz gibidir. Hep böyle gitmez elbette ömür!.. Bir de bekleyen güz vardır. Kara kışta kara toprak bir ölüm vardır. İnanç insanı, evreni ve ötesini kapsar. Umut ölünceye kadar. Hırs kırka kadar. Sonra yavaş yavaş törpülenirsin. Sonbahar güz gibi geriye baktığında, eteklerin hüzün dolu yaprak gibisin. Sonbahar güz gibi değişir yüzünün rengi, güneşin feri gözlerinin rengi. Artık huzur içinde bir sükunet, sukunet içinde bir huzur arar gibisin. Bir kanepe, bir sandalye, bir tabure bulsak ta otursak, bir tepeden engin boşluklara baksak. İkimiz bir kuş olsak da kanatlanıp uçsak, Bir ruh hafifliği içinde bulut olsak, yağmur olsak ve rahmet ve bereket olarak yağsak. Kalbimiz o zaman müsterih olurdu inan!.. Toprak yağmura kansa, tohum çıtlasa nefes alsa. Filizlenip serpilip yeniden çiçek açsa nebatat... Yeniden bahar olsa, yaz olsa, güz olsa hayat!.. Kışla birlikte yeniden bir döngü olsa; işte o zaman daha iyi idrak edebilir insan. Ben ve sen hayat yolcusu ve hakikat yolcusu ikimiz, biliyoruz ki; sen ve ben ruh ikiziyiz.

Proösör

17 Mayıs 2019 Cuma

Zaman ve Mekan



Zaman ve mekan yerinde durur her zaman. İlerleyen zaman değildir, yer değiştiren mekan değildir. Zaman içinde mekan, mekan içinde zaman birbiriyle bütünleşmiştir. Her zaman akrebin peşinden koşturadorsun yelkovan!.. Geçer akrebi yelkovan; akrep yetişemez koşturan yelkovana hiçbir zaman!.. Zaman da mekan da, eskilerin fasit daire dediği  bir kısır döngüdür. Zaman ve mekan yerinde duradursun; hayat bir ömürlüktür. Bir köşkte, bir konakta, bir villada, bir yalıda hatta bir sırça sarayda da yaşasan bir ömürlüksün işte. Kızgın çölde derme çatma ve çalı çırpıdan bir kulübede de yaşayabilirsin. Metropollerde gökdelenlerin dibinde, karton kutularda da yatıp sabahlayabilirsin. Dünya fani, geçici, bir ömürlük insan ve bir nefeslik cansın işte. Sen sen ol kanatlı bir kuş ol... Duvara mıhlı bir saate kon ve zamanın üstüne ol!.. Zaman dursun, mekan dursun, bir sessizlik ahenginde herkes suspus olsun. Sen sus; hakikat konuşsun. Herkes mutlu olsun. Zamandan da mekandan da öte herkes huzur bulsun!..

Profösör

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Ahlaklı Olmak


şverenin gözü çalışanın üzerinde" başlıklı bir inceleme yazısıyla karşılaştım  gazete sayfalırında. Aslında bu inceleme yazısı insan kaynakları haberlerini yansıtan bir gazetenin ilavesinde görünce  bu çalışmanın yararlı olacağı düşüncesini taşıyorum.  Her insan  günümüzde iyi bir işe sahip olmak ister. Onun için tahsil hayatı boyunca kendini, at yarışlarında koşturan bir koşu atı gibi hisseder. Bütün mesele paralı bir meslek sahibi olmak. Yeter ki iş çok para getirmeli, makam mevki, şan şöhret  sahibi olmalı, Maddeten sınırları aşmalı. Oysa böyle bir bakış adam olmaya yetmiyor. Bir şey eksik kalıyor.  O da çağdaşlık kandırmacasıyla ne yazık ki; manevi olarak inançtan ve ahlaktan uzak kalmak. İnsan maddeten ve manen tatmin olduğu zaman kendini dengede hissediyor; o zaman huzur ve mutluluğu bütünüyle tadıyor.
....
Beni en çok düşündüren konu; her insanın başına  bir polis dikip, o insanı kontrol altında tutamazsınız. Zaman gelir, polisin başına da polis dikmek zorunda kalırsınız.  Diyeceğim odur ki; ahlaki toplum olmak zorundayız. Huzurumuz, mutluluğumuz ve kurtuluşumuz ahlaki toplumun eğitimine ve tahsiline borçluyuz. Toplum olarak önce ailerden başlayarak ahlaki terbiye göreceğiz, sonra da sistematik olarak okullarda ahlak temelli, liyakatiyle  hizmet gören bireyler olarak yetişeceğiz. O zaman işveren de olsak, çalışan da olsak, adalet duygusuyla, liyakatimizle ve ahlaki reflekslerimizle çalışmalarımızı sürdüreceğiz. 
.....
Günümüzde herşey kayıt altında. İnsanların özel ve tüzel kimlik ve kişiliklerini öğrenmek çok basitleşti diyebiliriz. Bir insanın ahlaken ve birikimlerini internet sayesinde öğrenmemiz artık çok kolay. O insanın sosyal medya hesaplarındaki paylaşımlarına bakmak yeterli sayılacaktır. Bir insanın kağıda döktüğü el yazısından karekter yapısını belirlerken, artık her şey ayan beyan hale geldi diyebiliriz. Buradan yola çıkarak internetle içli dışlı olan insan iş yerlerinde interneti özeli için kullanabilmektedir.  Ahlak öyle bir şey ki bir çalışan, işverenin yasaklamasına rağmen, bir çok yoldan internete mesai saatleri içersinde ulaşabiliyor. Nedense kendini bu yasağı çiğnemekten alıkoyamıyor. Bundan doalyı, doğal olarak işveren çalışanı işten çıkartma hakkını kullanabiliyor.
.....
Gerçekten ahlaki terbiye görmüş bir insan, ne işle ilgili olursa olsun bütün davranışları  adalet ve hakkaniyet duygusuna dayanıyor. Çünkü önce iyi niyet taşıyor. Güzel ahlak onda içselleşiyor ve onu özümsüyoor. Böyle kimseler hata yapsa da sicilleri temiz olduğu için hoşgörüyle bakılabiliyor, özürleri kabul görebiliyor.

Profösör

4 Ocak 2017 Çarşamba

Huzur



Huzuru arıyor insan ve huzurlu yaşamak istiyor her an. İnsan kendi fıtratıan uygun yaşamıyorsa eğer, huzursuzluklar peşpeşe geliyor ardından. İnanç, umut, hayalden öte biri olmalı insanın hayatında kendini bütünüyle anlayan. Yalnız kalmadan, dar sokaklara ve çıkmaz sokaklara sapmadan. Bir çıkış yolu olmalı inan. İnanç ve umut varsa eğer hayal kurabilirsin, aynaya bakabilir ve heyecan duyabilirsin. Huzur böyle bir şey işte!.. Yeter ki sen kalp kırma ve kalbin kırılmamalı...

Profösör

31 Temmuz 2016 Pazar

Sosyal Medya Müdavimlerine!..


Sosyal medyada paylaştığım en önemlileri  sadece kendime ait yazı, resim, grafik ve fotoğraflarımdan oluşmaktadır. Buna benzer  paylayşımlarım kendimi ifade etmenin en doğal yolu olduğunu düşünüyorum.

Bazı paylaşımlarım ise başkasına ait olup, herhangi bir beğenme olmaksızın, iyi ya da kötü yorumda bulunmaksızın paylaştıklarım da vardır. Bu paylaşımlarımla ilgili düşüncem ise, üzerinde düşünün ve birlikte düşünelim demektir. Bir anlamda bu gibi paylaşımlar  tartışmaya açık içerikleri olan paylaşımlardır.

Bir diğer paylaşımlarım ise, yine kendime ait olmayıp, başkalarının paylaşımlarına övgü ve yergi anlamında yaptığım yorumlarımı içeren paylaşımlardır. Bu paylaşımlarla ilgili söyleyeceğim en önemli husus, benim nerede durduğumun bir göstergesidir.

Herkes bilgisi, tecrübesi, terbiyesi, ahlaki davranışı, ihlası, samimiyeti, basireti, feraseti ve iyiniyetiyle insanlık idealindeki mefkuresiyle itibar görür.

Hiçbir zaman fitne ve fesada yol açacak paylaşımlara izin vermememiz gerekir. Bir taraftan da  eleştiri hakkımızı  kesinlikle kullanmalıyız. Farklı fikirler her zaman olacaktır ve olmalıdır. Esasen bizi huzura ve mutluluğa götürecek olan birlik ruhumuzu korumamızdır.

Allah'ın selamı üzerinize olsun. 

Profösör

10 Temmuz 2016 Pazar

Deniz... Kumsal... Gökyüzü!..


Huzurun kapısından girer gibiyiz.  Gökyüzü ve deniz  kadar sakin bir ressamın fırçasından süzülmüş gibiyiz. Gökteki bulutlar, denizdeki dalgalar  olasıya sakin. Ufuk çizgisine yakın iki insan; biri sen biri de ben gibiyiz.  İkimiz birden sükun içindeyiz... Ey uçsuz bucaksız deniz ve kumsal en az gökyüzü kadar güzelsiniz.

Profösör

3 Temmuz 2016 Pazar

Sükunet Huzurdur


İnsan yeme, içme, giyinme ihtiyacı kadar, güvenliğe, kendini koruyacak, başını sokacak, orada kendisiyle ve ailesiyle başbaşa kalacak barınağa da ihtiyaç duyar. Bir kültür olarak da ilk insandan bu yana aile kavramı da büyük bir önem arzediyor. Aile en küçük sosyal bir topluluk olarak, birbiriyle kan bağı olan muhabbet ve ünsiyetin kökleştiği, yeşerdiği bir inanç ve umut olarak geleceğe birlikte yürüdüğü, sosyal bir değer olarak da toplumumuzda kutsallığı olan bir gerçektir. Mutlaka bir ailenin yuvası olmalıdır. Bir evi bir meskeni ve içinde sukunet içinde huzur bulacağı korunaklı bir barınağı olmalıdır. Çünkü insan, ancak sükuneti evinde bulur. İnancıyla  ve umuduyla yaşayan insan evinde huzur bulan insandır.

Sükunet kelime itibariyle arapça bir kelime olup “Sekene” mazi fiilinden türüyen bir kelime olmakla birlikte iskan ve mesken de aynı kelime kökünden gelen akraba kelimelerdendir. Günümüzde iskan oturma müsadesi verilen mesken, ev anlamında kullanılsa da sükunet ve sükun olma anlamı taşır. Mesken de iskanı alınmış, oturma müsadesi olan, sükunet olunacak ve huzur bulunacak yer anlamını ifade eder. Asıl bizi ilgilendiren taraf kelimenin terminolojik bilgisi değil, ifade ettiği manayı anlayabilmemizdir. Kim istemez ki kendi evi olsun, rahatsız edilmesin, hatta kira ödemesin, sükuneti ve huzuru kendi evinde bulsun!.. Onun için kız babaları kızını evlendirirken karşı tarafa  “Oğlumuzun evi var mı?” diye sorabilir. Ev evlilik için şart olmasa da kültürümüzde ayrıca değeri büyüktür. İki reşit kız ve oğlanın nikahlanarak bir hayat kurmasında bir mahzur yoktur. Fakat kültür olarak iki gencin geleceğe  daha emin adımlarla yürümesi ahlaklı, ilkeli olması gerekir. Bir onun kadar da mutlaka ev hayali vardır. Evlenmek mastarı türkçemizde iki anlamı barındırır. Daha çok iki karşı cinsin nikahlanması olarak kullanılmaktadır. Şimdilerde evlenmek kelimesi bir reklam sloganı olarak “Gel seni ev sahibi yapalım” anlamında kullanılarak “Tecaül-ü Arif” sanatı yapılmış olur. Aslında nikahlanan kişinin kendi evi olmalıdır. “Ev ev üstüne olmaz“ atasözü boşuna söylenmemiştir. Nikahlananlar kendi evine çıkmaları kadar doğal olan bir şey yoktur. Nikahlananlar kendi evine çıkacak ve orada sukun içinde huzur bulacaklardır. Çünkü evlilik böyle bir şeydir.

Bizim kültürümüzde aile kutsal bir oluşumdur. Çekirdek aile olduğu kadar, dedeler, nineler gerekirse evladının yanında kalabilirler. Torunlarına bakabilir, onlara sevgisiyle, şefkatiyle  tecrübelerini bir değer olarak aktarabilirler. Yine bizim toplum ve aile yapımızda kalacak yeri olmayan, kimsesiz  yaşlı halalar, teyzeler de bakım ve huzur evleri yerine yakınlarının yanında kalabilmektedir. Biz çekirdek ailemize değer verdiğimiz kadar yakınlarımıza da gereken insani değeri veririz. Bu nedenden dolayıdır ki; birbirimizi sev eriz. Kimin bir yeri incinse ve acısa, ona merhem olmaya çalışırız.

Sükuneti ve huzuru evimizde bulsak da, yaratılıştan ve kültürümüzden gelen inancımızı ve umudumuzu asla kaybetmeyiz. İnsanen, vicdanen sevgi, şefkat ve merhametimizden asla vazgeçemeyiz. Kutsal geceler, kutsal bayramlar bunun için kutlanırlar. Ramazanı aile ve toplum olarak yaşadık. Onun feyziyle bayrama idrak edeceğiz. Sukunet ve huzur dilgiyle şimdiden hayırlı bayramlar olsun.


..........
Not: Gazeteci Ümit Gülbüz Ceylan'ın  bugünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör


29 Haziran 2016 Çarşamba

İslam Barış Dinidir


İslam kelime itibariyle geniş bir terminolojiye sahiptir. İslam Arap graamerinde “Selime” mazi kökeninden türemiştir. Sin, lam, mim; İslam kelimesinin kökenidir.  “Selime” salim oldu, maddi ve manevi olarak huzur içinde bulundu demektir. İslam Allah’ın hükümlerine teslim olmak anlamına gelir . Kim ki Allah’ın emirlerine teslim olur, huzur bulur demektir. Hem müslümanlar karşılıklı muamelede Allah’ın hükmüyle adil olurlar, ahlaklı davranırlar,  hemde kendi iç çatışmalarından kurtulmuş olmaları  demektir. İslam inancı bütün insanlığı içine alacak şekilde kapsayıcıdır. İnsani, vicdani evrensel değerlerin üzerinde kutsiyeti olan yüce Kitabımız olan Kuran-ı Kerim rehberimizdir. Allah’ın sevgili kulu ve Resulü olan Peygamberimiz hazreti Muhammed de  önderimizdir. Elbette İslam Barış dinidir. Bu fani dünyada insanın maddeye olan düşkünlüğünden kurtararak, onu manevi olgunluğa kavuşturan yüce bir dindir. Kur’an da, Hazreti Peygamber de onun için bize gönderilmiştir. Bütün insanlık buhrandadır; buna karşın  kurtuluş ancak  İslam’dadır.

Bu dünyada insana verilen nimetlere şükretmek gerek. Zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakir, güçlü daha çok güçlü, zayıf daha çok zayıf olursa, işte o zaman bu düya adalet ve ahlakın öngördüğü değil, zalimlerin ve ahlaksızların cirit attığı bir yer olmaktan öteye gidemeyecektir. Elbette dünyanın dengesi bozulacaktır. İnsanlık bir tarafta efendiler, diğer tarafta köleler şeklinde ikiye ayrılıverir. Bir tarafta ezenler, diğer tarafta ezilenler. Şunu da unutmamak gerekir ki adalet terazisinini iki kefeyle eşitlemek ve izah etmek bir anlamda kısırdöngüdür. Adalet terazisi çok kefeelidir. İyiler ve kötüler diye insanlığı iki sınıfa alırmak yerine iyilerin iyiliklerinde ısrar etmesi, şuurlandıkça kötülerin bir bir yok olması ve  hidayete ermesi konusunda var gücüyle çalışması gerekir. İnsan sadece dünyayı değil, ahireti ve sonsuz mutluluğunu düşünerek hareket etmesi gerekir. Yüce Allah Kuran’ında ““Ey iman edenler; hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin…" buyurmaktadır. İnsanlar bu dünyada barış içinde huzurlu ve mutlu olarak yaşayabileceği bir dine davet edilyor. Bu da islam dinidir.  Çünkü “Allah katında din islam’dır.” İslam dininde zorlama olmadığı için; kişilerin inançlarına ve farklı görüşlerine hoşgörüyle bakılır. Çünkü din, inanç ve ifade özgürlüğünü İslam teminat altına almıştır.

İslam dini barıştır derken; bu inanç sisteminin getirdiği güvenlik şemsiyesi herkesi içine alır. Hayvanlara ve çevreye zarar verenlere de yaptırım uygular. Hiç kimse kimsenin tavuğuna kış diyemez. Hatta kullandığımız bir eşya bile bize hizmet veriyorsa, onu hor kullanamayız. Birine kızıp da telefonu fırlatamayız. Yere düşen bir eşyayı tekmeleyemeyiz. İslam inancının duyarlılığı burada işte!... Allah “Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır” diyor. Canlı ve canssız evrende her ne varsa varlık olarak Allah’ı tesbih ediyor. Bunu idrak etmek için şuurlu olmak ve şuurlu insan olarak yaşamak gerekiyor.

Merhum Cemil Meriç Hoca “Anarşi, Terör, Anomi” isimli  bir gazete tefrikasında “Maverayla göbek bağını kopartmış bir dünyanın insanı ya intihar eder, ya da isyan” diye yazmıştı. Ahireti hice sayıp, sadece dünya ehli olmak bencilliktir. Bencillik insanı yalnızlık girdabına sokar. Onu boğar. Başına gelmedik işler açar, insan huzur bulmaz ve mutlu olmaz. Oysa Allah “Muhakkak ki müminler  kardeştir. Hepiniz birden Allah’ın ipine sarılın ve tefrikaya düşmeyin” diyor.  Bu emre uyulursa  doğal olarak toplumlarda barış olur. Barış diğer bir anlamda birlik ve  dirlik demektir.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........
Profösör

22 Haziran 2016 Çarşamba

Zikir Allah'a Yaklaştırır


Bir müslüman Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarınadan da kaçınmak zorundadır. Kim ki Allah’ın emirlerini yerine getirip, yasaklarından sakınıyorsa bütünüyle Allah’a, Kuran’a,  Peygambere teslim olmuş ve doğru yolda demektir. Kuran’a tabi olmak demek Allah’ı Azimüşşan’ı zikretmek ve onu yüceltmek demektir. Kuran buyruklarına tabi olan Allah’ı dil ile, kalb ile  zikretmiş, verdiği nimetlere karşı da  Allah’a şükretmiş demektir. Allah’ı hatırlama bütünüyle bir uyarıdır. Zikir ve şükür müslümanın sürekli şuur içinde olmasını sağlar.  Kulun iman ve amel ilişkisini tanzim etmesi gerekir. İman ve İslam birbirini tamamlayan iki unsunrdur.  Onun için zikir inanmak ve inandığımızı bizatihi nefsimizde yaşamak anlamına gelmektedir. Cenab-ı Allah “Rabbiniz olan beni anın” der. Allah’ın emirleriden anlaşılacağı gibi, bizi yaratan, hayatımızın  gayesi kılan, bizim hulusi kalp ile Allah’a yönelmemiz ve Onu zikretmemizdir. Yine Yüce Allah “Ey iman edenler Allah’ı çokça zikredin” der. Bu emrin gereği Cenab-ı Hak’kı her fırsatta anacağız, onu zikredeceğiz, ayrıca bize verdiği nimetler karşısında da ona olan şükrümüzü belirteceğiz.

Zikretmek ve Allah’ı anmak kapsamı geniş bir sorumluluktur. Onu hatırlamak, akılda ve zihinde tutmanın da ötesinde, onu kalben sevmek demektir. Kalben sevmek onsuz nefes alamamak demektir. Allah’ı seven, Kitabını da Peygamberini de sever. Allah’a olan kulluğunu, ibadet ve taatını hakkıyla yerine getirir. Bir mümin ve müslüman olan insan için, en büyük erdem Allah’a salih kul olabilmektir. Bir müslüman için en büyük gaye zikirle, şükürle Hak’kın rızasını kazanabilmektir. Bu açıdan zikir yaptığımız ibadetlerin özünü teşkil eder. Allah’ı zikir kalplerin temizliği ve nurlanması, huzur bulması demektir. İlmin, idrakin ve irfanın harekete geçmesi demektir. Allah’ı zikir vücudun marazlardan kurtulması, afiyet bulması, ruhlarımuzun neşelenmesi,  cemalimizin güzelliği ve gülümsemesi demektir. Zikir nefsi terbiye yolunda Hakikate ermek için seyri süluk içinde bulunmak demektir. Allah’ı zikir imanı güçlendirir, İslam’ı idrakte ve İslam’ı yaşamaktan zevk almak demektir. Zikir muhabbet ve huşu demektir. Allah’ı kırma onun sevgisine mazhar olamma korkusuyla yaşamak demektir. Allah’ı zikretmek, onu anmak demek; kalbin katılığının giderilmesi, kalbin yumşaması ve gönül rızasını kazanmak demektir. Allah’ı zikir demek, bilerek, bilinçlenerek sevmek ve sevilmek demektir. Kuran-ı Kerim “Hakiki müminler Allah zikredilince kalpleri ürperenlerdir” demektedir. Çünkü Allah’i zikredenlerin kalpleri hassastır. Hassas terazi gibi sadece değerleri tartar. Kalbinde değerli olan Hakikate yer verir. Hazreti Peygamber de  Allah’ı zikredenler için, "İnsanların en üstün derecelisi Allah'ı zikredenlerdir." buyuruyor. Allah’a zikir müslüman için hayati bir önem haizdir. Zikrin en güzeli ve en faziletlisi Peygamber efendimizin bizlere öğrettiği şekliyle yapılmış olanıdır.

Allah’ı zikredip tesbih etmek için belli başlı zikir cümlelerini de burada ifade etmek isterim; Allah, La ilahe illallah, Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber, Sübhanallah ve bihamdih, Estağfirullah, La ilahe illallahü vahdehüla  şerike lehül mülkü velehül hamdü vehüve ala külli şeyin kadir. Bunlar ve buna benzer zikir cümleleriyle Allah’ü Azimüşşanı zikreder, tesbih ve onu tazim ederiz. Kainatta yartılan bütün mahlukat Allah’ı zikreder, tesbih eder, Onu tevhid eder, Kul Allah’ı tesbih ederek ve zikrederek de tenvir olur. Zikirle, şükürle tenvir olan kalpler, şeytanın desiselerine  ve tuzaklarına düşmez, vesveseye kapılmaz, Zikir sahibi kişi zikrini dil ile  ve kalp ile yapmakla birlikte Kuran’ı Kerim’i bir zikir olarak Kabul eder. Allah’ı anmayı, zikretmeyi iyilik yapmak ve kötülük yapmaktan sakınmak olarak algılar. Zikreden ve şükreden Allah yolundadır. Zikreden ve şükreden iyiliklere koşan, kötülüklere de set çeken demektir.  Zikreden ve şükreden bir kimse hırsını, kibirini yenen, kalbinde sevgi, şefkat, merhamet taşıyan demektir. Allah bizi kendine zikredenlerden ve şükredenlerden eylesin.


..........
Not: Hukukçu Fazıl Sadıkoğlu'nun  Buünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör


20 Haziran 2016 Pazartesi

Hidayet Allah'tandır.


Mübarek Ramazan ayı boyunca müslümanlar oruç tutarlar. Nefsin zaaflarına karşı ayak diretir ve nefsin azgınlıklarına karşı onu dizginlemek için azami gayreti gösterirler. Oruç tutarak, sabrederek, daha çok sevgi, şefkat, merhamet duygularıyla fitre, zekat ve ihtiyaç sahiplerini düşünerek birbirlerine yardım ederler. Birbirlerine daha çok muhabbet beslerler ve kardeşlik duygularını pekiştirirler. Ramazan ayı müslümanların daha İslami, daha insani, daha vicdani duygular beslediğini ve birbirlerine karşı daha adil davranıldığı bir iklim olarak düşünebiliriz. Müslümanların bu hali elbette taş yürekli kimseleri de etkileyecektir. Onların da bir nebze olsun kalpleri yumşayacaktır. Bir müslüman bir müslümanın aynasıdır. Müslümanlar birbirinden gördükçe de iyilikte ve hayırda yarışacaklardır. Ayrıca bir müslüman bir kimsenin hidayetine vesile olursa bunun ecri ve sevabı çok büyüktür.

Hidayet Allah'tardır deriz. Elbette kulun da birazcık olsun kalbini iyiliklere açık tutması gerekir. Birazcık olsun hakikati görmek için bile bile nefsin zaaflarına teslim olmaması ve diretmesi gerekir. Bir insanın düşünmesi, akletmesi, şuur kapısından adım atması demek, artık düşünce tarzının da İslami esaslara göre olması ve hayatına İslam’a göre yön vermesi demektir. Bir insan hidayete erdiği zaman doğru yolda, doğruyu bulmuş demektir. İyiliklerle karşılaşmış ve güzelliklerle buluşmuş demektir. Bir insan hidayete erdiği zaman Yüce kitabımız Kuran'ı kendine rehber edinmiş demektir. Hak yola girmiş, hakikatin kucağında  demektir. Batıla kapısını kapatmış, Hak'ka teslim olmuş demektir.

Hidayet; doğru yolu gösterme, Allah’ın razı olduğu yolda yürüme, yine Allah’ın insanın kalbindeki bütün sıkıntıları yok etmesi,  bunun yerine rahatlık ve huzur vermesi demektir.  Allah’ın emir ve yasaklarına uymada kula kolaylık ihsan etmesi demektir. Hidayete ermek; ihtida etmek anlamında düşündüğümüzde İslam’ı seçme ve müslüman olmak demektir. Hidayete eren insan ömrünü Allah’a salih kul olabilmek için geçirir. Hidayete eren bir müslümanın en büyük arzusu Allah’ın rızasını kazanabilmektir. Onun için ondan büyük bir haz yoktur. Bir kimse aklı yerinde ve buluğ çağında ise artık İslam’ın emrettiği sorumlulukları yerine getirmekle mükelleftir. Hakikat kucağı sevgidir, şefkattir, merhamettir. Müslüman bunun bilincindedir. Bir müsülman doğru yolda olduğu müddetçe yaşantısı bütünüyle hidayet üzerinedir. Doğru yolda sabit kalabilmesi için bir müsülman nefsini terbiye etmede azami gayreti gösterecek ve elinden geldiğince hayır hasenat işleriyle uğraşacaktır. Bir çocuğu sevindirecek, bir yetimin başını okşuyacak, bir yaşlının elinden tutaacak ve onun  hayır duasını alacak, bir hasta ziyaretinde yatan hastaya şifa dileyecek, tabiri caizse bir karıncanın bile canını acıtmaktan imtina edecektir.

Allah Kuran’da “Allah zulmedenlere hidayet etmez” buyururken, her tür yapılan kötülüğü, yanlışı, çirkini affetmiyor. Zalim olmanın ve zulmün dışında zalimi övmenin, zulmü alkışlamanın da aynı manaya delalet ettiğini bilmeliyiz. Yine Kuran “Kim Allah’a inanırsa Allah onun kalbini hidayete erdirir.” Diyor. Hidayete ermek irademizi Hak’ın iradesine teslim etmekten geçer. Hidayete ermek dünya  ve ahiret  huzura kavuşmak ve mutlu olmak demektir.

Profösör

.....

Not: Bu makalemiz bugünkü 
Yeni Birlik gazetesi 
Ramazan sayfamızda neşrolmuştur.


23 Mart 2016 Çarşamba

Sevgi İteattir

Muhabbetin en büyük alameti farikası iteattir. Seven sevdiğine gönlündeki sevgi kadar tabi olur. Gönlünde muhabbet varsa kuru ekmek yesen de mutlusundur. Bir barakada yaşamış olsan da huzurlusundur.


Profösör

Papatyalar

Hani bahar geldi ya; 
Açtı papatyalar... 

Papatyalardan
fal mı bakarsınız, 
yoksa papatyalardan 
başınıza 
taç mı yaparsınız?


Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...