İzleyiciler

emniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2020 Perşembe

Hüzünlü Ramazan

HACİVAT VE KARAGÖZ


Ramazan- Şerif gelmiştir. Fakat bütün kasaba halkı buruk bir sevinç içindedir. Çünkü  bir illet bir musibetle kasaba halkı karşı karşıyadır.  Bundan mütevellid  hem üzüntülü, hem de  hüzünlüdür.  Hacivat  evin balkonunda yalnız başına kukuman kuşu gibi oturmaktadır. Gayri ihtiyari bir söz çıkar Hacivat’ın ağzından.
- Hayy Haaaakk!..
Karşı balkondan  arkadaşı Karagöz duyar Hacivat’ı.  Karagöz lafolsun torba dolsun diye.
- Hayrola Hacivat’ım!.. Ramazan-ı Şerifi balkon sefasıyla karşılıyorsun sanırım.
Karagöz knuşur;
- Hayır Karagözüm, Asıl Ramazan-ı Şerif karşılıyor bizi. Şu halimize baksana, Biz günahkar kulların başında nasıl bir musibet ve illet var!.. Hüzünlüyüm hüzünlü. Üzüntülüyüm üzüntülü. Hani, camiye, cemaate gidebiliyor muyuz! Hem bundan mahrumuz, hem de evlerimize kapandık mahpusuz...
Karagöz topu taca atar)
- Oh ohhhh! Evlerimizde tatil yapıyoruz desene. Devletimiz varolsun evimize kadar her şey geliyor. Zaptiyeler emniyetimizi sağlıyor. İhtiyaçlarımız gideriliyor.  Yardım paketleri, maskeler v e kolanyalar.  En iyisi mi biz yan gelip yatalım. Bir nargile çekmediğimiz kalsın.
Hacivat bu konuşma üzerine çok kızmıştır ve hiddetlenir.
-  Karagözüm ben ne diyorum, sen ne anlıyorsun.  Sözlerimi don lastiği gibi sağa sola çekiyorsun.
Karagöz
- Hacivat’ım yiyip içip yan gelip yatıyoruz evde. Ne güzel işte Kihh kihh kihhh!..
Hacivat daha da hiddetlenir.
- Karagöz’üm aklını başına devşir. Ayrıca nargileyi ve tütünü çırattık hayatımızdan. Anlamak istemiyor musun. Allah’ın evinden mahrum kaldık. Sevgilimizden ayrı düştük gibi bir hisle hüzünlüyüz.
Karagöz bu sefer lafı başka  tarafa çevirir.
- Ne sevgilisi  Hacivat’ım. Sevgilin var da biz mi bilmiyoruz?  Bak sakalımız ağarmış, bu yaşta sevgili mi edineceğiz be yahu? İnsan biraz sakalından utanır.
Hacivat Karagöz’ün sözünün bitmesine müsade etmeden başlar konuşmaya
- Sen sevgilinin ne demek olduğunu da bilmiyorsun.Cemeatle yürekten dertlenmek ve hemhal olmak demektir. Birbirimizin yaarsına merhem olmak demektir. Mevlaya birlikte yalvarıp yakararak birlikte dua demektir. Müezzin niye camiye çağırır bizi; her türlü  musibetten, illettten, afetten, felaketten korumaktır bizi.
Hacivat son noktayı koyarcasına demek istediğini der Karagöz’e. Karagöz;
- Kusura bakma Hacivat’ım. Mizah yapmak istedim; huyum bu benim. Sanırım kaş yapayım derken göz çıkartıyorum. Seni güldürmeyi beceremedim. Hep bu illetten ve musibetten işte!..
Hacivat ve Karagöz birbirine vedalaşırken  nakaratla balkonlarından içeriye girerler.)
“Korona gitsin hüzün bitsin!.. Bütün millet bayram etsin!..”

Profösör



29 Haziran 2016 Çarşamba

İslam Barış Dinidir


İslam kelime itibariyle geniş bir terminolojiye sahiptir. İslam Arap graamerinde “Selime” mazi kökeninden türemiştir. Sin, lam, mim; İslam kelimesinin kökenidir.  “Selime” salim oldu, maddi ve manevi olarak huzur içinde bulundu demektir. İslam Allah’ın hükümlerine teslim olmak anlamına gelir . Kim ki Allah’ın emirlerine teslim olur, huzur bulur demektir. Hem müslümanlar karşılıklı muamelede Allah’ın hükmüyle adil olurlar, ahlaklı davranırlar,  hemde kendi iç çatışmalarından kurtulmuş olmaları  demektir. İslam inancı bütün insanlığı içine alacak şekilde kapsayıcıdır. İnsani, vicdani evrensel değerlerin üzerinde kutsiyeti olan yüce Kitabımız olan Kuran-ı Kerim rehberimizdir. Allah’ın sevgili kulu ve Resulü olan Peygamberimiz hazreti Muhammed de  önderimizdir. Elbette İslam Barış dinidir. Bu fani dünyada insanın maddeye olan düşkünlüğünden kurtararak, onu manevi olgunluğa kavuşturan yüce bir dindir. Kur’an da, Hazreti Peygamber de onun için bize gönderilmiştir. Bütün insanlık buhrandadır; buna karşın  kurtuluş ancak  İslam’dadır.

Bu dünyada insana verilen nimetlere şükretmek gerek. Zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakir, güçlü daha çok güçlü, zayıf daha çok zayıf olursa, işte o zaman bu düya adalet ve ahlakın öngördüğü değil, zalimlerin ve ahlaksızların cirit attığı bir yer olmaktan öteye gidemeyecektir. Elbette dünyanın dengesi bozulacaktır. İnsanlık bir tarafta efendiler, diğer tarafta köleler şeklinde ikiye ayrılıverir. Bir tarafta ezenler, diğer tarafta ezilenler. Şunu da unutmamak gerekir ki adalet terazisinini iki kefeyle eşitlemek ve izah etmek bir anlamda kısırdöngüdür. Adalet terazisi çok kefeelidir. İyiler ve kötüler diye insanlığı iki sınıfa alırmak yerine iyilerin iyiliklerinde ısrar etmesi, şuurlandıkça kötülerin bir bir yok olması ve  hidayete ermesi konusunda var gücüyle çalışması gerekir. İnsan sadece dünyayı değil, ahireti ve sonsuz mutluluğunu düşünerek hareket etmesi gerekir. Yüce Allah Kuran’ında ““Ey iman edenler; hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin…" buyurmaktadır. İnsanlar bu dünyada barış içinde huzurlu ve mutlu olarak yaşayabileceği bir dine davet edilyor. Bu da islam dinidir.  Çünkü “Allah katında din islam’dır.” İslam dininde zorlama olmadığı için; kişilerin inançlarına ve farklı görüşlerine hoşgörüyle bakılır. Çünkü din, inanç ve ifade özgürlüğünü İslam teminat altına almıştır.

İslam dini barıştır derken; bu inanç sisteminin getirdiği güvenlik şemsiyesi herkesi içine alır. Hayvanlara ve çevreye zarar verenlere de yaptırım uygular. Hiç kimse kimsenin tavuğuna kış diyemez. Hatta kullandığımız bir eşya bile bize hizmet veriyorsa, onu hor kullanamayız. Birine kızıp da telefonu fırlatamayız. Yere düşen bir eşyayı tekmeleyemeyiz. İslam inancının duyarlılığı burada işte!... Allah “Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır” diyor. Canlı ve canssız evrende her ne varsa varlık olarak Allah’ı tesbih ediyor. Bunu idrak etmek için şuurlu olmak ve şuurlu insan olarak yaşamak gerekiyor.

Merhum Cemil Meriç Hoca “Anarşi, Terör, Anomi” isimli  bir gazete tefrikasında “Maverayla göbek bağını kopartmış bir dünyanın insanı ya intihar eder, ya da isyan” diye yazmıştı. Ahireti hice sayıp, sadece dünya ehli olmak bencilliktir. Bencillik insanı yalnızlık girdabına sokar. Onu boğar. Başına gelmedik işler açar, insan huzur bulmaz ve mutlu olmaz. Oysa Allah “Muhakkak ki müminler  kardeştir. Hepiniz birden Allah’ın ipine sarılın ve tefrikaya düşmeyin” diyor.  Bu emre uyulursa  doğal olarak toplumlarda barış olur. Barış diğer bir anlamda birlik ve  dirlik demektir.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın dünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........
Profösör

8 Aralık 2015 Salı

Emniyet Veya Güvenlik


Hırsızlığı önlemek, ya da can güvenliğini korumak için bir sürü önlem ve yöntem vardır. En başta en eski yöntem kapıya kilit vurmaktır. Şimdi dijital kartlarla, şifreli elektronik sisteme bağlı kapılarla mal ve can güvenliği sağlanmaya çalışılıyor. Günümüzde apartmanlarda görüntülü ve sesli sistemlerle kapıya gelen ve kapı ziline basanın kim olduğu merakı da böylelikle giderilmiş oluyor. 

Kameralarla kapı gözetleniyor,  kimi yerde duvarlar pıtraklı teller çekiliyor. Cam kırımqklarından duvar üstü engeller oluşturuluyor, kimisi bahçeli evde oturanlar köpek besliyor, hatta köpek beslemeyenler bile köşkün kapısına "Dikkat, köpek var" levhasıyla aklınca uyarı yapıyor. Bu arada domuzların mısır tarlalarına zarar vermemesi için silahlar patlatılıyor, Sürü halindeki kuşlar silah sesinden korkup kaçıyor, ya da teneke sesine alışkanlık göstererek arsızlık bile yapabiliyor. Hele çocukluğumuzda kendisiyle dalga geçtiğimiz, yırtık pırtık elbisesiyle başında şapkası olan,  tarladaki mahsülü kuşlardan korumak için köylerdeki bostan korkuluklarını da hiç unutmayalım.

Bu gibi önlemlerin mizahi tarafı da vardır. Bir anadolu kasabasında apartman kapısına iliştirilmiş, üzerinde "Zili bas, üç adım geriye git, yukarıya bak"  ibaresi yazan  bir levha gördüğünüzde mutlaka yüzünüzde bir tebessüm belirir. Bu durum anadolu insanımızın zekasını bize yansıtmaktadır.  Alın size görüntülü bir sistem; hem de içinde mizah da barındıran bir güvenlik sistemi oluşturulmuş bile. 

Profösör

10 Eylül 2014 Çarşamba

Siyasette Sağ ve Sol Kavramı


Bir zamanlar, klasik bir anlatımla tarif etmek gerekirse siyasi kulvar iki ana damar üzerinden ifade ediliyordu. Bu durumda  işverenden yana, sömürüden yana olursanız sağcı, işçiden yana, emekten yana  olursanız  solcu kavramlarının içinde kendinizi buluyordunuz. Daha doğrusu işçi kesimi çok çalıştırılan, sosyal hakları olmayan, alın teri gasp edilen, hakları çiğnenen bir kesim olarak meydanlarda sesini yükseltiyordu. Bütün solcular kapitalizm ve liberalizme karşıydılar. Her fırsatta da işçiler mitingler, yürüyüşler, grevler yapıyor, hak arayışı içinde bulunuyorlardı. Öte yandan işverenler anlaşma sağlamak için işci temsilcileri ve işçi sendikalarıyla masaya oturuyorlardı. Bazı patronlar gerekirse lokavt yapıyor, hatta fabrikasını işletmeye kapatanlar bile oluyordu. İşçilerin meydanlardaki sloganları "Kahrolsun kapitalizim, kahrolsun sömürü düzeni, kahrolsun patronlar, yaşasın işçi sınıfı" temasını işlese de bir kısır döngü içinde oldukları apaçık belliydi. Oysa işci işverene, işveren de işçisine gereksinim duyuyordu. Ancak üretimin ve ekmek kavgasının bu şekilde bir düzen içinde olması işin doğası gereğiydi. 

Aslına bakarsanız işçi ve işveren birbirine muhtaçtır. Sağ ve solun birbiri üzerinde hakları vardır. Sağ ve sol birbirine girmiştir. İkisi de birbiri için olmassa olmazlarıdır. Bu açıdan da, siyaseti sadece sağ ve sol üzerinden okumanın yanlışlığını hala farkedemeyen siyasilerin, aydınların, yazarların olduğunu söylememiz gerekir. Önemli olan üretim, hakça paylaşma, adalet ve kalkınma olmalıdır. İnsan haklarının her anlamda korunması volmalıdır. Özgürlük ve demokrasi kültürünün yeyermesi ve kendi doğal mecrasına evrilmesi olmalıdır. Ne yazık ki değişimci ve devrimci olduğunu söyleyen bugünkü sol statükoyu, ulusalcılığı ve eski Türkiye'yi savunuyor. Bugünkü sağ da statükoyu zorlayan bir zihniyet devrimi yapma yerine,  insan hak ve özgürlüklerinden yana tavır alma yerine, millete rağmen kendisini sol jargonuyla işbirliği yapmaya zorluyor. Şuurlu bir toplum olma mefkuresine sahip olanlar, başta ahlak ve maneviyatın hüküm sürdüğü, israfın, ayrımcılığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, işsizliğin, kimsesizliğin olmadığı gayrimeşruluğu ortadan kaldıracak, toplumu birbirine kaynaştıracak bir anayasayla ehliyet ve liyakat sahibi idarecilerin işbaşında olduğu bir ülke hayal ederler. Bu mefkurenin gerçekleşmesi  ütopya değildir. Artık dünyada da sağ  ve sol yoktur ve değerini kaybetmiştir. Sağ ve sol kavramlarının ve eksenlerinin dışında başka kavramlar ve eksenlerin varlığını keşfetmemiz gerekir. Bu yol hak hukuk üzerine kurulu, sürü mantığının olmadığı, bir kişinin ve hatta bir varlığın hakkını bile koruyan adil bir düzen olmalıdır.

Türkiye'de 28 Şubat vesayet rejiminin yaptığı zulümlere karşı, verilen mücadele sağ ve sol mücadelesi değildir. Oligarşik yapının millete ve onun değerlerine tepeden bakışının bir  yıkılışıdır. Tabuların yerle bir oluşudur. Vesayet rejimi aynen rusların folklorik ve otantik  bebeği matruşka gibi iç içedir. Her taşın altından bir vesayet, bir lobi ve  parelel yapılar, örgütler çıkmaktadır. Onun için vesayeti sadece askerle ilişkilendirilmemelidir. Darbeci vesayet siyasetin, yargının, emniyetin, eğitim gibi devletin bütün kurumlarında olabileceği gibi, sivil insiyatifin içinde, iş adamlarının, derneklerin,  platform ve oluşumların da olduğunu göz ardı edemeyiz. Yaptığımız bu projeksiyon  bize sağ ve sol kavramılarının anlamını yitirdiğini  göstermektedir.  Bunun yerine kavram olarak bundan sonra "Hak ve Batıl" dan söz etmemiz gerekecektir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...