İzleyiciler

işçi hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işçi hakları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2014 Perşembe

Hastahanede Grev Var!..


Devlet vatandaşına daha iyi hizmet verebilmesi için her türlü argümanı kullanabilir ve bir çok mekanizmaları devreye sokabilir. Özel sektörle de çalışabilir. Bunu yaparken de devletin ve milletin menfaatini göz önünde tutar. Burada dikkat edilmesi gereken hizmetin sağlıklı sürdürülmesi ve vatandaşlar tarafından memnuniyet verici olmasıdır.

Devlet özel sektörden hizmet satın alırken, bütün sorumluluğu özel sektöre yıkmamalı, aynı zamanda hizmet veren ve hizmet alanın haklarını koruyarak, vatandaşı da mağdur edecek bir hak ihlali içinde yer almamalıdır. Devlet özel sektöre iş verirken, hizmetin aksama olasılığını dikkate alacak, ve bu olasılığı ortadan kaldıracak yasal düzenlemeyi de yapmalıdır. Herşeyi taşeron firmaların insafına terketmemelidir. 

Bugün devlet hastanesine gittiğimde, Nükleer Tıp Bölümü'nden on gün önce çektirmiş olduğum sintigrafi sonuçlarımı sekreteryadan alırken dikkatimi çeken bir husus vardı. Bu bölüme gelen hastalar geriye çeviriliyordu. Grevin olduğunu öğrendim. Taşeron firmanın hastanede çalışan elemanları birkaç aydır maaşlarını alamamışlardı. Özellikle sağlık kuruluşlarında grev olması ve bundan dolayı hizmetin durması anlaşılır gibi değil. O kadar sağlıkta reform  yapıldığını söylesek de, bunun hiçbir  izahı yok. Devlet taşeron işçi çalıştırsa da, hizmet hiç bir surette aksamamalı. Devlet taşeron firmayı sürekli  denetim altında tutmalı ve taşeron firma da devletten aldığı paraıyı tahsil ettiğinde, önce çalıştırdığı işçilerin maaşını zamanında ödemelidir.   Bu suretle taşeron olarak çalıştırılan işçilerin hakkı korunduğu gibi, bunun yanında   vatandaş ve hastalar da, katiyyen mağdur olmayacaktır.


Profösör

10 Eylül 2014 Çarşamba

Siyasette Sağ ve Sol Kavramı


Bir zamanlar, klasik bir anlatımla tarif etmek gerekirse siyasi kulvar iki ana damar üzerinden ifade ediliyordu. Bu durumda  işverenden yana, sömürüden yana olursanız sağcı, işçiden yana, emekten yana  olursanız  solcu kavramlarının içinde kendinizi buluyordunuz. Daha doğrusu işçi kesimi çok çalıştırılan, sosyal hakları olmayan, alın teri gasp edilen, hakları çiğnenen bir kesim olarak meydanlarda sesini yükseltiyordu. Bütün solcular kapitalizm ve liberalizme karşıydılar. Her fırsatta da işçiler mitingler, yürüyüşler, grevler yapıyor, hak arayışı içinde bulunuyorlardı. Öte yandan işverenler anlaşma sağlamak için işci temsilcileri ve işçi sendikalarıyla masaya oturuyorlardı. Bazı patronlar gerekirse lokavt yapıyor, hatta fabrikasını işletmeye kapatanlar bile oluyordu. İşçilerin meydanlardaki sloganları "Kahrolsun kapitalizim, kahrolsun sömürü düzeni, kahrolsun patronlar, yaşasın işçi sınıfı" temasını işlese de bir kısır döngü içinde oldukları apaçık belliydi. Oysa işci işverene, işveren de işçisine gereksinim duyuyordu. Ancak üretimin ve ekmek kavgasının bu şekilde bir düzen içinde olması işin doğası gereğiydi. 

Aslına bakarsanız işçi ve işveren birbirine muhtaçtır. Sağ ve solun birbiri üzerinde hakları vardır. Sağ ve sol birbirine girmiştir. İkisi de birbiri için olmassa olmazlarıdır. Bu açıdan da, siyaseti sadece sağ ve sol üzerinden okumanın yanlışlığını hala farkedemeyen siyasilerin, aydınların, yazarların olduğunu söylememiz gerekir. Önemli olan üretim, hakça paylaşma, adalet ve kalkınma olmalıdır. İnsan haklarının her anlamda korunması volmalıdır. Özgürlük ve demokrasi kültürünün yeyermesi ve kendi doğal mecrasına evrilmesi olmalıdır. Ne yazık ki değişimci ve devrimci olduğunu söyleyen bugünkü sol statükoyu, ulusalcılığı ve eski Türkiye'yi savunuyor. Bugünkü sağ da statükoyu zorlayan bir zihniyet devrimi yapma yerine,  insan hak ve özgürlüklerinden yana tavır alma yerine, millete rağmen kendisini sol jargonuyla işbirliği yapmaya zorluyor. Şuurlu bir toplum olma mefkuresine sahip olanlar, başta ahlak ve maneviyatın hüküm sürdüğü, israfın, ayrımcılığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, işsizliğin, kimsesizliğin olmadığı gayrimeşruluğu ortadan kaldıracak, toplumu birbirine kaynaştıracak bir anayasayla ehliyet ve liyakat sahibi idarecilerin işbaşında olduğu bir ülke hayal ederler. Bu mefkurenin gerçekleşmesi  ütopya değildir. Artık dünyada da sağ  ve sol yoktur ve değerini kaybetmiştir. Sağ ve sol kavramlarının ve eksenlerinin dışında başka kavramlar ve eksenlerin varlığını keşfetmemiz gerekir. Bu yol hak hukuk üzerine kurulu, sürü mantığının olmadığı, bir kişinin ve hatta bir varlığın hakkını bile koruyan adil bir düzen olmalıdır.

Türkiye'de 28 Şubat vesayet rejiminin yaptığı zulümlere karşı, verilen mücadele sağ ve sol mücadelesi değildir. Oligarşik yapının millete ve onun değerlerine tepeden bakışının bir  yıkılışıdır. Tabuların yerle bir oluşudur. Vesayet rejimi aynen rusların folklorik ve otantik  bebeği matruşka gibi iç içedir. Her taşın altından bir vesayet, bir lobi ve  parelel yapılar, örgütler çıkmaktadır. Onun için vesayeti sadece askerle ilişkilendirilmemelidir. Darbeci vesayet siyasetin, yargının, emniyetin, eğitim gibi devletin bütün kurumlarında olabileceği gibi, sivil insiyatifin içinde, iş adamlarının, derneklerin,  platform ve oluşumların da olduğunu göz ardı edemeyiz. Yaptığımız bu projeksiyon  bize sağ ve sol kavramılarının anlamını yitirdiğini  göstermektedir.  Bunun yerine kavram olarak bundan sonra "Hak ve Batıl" dan söz etmemiz gerekecektir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...