İzleyiciler

vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vicdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2019 Pazartesi

Ruh ikiziyiz



İnsan çiçek açtığı zaman bahar, meyve verdiği zaman da yaz gibidir. Hep böyle gitmez elbette ömür!.. Bir de bekleyen güz vardır. Kara kışta kara toprak bir ölüm vardır. İnanç insanı, evreni ve ötesini kapsar. Umut ölünceye kadar. Hırs kırka kadar. Sonra yavaş yavaş törpülenirsin. Sonbahar güz gibi geriye baktığında, eteklerin hüzün dolu yaprak gibisin. Sonbahar güz gibi değişir yüzünün rengi, güneşin feri gözlerinin rengi. Artık huzur içinde bir sükunet, sukunet içinde bir huzur arar gibisin. Bir kanepe, bir sandalye, bir tabure bulsak ta otursak, bir tepeden engin boşluklara baksak. İkimiz bir kuş olsak da kanatlanıp uçsak, Bir ruh hafifliği içinde bulut olsak, yağmur olsak ve rahmet ve bereket olarak yağsak. Kalbimiz o zaman müsterih olurdu inan!.. Toprak yağmura kansa, tohum çıtlasa nefes alsa. Filizlenip serpilip yeniden çiçek açsa nebatat... Yeniden bahar olsa, yaz olsa, güz olsa hayat!.. Kışla birlikte yeniden bir döngü olsa; işte o zaman daha iyi idrak edebilir insan. Ben ve sen hayat yolcusu ve hakikat yolcusu ikimiz, biliyoruz ki; sen ve ben ruh ikiziyiz.

Proösör

22 Nisan 2018 Pazar

Ben Bir Hiçim


Filistinli çocuğun direnci, Afrikalı çocuğun sevinci, Suriyeli çocuğun umudu benim.  Ben inancın, adaletin, insafın kalesiyim. Bir lokmada milyonlarca açın hakkı olduğu bilincindeyim. Vicdanım sıszlamıyorsa eğer ben bir hiçim.

Profösör

5 Mayıs 2017 Cuma

Adalet Hassasiyeti

Temel inanç bir ağaç  büyüsün de odun yapılsın diye fidesi toprağa dikilmez. Bir ağaç genel olarak meyve versin, ondan insanlar istifade etsin, kurt kuş yesin diye dikilir. Oysa ağaç aynı zamanda  bulunduğu yeri gölgelendirir ve yaşlanınca da kurur, çürümeye başlar ve toprağa karışır.  Ya da  ondan odun ihtiyacı giderilir.  Sahibi olan bir ağaçtan izinsiz meyve kopartılmaz. İnsanın canı çekse  de, göz hakkı diyerek, ağaçtan sadece nefsi köreltmek için  bir meyve kopartılırsa, mutlaka sahibinden helallik istenir. Helallik istemek bizim olmazsa olmaz inancımızın ve kültürümüzün bir kuralıdır. Aksi takdirde sorumluluk üzerimizde kalır; bu durumu ahlaki bir davranış olarak  göremeyiz


Bu tür davranışları daha ileriye de götürebiliriz. Örneğin; yazın sıcağında başkasıan ait bir evin gölgesinde biraz gölgelenmek bile ahlaken sorgulanabilir. Yada yağmurda sokakta yürürken başkasına ait evlerin çatısı altında yürünmez diyebiliriz. Bu tür uç örnekleri çoğaltabiliriz. Asıl meselenin özünü adalet değerleri teşkil eder. Adaleti temin etmenin en başında ahlaki terbiyeye sahip olmak geliyor. Ahlaklı olmak. doğru davranışlar içinde bulunmak Allah'ın kuldan yapılmasını  istediği emirlerdir.  Hazreti Ömer'in devlet işlerinde devletin mumunu, özel işlerinde cebinden çıkarttığı kendisine ait  özel bir mumu kullanması, adalet terazisinin nasıl bir hassas terazi olduğunu gösterir bize.

Elbette biz insanlar sosyal varlıklarız. Hep birlikte ve bir arada yaşarız.  Bilerek yada bilmeyerek birbirimizin haklarına gireriz.  İçimizi acıtan, vicdanen rahatsız olduğumuz davranışlarımızdan da helallik isteriz. Birbirimizin hoşgörüsüne sığınırız. Bu arada hassasiyet gösterirken de   ifrat ve tefritten kaçınırız. Kimse bir tane meyvenin hesabını sormaz. Kimse bir evin gölgesinde oturana kızmaz. Kimse  neden saçak altında yürüyorsun diye ayıplamaz.  Bir yerde zor ve darda kalan bir kimse olduğunda hemen koşar elinden tutarız. İnsanlığın da vicrdanın da gereği bu olsa gerek!..


Zaman zaman beşer olarak gaflete düşebiliyoruz. Onun için en başta bize verilen emaneti korumamız gerek. Haksız yere menfaat sağlamak ve nemalanmak olmaksızın davranışlarımıza dikkat etmemiz gerekir.  Her ne iş yaparsak yapalım özellikle Besmelesiz yapmayalım ve iyi niyet taşıyalım. Umarız ki bundan dolayı hatalarımızdan ve işyeleyeceğimiz günahlardan  beri kalırız. 


Profösör


14 Mart 2017 Salı

Türkiye İnancıyla ve Vicdanıyla Güçlüdür.


Bilinç şuur demektir. Hakka ve hakkaniyete uygunluk demektir. Batının Türklere ve Müslümanlara takındığı bu çirkin tavırı  bilinçli olarak nitelendiren yazar, siyaset bilimcilerimiz  ve diplomatlarımız var. Batı bu çirkin davranışını  kasten yapıyor. Türkiye'nin son dönemde hızla gelişmesi onları tedirgin ediyor. Bütün sömürü hortumlarının kesilmesi karşısında tükenmişliklerini yaşıyorlar.  Oysa Batı ve bütün Avrupa bugünkü Paris, Roma, Amisterdam, Londra, Berlin ve nice modern şehirleşmelerini doğuyu ve afrikayı sömürerek inşa ettiklerini biliyoruz.  Bugün açlık, sefalet, savaşlar ve terör varsa Batının haçlı zihniyetine bağlamak gerekir. Haçlı zihniyeti adaletin ve vicdanın hilafına zulmün ve acımasızlığın bir bir tezahürüdür.  Batının gösterdiği bu tepki İslamı da aşmış Tükiye ve Onun siyasi lideri  Recep Tayyip Erdoğan imgesiyle somut hale getirilmiştir.  Batı bütün değerleriyle çöküş halindedir.  Artık bundan sonraki güç ne toptur, ne tanktır, ne uçaktır; bundan sonraki güç haktadır, hakkaniyettedir. Bundan sonraki güç merhamet elini darda kalanlara uzatmaktır.  Türkiye inancıyla ve vicdanıyle güçlüdür. Onun için mazlumların yanındadır. Mazlumların dualarındadır.

Profösör 

10 Şubat 2017 Cuma

İlişkilerde Saygınlık


Aynı fikre, aynı dünya görüşüne sahip olmasan bile 
duygudaşlık insani, vicdani ve daha da önemlisi vicdani bir 
değe sahipsin demektir. Kalbi muhabbete karşı açık olanlar 
birbirine zıt fikirde ve klikte olsalar bile, birbirine olan 
saygınlığını korumak için ilişkilerinde azami titizliği gösterirler.



Profösör

28 Ocak 2017 Cumartesi

Bilincinle Gel!...


Yarabbi!..
Nerede benim
inancım,
ümidim,
ve hayallerim.
Sanki ben
taşa dönmüş
gibiyim....
.....
Ruhsuz,
sessis
ve hareketsiz...
Beton üstüne beton
duran bir heykel gibiyim.
.....
İnancın varsa eğer;
vicdanın var demektir.
Vicdanın yoksa eğer;
bir put gibisindir.
......
Yarabbi!..
bize hakikati göster,
şuurlanalım.
......
Yarabbi bize
doğru yolu göster,
hidayet bulalım.
......
Bizi taşa döndürme yarabbi
meydanlara dikme!
Biz birer İbrahim olalım.
.....
Ey müslüman bilincini bile!..
Put alanlarından geçsen bile
İçindeki putları temizle.
İşte o zaman;
devrilir bütün putlar,
birer birer arkandan...
Profösör

15 Aralık 2016 Perşembe

Gaz Maskeleri ve Atropin İğneleri


Savaşlar niye devam etsin ki? İnsanlar niye ölsün ki? İnsanlar katliamlarla ölüyor, silah tüccarları avuçlarını ovuşturuyor. Evler, binalar, şehirler yımılıyor; insanlık yerle bir ediliyor. Bombalar, roketler uçaklarla yüzlerce binlerce sorti yapılıyor; insanlar evlerini vatanlarını terkediyor, kaçkın durumuna düşüyorlar.  Yaşlı, kadın, çocuk demeden işkenceye tabi tutuluyor, öldürülüyor, kaçanlar büyük acılarla kendisini sınır dışına atmaya çalışıyor. Bir de nötron bombası atıldığını düşünün!.. Öyle bir bomba ki; nötron ışınları, binalar ve çevreye hiçbir bir zarar vermemekle birlikte, insan hayatı için kesin öldürücü tehlike içeriyor. Öbür taraftan gaz maskelerive atropin iğneleri  piyasaya sürülüyor. Herkese bir gaz maskesi demek; milyonlarca gaz maskesi ve bundan elde edilen kazanç demektir. Silah tüccarları bir taraftan vurun öldürün diyor. Bir taraftan gaz maskeleriyle kendinizi koruyun demeye getiriyor. Böyle bir yaman çelişi içinde bile sömürgeci güçler, katılaşmış ve taşlaşmış yürekleriyle  purolarını tüttürüyorlar.



Profösör

Savaşı Durduralım




Nedir beklentilerin diye sorarsan eğer bana sen; savaşı durduralım derim en şuurlu halimdeyken ben. Yazalım, çizelim, resmedelim, arzu halimiz budur bizim. Malımızla, canımızla, kanımızla savaşı durdurmak ve zulmü ortadan kaldırmaktır ilk işimiz derim.

Profösör

14 Ekim 2016 Cuma

Değerin Değeri Bilinmeli


Kimi insan bir değeri ter dökmeden anında kazanır ve kıymet bilmez; onu  anında yitirebilir. Bazı insan da bir değere ulaşmak için tırnaklarıyla kazınır, ter döker, sıkıntı çeker o değere ulaşır ve onu bir mücevher gibi avucunda saklar, onu düşürmemek, kırmamak için adeta o değeri kalbine nakşeder. Kalbi dursa da insan ölse de o değer onun kalbinde diriliğini muhafaza eder. O kalıcı bir sevgidir ve o sevgide ezel ve ebed gizlidir. Ne mutlu o sevgiyi kalbinde hissedenlere!.. Ne mutlu o değeri kırmadan dökmeden kalbinde taşıyanlara!.. Ne mutlu o değerle birlikte vicdanlı, merhametli, insan olabilenlere!..

Profösör

12 Haziran 2016 Pazar

Sevmeye Dair



Her insanın başını sokacak bir barınağı ve bir evi olmalı. Dünyaya kapalı olsa da penceresi Allah'a açık olmalı. Her insanın güzel bir yüreği ve şefkatli bir eli olmalı. Yüreğiyle sevmeli, eliyle dokunmalı. Her insanın bir vicdanı ve bir insafı olmalı; haksızlık karşısında her insan tir tir titremeli. 

Profösör

18 Ocak 2016 Pazartesi

Karda Karga

Kara kış bastırınca  kar yağar, karda kargalar ve diğer kuşlar,   kedi, köpek gibi bütün hayvanlar yiyecek aramaya çıkarlar. Anadoluda öyle olur ki dağdaki kurtlar açlıktan köylere, kasabalara inerler. Açlık onları daha da vahşileştirir ve bundan ötürü de çaresiz  insanlara saldırırlar.

Atalarımız vahşi hayvanlar karda aç kalmasın diye, orman içlerine kadar giderek  bilinen yerlere onlar için kestikleri hayvanların etlerini  yem olarak dağıtırlar.

İnsan oğlu vicdan sahibidir. Kendisi sıcak evde karnını doyururken, kestaneyi çizerken, çayını demlerken kuşlar kurtlar ve hayvanlar başlarının çaresine baksın diyemez. Vicdanı sızlar, onlar da can taşıyor diye merhamet eder. Medeniyet budur işte!.. Bir de evinden yurdundan olmuş, başka yabancı ülkelere sığınmış, ölümü bile göze almış kaçkınlar ve onların çocukları, bebekleri, yaşlıları, hastaları bu kış kıyamet gününde denizle boğuşan, karaya bile sağ çıkması ihtimali olmayan insancıklar ne yapsın!.. Bir de bunu düşünün, bir de kendimizi onların yerine koyalım, empati yapalım. Can bubarek bir varlıktır. Bir canı korumak demek bütün canları korumak demektir.

Profösör


4 Ocak 2016 Pazartesi

Kafa gözü... Kalp gözü!..


Yaşamanın bir hikmeti olmalı. Sadece felsefe yapılmamalı. Felsefe; balı cam kavonozdan yalamak gibidir. Felsefe; karanlıkta bir filin gövdesinde yaşayan, kör bir pirenin filin bacağını algılaması gibidir. Oysa düşünceye duygu katmak kalbi de hesaba katmaktır. İşte o zaman hayatın bir anlamı olur; yaşamanın hikmeti nedir anlaşılır olur.


Profösör

1 Aralık 2014 Pazartesi

İyilik Tebessümle Başlar


Bir arkadaşımız "Napoli'de küçük bir kafedeyim. 2 müşteri geldi. "5 kahve, 2'si bizim için diğeri askıda". 5 kahve ödeyip 2 tane aldılar. Askıda kahve nedir, diye sordum. Garson bekleyin ve görün dedi. Başka müşteriler geldi. 2 kız kendi içtiklerinin parasını ödeyip gittiler. Bir süre sonra 3 avukat geldi. 7 kahve dedi, 3'ünü içtiler ve 7 kahve parası ödediler. Biz konuşmaya devam ederken bir süre sonra fakir bir adam içeri girdi. Nazik bir ses tonuyla, hiç askıda kahveniz var mı, diye sordu. Napoli'de insanlar bu şekilde birbirlerine görmeden kahve ve hatta yemek ısmarlıyorlar.." diye bir anısını paylaşmış sosyal medyada.

Nerede olursak olalım, hangi inançta olursak olalım  insanlık ölmemiş daha diyebiliriz.  Bu tutum insanlık değerlerinden kaynaklanmıyor. İnsanı sevmek, onun onurunu düşünmek için her insanın yapacağı bir şey vardır. Bunu kültür haline getirmek de kanıksanacak ahlaki değerlerdir. Japonya'da sabahları işe giden insanlar birbirlerine,  "Sabah çorbanı içtin mi" şeklinde sormaları da bir insanlık sorumluluğudur. Osmanlıda da "Sadaka taşı" kültürü insanlığın bir başka örneğidir. Sadaka taşlarına durumu iyi olanlar tarafındanh nakit akçeler konur, durumu zayıf olanlar da giderler sadaka taşından ihtiyacı kadar  konulan paradan temin ederlerdi. Sadaka taşıyla durumu zayıf olanın arasında mahremiyete önem verilirdi. Buraya kim uğrar kim uğramaz özellikle saklı kalır, bunu da  Osmanlı yine insanlık onurunu  düşünerek yapardı.

İnsana, evrene ve ötesine bir tebessümle bakmak, varlığını onların varlığıyla değer bulduğu idrakine varmak gerekir. Bir kez ebessüm yansırsa bütün çehrelere yüzler cemalleşir. İyilik yapmaya, iyilik görmeye hazırız demektir. Çünkü iyiliğin başlangıcında tebessüm var. Tebessüm eden herkes iyilik yapabilir ve iyilik yapabilme melekesine sahiptir.

Profösör

19 Aralık 2012 Çarşamba

Köpeklerin Vicdan Muhasebesi


Akşam karanlığında bir adam, iş yerinden bir elinde çantası, diğer elinde kedi ve köpeğine çarşıdan aldığı ve içinde hayvan maması bulunan bir poşetle evine dönerken, kentin gürültüsünden, kirliliğinden, yorgunluğundan kaçarcasına adımlarını hızlı hızlı atarak, onu sarıp sarmalayacak, huzur ve mutluluk bulduğu sıcak yuvasına bir an önce kavuşmak istemektedir. Onu eşi ve iki çocuğuyla birlikte evin diğer iki üyesi karabaş ve tekir de, bu adamın gelişini sabırsızca ve heyecanla beklemektedirler. Ne var ki; hiç bir zaman, nedense bir türlü lambaları yanmayan bir alt geçitten geçmek üzereyken karşısına üç serseri çıkar. Serseriler sırıtarak ve dişlerini göstererek adamcağıza saldırıp, elindeki çantayı almak isterken, bir boğuşma yaşanır. Adamcağız kendini korumak ister ama bir türlü bunu başaramaz. O tek başına mücadele ederken, karşı taraf üç kişidir. Adamcağız kendisini savunamaz, ancak "İmdaaat!" diye bağırsa da, yoldan geçen hiç bir insan dönüp de o yana bakmaz bile. Herkes yoluna devam eder. Demek ki burada adam bile öldürseler, kimse gıkını çıkartmayacak derecede insanlık ölmüştür. Herkes kendini düşünür ve gemisini kurtaran kaptandır. Birgün kendi başlarına da bu tür olayların gelebileceğini hiç düşünmezler. Böyle bir durumda da insani ve vicdani bir sorumluluk da duymazlar.

Hunharca saldıran üç kişinin karşısında adamcağız yere düşer düşmez, nereden geldiği bilinmeyen üç sokak köpeği, bütün gücüyle saldırganların üzerine atlar. Saldırganlar yere düşen adamı bile görmezler, üç köpek üç saldırganı yere yatırmış haklamaktadır. Bu saldırganlara yoldan geçen sorumsuz insanların vermesi gereken dersi, sokak köpekleri hiçbir karşılık beklemeden insanlık adına iyi bir ders vermişlerdir. Saldırganlar köpeklerden kurtulur kurtulmaz tabanları yağlayıp, arkasına bile bakmadan olay yerinden kaçmayı kendileri için bir kurtuluş saymışlardır. Saldırıya uğrayıp da, sokak köpekleri tarafından saldırganların elinden kurtulan adamcağız kendine geldiğinde, kaygısızca yoldan geçenler için bir ah çeker. "Bir köpek kadar insanlarda fikir yok, muhakeme yok, sorumluluk duygusu yok. Duygu yok. Vicdanın lügatlarda yeri bile yok." diyerek evdeki hayvanları için çarşıdan aldığı, torbasında bulunan mamaları "Kime niyet kime kısmet" deyip, sokak köpeklerine pay ederek, onlara teşekkür borcunu yerine getirir.

İnsanlar birbiri için var olduklarını acaba ne zaman öğrenecekler!. Oysa hayvanlar bile bunun farkında ve bunun bilincindedir. Amerika'da bir metroda adam kesseler kimsenin kılı kıpırdamamaktadır. Bu çağda insanın insana karşı sevgisi, şefkati ve merhameti artık kalmamıştır. Oysa okyanuslarda balinalar nedeni bilinmeyen bir doğa olayı karşısında, sahile vursa, bütün insanlık onların kurtulması, sıkıntılarının giderilmesi ve tekrar okyanusta hayat bulmaları için ayağa kalkmaktadır. Onlar için bütün dünyada seferberlik bile ilan edilmektedir. İnsanlık önce kendi varlığı, kendi onuru ve vicdanı için kendini hesaba çekmelidir. Çünkü hayvanlar kendilerine zarar verilmedikçe, insanlara hiç bir kötülüğü olmamaktadır. Onlar da insanın insana yaptığı kötülüğü bir türlü akıl erdirememektedir. İnsanlarda olmayan köpeklerin bu sorumluluk duygusu vicdanidir. Ancak bu bir vicdan muhasebesidir.

Profösör

16 Mart 2012 Cuma

Bir Cuma Yazısı

İnsan anlı ak, başı dik, onurlu bir hayatı yaşayabilmesi, bununla birlikte yürüdüğü yol ne kadar kaygan olursa olsun, düşmemek, Hakka ve hakikate olan soylu yürüyüşünü tamamlayabilmesi için, iradesini doğrulukta, iyilikte ve güzellikte kullanması gerekmektedir. Doğruluk, iyilik ve güzellik kavramlarının ne olduğunu, neler olması gerektiğini, inancımızın kaynağı olan, bütün insanlığı kıyamete kadar sevgiyle, şefkatle, merhametle kucaklayan Kuran'ı Kerim'den başka hiç bir rehber bize öncü olamaz. Hiç bir kitap bizi marazalardan kurtaramaz. Mutluluk ve huzur veremez.

Yaşadığımız bu kirli dünyada birbiriyle çarpışan ve birbirine zıd iki yol vardır. Birisi ahlaki, hukuki ve soylu bir yol, diğeri ise, insanı insanlık değerlerinden çıkartan, nefsini azdıran, nefsi karşısında diz çöküp, iradesizliğiyle insanı zulme götüren bir yoldur ki, hem bu dünya, hem de diğer alem için bir çöküş, bir bitim noktasıdır. İnsani varlığımız içinde var olan iyi olma veya kötü olma fikri ve duygusunu ömrümüz boyunca taşırız. Masumiyetimizle doğarız, sonra da aldığımız terbiye ve tecrübelerle, kendimize bir gelecek yol çizeriz. İyi insan olmak da, kötü insan olmak da artık bizim irademizde ve elimizdedir.

Bir tarafta iyilikler vardır, diğer tarafta kötülükler.. Bir tarafta inanç değerleri, diğer tarafta ise inkar.. Bir tarafta mutluluk ve huzur vardır, diğer tarafta mutsuzluk ve huzursuzluk.. Bir tarafta zenginlik, bolluk ve bereket vardır, diğer tarafta ise fakirlik, açlık, sefalet ve muhtaçlık.. Bütün bunları apayrı bir sınıflama içine sokacak olursak, maddi ve maneviyat, soyut ve somut olan bütün değerleri kapsamaktadır. Maneviyatı bırakıp sadece maddeye değer verenler, sadece kendini düşünen bencil, paracı, çıkarcı, dünya heves, zevk ve sefası için gözünü hırs bürümüş, kendisine bile yabancılaşmış kişilerdir. Bu kimliği taşıyan kişiler asla sevilmezler. Bunun yanında maneviyata değer verenlerin içinde bir sevinç, bir coşku, bir heyecan vardır. Bu kimlikteki kişiler maneviyat için maddeyi kullanırlar. Hayatlarını insanlık idealine adamışlardır. Böyle bir mefkuresi olan kişiler hem severler, hem de sevilirler. Asla paranın esiri olmazlar. Tam aksine para onların esiridir.

Herşey, bilen, gören, işiten, düşünen ve akleden için, ayan beyandır. Ya nefsimizi önümüzde diz çöktürüp ona kök söktüreceğiz, ya da nefsimizin oyuncağı ve kuklası olup Allah'a isyan edip cehenneme boylayacağız. Bununla da kalmayıp, dünyada da başımıza gelmeyen bin bir musibette kalmayacaktır.

Profösör

28 Şubat 2012 Salı

Yüzleşmek Vicdanımızın Sesini Dinlemektir

Hepimiz geçmişimizle yüzleşiyor, hepimiz geçmişimizle zaman zaman hesaplaşıyoruz. Geçmişimizle yüzleştikçe de aydınlanıyor ve arınıyoruz. Yüzleşme ve hesaplaşma demek, yenileşme ve gelişme demektir. Geçmişle ilgili, bizi ağırlaştıran, hantallaştıran, umudumuzu kıran, bizi kendimizle yabancılaştıran bütün tortuları üzerimizden atmak demektir. Geçmişimizle hesaplaşmak ve yüzleşmek demek; kuş gibi hafiflemek demektir. Geçmişimizle yüzleşmek demek, geleceğimizi belirlemek, geleceğimizi umut ettiğimiz gibi tasavvur etmek ve tasarlamak demektir. Geride bıraktığımız her yaşanmışlık, olumlu ya da olumsuz biriktirdiğimiz birikimler, insan hayatı için birer yön tayin edici unsundurlar. İnsanın olgunlaşması, pişmesi ve kemale ermesi için acı, ıstırap, sıkıntı, darlık ve çaresizlikler içinde insanlık sınavını isyan etmeden geçmesi demektir. Aynı zamanda bu zamana kadarki hayat mücadelesinden, sapasağlam çıkabilmesi demektir. 

Doğal olarak insan, anneden doğar doğmaz kirli bir dünyayla yüzleşir. Ne yazık ki bu kirli ve kirletilmiş dünya ile ilk yüzleşmesini yaparken doğar doğmaz, ağlayarak da ilk tepkisini vermiş olur. Bir bebeğin masumiyeti daha ilk baştan, bu kirli dünyayı kaldıramaz. Ancak bir bebek sadece anne kucağında sakinleşir. Anne kucağında mutlu olur. Anne kucağında huzur bulur. Anne kucağı sevgidir, şefkattir, merhamettir. Bebek daha doğuştan dürtüsel bunun olarak bilincindedir. Ağlamasını da gülmesini de bilir. Onun için insan mutluyken gülen, mutsuzken ağlayan bir varlıktır. Dünya öyle bir dünyadır ki, insanın huzur ve mutluluk duyacağı bir yer olması gerekirken, hiç bir zaman rahata kavuşamayacağı emanet bir yerdir. İnsanın asıl yeri, nereden geldi ise oraya dönüşündedir.

Dünyaya niçin gelinir. Dünyaya gelmek sadece doğmak, üremek ve ölmek için midir? Elbette değildir. Dünya bir sınav yeridir. İnsanın kendisine bahşedilen ömrünü aklıselimiyle doğruluk, iyilik ve güzellik yolunda sarf ederse, yanlışlıktan, kötülükten, çirkinlikten uzaklaşırsa o zaman sınavını başarıyla geçirecektir. İnsan düşüncesiyle, duygusuyla ve davranışlarıyla inandığı değerleriyle buluşabiliyorsa bu sınavı başarıyla geçmiş demektir. Geçmişte yaptıklarını kendi kendine sorgulayabiliyorsa, işlemiş olduğu hatalardan,  günahlardan pişman olabiliyorsa, şu anki hayatı ve geleceği için kendisine büyük dersler çıkarabiliyorsa, dünyaya geliş sınavını başarıyla kazanmış demektir. Böylece insanın kendi kendisiyle yüzleşmesi ve hesaba çekmesi demektir. Yüzleşmek demek insanın kendi inancı doğrultusunda vicdanının sesini dinlemesi demektir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...