İzleyiciler

bilinç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2018 Pazar

Ben Bir Hiçim


Filistinli çocuğun direnci, Afrikalı çocuğun sevinci, Suriyeli çocuğun umudu benim.  Ben inancın, adaletin, insafın kalesiyim. Bir lokmada milyonlarca açın hakkı olduğu bilincindeyim. Vicdanım sıszlamıyorsa eğer ben bir hiçim.

Profösör

6 Mart 2018 Salı

Kurtuluş İslam'ı Yaşamada


Günümüzde bilincimiz bilimle bilinçsizleştiriliyor. İnsanlık pozitivizimle kutsal kitaplardan kopartılıyor. Çünkü insanlığın sevgi, şefkat ve merhamet mayası vicdansızlıkla eşleştiriliyor. Bundan sonrası silah sektörüne para harcamak yerine, bilinçsizleştirme mühendisliğine yatırım yapılacak olması.  Böylelikle insan sibernetik  bir makina ve efendilerine amde birer robot haline getirilmesi düşünülmektedir. Bunun adı bilinç aktarımı olsa da; insanlığın köleleştirildiği bir bilinçsizlik operasyonudur. O halde bundan kurtuluş ancak İslam'ı  şuurla yaşama bilincidir.

Profösör

16 Aralık 2017 Cumartesi

At ve Küheylan


Bilincimi kuşandım bir kere.
Keskin bir kılıç gibiyim...
Şahlanan at, küheylan;
Kılıç sallayan nefer benim.

Ey nefis yık bütün putları,
Nefsin bütün zaaflarını!...

Profösör

14 Mart 2017 Salı

Türkiye İnancıyla ve Vicdanıyla Güçlüdür.


Bilinç şuur demektir. Hakka ve hakkaniyete uygunluk demektir. Batının Türklere ve Müslümanlara takındığı bu çirkin tavırı  bilinçli olarak nitelendiren yazar, siyaset bilimcilerimiz  ve diplomatlarımız var. Batı bu çirkin davranışını  kasten yapıyor. Türkiye'nin son dönemde hızla gelişmesi onları tedirgin ediyor. Bütün sömürü hortumlarının kesilmesi karşısında tükenmişliklerini yaşıyorlar.  Oysa Batı ve bütün Avrupa bugünkü Paris, Roma, Amisterdam, Londra, Berlin ve nice modern şehirleşmelerini doğuyu ve afrikayı sömürerek inşa ettiklerini biliyoruz.  Bugün açlık, sefalet, savaşlar ve terör varsa Batının haçlı zihniyetine bağlamak gerekir. Haçlı zihniyeti adaletin ve vicdanın hilafına zulmün ve acımasızlığın bir bir tezahürüdür.  Batının gösterdiği bu tepki İslamı da aşmış Tükiye ve Onun siyasi lideri  Recep Tayyip Erdoğan imgesiyle somut hale getirilmiştir.  Batı bütün değerleriyle çöküş halindedir.  Artık bundan sonraki güç ne toptur, ne tanktır, ne uçaktır; bundan sonraki güç haktadır, hakkaniyettedir. Bundan sonraki güç merhamet elini darda kalanlara uzatmaktır.  Türkiye inancıyla ve vicdanıyle güçlüdür. Onun için mazlumların yanındadır. Mazlumların dualarındadır.

Profösör 

28 Ocak 2017 Cumartesi

Bilincinle Gel!...


Yarabbi!..
Nerede benim
inancım,
ümidim,
ve hayallerim.
Sanki ben
taşa dönmüş
gibiyim....
.....
Ruhsuz,
sessis
ve hareketsiz...
Beton üstüne beton
duran bir heykel gibiyim.
.....
İnancın varsa eğer;
vicdanın var demektir.
Vicdanın yoksa eğer;
bir put gibisindir.
......
Yarabbi!..
bize hakikati göster,
şuurlanalım.
......
Yarabbi bize
doğru yolu göster,
hidayet bulalım.
......
Bizi taşa döndürme yarabbi
meydanlara dikme!
Biz birer İbrahim olalım.
.....
Ey müslüman bilincini bile!..
Put alanlarından geçsen bile
İçindeki putları temizle.
İşte o zaman;
devrilir bütün putlar,
birer birer arkandan...
Profösör

10 Temmuz 2016 Pazar

Sanatçının Görevi






Sanat resimden  karikatüre, fotoğraftan mimariye, tiyatrodan sinemaya ve yontuya, bunun yanında geleneksel İslam sanatlarının varlığı da şuurlu toplumun birer aydınlanma meşalesidir. Sanatçı iç açan, gönlü hoş tutan nice şah eserler oluşturur sanatıyla. Yine aynı sanatçının konuya yaklaşımı bazen de eleştirisel bir tutum olur. Eşya zıddıyla kaimdir. Bazı kavramlar zıddıyla daha iyi anlaşılır ve idrak edilir. İnsan sağlığın kıymetini hasta olunca anladığı gibi, balık da sudan çıkınca anlar denizin hayati değerini. Altının taş toprak üzerindeki ışıltısı bir başkadır. Sanatçı bazen eskilerin tabiriyle "Mefhum-u gayri muhalif" olarak negatif değerler üzerinden bilinç yüklemek ister sanatına. Bir fotoğraf üzerineden konuya açıklık getirmek istersek eğer; savaşta bir askerin  küçük bir çocuğa matarasından su vermesi nasıl olumlu bir bilinç oluşturacak fotoğraf karesi veriyorsa bize, bir sokağa itilmiş bir insanın sefaletini resme dökmek de, negatif değer üzerinden vicdanları sızlatmak ve  diğer insanlara sorumluluk bilinci aşılamaktır aslında. Her iki halde de, fotoğraf sanatçının görevi sanatıyla  toplumda bir bilinç oluşturmaktır aslında. 

Profösör

21 Haziran 2016 Salı

Rahmet, Bereket, Mağfiret Ayı


Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Elbette Ramazan ayı sabır ayıdır, hoşgörü ayıdır. Huzurun,  sükunetin, kardeşliğin karşılıklı yardımlaşmanın ve kalp güzelliğinin en çok yaşandığı bir iklimdir Ramazan ayı... Camilerimizde,  minarelerimizde sadece kandiller, mahyalar ve şerefeler yanmaz; aynı zamanda  imanımızın gereği, yerine getirdiğimiz ibadetlerimizden dolayı da kalbimizdeki kandillerimiz yanar. Böylece hep birlikte bu manevi iklimde birbirimlize daha da yakın oluruz. Hep birlikte Allah'ın ipine sarılmaktan ve kardeşlikten büyük haz duyarız. Birbirimizi sahipleniriz. Birbirimizin sevinçlerine, mutluluklarına ortak olma, ayrıca birbirimizin sıkıntılarına çare bulma ve yaralarına merhem olma konusunda daha da duyarlı oluruz. Çünkü Cenab-ı Allah ancak müminlerin kardeş olduğunu bize hatırlatarak, müminler olarak   bizim hep birlikte Allah'ın ipine sarılmamızı emrediyor.

Birlik olmak, kardeş olmak demektir. Kardeş olmak da birlik olmak demektir. Ancak birlik olur da tefrikaya düşmez isek, Kuran'ın buyruklarıyla hareket edersek Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazanmış oluruz. Allah'ın rahmetini, bereketini ve mağfiretini kazananlar şuur içinde yaşayanlardır. Şuurlu toplum hiçbir zaman gaflete düşmez ve huzur içinde yaşayan toplumlardır. Ramazan ayı onbir ayın üzerinde değer olarak  tutulduğu bir fırsat ve bir şuur ayıdır. Bu ayda daha çok manevi değerlerin bilindiği, insani ve ahlaki faziletin daha çok yansıdığı,  toplumsal yardımlaşmanın daha çok arttığı,  birlik ve dirlik ayıdır. Bu ay hepimizi huzura götüren ve Kuran'ın indirildiği nurlu bir aydır.  Peygamberimizin buyurduğu gibi “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır". İşte bundan dolayıdır ki; bu ay rahmet, bereket  ve mağfiret ayıdır.

Ramazan ve oruç tutmanın insan üzerindeki maddi ve manevi etkilerini  anlatmakla bitiremeyiz. Ramazan ve orucun hikmeti parmakla sayılamaz. Ramazan orucunun bildiğimiz ve bilemediğimiz, insan vücudu ve yaşantısı üzerindeki etkileri ancak sonsuzlukla ifade edilebilir. Oruç insan ruhunu ve davranışlarını disipline sokar. İnsan nefsini dizginleyerek aynı zamanda insanı terbiye eder. İnsan iradesini iyi yönde kullanabilmesini kolaylaştırır. Birey ve toplum olarak Ramazan ve orucu idrak etmek demek, hakikatin farkına varmak,  birey ve toplum olarak İslami, insani, vicdani olarak da farkındalık oluşturmak  demektir. Ramazan ve oruçla birlikte sabretmeyi, hoşgörlü olmayı, bize ihsan edilen nimetlerin kıymetini bilmeyi öğreniriz. Ramazan ve oruç bizim tek başına yalnız yaşamamızı önler. Benliğimizi, kimliğimizi ve kişiliğimizi güçlendirir. Bununla birlikte bencilliğimizi törpüler, bizi diğer kardeşlerimizle bir tutar, onlarla kaynaştırır. Birbirimize olan muhabbetimizi arttırır. Bundan dolayıdır ki; bu ayda günahlarımızdan arınırız. Bundan dolayıdır ki bilincimizi taze tutarız. Ramazan ve oruç ayı sadece kendi ülkemizde bir iklim oluşturmaz. Bütün islam ülkelerinde ve dünyanın her yerinde, nerede bir  müslüman kardeşlerimiz varsa, hepsi de bu iklimde yerini bulur.  Bu  iklimle Ramazan ve oruç kültürü oluşur. Bu kültür her Ramazan ayı geldiğinde  birlikte yaşanır ve birlikte yaşatılır. Bu kültür ümmet bilincidir. Bütün insanlığa olan yansıması da sevgi, şefkat ve merhamettir. Onun içindir ki; Ramazan ayı rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır.


..........
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Buünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.
..........

Profösör

25 Aralık 2015 Cuma

Fotoğrafların Düzeltilmesi


Zaman zaman sosyal medya sayfalarında imaj olarak kullanılan fotoğraflar çok özenle seçilse de, üzerinde arapça ibareler bulunuyor. arapça bilmeyenler bu fotoğrafları ters olarak yayınlayabiliyorlar. Oysa arapça bilseler veya arapça bilip de yazının düz mü, ters mi olduğuna bakarak dikkat etseler, fotoğraflar göreceği işlev bakımından ziyan edilmemiş olur. Arapça olsun, latince olsun, rusça ya da çince olsun, bir fotoğrafta yazı varsa azami dikkat sarfedilmeli ve en azından bir bilene sorarak bu metaryaller kullanılmalıdır.

Bu paylaşımda kullandığımız fotoğrafta bir kubbe, kubbenin üzerinde sanki "Hıra" dağından gelmiş güvercinler nasibini beklemekteler. Sadece bir hususu hatırlatmada fayda var; resim kullanırken fotoğrafa dikkat etmek lazım. Fotoğrafı çekenin, ya da kullananın alemdeki "Hüvellahü" hat yazısını ters değil de düz olarak koyulması gerekirdi. bu husus antanmış da olabilir. Ya da çekim doğru olsa da kullanım biçiminde veri yöneten arkadaş bunu düzelterek yani photoeditte transform, ters yüz ederek, facebooka koyup takipçileriyle paylaşabilirdi. Sanırım bu gözden kaçmıştır.

Alemde yazan arapça yazı anlam olarak "O Allah'tır" ibaresidir. Bu ibarenin ters yüzünden okunması demek, bu paylaşımı marka adına yapan kişinin  cehaletini, ya da dikkatsizliğini ortaya koymaktadır. Bu tür çalışmalar imaj yenilemek, itibar arttırmak için yapıldığından dikkat edilmesi markaya güveni ve sadakati arttırır. Aksi takdirde markanın imaj kaybına sebebiyet vermesi kaçınılmazdır.

Profösör

Not: Üstteki fotoğraf, alttaki fotoğrafın revize edilmiş şeklidir.  Fotoğraftaki arapça ibare de oknaklı hale getirilmiş, aynı zamanda şükür ve duadan sonra huzur kelimesinin yer alması uygun görülmüştür.  Alt fotoğraf çekiminden kaynaklanan kubbenin  ve dolayısıyla üstteki alemin yamukluğu açısal olarak dikhale getirilerek daha mehabetli bir görsellik elde edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu cuma tebriğindeki marka ismine görülen lüzum üzerine yer verilmemiştir. Umarımbu cuma gününde bir  faydamız dokunmuştur. Bil vesile biz de takipçilerimizin Cumasını tebrik ediyoruz.

7 Aralık 2014 Pazar

Kendi Medeniyetimiz İçin Osmanlıca


Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim evlerimizin duvarlarında asılı duran, sadece ölülenimizin arkasından okunan bir  kitap olarak algılandığıda,  hayatımıza yön veremiyorz; doğru yolda yürüyemiyoruz ve Allah'ın sevgili kulu olup, Allah'ın rızasını kazanamıyoruz demektir.  Osmanlı türkçesi bizim medeniyetimizin birinci basamağıdır. Osmanlı türkçesini öğrenmek demek, mezar taşlarını, çeşme taşlarını okumak demek değildir. Bundan da öte, bir zihniyet değişimidir.

Osmanlı bakiyesi nereden nereye geldiğimizin bir sır küpüdür sanki. Gerek Türkiye'de gerek Osmanlı hakimiyeti altındaki coğrafyada bulunan ülkelerdeki arşivlerde, kütüphanelerde, müzelerde milyonlarca eserin, vesikanın ve belgenin hala günümüze aktarılması bekleniyor. Türkiye ve dünya tarihini ilgilendiren bu saklı  belgelerin gün ışığına çıkmasıyla gelecek neslimizin insanlık rotasını yeniden belirleyecektir. 

1928 Harf inkılabıyle bir gecede toplum cahilleştirildi ve karanlığa gömülmek istendi. Latin harfleriyle arapça, farsça kökenli kelimeler katledildi. Ne doğru  yaızlabildi, ne de doğru telaffuz edilebildi. Mahreçler yok edildi. Sonra konuşulan türkçeye öztürkçe zerkedilerek, sözüm ona bütün yabancı kelimeler yerine uydurukça kelimeler türetildi. "Subay mubay, bayan mayan"la başlayan, sonra "ulusal düttürü, tin, tittin" gibi kelime ve  tabirlerle türk toplumu ne yazık ki yozlaştırıldı. Oysa bütün latin kökenli  yabancı kelimeler hayatımıza  yön verildi. Batı kültür sömürgeciliği ister istemez iliklerimize kadar işledi. Sonra giyim kuşam, yeme içme alışkanlığı da batı taklitçiliğiyle bu güne kadar sirayet etti. 

Bir lisanı yok ederseniz bir milleti yok edersiniz. bir lisanı yok ederseniz, o milletin bütün değerlerini yok edersiniz. O milletin inancını, umudunu ve ahlakını yok edersiniz. Özgürlüğünü elinden alıp, batı taklitçisi bir maymuna çeviririrsiniz. Bugün divan edebiyatına ve tasavvuf edebiyatına vakıf kaç münevverimiz var!. Bugün kaç kişi basit bir osmanlıca türkçesiyle yazılmış "Nutuk"u okuyabilir ve anlamına vakıftır!.  Artık yeniden uyanışın ve dirilişin zamanıdır. Yeni Türkiye'nin rotası kültür devriminden ve yeni medeniyet tasavvurundan geçiyor. Osmanlıca öğrenene, bilene. özümseyene gelecek var. Umut var. Çünkü özünde inanç, adalet, insanlık ve vicdan var. 

Osmanlı türçesiyle bundan böyle  zihniyet değişimi yaşanacak ve bu bilinç hareketi dalga dalga yayılacak. Bir ressam günlüğünü osmanlıca tutacak,  bir siyasetçi mektubunu osmanlıca yazacak, bir talebe derste not alırken  osmanlıcayı  steno olarak kullanacak.  Görün bakın daha neler olacak!.. Hiç kimse zorlanmayacak. Düşünebiliyor musunuz; bir gazeteci Osmanlı tarihini bilimiyor. Batının terceme ettiği ve Batıdaki imparatorluklar gibi Osmanlıyı "sömürgecilik" anlamını taşıayn "Osmanlı imparatorluğu" tabirini bir kurumsallık olarak cumhuriyet  toplumuna yutturuluyor. Bu zokayı şu an bile nice aydınlarımız, siyasetçilerimiz ve dil bilimcilerimiz bile yutabiliyor!.. Onun için kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi bileceğiz ki; hak ve adalet hakim olsun, insanlık huzur bulsun.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...