İzleyiciler

merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2019 Çarşamba

Ağlayan Çocuk



Bu hıçkıra hıçkıra ağlayan masum bir çocuk mudur, yoksa bu içini çeke çeke ğlayan yetişkin bir adamın ruhu mudur!.. Gördüğümüz bu sureti hal masum bir çocuğun ağlayışı olsa da, belki de yetişkin bir adamın  masumiyet feryadıdır. İnsan bu!.. İyisi var, kötüsü var. İnsanın helal süt içmişi var, harama bulaşmışı var. Karşımıza kim çıksın; her insanın bir görünüşü var, bir de görünmeyen sırrı var.  Her sureti halin, bir de sureti sırrı var.  Her şey göründüğü gibi değil; sevinci, neşesi olduğu kadar, bir de hüznü ve üzüntüsü var.  Zahiren insanı anlamak mümkün değil, kendini melek  yerine koyan var, içindeki şeytanı çıkartan var. Var oğlu var. Gören göz, işiten kulak, koku alan burun, dokunan parmak ne kadar işlev görse de kalbe işleyen bir sır var. İnsan; bulunduğu yer ve zaman ne olursa olsun halden hale geçiş var. Bir alimden bir zalim, bir zalimden bir alim olurmuş. Ağlamak ise son çare, son kurtuluş. Bir masum çocuk kadar ağlayabilsek keşke!.. Sonuna kadar zembereği kurulmuş bir saat gibi boşalsak sonuna kadar, için için ve hıçkıra hıçkıra. Ve nihayet bir annenin şefkatli eli saçlarımızı okşasa!..

15 Kasım 2019 Cuma

Kitaplık Radyo Programı



Çizim ve grafikler şahsıma ait bir afiş çalışlması. Dört renk kare bir tasarım. Sosyal medya için de kullanılabilir durumda. Bir de tek renk duatone bir filtre çalışması aynı konsept.





Profösör

7 Kasım 2019 Perşembe

Kanadı Kırık Kelebek


Ne zordur anadolu; evlenmek bile başlık parasına bağlıdır. Çöllünün oğlu Ehmet askerden gelmiştir ve sevdiğiyle evlenmek isteyecektir. Neyazık ki elde avuçta paraları yoktur ve fakirdir. “Taşı toprağı altın deyip” İstanbul’a çalışmaya gidecektir. Gün gelir yatağı yorganı sırtına alır, tahta bavuluyla çıkmıştır yola. Tiren son durak olan Haydarpaşa garına varmıştır. İstanbul deniziyle, vapurlarıyla, uçan martılarıyla, sarayları, camileri, kubbeleri, kuleleri, köprüleriyle kendini karşılıyordu. Birden yalnızlaştı, korktu  ve içi ürperdi. Bu kooskoca şehirde ne yapardı, nasıl yaşardı. Bereket  bu şehirde bir emmioğlusu vardı. Başlık parası için evinden köyünden, anne babasından, daah önemlisi  sevdiğinden ayrı düşmüş kavruk bir genç adam kendini toparlamak için  bir banka ilişir.  Kendiliğinden  "Kader bu ya; yazılmış bir kere, bu çile çekilecek." der. Bir de ne görsün; onu karşılar bir kelebek. Oraya buraya çarparak uçmaya çalışan bir kelebek... Sanki kucağına düştü düşecek. Şuurunu kaybetmiş gibiydi zavallı kelebek. Genç adam birden hislendi ve kalbi pırpır etti. "Zavallı... Bir kanadı kırılmış."  dedi. Neydi bu küçük kelebeğin derdi ki; buralara kadar gelmişti. Onun yeri bu koca kentin betonlaşmış evleri ve meydanları değildi.  Aslında onun yeri kırlar, bahçeler ve çiçeklerdi. Evet bu zavallı kelebek; kanadı kırık bir kelebek! Ahhh... Ah !.. Kelebeklerin ömrü uzun olmaz ki!.. Bir mevsimlik yaşamda kırık bütün duygular; açlıklar, susuzluklar, kıtlıklar, hastalıklar, savaşlar, kavgalar ve hüzünlü ayrılıklar. Bu kelebek sanki benim gibi!.. Benim bu koca şehirde yalnızlığım gibi. Genç adam hüzünle kelebeğe bakarak avucuna aldı. Kanadı kırık haliyle ona sevgi, şefkat besledi. Merhamet etti. Sonra “bu kelebek de  benim gibi can taşıyor." dedi. Sanki dua ediyor gibiydi. Ahhh!.. Bir kanat çırpıp canlansa da, uçsa. Uçsa da sevdiğine kavuşsa. İşte o zaman ölmeye değerdir bu yalnızlıkta ve bu sonsuzlukta. Sesini yükseltti ve titrek sesiyle yalvarıyordu. "Uç!..” dedi. “Haydi uç!.. Kanadı kırık kelebeğim uç!.. Uç ki; senden güç alayım ve mutlu olayım der gibydi. Ama nafile. Kelebek artık hareketsiz ve canlılığını yitirmişti. Genç adam ağlamaklı oldu; sevdiğinden ayrı düştüğü kadar kırık kanatlı kelebeğinden de ayrı düşmüştü. Ne yapabilirdi ki. Bu koca koca şehir kabus gibi üzerine çöküvermişti. Bu  kırık kanatlı kelebeğin kendini karşılayışı da hüzünlü gidişi de hüzünlü oldu. Çünkü ayrılık ölümden beterdi. Derinden bir “Ahhhhh!..” daha çekti ve "Onun da kanadı kırık, benim de kanadım kırık" deyiverdi.

11 Şubat 2018 Pazar

Duygusal Donukluk


Duygusal donukluk duygusal körlüğün habercisidir. Duygusal körlük de duygusal bataklığa götürür insanı. Daha önce en neftet ettiğin şeye tutkuyla bağlanırsın. Sevgi açlığı adına ona müptela olursun. Bu öyle bir bağımlılıktır ki; çırpındıkça ve debelendikçe dibe çeker insanı. Güvendiğin bir el ararsın sevgiyle, şefkatle, merhametle seni çekip çıkartacak!... Belki de beklediğin tek kelimeyle anlaşılmak. İnsan baktıkça kendini görür aynada. Neşeli, coşkulu, hayat dolu bir yüz; bir de donuk, sönük, içine dönük, solgun bir yüz. Biraz hüzün, biraz üzüntülü. Hayalin de bir gerçeği var. Gerçeğin özünde insan olmak ve anlaşılmak var.  Önünde bir kapı var; kırk kanatlı. Onlardan otuzdokuzu yalan;, bir hakikat kapısı.

Profösör

21 Ocak 2018 Pazar

Merhamet Bu olmalı


Yardım ihtiyacı olana acilen yardım yapılmalıdır. Gönlü kırık bir  insan varsa onun gönlünü yapmalısın. Aç kalan bir hayvan; annesiz bir civcivle karşılaşırsan, ona kursağına gidecek bir şeyler vermelisin. Dalı kırılmış saksıda bir çiçek görürsen; onu maddi manevi sarmalısın. Muhakkak ki yardımın her şekli merhamete dayanır. Kimin yardım yaptığı önemli değil!.. İsmi cismi lazım değil!.. Yardımın kimin yaptığını bilmesen de, onu bir bilen vardır. Merhamet edenin kalbine o merhamet duygusunu bir yerleştiren vardır. Rızık Allah'tandır. Allah'a hamdolsun.

Profösör

8 Aralık 2017 Cuma

Şamar Oğlanı


Kenarda, kuytuda ağlayan bir çocuk gördün mü sen!.. Bil ki yediği tokattan değil; onurundan ve gururundan ağlıyordur o. Hiç bir kimsenin çocuğu şamar oğlanı değil; ancak anneler bilir onun bu halini. Ağlayan bir  çocuk görsem, başı tıraşlı  köşelerde,  ağlayan çocuk  sanki benim içimde. Bir zamanlar çocuktum ağlamanın re demek olduğunu iyi bilirdim. Tokat yemekse en çok enseye tokat yerdim. Enseye tokat atan, masumun lokmasını alır derdim. Ha enseye tokat atmışsın, ha müsumun lokmasını ağszından lokmasını almışsın. Lütfen masumlara birazcık sevginiz olsun, biraz da şefkatiniz!.. Tam olsun merhametiniz ki; siz de merhamet göresiniz.

Profösör

28 Eylül 2017 Perşembe

Yağmur Damlası


Bazen bir resim bir  kitaba bedeldir. Bazen bir resimkedi bir nokta kitaplara sığmaz desem yeridir.  Bir gül fidanı, bir tomurcuk, bir yağmur damlası bize neyi hatırlatmaz ki. Her şey tebessümden ibaret. Bir gülümsemenin, bir gamzenin anlatlak istediği nedir!..

Profösör

14 Mart 2017 Salı

Türkiye İnancıyla ve Vicdanıyla Güçlüdür.


Bilinç şuur demektir. Hakka ve hakkaniyete uygunluk demektir. Batının Türklere ve Müslümanlara takındığı bu çirkin tavırı  bilinçli olarak nitelendiren yazar, siyaset bilimcilerimiz  ve diplomatlarımız var. Batı bu çirkin davranışını  kasten yapıyor. Türkiye'nin son dönemde hızla gelişmesi onları tedirgin ediyor. Bütün sömürü hortumlarının kesilmesi karşısında tükenmişliklerini yaşıyorlar.  Oysa Batı ve bütün Avrupa bugünkü Paris, Roma, Amisterdam, Londra, Berlin ve nice modern şehirleşmelerini doğuyu ve afrikayı sömürerek inşa ettiklerini biliyoruz.  Bugün açlık, sefalet, savaşlar ve terör varsa Batının haçlı zihniyetine bağlamak gerekir. Haçlı zihniyeti adaletin ve vicdanın hilafına zulmün ve acımasızlığın bir bir tezahürüdür.  Batının gösterdiği bu tepki İslamı da aşmış Tükiye ve Onun siyasi lideri  Recep Tayyip Erdoğan imgesiyle somut hale getirilmiştir.  Batı bütün değerleriyle çöküş halindedir.  Artık bundan sonraki güç ne toptur, ne tanktır, ne uçaktır; bundan sonraki güç haktadır, hakkaniyettedir. Bundan sonraki güç merhamet elini darda kalanlara uzatmaktır.  Türkiye inancıyla ve vicdanıyle güçlüdür. Onun için mazlumların yanındadır. Mazlumların dualarındadır.

Profösör 

14 Ekim 2016 Cuma

Değerin Değeri Bilinmeli


Kimi insan bir değeri ter dökmeden anında kazanır ve kıymet bilmez; onu  anında yitirebilir. Bazı insan da bir değere ulaşmak için tırnaklarıyla kazınır, ter döker, sıkıntı çeker o değere ulaşır ve onu bir mücevher gibi avucunda saklar, onu düşürmemek, kırmamak için adeta o değeri kalbine nakşeder. Kalbi dursa da insan ölse de o değer onun kalbinde diriliğini muhafaza eder. O kalıcı bir sevgidir ve o sevgide ezel ve ebed gizlidir. Ne mutlu o sevgiyi kalbinde hissedenlere!.. Ne mutlu o değeri kırmadan dökmeden kalbinde taşıyanlara!.. Ne mutlu o değerle birlikte vicdanlı, merhametli, insan olabilenlere!..

Profösör

8 Haziran 2016 Çarşamba

Merhamet Etmeyene Merhamet Olunmaz

Allah insanlarda yarattığı bütün varlıklara karşı, fırtraten merhamet duygusunu da vermiştir. Bu duygu kaynağını Allah’ın sonsuz olan Rahman ve Rahim sıfatlarında bulur. Aynı zamanda Allah “Benim rahmetim herşeyi kuşatmıştır diyor. Kainatta yaratılmış her ne varsa hepsine  Allah’ın rahmeti ihata eder. Başta insanlar olmak üzere canlı ve cansız varlıkların hepsi Allah’ın rahmetiyle  bereketlenirler. Biz insanlar olarak diğer varlıklardan farkımız merhamet duygumuzun fıtrattan var oluşudur. Bütün kainat ve varlıklar alemi biz insanların  emrine verildiği için de, onlara karşı adalet duygusuyla merhamet ederiz. Onları yerli yerince kullanmak ve adaletle muamele etmek aynı zamanda onlara merhamet etmek anlamına da gelir.
Ramazan ayı rahmet ve bereket ayıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan bu ayda indirilmiştir. Bu ay yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Bu ay muhabbet ayıdır. Bu ay zenginin fakirle, sağlıklının hastayla, geçlerin yaşlılarla, küslerin birbiriyle barıştığı ve kaynaştığı aydır. Çünkü ramazan ayı müslümanların bütün insanlarla sevgi ve saygı içinde kucaklaştığı bir hoş görü ayıdır. Eğer biz birlik içinde aynı inancı, aynı heyecanı ve aynı gayeye baş  koyabiliyorsak hidayet bulur ve kurtuluruz. Ettiğimiz dualar, duyduğumuz pişmanlıklar ve döktüğümüz gözyaşları Huzur-u İlahi’de kabül görür.  Ancak bu suretle Rahman ve Rahim olan Allah’ın af ve mağfiretine mazhar oluruz.
......
Allah’ın rahmeti herşeyi kapladığına göre, acıma duygusu da bir sonsuzluğun ifadesidir. Bizlere düşen görev zor durumda olan, darda kalan, yolunu şaşırmış, aç ve bi ilaç, bütün canlılara karşı sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İçtiğimiz bir yudum suda, yediğimiz bir kuru lokmada, milyonlarca açın ve çaresizin hakkı olduğunu bilmeliyiz. Özellikle lüks ve israftan kaçınmalı ve  kazanımlarımızdan ihtiyaç fazlasını infak etmeliyiz. Ancak bu vebalden böyle kurtulabilir ve böyle huzura kavuşabiliriz.

Bizim kültürümüzde kurda kuşa bile merhamet vardır. Merhamet bir kültür haline gelmiştir. Hatta bizde merhamet duygusu kurumsallaşmıştır. Göçmen kuşlar için vakıflar kurulmuş ve kartallarla savaşta yaralanan leylekler için tedavi  merkezleri oluşturulmuştur. Tabiatın dengesi bozulmaması için karda kışta, aç kalma ihtimali bulunan kurtlara parça etler dağıtılmıştır. Bahçelerdeki ağaçlardan meyveler bütünüyle toplanmaz, günümüzde de ağaçların dalında bir miktar  kurdun kuşun hakkı  bırakılmaktadır. Osmanlı toplumunda merhamet duygusu öyle bir hat safhaya gelmişti ki; merkepler ancak haftanın beş günü çalıştırılabilir, iki günü için de merkeplerin dinlenme hakkı   bir kanunnameyle zorunlu hale getirilmiştir. Bu kanuna uymayan merkep sahipleri, belirli miktarda değneği hak eder, ayrıca belirli bir miktarda da akçeyle cezalandırılırdı. İşte ecdadımızın merhamet duygusu böyle bir şeydi.

Merhemet duygusu hakkındaki ecdadımızın yaptıklarını bütün  insanlık takdir ediyor.  Ecdadımız İspanyol yahudi mültecilerin sığınmalarına nasıl yardım ettiyse,  Bosna’dan, Bulgaristan’dan, Irak’tan sığınan müslüman mültecilere de insanlık adına sığınma hakkı vermiştir. Günümüzde de din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gayri müslim Ezidileri nasıl sığınma hakkı verdiyse, elbette zulümden ve katliamdan kaçan Müslüman Suriyeli mülteci kardeşlerimize de  sevgi, şefkat ve merhamet gösterilecektir.  Unutmayalım ki; “Merhamet etmeyene merhamet olnmaz” hadisi bize büyük bir uyarıdır. Hepimiz Allah’ın yarattıklarıyız ve hepimiz merhamete muhtacız.
.....
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Bugünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Müslümanlar Şuurlanmalıdır



Yüce Mevlamız orucu farz kılmıştır. İslam'ın şartlarından biri de oruçtur. Yılda bir ay oruç tutarız. Ramazan ayı yaklaştıkça daha manevi bir iklime doğru koşar ve maddi ve manevi bütün hazırlıklarımızı daha Ramazan ayı gelmeden yaparız.  Kur'an sadece müslümanlara değil, bütün insanlığın hidayeti için inmiş yüce bir kitaptır. Müslüman olmanın gereği Kuran'ı rehber edinip,  Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek, Peygamber'in izinden gitmek ve onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Onun için biz müslümanlar mübarek gece ve günleri gafletten kurtuluş ve birer diriliş vesilesi olarak görürüz. İşte bunlardan biri de idrak etmiş olduğumuz, onbir ayın sultanı Ramazan-ı Şeriftir. Şükürler olsun ki; bugün sadece ülkemizde değil, bütün  İslam Aleminde aynı inanç, aynı duygu ve aynı düşünceyle, milyarlarca müslüman topluluklarla birlikte  kulluk şuurunu yaşıyoruz.
.....
Bütün toplumlarda yerleşik olan, kendi inanç ve değer yargıları açısından hukukun da, ahlakın da kaynağı dindir. Din Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla  Peygamberlere gönderilmiş olup, Peygamberlerin tebliğleriyle toplumlarda bir  inanç ve yaşam kültürü olarak yer etmiş, toplumları şekillendirmiş yüce bir değerdir. Ne var ki dinin özünden zamanla sapılmış, insanlık maddi ve manevi olarak parçalanmış, bölünmüş ve kıyım kıyım kıyılmıştır. Güneş balçıkla sıvanmaz denir ya; Hak'kın ve hakikatin güneşi İslam elbette bir mum ışığıyla gösterilemez. İslam'ın nuru kıyamete kadar gönlüllerimizi aydınlatacaktır. İslam'ın en önemli özelliği de adalet duygusudur. Buna bağlı da ahlak anlayışıdır. Sevgi, şefkat, merhamet ancak adalet ve ahlak duygusu temelinde yeşerir. Ramazan ayının değerini bilmeliyiz. Çünkü  bu ay rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Bu ayda bizler  her zamankinden daha fazla hassas ve birbirimize karşı muamelede daha adaletli, daha ahlaklı olmalıyız.  Hayır işlerinin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın en hat safhada olduğu bu aydan fazlasıyla  feyz almalıyız. Fıtır, zekat ve diğer sadakalarımızı bu ayda vererek sorumluluğumuzu yerine getirmek ve bu ayda yetimlerin, kimsesizlerin, fakirlerin, biçarelerin gönlüne girebilmeliyiz.
.....
Kur'an bütün müminler kardeştir derken, Peygamberimiz de mümin müminin kardeşidir diyor. Mekkeli müminlerle, Medineli müminlerin kardeşliği gibi bir kardeşlik, Ensar ve Muhacirin arasında tesis edilmiş bir kardeşlik gibi bir kardeşlik, bütün insanlığın huzuru ve mutluluğu için bir  kurtuluş reçetesidir. Osmanlı da din,  dil, ırk, mezhep ve meşrep farklılığı gözetmeksizin kardeşlik ve bir huzur toplumu oluştururken adaletiyle hükmetmiştir. Ondan bize tevarüs eden adalet duygusudur. Onun  için biz  insanlık idealinde büyük bir itibara ve büyük bir mefkureye sahibiz. Onun için Osmanlı adaletiyle yaşamış, kardeşlik ve huzurla  buluşmuş  topluluklar, günümüzde de İslam Birliği  ve bütün insanlığın kurtuluşu için, bize dua etmeleri bundandır. Ramazan ayı bütün İslam Aleminin birliği ve dirliği için büyük bir fırsattır. O halde birey ve toplum olarak kendimizi sorgulamak olmalıdır. Ramazan ayında İslami, insani, vicdani değerlerle buluşmak ve nefsimizi dizginlemek olmalıdır. Bu ayda hırsı, kibiri, kalp kırmayı bırakıp, önyargısız, ayrım yapmadan herkesin elinden tutmak olmalıdır. Yine bu ayda Hak’kı ve sabrı tavsiye etmek, aynı zamanda salih kul olma yolunda  Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır. Din hayattır; oruç tutan sıhhat bulur. Ramazan bir şuur ayıdır ve bütün müslümanlar şuurlanmalıdır.

Profösör

Not: Bu makale bugün Yeni Birlik gazetesi Ramazan Sayfasında neşredilmiştir.

21 Ocak 2016 Perşembe

Gönülden Kopan Sadaka




İsteyen düşünsün, isteyen ağlasın, isteyen bu kısa Afgan filminden ibret alıp kendine ders çıkartsın. Ne olursa olsun en güzel sadaka, gönülden kopan sadakadır. On bin lira da, on kuruş da bir sadakadır. Bir gülümseme ve gülümseyiş, bir kucaklama ve kucaklayış da sadakadır. Bir manolya kadar değeri olan,  kır çiçeği de sadakadır. Yeter ki sadaka gönülden ve kalpten verilsin Yeter ki sadaka Allah rızası için verilsin.  Çünkü gönülden kopan ve ancak Allah rızası için verilenler   sadakadır. Her sadaka aynı zamanda  sevgidir, şefkattir, merhamettir.

Profösör


https://www.youtube.com/watch?v=bWnnuAZaZWc


18 Ocak 2016 Pazartesi

Karda Karga

Kara kış bastırınca  kar yağar, karda kargalar ve diğer kuşlar,   kedi, köpek gibi bütün hayvanlar yiyecek aramaya çıkarlar. Anadoluda öyle olur ki dağdaki kurtlar açlıktan köylere, kasabalara inerler. Açlık onları daha da vahşileştirir ve bundan ötürü de çaresiz  insanlara saldırırlar.

Atalarımız vahşi hayvanlar karda aç kalmasın diye, orman içlerine kadar giderek  bilinen yerlere onlar için kestikleri hayvanların etlerini  yem olarak dağıtırlar.

İnsan oğlu vicdan sahibidir. Kendisi sıcak evde karnını doyururken, kestaneyi çizerken, çayını demlerken kuşlar kurtlar ve hayvanlar başlarının çaresine baksın diyemez. Vicdanı sızlar, onlar da can taşıyor diye merhamet eder. Medeniyet budur işte!.. Bir de evinden yurdundan olmuş, başka yabancı ülkelere sığınmış, ölümü bile göze almış kaçkınlar ve onların çocukları, bebekleri, yaşlıları, hastaları bu kış kıyamet gününde denizle boğuşan, karaya bile sağ çıkması ihtimali olmayan insancıklar ne yapsın!.. Bir de bunu düşünün, bir de kendimizi onların yerine koyalım, empati yapalım. Can bubarek bir varlıktır. Bir canı korumak demek bütün canları korumak demektir.

Profösör


31 Aralık 2015 Perşembe


Fotoğraf çekilirken ben, ben olmaktan çıkıyorum neden!.. İçimde birikmiş onca öfke varken; en büyük zaafım merhametim. İyilik yapan iyilik bulur mu dersen; nice nankörlerle karşılaştım ben. İşte geliyoruz ve gidiyoruz; renkler içinde kayboluyoruz. 

Yol varsa gideni var, dağlar varsa aşanı var. Toprak varsa ekeni var. Su varsa içeni var. 

Yaşa, yaşa,  nereye kadar!.. Ömrün sonunda ölüm var...

Profösör

16 Kasım 2015 Pazartesi

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...