İzleyiciler

fakirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fakirlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2015 Pazartesi

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

28 Nisan 2014 Pazartesi

Gönül Zenginliği


İslam zenginliğe işaret ederken bir taraftan fakirin yanında durur. Müslüman bir kimse ben zekatımı ve sadakamı veriyorum, hatta her yere de yardımlarda bulunuyorum diyerek aynı zamanda da kendisi lüks ve şatafat içinde yaşayamaz. İslam cömertliği teşvik ettiği gibi, israfı reddeder. Allah'ın bize nimetlendirdiği bir lokma ekmekte bile binlerce açın hakkı vardır. Şuurlu bir müslüman bir lokmanın hesabını verir;   bu lokmayı paylayşmasını da bilir. İslam zenginliği sadece madeyle sınırlamaz. Manevi zenginlik maddi zenginliğin üzerinde koruyucu bir sır gibidir. Asıl olan gönül almaktır. Gönül zenginliği bizi dostluğa götürür. Allah dostu olmak demek işte böyle bir şeydir. 

Profösör



3 Kasım 2012 Cumartesi

Pinokyo Bebek



Genç adam ömründe bir kez olsun, burnunun büyüyeceği kadar yalan söylemeyi hiçbir zaman becerememişti. O aslında doğrucu davut denilen yapıdaki insanlardan biri gibiydi. Yalan söylemeyi hiç sevmiyor, yalancının mumunun yatsıya kadar yanacağını da çok iyi biliyordu. Fakat her yerde ve her zaman doğruyu söylemenin de iyi olmadığını düşünüyordu. Mutlaka doğruyu söylerken, bazen de bildiğini söylemek yerine tam aksini söylemenin ve gerektiğinde susmanın da gerekli olduğuna inanıyordu.. Genç adam henüz yeni evliydi. Gecekondu denebilecek küçük bir evde karısı ve bir çocuğuyla kıt kanaat yaşayarak geçinip gidiyorlardı.. Bir gün çocuğu hastalandığında günlerce o hastaneden bu hastaneye koşuşturmaktan işinden de olmuştu. İçinde bulunduğu sıkıntılı durumu kimseyle paylaşamadı. Yaşadıkları bir zor durumdu; köyde yaşayan fakir, yaşlı annesi ve babasının da durumları kendilerinden daha kötüydü.

Bir gün memleketten annesi kendisini telefonla aradığında, "Nasılsınız oğlum, gelinim, torunum nasıllar? Hiç de bizi aradığınız yok.. Meraktan çatladık burada babanla" dedi. Henüz otuzbeşinde olan, fakat saçlarına aklar düşmüş bu adamın ağzından sadece kısa ve öz olarak "İyiyiz anneciğim" cümlesi dökülse de, cümlenin devamını getiremedi. Belki "Anne siz nasılsınız? diye bir soruyla annesine karşılık verebilirdi, ama o cümleyi söylemeye ne gücü ne de takatı vardı. Çünkü genç adam bitkin ve perişandı. Nedense o anda anneciğinin yüreğine yakıcı bir kor ateş düşüverdi. Telefonun öbür ucundan bulunan yaşlı anne ağlamaklı bir sesle oğluna "Yalan söylüyorsun" dedi. Yalanlardan uzak yetiştirdiği ve kendisine doğrulukta çok güvendiği oğluna, annesi ilk kez inanmamıştı. "Ana yüreği bu!." derler ya; ne olduğunu bir türlü kestiremediği bir felaketin olabileceğini sezinleyiverdi. Yaşlı anne "Neler oluyor oğlum orada?" der demez, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Genç adam; hasta çocuğunun başında oturan, yavrusunun yüzüne ısrarla konmak isteyen arsız sinekleri kovalamak için, beyaz yaşmak sallayan karısına telefona gelmesini istedi. Böylece karısının bu sıkıntılı durumu idare etmesini eliyle ve kaş gözüyle işaret ederek hasta çocuğunun yanına ilişiverdi. Artık bir kez yalan söylemişti. O an bilinçsizce, ilk kez de olsa, doğruyu söylememesi gerekiyordu. Doğruyu söylese anne ve babası ne yapabilirdi ki!.. Ellerinden bir şey gelmezdi üzülmekten başka.. Genç adamın henüz teşhisi konamamış bir hasta çocuğu olduğu gibi, çalıştığı işinden de olmuş, parasız pulsuz ve çaresiz bir durumda olduklarını annesine bir türlü söyleyemedi.. Çünkü yaşlı annesini ve babasını üzmek istemiyordu.

Hasta çocuğunun yastık ucunda bulunan, annesinin bezden yaptığı bir oyuncak bebek duruyordu. Sanki bu bebek; tıpkı bu genç adamın annesinin, küçüklüğünde oynaması için, kendisine yaptığı kırmızı beyaz, burnu yalan söylemekten uzamış bir pinokyo bez bebeğinin tıpa tıp, bir benzeriydi. Genç adam hasta çocuğunun başucundaki pinokyo bebeğe, utangaç, fakat üzüntüsünü bir ifade eden bir cümleyle "Yalan söylememeliydim"dedi. Fakat doğruların da, her zaman ve heryerde söylenmemesi gerektiğini düşünerek, gayri ihtiyari elini burnuna götürerek "Şükürler olsun" dedi. Çünkü burnu uzamamıştı. Az önceki üzüntülü yüz halinin yerine, genç adamın yüzüne garip bir tebessüm beliriverdi.

Yazı ve Çizgi: Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...