İzleyiciler

yaşlı anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşlı anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2012 Cumartesi

Pinokyo Bebek



Genç adam ömründe bir kez olsun, burnunun büyüyeceği kadar yalan söylemeyi hiçbir zaman becerememişti. O aslında doğrucu davut denilen yapıdaki insanlardan biri gibiydi. Yalan söylemeyi hiç sevmiyor, yalancının mumunun yatsıya kadar yanacağını da çok iyi biliyordu. Fakat her yerde ve her zaman doğruyu söylemenin de iyi olmadığını düşünüyordu. Mutlaka doğruyu söylerken, bazen de bildiğini söylemek yerine tam aksini söylemenin ve gerektiğinde susmanın da gerekli olduğuna inanıyordu.. Genç adam henüz yeni evliydi. Gecekondu denebilecek küçük bir evde karısı ve bir çocuğuyla kıt kanaat yaşayarak geçinip gidiyorlardı.. Bir gün çocuğu hastalandığında günlerce o hastaneden bu hastaneye koşuşturmaktan işinden de olmuştu. İçinde bulunduğu sıkıntılı durumu kimseyle paylaşamadı. Yaşadıkları bir zor durumdu; köyde yaşayan fakir, yaşlı annesi ve babasının da durumları kendilerinden daha kötüydü.

Bir gün memleketten annesi kendisini telefonla aradığında, "Nasılsınız oğlum, gelinim, torunum nasıllar? Hiç de bizi aradığınız yok.. Meraktan çatladık burada babanla" dedi. Henüz otuzbeşinde olan, fakat saçlarına aklar düşmüş bu adamın ağzından sadece kısa ve öz olarak "İyiyiz anneciğim" cümlesi dökülse de, cümlenin devamını getiremedi. Belki "Anne siz nasılsınız? diye bir soruyla annesine karşılık verebilirdi, ama o cümleyi söylemeye ne gücü ne de takatı vardı. Çünkü genç adam bitkin ve perişandı. Nedense o anda anneciğinin yüreğine yakıcı bir kor ateş düşüverdi. Telefonun öbür ucundan bulunan yaşlı anne ağlamaklı bir sesle oğluna "Yalan söylüyorsun" dedi. Yalanlardan uzak yetiştirdiği ve kendisine doğrulukta çok güvendiği oğluna, annesi ilk kez inanmamıştı. "Ana yüreği bu!." derler ya; ne olduğunu bir türlü kestiremediği bir felaketin olabileceğini sezinleyiverdi. Yaşlı anne "Neler oluyor oğlum orada?" der demez, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

Genç adam; hasta çocuğunun başında oturan, yavrusunun yüzüne ısrarla konmak isteyen arsız sinekleri kovalamak için, beyaz yaşmak sallayan karısına telefona gelmesini istedi. Böylece karısının bu sıkıntılı durumu idare etmesini eliyle ve kaş gözüyle işaret ederek hasta çocuğunun yanına ilişiverdi. Artık bir kez yalan söylemişti. O an bilinçsizce, ilk kez de olsa, doğruyu söylememesi gerekiyordu. Doğruyu söylese anne ve babası ne yapabilirdi ki!.. Ellerinden bir şey gelmezdi üzülmekten başka.. Genç adamın henüz teşhisi konamamış bir hasta çocuğu olduğu gibi, çalıştığı işinden de olmuş, parasız pulsuz ve çaresiz bir durumda olduklarını annesine bir türlü söyleyemedi.. Çünkü yaşlı annesini ve babasını üzmek istemiyordu.

Hasta çocuğunun yastık ucunda bulunan, annesinin bezden yaptığı bir oyuncak bebek duruyordu. Sanki bu bebek; tıpkı bu genç adamın annesinin, küçüklüğünde oynaması için, kendisine yaptığı kırmızı beyaz, burnu yalan söylemekten uzamış bir pinokyo bez bebeğinin tıpa tıp, bir benzeriydi. Genç adam hasta çocuğunun başucundaki pinokyo bebeğe, utangaç, fakat üzüntüsünü bir ifade eden bir cümleyle "Yalan söylememeliydim"dedi. Fakat doğruların da, her zaman ve heryerde söylenmemesi gerektiğini düşünerek, gayri ihtiyari elini burnuna götürerek "Şükürler olsun" dedi. Çünkü burnu uzamamıştı. Az önceki üzüntülü yüz halinin yerine, genç adamın yüzüne garip bir tebessüm beliriverdi.

Yazı ve Çizgi: Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...