İzleyiciler

trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
trafik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2017 Çarşamba

Emir Yumuşatılmaz


Emri bil maruf, nehyi anil münker. İyilikler emredilir, kötükler men edilir. Emir cümleleri hep kesinlik ifade eder. Elbette bilgilendirici ve öğüt verici olmakla birlikte didaktiktir. Çünkü emirler de, yasaklar da insan insan ve toplum hayatı için gereklidir. Hayati bir önem arzeder. 

Trafik levhalarında da kesinlik ifade eden yönlendirme işaretleri bulunur. örneğin; sağa dön, sola dönülmez gibi ifadeleri içeren trafik tabelalar vardır. Sağlıklı trafiğin işleyişi açısından sürücüler bu emirleri yerine getirmek zorundadır. Virajı alamayan bir otomobil son süratle şarampole yuvarlanarek azrailin kucağına düşebilir, canından olabilir. Elbette trafik canavarı arkanızdan kıs kıs gülebilir.

Emir emirdir. Sağa dön yerine sağa denebilirmisiniz şeklinde bir trafik işareti yoktur. Bir komutan askeri birliğine komuta ederken, nişan alır mısınız, ateş eder misiniz şeklinde emri yumuşatmaya gidemez.  İş yapmada insanları ikilem içinde kalacak bir düşünceye sokamaz. O işlemin kesinlikle yapılamsı gerektiği emirle belirlenir.

Profösör

23 Aralık 2016 Cuma

Terör Canavarı

Yılanın başını küçükken ezeceksin diye bir atasözümüz vardır. Bu söz sadece kötü şeyler için söylenmiş olsa da, olumsuz bir gelişme olacağı zaman  tedbir için söylenmiş bir söz olsa gerek.  Artık herşeyin bir canavarı var. Terör canavarı, enflasyon canavarı ve trafik canavarı  gibi bir çok olumsuzlukların sonuna  canavar kelimesini ekleyebiliriz.  Yılanın başını ezmek demek hayvan haklarını ihlal edelim demek değildir. Bilakis iyiyi, güzeli, doğruyu ihlal eden ve olumsuz gelişmelere karşı hazırlıklı ol demektir. Daha doğrusu hiçbir olumsuzluğa hoş görüyle bakma demektir. Sonuç olarak da bilinçli yaşama şiarımız oldukça olumsuzluklar alıp başını gidecektir. Bilinçli yaşamakla ancak huzur içinde oluruz. Hep birlikte top yekün gerçek insan oluruz.

Profösör

16 Kasım 2015 Pazartesi

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

5 Nisan 2010 Pazartesi

Karagöz'le Hacivat Trafikte
























Karagöz:
—Vıyvıy vıyyyyy!.. vıyvıy da vıyvıyyy!
Hacivat:
—Ne var yine Karagöz’üm?
Karagöz:
—Vıyvıyyyyyyy! vıyyyyy!.. Vıy Ki vıyyy!
Hacivat:
—Ne oldu Karagöz’üm niye “vıy vıy” deyüp duruyorsun?
Karagöz:
—Vıy vıy vıy!
Hacivat:
—Tamam anladık ne oldu söyle de öğrenelim iki gözüm.
Karagöz:
—Sual sorma bana çok üzgünüm Hacivat’ım. Çok üzgünüm çok.
Hacivat:
—Niye üzgünsün, söyle bana Karagöz’üm. Ne demiş atalarımız: “Kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır.” Derdini söylemeyen derman bulamaz.
Karagöz:
—Tamam söyleyeceğim hacivat;hani şu bizim kahvecinin yaramaz oğlu var ya..
Hacivat:
—Karagöz’üm hangi kahveciden bahsediyorsun? Asmalı kahvenin kahvecisinden mi? Yoksa Kuyulu kahvehanenin kahvecisinden mi?
—Karagöz:
—Hayır hacivat’ım kahvecilerden bahsetmiyorum. Kahvecinin oğlundan bahsediyorum. Bilmiyor musun birinin oğlu var, diğerinin yok. Anlamak istemiyor musun yoksa beni.
Hacivat:
—Hehhh! Şimdi anladım. Anladım anlamasına da kahvecinin oğlu neden yaramaz mış onu anlayamadım. Artık işe yaramıyor muymuş kahvecinin oğlu?
Karagöz:
—La havle..!Ne diyeyim sana yahuu? Yaramaz demek; yaramazlık yapıyor demektir hacivat’ım hala anlamadın mı?
Hacivat:
—Karagöz’üm öyle desene.. Artık vıyvıyını kes!
Karagöz:
—Dinle beni Hacivat’ım bir dinle!..
Hacivat:
—E eee!.. Dinliyorum seni ne olacak’
Karagöz:
—Bu Asmalı kahveyi işleten kahveci Hasan var ya! O’nun oğlu Hüseyin..İşte O!..
Hacivat:
—Ne olmuş Hüseyin’e?
Karagöz:
—Ne olacak Hüseyin’e.. Okul çıkışında araba çarpmış Hüseyin’i vıyy..vıyy..vıyyyyyyy!
Hacivat:
Karagöz’üm, canım cigerim artık vıyvıylanma, anlat hadi durma, ne olmuş ne olmuş? Bir şey olmuş mu?
Karagöz:
—Ahhh Karagözüm ahhh! Şimdi hastahaneden geliyorum iki gözüm.
Hacivat:
—Hastaneye mi kaldırmışlar?
Karagöz:
—Evet yaa, imdadiye gelmiş, ambulans gelmiş. Hüseyin’i hastaneye götürmüşler.
Hacivat:
—Anlatsana Karagöz’üm, şimdi de ben vıyvıylanmaya başladım; merak ediyorum bak şimdi!
Karagöz:
—Bisikletle yolda akrobasi yaparken minibüse çarpmış, başı ve sağ kolu sargılıydı. Sanırım yaralanmış. Bir müddet yatacakmış hastahanede.
Hacivat:
—Deme yaa Karagözüm. Allah beterinden saklasın ama..
Karagöz:
—Ne aması..
Hacivat:
—Bebe maması..
Karagöz:
—Ne deve maması .. Ne köpek maması.. Aması daması yok. Taze çocuk şimdi hastahanede yatıyor.
Hacivat:
—Vay..vay.. vay.. vayyy!..
Karagöz:
—Sen de bilirsin bisiklet icad olduğunda babalarımız şeytan arabası derlerdi ona. Sohra velesbit dediler. Şimdi de bisiklet deniyor. İki tekerlek üstünde durmak da mağrifet hani!
Hacivat:
Baksana bu çocuk hiç akıllanmayacak. Velesbit üzerinde akrobasi mi olur. Patinaj mı yaptırılır. İşte zamane çocukları1
Hacivat:
—Evet evet bilirim ben Hüseyin’i.. Eli dursa, ayağı durmaz. Çay terazisiyle akrobasi yapar dı da tepsiden dolu çay bardakları düşüp kırılmaz, ya da içindeki çaylar bir katre bile dökülmezdi.
Karagöz:
—Ama bisikletle trafikte oyun oynanır mı hiç? Allah korusun canıyla öder insan!
Hacivat:
—Demek kafasına kask giymemiş tıfıl!
Karagöz:
—Ahh hacivat’m ahh! Kaç gere söyledim. Hem kask giymemiş, hemde yolda akrobasi yaparmış. Bisikletin canım lastiklerini patinaj yaptırarak trafikte oyun oynar dururmuş.
Hacivat:
—Eeee desene.. Olacağı buydu! Hem kask giyme, hem akrobasi yap! Hem patinaj yaptırt, hem de taşıtların geliş gidişlerini engelle, trafik kurallarını çiğne. Olacak iş değil Karagöz’üm.
Karagöz:
—Bu insanlar hiç akıllanmayacak mı. Hergün gazetelerde kaza haberleri okuyoruz. Bilmem kaç kişi hayatını kaybetmiş, bir o kadar insan yaralanmış hastahanelere kaldırılmış. Üçüncü cihan harbi çıktı da biz harbe katılmadık!
Hacivat:
—Çocuklarımıza trafik kurallarını öğretmemiz gerek. Gül gibi Hüseyin’e yazık olmuş. Zavallının annesi de babası da çok üzülmüşlerdir. Ya Hüseyin’in kardeşleri ne kadar da etkilenmiştir bu trafik kazasından!
Karagöz:
—Halası da üzülmüştür. Dayısı da üzülmüştür. Ya teyzesi, amcası.. Hele okuldaki arkadaşları bu olayı duyunca şoka girecekler, üzülecekler, çok üzülecekler.
Hacivat:
—Ya konum komşu, çocukları olanlar endişelenecekler. Yürekleri ağızlarına gelecekler.
Karagöz:
—Vıy da vıyy.. Vah da vahh!
Hacivat:
—Karagöz’üm vıylanıp vahlanma da sağına dikkat et, bir araba geliyor.
Karagöz:
—Uy uyy uyyy!
Hacivat:
—Ne var iki gözüm, Karagöz’üm.. Yine ne oldu?
Karagöz:
—Baksana! Başka yaramaz çocuklar trafik canavarı olmuşlar.
Hacivat:
—Ne canavarı dedin Karagöz’üm? Van canavarı mı?
Karagöz:
—Ne Van’ı ne Muş’u.. Bunlar hem kurabiye canavarı, hem de trafik canavarı. İki çocuk bisiklete binmişler geçen minuibüsün kuyruğuna yapışmışlar Hacivat’ım1
Hacivat:
—Vay vay vay vayyyyy! Vah vah vah vahhhh!
Karagöz:
—Şimdi vıllanmayı, vaylanmayı, vahlanmayı bırakalı da okul öğretmenine gidelim anlatalım bu durumları.Gidim ailelere haber verelim hemaaan! Trafik polisine gidelim. Belediyenin trafik görevlilerine gidelim. Zabıtaya gidelim. Zaptiyeler gelsin! Bir şeyler yapalım insanlık adına Hacivat’ım.
(Hacivat da bu konuşmadan sonra şak diye Kragöz’e bir tokat atar.)
Hacivat:
—Bana niye vuruyorsun Karagöz’üm? Benim bundaki kabahatim ne?
Karagöz:
—Bunu şimdiye kadar niye akletmedin Hacivat’ım?
Karagöz ve Hacivat birlikte:
—Yıktık perdeyi eyledik viran, trafik kazası ile oldu her yer kan revaaaan! Şimdi gidelim trafik polisine haber verelim hemaaaaan!.
—Sürçü lisan ettik ise affola. Gönlünüz sevgi, umut ve neşeyle dola.. Hic kimse trafik canavarı olmaya!
•
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...