İzleyiciler

şefkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şefkat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2019 Çarşamba

Ağlayan Çocuk



Bu hıçkıra hıçkıra ağlayan masum bir çocuk mudur, yoksa bu içini çeke çeke ğlayan yetişkin bir adamın ruhu mudur!.. Gördüğümüz bu sureti hal masum bir çocuğun ağlayışı olsa da, belki de yetişkin bir adamın  masumiyet feryadıdır. İnsan bu!.. İyisi var, kötüsü var. İnsanın helal süt içmişi var, harama bulaşmışı var. Karşımıza kim çıksın; her insanın bir görünüşü var, bir de görünmeyen sırrı var.  Her sureti halin, bir de sureti sırrı var.  Her şey göründüğü gibi değil; sevinci, neşesi olduğu kadar, bir de hüznü ve üzüntüsü var.  Zahiren insanı anlamak mümkün değil, kendini melek  yerine koyan var, içindeki şeytanı çıkartan var. Var oğlu var. Gören göz, işiten kulak, koku alan burun, dokunan parmak ne kadar işlev görse de kalbe işleyen bir sır var. İnsan; bulunduğu yer ve zaman ne olursa olsun halden hale geçiş var. Bir alimden bir zalim, bir zalimden bir alim olurmuş. Ağlamak ise son çare, son kurtuluş. Bir masum çocuk kadar ağlayabilsek keşke!.. Sonuna kadar zembereği kurulmuş bir saat gibi boşalsak sonuna kadar, için için ve hıçkıra hıçkıra. Ve nihayet bir annenin şefkatli eli saçlarımızı okşasa!..

15 Kasım 2019 Cuma

Kitaplık Radyo Programı



Çizim ve grafikler şahsıma ait bir afiş çalışlması. Dört renk kare bir tasarım. Sosyal medya için de kullanılabilir durumda. Bir de tek renk duatone bir filtre çalışması aynı konsept.





Profösör

11 Şubat 2018 Pazar

Duygusal Donukluk


Duygusal donukluk duygusal körlüğün habercisidir. Duygusal körlük de duygusal bataklığa götürür insanı. Daha önce en neftet ettiğin şeye tutkuyla bağlanırsın. Sevgi açlığı adına ona müptela olursun. Bu öyle bir bağımlılıktır ki; çırpındıkça ve debelendikçe dibe çeker insanı. Güvendiğin bir el ararsın sevgiyle, şefkatle, merhametle seni çekip çıkartacak!... Belki de beklediğin tek kelimeyle anlaşılmak. İnsan baktıkça kendini görür aynada. Neşeli, coşkulu, hayat dolu bir yüz; bir de donuk, sönük, içine dönük, solgun bir yüz. Biraz hüzün, biraz üzüntülü. Hayalin de bir gerçeği var. Gerçeğin özünde insan olmak ve anlaşılmak var.  Önünde bir kapı var; kırk kanatlı. Onlardan otuzdokuzu yalan;, bir hakikat kapısı.

Profösör

8 Aralık 2017 Cuma

Şamar Oğlanı


Kenarda, kuytuda ağlayan bir çocuk gördün mü sen!.. Bil ki yediği tokattan değil; onurundan ve gururundan ağlıyordur o. Hiç bir kimsenin çocuğu şamar oğlanı değil; ancak anneler bilir onun bu halini. Ağlayan bir  çocuk görsem, başı tıraşlı  köşelerde,  ağlayan çocuk  sanki benim içimde. Bir zamanlar çocuktum ağlamanın re demek olduğunu iyi bilirdim. Tokat yemekse en çok enseye tokat yerdim. Enseye tokat atan, masumun lokmasını alır derdim. Ha enseye tokat atmışsın, ha müsumun lokmasını ağszından lokmasını almışsın. Lütfen masumlara birazcık sevginiz olsun, biraz da şefkatiniz!.. Tam olsun merhametiniz ki; siz de merhamet göresiniz.

Profösör

28 Eylül 2017 Perşembe

Yağmur Damlası


Bazen bir resim bir  kitaba bedeldir. Bazen bir resimkedi bir nokta kitaplara sığmaz desem yeridir.  Bir gül fidanı, bir tomurcuk, bir yağmur damlası bize neyi hatırlatmaz ki. Her şey tebessümden ibaret. Bir gülümsemenin, bir gamzenin anlatlak istediği nedir!..

Profösör

8 Haziran 2016 Çarşamba

Merhamet Etmeyene Merhamet Olunmaz

Allah insanlarda yarattığı bütün varlıklara karşı, fırtraten merhamet duygusunu da vermiştir. Bu duygu kaynağını Allah’ın sonsuz olan Rahman ve Rahim sıfatlarında bulur. Aynı zamanda Allah “Benim rahmetim herşeyi kuşatmıştır diyor. Kainatta yaratılmış her ne varsa hepsine  Allah’ın rahmeti ihata eder. Başta insanlar olmak üzere canlı ve cansız varlıkların hepsi Allah’ın rahmetiyle  bereketlenirler. Biz insanlar olarak diğer varlıklardan farkımız merhamet duygumuzun fıtrattan var oluşudur. Bütün kainat ve varlıklar alemi biz insanların  emrine verildiği için de, onlara karşı adalet duygusuyla merhamet ederiz. Onları yerli yerince kullanmak ve adaletle muamele etmek aynı zamanda onlara merhamet etmek anlamına da gelir.
Ramazan ayı rahmet ve bereket ayıdır. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan bu ayda indirilmiştir. Bu ay yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Bu ay muhabbet ayıdır. Bu ay zenginin fakirle, sağlıklının hastayla, geçlerin yaşlılarla, küslerin birbiriyle barıştığı ve kaynaştığı aydır. Çünkü ramazan ayı müslümanların bütün insanlarla sevgi ve saygı içinde kucaklaştığı bir hoş görü ayıdır. Eğer biz birlik içinde aynı inancı, aynı heyecanı ve aynı gayeye baş  koyabiliyorsak hidayet bulur ve kurtuluruz. Ettiğimiz dualar, duyduğumuz pişmanlıklar ve döktüğümüz gözyaşları Huzur-u İlahi’de kabül görür.  Ancak bu suretle Rahman ve Rahim olan Allah’ın af ve mağfiretine mazhar oluruz.
......
Allah’ın rahmeti herşeyi kapladığına göre, acıma duygusu da bir sonsuzluğun ifadesidir. Bizlere düşen görev zor durumda olan, darda kalan, yolunu şaşırmış, aç ve bi ilaç, bütün canlılara karşı sorumlu olduğumuzu bilmeliyiz. İçtiğimiz bir yudum suda, yediğimiz bir kuru lokmada, milyonlarca açın ve çaresizin hakkı olduğunu bilmeliyiz. Özellikle lüks ve israftan kaçınmalı ve  kazanımlarımızdan ihtiyaç fazlasını infak etmeliyiz. Ancak bu vebalden böyle kurtulabilir ve böyle huzura kavuşabiliriz.

Bizim kültürümüzde kurda kuşa bile merhamet vardır. Merhamet bir kültür haline gelmiştir. Hatta bizde merhamet duygusu kurumsallaşmıştır. Göçmen kuşlar için vakıflar kurulmuş ve kartallarla savaşta yaralanan leylekler için tedavi  merkezleri oluşturulmuştur. Tabiatın dengesi bozulmaması için karda kışta, aç kalma ihtimali bulunan kurtlara parça etler dağıtılmıştır. Bahçelerdeki ağaçlardan meyveler bütünüyle toplanmaz, günümüzde de ağaçların dalında bir miktar  kurdun kuşun hakkı  bırakılmaktadır. Osmanlı toplumunda merhamet duygusu öyle bir hat safhaya gelmişti ki; merkepler ancak haftanın beş günü çalıştırılabilir, iki günü için de merkeplerin dinlenme hakkı   bir kanunnameyle zorunlu hale getirilmiştir. Bu kanuna uymayan merkep sahipleri, belirli miktarda değneği hak eder, ayrıca belirli bir miktarda da akçeyle cezalandırılırdı. İşte ecdadımızın merhamet duygusu böyle bir şeydi.

Merhemet duygusu hakkındaki ecdadımızın yaptıklarını bütün  insanlık takdir ediyor.  Ecdadımız İspanyol yahudi mültecilerin sığınmalarına nasıl yardım ettiyse,  Bosna’dan, Bulgaristan’dan, Irak’tan sığınan müslüman mültecilere de insanlık adına sığınma hakkı vermiştir. Günümüzde de din, dil ve ırk ayrımı yapmadan, gayri müslim Ezidileri nasıl sığınma hakkı verdiyse, elbette zulümden ve katliamdan kaçan Müslüman Suriyeli mülteci kardeşlerimize de  sevgi, şefkat ve merhamet gösterilecektir.  Unutmayalım ki; “Merhamet etmeyene merhamet olnmaz” hadisi bize büyük bir uyarıdır. Hepimiz Allah’ın yarattıklarıyız ve hepimiz merhamete muhtacız.
.....
Not: İlahiyatçı Yazar / Niyazi Özdemir hocanın Bugünkü Yeni Birlik gazetesindeki Ramazan Sayfasında neşredilen makalesini bloğumda paylaşıylorum.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Müslümanlar Şuurlanmalıdır



Yüce Mevlamız orucu farz kılmıştır. İslam'ın şartlarından biri de oruçtur. Yılda bir ay oruç tutarız. Ramazan ayı yaklaştıkça daha manevi bir iklime doğru koşar ve maddi ve manevi bütün hazırlıklarımızı daha Ramazan ayı gelmeden yaparız.  Kur'an sadece müslümanlara değil, bütün insanlığın hidayeti için inmiş yüce bir kitaptır. Müslüman olmanın gereği Kuran'ı rehber edinip,  Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek, Peygamber'in izinden gitmek ve onun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Onun için biz müslümanlar mübarek gece ve günleri gafletten kurtuluş ve birer diriliş vesilesi olarak görürüz. İşte bunlardan biri de idrak etmiş olduğumuz, onbir ayın sultanı Ramazan-ı Şeriftir. Şükürler olsun ki; bugün sadece ülkemizde değil, bütün  İslam Aleminde aynı inanç, aynı duygu ve aynı düşünceyle, milyarlarca müslüman topluluklarla birlikte  kulluk şuurunu yaşıyoruz.
.....
Bütün toplumlarda yerleşik olan, kendi inanç ve değer yargıları açısından hukukun da, ahlakın da kaynağı dindir. Din Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla  Peygamberlere gönderilmiş olup, Peygamberlerin tebliğleriyle toplumlarda bir  inanç ve yaşam kültürü olarak yer etmiş, toplumları şekillendirmiş yüce bir değerdir. Ne var ki dinin özünden zamanla sapılmış, insanlık maddi ve manevi olarak parçalanmış, bölünmüş ve kıyım kıyım kıyılmıştır. Güneş balçıkla sıvanmaz denir ya; Hak'kın ve hakikatin güneşi İslam elbette bir mum ışığıyla gösterilemez. İslam'ın nuru kıyamete kadar gönlüllerimizi aydınlatacaktır. İslam'ın en önemli özelliği de adalet duygusudur. Buna bağlı da ahlak anlayışıdır. Sevgi, şefkat, merhamet ancak adalet ve ahlak duygusu temelinde yeşerir. Ramazan ayının değerini bilmeliyiz. Çünkü  bu ay rahmet, bereket ve mağfiret ayıdır. Bu ayda bizler  her zamankinden daha fazla hassas ve birbirimize karşı muamelede daha adaletli, daha ahlaklı olmalıyız.  Hayır işlerinin, yardımlaşmanın ve dayanışmanın en hat safhada olduğu bu aydan fazlasıyla  feyz almalıyız. Fıtır, zekat ve diğer sadakalarımızı bu ayda vererek sorumluluğumuzu yerine getirmek ve bu ayda yetimlerin, kimsesizlerin, fakirlerin, biçarelerin gönlüne girebilmeliyiz.
.....
Kur'an bütün müminler kardeştir derken, Peygamberimiz de mümin müminin kardeşidir diyor. Mekkeli müminlerle, Medineli müminlerin kardeşliği gibi bir kardeşlik, Ensar ve Muhacirin arasında tesis edilmiş bir kardeşlik gibi bir kardeşlik, bütün insanlığın huzuru ve mutluluğu için bir  kurtuluş reçetesidir. Osmanlı da din,  dil, ırk, mezhep ve meşrep farklılığı gözetmeksizin kardeşlik ve bir huzur toplumu oluştururken adaletiyle hükmetmiştir. Ondan bize tevarüs eden adalet duygusudur. Onun  için biz  insanlık idealinde büyük bir itibara ve büyük bir mefkureye sahibiz. Onun için Osmanlı adaletiyle yaşamış, kardeşlik ve huzurla  buluşmuş  topluluklar, günümüzde de İslam Birliği  ve bütün insanlığın kurtuluşu için, bize dua etmeleri bundandır. Ramazan ayı bütün İslam Aleminin birliği ve dirliği için büyük bir fırsattır. O halde birey ve toplum olarak kendimizi sorgulamak olmalıdır. Ramazan ayında İslami, insani, vicdani değerlerle buluşmak ve nefsimizi dizginlemek olmalıdır. Bu ayda hırsı, kibiri, kalp kırmayı bırakıp, önyargısız, ayrım yapmadan herkesin elinden tutmak olmalıdır. Yine bu ayda Hak’kı ve sabrı tavsiye etmek, aynı zamanda salih kul olma yolunda  Allah’ın rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır. Din hayattır; oruç tutan sıhhat bulur. Ramazan bir şuur ayıdır ve bütün müslümanlar şuurlanmalıdır.

Profösör

Not: Bu makale bugün Yeni Birlik gazetesi Ramazan Sayfasında neşredilmiştir.

21 Ocak 2016 Perşembe

Gönülden Kopan Sadaka




İsteyen düşünsün, isteyen ağlasın, isteyen bu kısa Afgan filminden ibret alıp kendine ders çıkartsın. Ne olursa olsun en güzel sadaka, gönülden kopan sadakadır. On bin lira da, on kuruş da bir sadakadır. Bir gülümseme ve gülümseyiş, bir kucaklama ve kucaklayış da sadakadır. Bir manolya kadar değeri olan,  kır çiçeği de sadakadır. Yeter ki sadaka gönülden ve kalpten verilsin Yeter ki sadaka Allah rızası için verilsin.  Çünkü gönülden kopan ve ancak Allah rızası için verilenler   sadakadır. Her sadaka aynı zamanda  sevgidir, şefkattir, merhamettir.

Profösör


https://www.youtube.com/watch?v=bWnnuAZaZWc


16 Kasım 2015 Pazartesi

İyilik Terapidir


Mecidiyeköyde, tam kavşakta, trafik ışıklarının önünde pejmurde küçük bir çocuk kağıt mendil satıyor. Işıklar bir yanıp bir sönüyor. Sarı ışık yandığında heyecanlanıyor, kırmızı ışık yandığında ise sevinci ikiye katlanıyor. Çünkü çocuk kırmızı ışıkta duran otomobil sürücülerine yalım yalkar kağıt mendil satıyor. Yeşil ışık yandığında da çocuk duruluyor; sanki  üzülüyor. 

Ne yazık ki acımasız bir hayat; çocuğun elinde  mendil tutmasına rağmen, akan burnunu silemiyor.  Sümüklü çocuk bir iki merdil satacak, para kazanacak, eve para götürecek.  Yeşil ışık yandığında arabalar duruyor, çocuk otomobilin penceresinden sürücülere mendil uzatıyor. Bu böyle devam edip gidiyor. Kimisi reddediyor, kimisi mendil almadan, sadaka olsun diye çocuğa üçbeş kuruş verip yoluna devam ediyor.

Vicdanım sızlıyor, sanki insanlığımdan utanıyorum. ilkokula giderken ramazanlarda, kolumda bir sepet  iftar zamanında ramazan pidesi sattığım çocukluğumu anımsıyorum. Çocuğa selam verip, şefkatle yaklaşıyorum. Cebimden ütülü mendilimi çıkartıp, çocuğun  akan burnunu siliyorum. ona bir iki öğüt verdikten sonra, oradan ayrılırken de ona kağıt bir beşlik veriyorum.  Çocuğun bu yaklaşıma verdiği tepki; teşekkürü ve sevincini ifade ederken gülümseyişini hakkıyla tasfir edecek kelimeler bulamıyor, cümleler kuramıyorum. "İyilik yapmak için bahane aramaya gerek yok".

profösör

13 Kasım 2015 Cuma

İnsan güldüğü  kadar güzel gülümsettiği kadar hayırseverdir.

Profösör

25 Ağustos 2015 Salı

Eşeklerin De Hakları Var!..


Eşekleri çok çalıştırırsanız çok yorulur. Çok yorulan eşek bir zaman sonra yük taşımada isteksiz olur. Yük sırtında yolda giderken duru duruverir. "Deh!.." dersiniz gitmez... "Deh, deh!." dersin yine gitmez. Biz bu eşeğin haline 'dingin' deriz. Anlarız ki büyük bir hata yapıyoruz; eşeği çok çalıştırmakla, dinlendirmemekle onun hakkını çiğniyoruz.

Dingin eşek kalp olur; "Deh!" desen de, dövsen de, sövsen de gitmez. Zamanla dingin eşek yürümemeyi, hatta sırtında yük taşımamak için huysuzlanmayı adet edinir. Dingin eşeğin kalplaşması da bu alışkanlıkla başlar. Artık o eşek istekli yük taşımamasıyla eşekliğini bile inkar eder duruma düşer. İnsanlık varken hiç dinlenmeden, dur çüş bilmeden,  niye yük taşıyayım ve niye  eşeklik edeyim der. İşte bundan dolayıdır ki; her işten sonra eşeğin  bir müddet dinlenmesi gerek. Onun hakkını yememek gerek. Eşekliğine saygı duymak gerek. Onu sevmek, ona şefkat gösterlmek ve merhamet etmek gerek. 

Unutmadan hatırlatmayı bir borç bildiğim konu da, Osmanlıda eşekler için çıkarılan kanunnamedir. Her eşeğin haftada iki gün tatili vardır. Eşeklerin haftada iki gün çalışmaması, biz insanlar  gibi dinlenmesi gerek. Çünkü o da bir can taşıyor, bunu bizim bilmemiz gerek. İşte Osmanlı bu!.. Kim ki eşeğine haftada iki gün dinlenmesine imkan vermiyor ve eşeğin dinlenme  izinini ihlal ediyor, o zaman şu kadar akçe cezayı, şukadar kırbacı sırtında hak ediyor. Osmanlı, adaletinde böyleydi işte. Ne yazık ki günümüzde biz çalışan insanların, haftalık bir gün dahi olsa izin yapmalarına ve dinlenmelerine izin verilmiyor. Mesaileri gaspediliyor. İşçi sendikaları, bir nevi sarı sendika durumuna düşüyor ve hiç bir  işe yaramıyor. İşte bundan dolayı Osmanlı adaletiyle seviliyor; ancak günümüz  sözde işçi haklarını savunanlara asla güvenilmiyor.

Profösör

29 Kasım 2014 Cumartesi

Aşk Sürmeli Sonsuza Kadar


Saadet kırk yıllık sevdanın bir mirasıdır yüreğimizde. Kırkyıllık kahvenin hatırı kadar. Kahvesi kahverengileşmeli, köpüğünde olmalı dolunay. Bahtın güzel olmalı. Bir dünya kurmalı hayal ettiğin bir masal, içinde sen ve ben olmalı. Penceremizde dolunay.  Kahveyi yüreğiyle pişiren bir kahveci güzelin olmalı. Gözlerinin ışıltısı içini ısıtmalı. Saadet kırk yılla sınırlandırılmamalı. Bitmeyen bir hikaye gibi sevda, sevda olmalı, içinde şefkat barındırmalı. Aşk  sadakatle sürmeli sonsuza kadar.

Profösör 

4 Nisan 2014 Cuma

Anlamak ve Anlaşılmak


Birbirimizi sadece algılayabiliyoruz ama birbirimizi asla anlayamıyoruz. Eğer kendimiz dışındaki bütün yaratılmışlara, onları da Allah yarattı deyip; onlara karşı duyarlı olabiliyor ve  onlara karşı adil davranabiliyorsak, işte o zaman birbirimizi anlamaya başlamışız demektir. Birbirimizi anlamak demek, aynı zamanda  anlaşılmak anlamına gelir. Birbirimizi anlamak, varlıklar aleminde birbirimiz için varololuş bilincine ulaşmak demektir. Varlıklara iyi gözle bakmak, sıkıntılı, ıstıraplı her kim varsa yanında olmak, yarası olanın yarasına merhem olmak, kendini iyilik yapmaya adamak, içten sevmek, şefkat duymak ve merhamet etmek demektir. Hiçbir kimseden bir çıkar beklemeden dost olmak, gönül kazanmak demektir. Anlamak ve anlaşılmak, gönül sahibi olmak demektir.  (Profösör)


12 Temmuz 2013 Cuma


Akşam iş dönüşünde, camiler, minareler, kuleler, kubbelerle yüklü tarihi yarımadadan ayrılışın hüznü perde perde çöker akşam karanlığında. Fakat Eminönü-Kadıköy vapuru seni beklemektedir teselli etmeye; vapurdasın, güvertedesin, esen iyot kokulu bir oğaz rüzgarı saçlarınla oynaşmaktadır. Mehtap koskocaman bir büyü gibi gökyüzünde parlamaktadır. Bir tarafta tarihi kadim bir hüzün, bir tarafta da denizle beslenen bir şiirin koynundasın. Sevgi nedir, şefkat nedir, merhamet nedir dersen eğer; seni seven ve seni anlayandır. İletişim  bir vapur güvertesinde, çayla simitle uçuşan martılarla buluşmaktır. Tebessüm ise maziye birlikte bakıp, geleceğe birlikte göz kırpışmaktır.

Profösör

2 Temmuz 2013 Salı

Yağmur Gibi; Duygu Seline Kapılmak...


Gözbebeklerini kör edecek derecede, kılıçtan bile keskin bir ışık zifri karanlık odayı aydınlatıyordu. Ömrü hayatında böyle bir şimşek silsilesini görmemişti. Arkasından  öyle bir gök gürüldedi ki. Adeta gök kubbe çatırdayarak ikiye ayrılıyordu. Genç kız aslında ne şimşekten, ne de gök gürültüsünden korkardı. Onun tek korkusu sadece yalnızlıktı. Fakat bu sefer başka bir tabiyat kanunu işliyorsu sanki; gökten baraj boşanır gibi yağmur yağıyordu. Bu öyle bir yağmur ki; pencereden sokağa baktığında sokakta seller akıyordu. Şimşek habire çakıyor; habire gök çatırdıyor, habire yağmur yağıyor, bir nefeslik bile ara vermiyordu. İçinden eyvah dedi. Sanki  beklenen kıyamet buydu. Kıyamet böyle kopacaktı. Birden içi ürperdi. Bu yaz gününde vücudu üşüdü sanki. Belki de  genç kız yalnızlığını daha derinden yaşıyordu. Korku içini bürüdü. Ağlamaya başladı. Yalnızdı, yapayalnızdı. Bu sefer haykıra haykıra ağlamaya başladı. Oysa nice arkadaşları vardı. Hepsi de yüzeysel ilişkilerdi. Çıkar ilişkisi vardı. Sadece bir arkadaşıyal duygusal bir bağ kurmuştu. Bu genç kız karıncaları bile düşünürdü. Karınca yuvalarına su bastığını, bütün karıncaların telef olabileceğini düşündü. Bir o kadar sokakta yaşayanlar, evi barkı olmayanlar. Ya da mahsülünü tarlada yitiren kavruk anadolu insanlanlarını düşündü. Bu kadar duyarlı olmalı mıydı!.. Her şey takdiri ilahidir diye düşündü. Sadece içinde sindiremediği şey, çok sevdiği, çok güvendiği arkadaşım ve dostum dediği kişinin onu terketmesiydi. Arkadaşım ve dostum dediği kişi, bir duygu seline kapılıp yok olup gitmişti. Belkide onu kontrolsüz bir sel ve bir anafor denizin dibine çekmişti. 

Profösör

5 Mart 2013 Salı

Kelimeler Beni Beklerken


Kudreti İlahi'den bırakılan, yüreğimin tam ortasında yanan bir kor gibisin. Bütün sözcükler ağızdan değil, yürekten dökülen yakıcı kelimeler gibisin. Oysa sen en az benim kadar yoksul, en az benim kadar yalnız, en az benim kadar yorgun olduğunu bildiğim kaderimsin. Umut etmekle geçti geçmişim. Nice acılar, nice düş kırıklıkları, nice umutsuzluklar geçirmişim. İnandım ve  sabrettim. Düştüm, düşürüldüm ve yine aya kalkıp, dim dik olarak dirildim. Aklım, fikrim, hissim, zihnim ve  bilincimle bilendim. Anladım ki; yürekten bir gülümseme bin sahte, sırıtık gülmeye bedelmiş. Anladımki; senin yakıcılığın doğruluğundan, güzelliğinden, iyiliğindenmiş. Anladım ki; senin sevgin, senin şefkatin, senin merhametin gülümseyişindenmiş.

Yüreğimde bir sevgi yumağı gibisin. Nice çileleri çeker çevirirsin. Bir kedinin karnı doyduğunda önündeki, ipi arşı alada olan bir yumakla oynaşır gibisin. Geçmiş geçmişte kaldı, geleceğe umutla bakabilirsin. Bırakalım çiçekler bir yürekte açılıp serpilsin. Bırakalım kelebekler, böcekler ilkbaharla sevinsin. Bir medeniyet kurulsun, sevgi, şefkat, merhamet adına, bütün ocaklar tütsün. İnsanı insanlıktan çıkartan bütün anlayışlar değişsin ki; bütün yüzler gülsün, gülümsesin.

Sen ki; Ashabı Keyf'ten bu yana uyuyan, gaflet içinde olanları uyandıran bir iksirsin. Sen ki; bir abı hayatsın. Bir tılsımsın. Göz kapaklarının ucunda uzunca bir kirpik; kelebek gibi kanat çırpansın. Çölde bir vahasın  seraba yenilmeyensin. Tepende bir yakıcı güneş, kızgın çölde serinleten bir gölgesin... Nice yanık yürekleri gölgenle serinletirsin... 

Sen bir Havva isen, ben bir Adem'im.. Sevapsa sevap, günahsa günah; bu gökkubbe altında herşeyimle paylaşılanımsın.. Ya Rab!.. Cennete sığmadık, indik dünyaya... Bu çetin sınavda yüzümüzü kara çıkartma.. Bizleri utandırma!.. Ey Kadir!.. Bizleri kederlere mahküm etme... 

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...