İzleyiciler

anlaşılmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anlaşılmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Aralık 2014 Pazar

Tebessüm Yüreğini Açmaktır


Beş yaşında bir çocuk istiyor anlaşılmak... Onun en güçlü silahı ağlamak da ağlamak. Bir profösör amca, istiyor onu anlamak. Dedi çocuğa var mısın benimle oynamak. Çocuk omuz silkti birden; Sen düşünüyorsun beni kandırmak. Amca anlıyordu çocukların dilinden.  Çocuğa duvarlara resim yapabilir, çizebilirsin dedi. Çocuk bu söze karşı birden irkldi; kendisini anlayan bu insan bir ilkdi. Sonra ağlamayı sızlanmayı kesti; yüzünde gülücükler beliriverdi. 

Çocuk düşündü; evde duvara resim çizmek yasaktı. Masayı çiziktirmek azardı. Resim bir kağıda ya da bir deftere çizilir; duvar da masa da kirletilmezdi. 

Aslında çocuk ağlamakla, sızlanmakla kendisini anlayacak birini arıyordu. Annesi ona yeter artık zırlama dese de. O inadına temposunu arttırıyordu. Profösör amca istersen duvarlara resim çizebilirsin demesi, bir nevi  anahtar kelimeydi. Kendisiyle oynayacak, eğlenecek bir amca buldu. Kağıtlara resimler yapıldı. Resimler boyandı. Duvarlar yine tertemiz kaldı. Önce amca çocuğu anladı, çocuk da amcasını anladı. Çünkü amcası ona yüreğini açmıştı. 

Profösör

19 Kasım 2014 Çarşamba

Kaldırım Çiçeği de Koklanmak İster


"Kadınlar çiçektir" cümlesi en etkili ve derin anlamları olan  bir cümle olarak kabul ederiz düşünce dünyamızda. Düşünce dünyamızın yanısıra duygu dünyamıza da şekil veren, ayrıca bu cümle biz  erkekler için kadınlara olan davranışlarımızda içinde kibarlık uyarısı barındıran bir cümle olduğunu da kabul ederiz. Kadınlar anlaşılmak ister. Oysa erkekler kendilerini anlatmak isterler. Önemli olan erkeklerin ne anlattığı ve kadınlara ne dil döktüğü değil, kadınların neyi nasıl anladığı, açıkçası kadınların nasıl anlaşıldığıdır.

Kadın; hangi dine, hangi inanca, hangi mezhebe ve meşrebe inanırsa inansın varlığı itibariyle kutsaldır. Bir tatlı cümle onları hayal dünyasına uçurabilir. Onların içten bir tebessümü insanı abad edebilir. Onlara bağırmak, çağırmak, kızmak, azarlamak yerine, onların sevildiğini ve güvende olduğunu hissettirmek onlara yeter. Çünkü kadın çiçektir, sadece koklanmak ister. Bu arada başörtülü kadın, başörtüsü kadın ayrımı yapmak yerine kendini koruyan, iffet ve namusuna sahip çıkan kadın başütünde tutulması gereken kadındır. İster evinde anne, ister bir atölyede çalışan, ister bir tarlada amele, ister öğretmen, hekim, hakim, mühendis olsun, isterse çöp toplayan, varoşlarda yaşayan bir kadın olsun; kadın değerlerini koruyan kadın olmalıdır. 

Eğer kadın çıkmazlara girmişse, başını eğmek zorunda kalmışsa bilin ki o kadın bir zulüm altındadır. Eğer kadın zerafet ve asaletini gösteremiyorsa o kadın kul ve köle kadındır. Bir kadın herşeye rağmen, ölürcesine hakkı ve hakikati yaşatıyorsa o kadın hayranlık duyulacak kadındır. Her ne olursa olsun kadın çiçektir cümlesinin altını çizercesine şiirlere konu oluyorsa o kadın ölürcesine sevilecektir. Farkına bile varamadığımız, sokakta parke taşları  biten bir kaldırım çiçeği ayaklar altında çiğnenip, ezilmek istemez. Kaldırım çiçeği Hüda-i nabit bir çiçektir;  elbette o da  koklanmak isteyecektir..

Profösör 



4 Nisan 2014 Cuma

Anlamak ve Anlaşılmak


Birbirimizi sadece algılayabiliyoruz ama birbirimizi asla anlayamıyoruz. Eğer kendimiz dışındaki bütün yaratılmışlara, onları da Allah yarattı deyip; onlara karşı duyarlı olabiliyor ve  onlara karşı adil davranabiliyorsak, işte o zaman birbirimizi anlamaya başlamışız demektir. Birbirimizi anlamak demek, aynı zamanda  anlaşılmak anlamına gelir. Birbirimizi anlamak, varlıklar aleminde birbirimiz için varololuş bilincine ulaşmak demektir. Varlıklara iyi gözle bakmak, sıkıntılı, ıstıraplı her kim varsa yanında olmak, yarası olanın yarasına merhem olmak, kendini iyilik yapmaya adamak, içten sevmek, şefkat duymak ve merhamet etmek demektir. Hiçbir kimseden bir çıkar beklemeden dost olmak, gönül kazanmak demektir. Anlamak ve anlaşılmak, gönül sahibi olmak demektir.  (Profösör)


17 Kasım 2013 Pazar


Kendinizle başbaşa kaldınız mı hiç... Efkarlanıp, geçmişe hüzünlendiniz mi hiç... Düşüncelerinizle  duygularınızın birbiriyle örtüştüğünü, bir bütün olarak geçmişle geleceğin orta yerinde buluştuğunuzu gördünüz mü hiç. Bir ay ışığında anlaşılmayı beklediğiniz oldu mu hiç... (Profösör)


Fotoğraf: Hurşit Akyıl / Grafik: Profösör

25 Haziran 2013 Salı

Aynı Lisanla Anlaşabilmek


Kelimeler yanlış kullanılır, kavramlar birbirinin yerine geçerse, iletişim kördüğüm olmuş demektir. Bir kelimede sehven bir harf eksikliği ya da yanlış kullanımı bile, insanın başına ne işler açılacağını söylememize gerek yoktur. Zaman zaman "Ben bunu demek istememiştim... Siz beni yanlış anladınız" ya da "Yanlış anlaşıldım" diyerek anlatmak istediğimizi başka cümlelerle tasih etme yoluna gideriz. Bir harf cümlenin manasını bütünüyle değiştirebilir. Cebirdeki  parentezin dışındaki  bir eksi işareti, parantezin içihdeki bütün artı ve eksi değerleri tam tersyüz değiştirebildiği gibi, aynı şekilde bir harf de olumlu bir cümleyi olumsuzluk haline çevirebilir.

Oysa insanlar birbirleriyle bakışlarıyla, duruşlarıyle, susmalarıyle  bile anlaşabilir; yeter ki karşıdaki insanın anlaşmaya gönlü olsun. Bir bakış herşeyi anlatabilir. Bir parmak sallayış, bir el kol hareketi herşeyi izah edebilir. Anlamak ve anlaşılmak sadece doğru cümle kurmakla da olmaz. Kullanılan dilin bütün grameriyle birlikte edebiyat yapmakla da  anlaşıldığını zannetmek insanı yanıltabilir. Önemli olan bizim anlattığımızın ötesinde de  karşımızdaki kişinin bizim anlattıklarımızdan neyi ve nasıl anladığıdır. Daha doğrusu  bizim nasıl anlaşıldığımızdır. 

Harfler, kelimeler, kavramlar birbiri için vardır.  Bir şeyi yazmak, bir şeyi konuşmak ve bir şeşi karşımızdakine anlatmaktan maksat; açık ya da gizli  olarak karşımızdakinden bir şeyin talebidir. Bu talep, yazma ve konuşma  biçiminde olsa da, bazen bir bakışla, bir duruşla ve bir tavıralışla etkin bir anlatım biçimine dönüşmektedir. Harflerle, kelimelerle, kavramlarlarla ve cümlelerle izah edemediğimiz bir isteğimlizi, susarak ve boyun bükerek de yerine getirebiliriz. Karşımızdaki kişi bizi anlamaktan yoksunsa, karşımıza mutlaka bu lisanı anlayan  vicdan sahibi bir kimse çıkacaktır.

Biz birbirimizi gönül lisanıyle anlarız. Kurduğumuz cümleler istediğimiz şeyleri gramer olarak yansıtmasa da "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" demektir. Dünyanın bütün dillerini  bir tarafa bırakalım, istersek birbirimizle  kuş dili kullanalım. Her ne dili kullanırsak kullanalım ancak gönül dili kullanalım. Bizi hiç bir kimse anlamıyorsa eğer, bizi anlayan mutlaka "Bir"i var. Çünkü gönül dili kalpten duayla başlar. Kalpten söylenen bir söz, kalpten yazılan bir mektup, hiç konuşmadan, susup  boyun büküş ve  duada duruş, bir gönül lisanıdır. Ancak aynı lisanı konuşanlar birbirini anlayanlar ve birbiri tarafından anlaşılanlardır.

Profösör 




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...