İzleyiciler

geçmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geçmiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2013 Cumartesi

Hatıralar canlansın

Yarım kadrajlanmış bir resim; Göz ucuyla bir bakış, siyah beyaz, yarım bir bakış. Dünün hasılatı hatıralar;  bugünden yarına yeni umutlar. Geçmişiyle hüzünlenen; geleceğiyle ümitlenen demektir. Bir fotoğrafla hatıralar yeniden canlanır demektir.  (Profösör)

Fotoğraf çekimi: Hurşit Akyıl

17 Kasım 2013 Pazar


Kendinizle başbaşa kaldınız mı hiç... Efkarlanıp, geçmişe hüzünlendiniz mi hiç... Düşüncelerinizle  duygularınızın birbiriyle örtüştüğünü, bir bütün olarak geçmişle geleceğin orta yerinde buluştuğunuzu gördünüz mü hiç. Bir ay ışığında anlaşılmayı beklediğiniz oldu mu hiç... (Profösör)


Fotoğraf: Hurşit Akyıl / Grafik: Profösör

17 Ekim 2012 Çarşamba

Geçmişten Geleceğe


Geçmiş zamana geçmiş gitmiştir diyemeyiz. çünkü bir anlamda göbeğimiz geçmişle de bağlıdır. Hem insanlık ailesi Hazreti Adem ile başladığına göre, bugüne dek insanlık tarihi içinde yaşayıp gidenlerimiz, bizden önceki atalarımız olduğunu unutmamalıyız. Onların her birinin yaşam değerleri, onlar ölüp gitseler bile bizim için ileriye ve geleceğe atfettiğimiz birer tecrübevi değerlerdir. Tecrübeyi oluşturan ve olgunlaştıran değerler aslında geçmişte sadece bizim yaşadığımız değil, aynı zamanda da bütün insanlığın tek tek yaşadığı iyi ve kötü değerlerinin bir bütünü olarak bizlere yansıyan değerlerdir. Bu değerler  olgunlaşmamıza dair ve ileriye bakışımızla ilgili, bizlerde büyük bir tecrübe oluşturur. Çünkü insanlık ezelden ebede birbirini takip eden, aynı zamanda da birbirine bakan, birbirinin aynası konumundadır. Onun için insanlığın bir bütün olarak kazandığı tecrübeler hayatımızda şaşmaz bir pusula konumundadır. Onun için insanlık olarak, yaşamış olduğumuz her olay bizim için, birer ibretlik ders niteliğini taşımaktadır.

Aslında hiçbir olay unutulmaz. Mutlaka hafızamızın gizli bölümlerinde zaman zaman kendini gösteren yaşanmışlıkların izdüşümüdür. İyi olaylar bizi mutlu etse de, kötü olaylar; acılar, ıstıraplar, sıkıntılar, boğulmalar ve darlık zamanlar sadece hatırlanmak istenmeyen konumda olan olaylardır. Kötü olayların yaşanmışlığı ancak çile çekmek olarak adlandırılabilinir. İnsan olup, inancını yaşamak isteyip de yaşayamayan, işkence gören, çile çeken müslümanların ruh halini çile çekenler olarak anlayabiliyoruz. Çünkü çile çekmek insanı pişirir, olgunlaştırır; sevgi, şefkat ve merhamet duygularının ne olduğunu insana öğretir. Çile aynı zamanda da insan için büyük bir kazanımdır. Çile çeken insan empati kurmayı becerebilendir. Çünkü çile çekmeyen kişinin kendisinin dışındakilerle empati kurabilmesi güçtür. Karşısındaki kişiyi derinlemesine anlaması ve aynı zamanda da başkası tarafından sağlıklı anlaşılması da mümkün değildir. Bunun yanında çile çeken sorumluluk nedir bilir. Çile çeken hayatını ben merkezli düşünse de, yaşam biçimini herşeyiyle bir bütünlük içinde paylaşmasını ve paylaşmaktan büyük bir haz almasını bilir. Paylaşmanın feyiz ve bereketine inanır ve hayatını hizmet etmeye adar, paylaşma üzerine oturtur. Çile çeken gözyaşlarını tutamaz, ağlar, karşısındakini de ağlatır ve vicdanları sızlatabilir. Çile çekenin sözü etkindir. Çünkü sözleri ve davranışları yürektendir. Yakıcıdır çünkü eğitkendir. İnsanı pişirir çünkü onun işi olgunluktur. Olgunluk bir insanın şuur halindeki yaşama biçimidir.

İleriye bakmak için geriye bakmak, nereden ve nasıl geldiğimizi iyi bilmek gerekir. Çünkü tecrübe geçmişte yaşananlardan alınan derslerdir. Çünkü herşeyin çıkış noktası, orantılı olarak geleceğe taşıdığı değerlerden ibarettir. Hazreti Adem'den bu yana genlerimizde yaşattığımız en büyük dünyevi değer; aşk ve hüzündür. Herkes aşkı yaşar ve aynı zamanda hüznü de tadar. İnsan hem vuslata ermek için sevdiğine kavuşmak isteyecek, hem de bunun yanında kaybetme korkusu yaşayacaktır. Çileyi sadece bedenen çeken, işkence gören, hançer yiyen, kanı akan, bir insan olarak yaşayabilirsin.. Bunun diğer boyutu olarak da tarifi mümkün olmayan bir ıstırapla manevi acıları yüreğinde sızım sızım hissedebilirsin. Daha çok insanı bedenen çektiği acılar değil de, kalben çektiği ıstıraplar insanı yıpratacak oluşudur. Eğer şu an nefes alıp verebiliyorsak, eğer tövbe ve pişmanlık duyabiliyorsak, eğer avucumuzda pırlanta kadar değerli bir umut ışığı saklayabiliyor, onunla şükredebiliyorsak, eğer yalnız olmadığımızı Allah'ın bizimle beraber olduğumuzu inanabiliyorsak, bizi bizden de iyi tanıyan dostlarımızın bizim yanımızda oluşunu hissedebiliyorsak, onların hayatımızda özel bir yeri varsa, onlara değer verip, karşılığını bulabiliyorsak, bizim için huzur var demektir.. Mutluluk var demektir.. Gelecek var demektir.. Bize takdir edilen herşeyin kadir kıymetini bilmektir.

Profösör

28 Şubat 2012 Salı

Yüzleşmek Vicdanımızın Sesini Dinlemektir

Hepimiz geçmişimizle yüzleşiyor, hepimiz geçmişimizle zaman zaman hesaplaşıyoruz. Geçmişimizle yüzleştikçe de aydınlanıyor ve arınıyoruz. Yüzleşme ve hesaplaşma demek, yenileşme ve gelişme demektir. Geçmişle ilgili, bizi ağırlaştıran, hantallaştıran, umudumuzu kıran, bizi kendimizle yabancılaştıran bütün tortuları üzerimizden atmak demektir. Geçmişimizle hesaplaşmak ve yüzleşmek demek; kuş gibi hafiflemek demektir. Geçmişimizle yüzleşmek demek, geleceğimizi belirlemek, geleceğimizi umut ettiğimiz gibi tasavvur etmek ve tasarlamak demektir. Geride bıraktığımız her yaşanmışlık, olumlu ya da olumsuz biriktirdiğimiz birikimler, insan hayatı için birer yön tayin edici unsundurlar. İnsanın olgunlaşması, pişmesi ve kemale ermesi için acı, ıstırap, sıkıntı, darlık ve çaresizlikler içinde insanlık sınavını isyan etmeden geçmesi demektir. Aynı zamanda bu zamana kadarki hayat mücadelesinden, sapasağlam çıkabilmesi demektir. 

Doğal olarak insan, anneden doğar doğmaz kirli bir dünyayla yüzleşir. Ne yazık ki bu kirli ve kirletilmiş dünya ile ilk yüzleşmesini yaparken doğar doğmaz, ağlayarak da ilk tepkisini vermiş olur. Bir bebeğin masumiyeti daha ilk baştan, bu kirli dünyayı kaldıramaz. Ancak bir bebek sadece anne kucağında sakinleşir. Anne kucağında mutlu olur. Anne kucağında huzur bulur. Anne kucağı sevgidir, şefkattir, merhamettir. Bebek daha doğuştan dürtüsel bunun olarak bilincindedir. Ağlamasını da gülmesini de bilir. Onun için insan mutluyken gülen, mutsuzken ağlayan bir varlıktır. Dünya öyle bir dünyadır ki, insanın huzur ve mutluluk duyacağı bir yer olması gerekirken, hiç bir zaman rahata kavuşamayacağı emanet bir yerdir. İnsanın asıl yeri, nereden geldi ise oraya dönüşündedir.

Dünyaya niçin gelinir. Dünyaya gelmek sadece doğmak, üremek ve ölmek için midir? Elbette değildir. Dünya bir sınav yeridir. İnsanın kendisine bahşedilen ömrünü aklıselimiyle doğruluk, iyilik ve güzellik yolunda sarf ederse, yanlışlıktan, kötülükten, çirkinlikten uzaklaşırsa o zaman sınavını başarıyla geçirecektir. İnsan düşüncesiyle, duygusuyla ve davranışlarıyla inandığı değerleriyle buluşabiliyorsa bu sınavı başarıyla geçmiş demektir. Geçmişte yaptıklarını kendi kendine sorgulayabiliyorsa, işlemiş olduğu hatalardan,  günahlardan pişman olabiliyorsa, şu anki hayatı ve geleceği için kendisine büyük dersler çıkarabiliyorsa, dünyaya geliş sınavını başarıyla kazanmış demektir. Böylece insanın kendi kendisiyle yüzleşmesi ve hesaba çekmesi demektir. Yüzleşmek demek insanın kendi inancı doğrultusunda vicdanının sesini dinlemesi demektir.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...