İzleyiciler

eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eşek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2016 Perşembe

Hangimiz Eşek Olmadık ki!..

Hangimiz çocuğumuza eşek olmadık ki!.. Eşek  olup da çocuğumuzu sırtımızda taşımadık ki!.. Hangimiz eşekliği tadmadık, hangimiz eşek binme zevkini çacuklarımıza tattırmadık ki!.. Hangimiz çocuğumuza büyüyünce adam ol; benim gibi eşek olma demedik ki!..

Profösör

Not:  Realist Figüratif ressam Bo Bartlett 'in Bir çalışması.

12 Ocak 2016 Salı

Devir Değişti!..


Talebe hocanın peşinden gideceği yerde, "Eşek sıpanın arkasından gider" atasözünü haklı çıkartacak bir ironiyle hoca talebenin peşinden gidiyor. Allah hepimize akıl fikir versin... 
Cumhuriyet öncesi mahalle mektebine gidilirdi. Mektebe başlayacak çocuk hocaya götürülürdü. Çocuğun velisi "Hocam bu tıfıl size teslim; eti senin kemiği benim" derdi. Orada bütün çocuklara milli değerler öğretilirdi. Yaramazlık yapan değneyi yer, suç işleyen talebenin huzurunda falakalya yatırılırdı. 
O zamanlarda ne şahsiyetler yetişti. Bunları yadsıyamayız. Milli mücadeleye katılan, Çanakkale'de destan yazan bıyığı yeni terlemiş kızanlar, nice gençler tarihe geçti. Milli ruh olmasa, İslami bir terbiye görülmese yedi düvele karşı savaş verilebilir miydi!..
Profösör

25 Ağustos 2015 Salı

Eşeklerin De Hakları Var!..


Eşekleri çok çalıştırırsanız çok yorulur. Çok yorulan eşek bir zaman sonra yük taşımada isteksiz olur. Yük sırtında yolda giderken duru duruverir. "Deh!.." dersiniz gitmez... "Deh, deh!." dersin yine gitmez. Biz bu eşeğin haline 'dingin' deriz. Anlarız ki büyük bir hata yapıyoruz; eşeği çok çalıştırmakla, dinlendirmemekle onun hakkını çiğniyoruz.

Dingin eşek kalp olur; "Deh!" desen de, dövsen de, sövsen de gitmez. Zamanla dingin eşek yürümemeyi, hatta sırtında yük taşımamak için huysuzlanmayı adet edinir. Dingin eşeğin kalplaşması da bu alışkanlıkla başlar. Artık o eşek istekli yük taşımamasıyla eşekliğini bile inkar eder duruma düşer. İnsanlık varken hiç dinlenmeden, dur çüş bilmeden,  niye yük taşıyayım ve niye  eşeklik edeyim der. İşte bundan dolayıdır ki; her işten sonra eşeğin  bir müddet dinlenmesi gerek. Onun hakkını yememek gerek. Eşekliğine saygı duymak gerek. Onu sevmek, ona şefkat gösterlmek ve merhamet etmek gerek. 

Unutmadan hatırlatmayı bir borç bildiğim konu da, Osmanlıda eşekler için çıkarılan kanunnamedir. Her eşeğin haftada iki gün tatili vardır. Eşeklerin haftada iki gün çalışmaması, biz insanlar  gibi dinlenmesi gerek. Çünkü o da bir can taşıyor, bunu bizim bilmemiz gerek. İşte Osmanlı bu!.. Kim ki eşeğine haftada iki gün dinlenmesine imkan vermiyor ve eşeğin dinlenme  izinini ihlal ediyor, o zaman şu kadar akçe cezayı, şukadar kırbacı sırtında hak ediyor. Osmanlı, adaletinde böyleydi işte. Ne yazık ki günümüzde biz çalışan insanların, haftalık bir gün dahi olsa izin yapmalarına ve dinlenmelerine izin verilmiyor. Mesaileri gaspediliyor. İşçi sendikaları, bir nevi sarı sendika durumuna düşüyor ve hiç bir  işe yaramıyor. İşte bundan dolayı Osmanlı adaletiyle seviliyor; ancak günümüz  sözde işçi haklarını savunanlara asla güvenilmiyor.

Profösör

3 Haziran 2014 Salı

"Dur"dan, "Çüş"ten Anlamak



"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." diyordu hocalarımız bize. Bir hocamızın da boy boy ve kademeli kalınlıkları olan, bir numaradan beş numaraya kadar numaralandırdığı  sopaları vardı. Hocamız her zaman sopalarıyla övünürdü. "İyi ki sopa cennetten çıkmış" derdi. Sonra da kendisinin medresede okurken iken, çok yaramaz bir talebe olduğunu söylüyor, bir taraftan falakaya nasıl yatırıldığını, "Eşşek sudan gelinceye kadar" nasıl sopa yediğini  ballandıra ballandıra, hemde bu hatırasını kendisine bir övünç meselesi yaparak  anlatırdı bize. "Biz altmışsekiz kuşağı gibi anarşit olmadık; molla olduk; ağır takıldık" derdi. 

Şimdi bakıyorum da canım cicim yetiştirilen şimdiki cici gençlik; burnunun ucundaki sivilceyi görmüyor da çiçek, böcek deyup sağı solu, etrafı yakıp yıkıyor. Gaza geliyor, gaz yiyor; bana mısın demiyor. Maske takıp, yüzünü gizliyor; tomanın üzerine çıkıp, zafer işareti  yaparak kendisini  kahraman sanıyor. Okuyup da adam olamayanlar çapulcu oluyor; eşşek bile olamıyor. Oysa eşşek bile "dur"dan "çüş"ten anlıyor. 


Profösör

"Benim Gibi Eşşek Olma"


İlkokul birinci ve ikinci sınıfı köyde okudum ben. İkinci ve üçüncü sınıflarla bir arada ders görüyorduk. Bir gün hiç beklemediğimiz bir misafir kapıdan sınıfa girdi ve duvardaki mevsimler panosuna bakarak oradaki bir hayvan resminin ismini  sordu bana. Ben ayağa kalkarak "Tosbağa" cevabını verince öğretmenimize bakıp, yarı kızgın, yarı sitemli bir şekilde, "Öğrencilerini iyi yetiştirmişin  öğretmen bey; bir de öğrencilere merkebi göstersek öğrencilerin "eşek" der" dedi. 

Müfettiş bey  "Bir de Cumhuriyetin öğretmeni olacaksınız" diyerek bir nevi öğretmenimizi paylamayı ihmal etmedi. Oysa bütün köylü kaplumbağayı tosbağa, merkebi de eşek olarak biliyordu. Doğrusu da buydu. Bazı kelimeler başka başka yörelerde farklı farklı kullanılabiliyor, farklı lehçelerde söylenebiliyordu. Bu da bizim türkçemizin zenginliğiydi aslında.

Meğer bu  misafir okulumuza teftiş için gelen müfettişmiş. Tosbağanın kaplumbağa, eşeğin de merkep olduğunu müfettiş beyden öğrenmiş olduk. Sonra düşündüm de eşek eşektir; neden merkep olsun!.. Eşeğin canı yok mu? Eşeğe neden binilsin ve eşek neden binit olsun. Yazık değil  mi; günah değil mi? Bir de müfettiş bey "Merkep köylünün taksisidir" demez mi? Sınıf bu cümleye katıla katıla. Yarım asır geçmesine rağmen hala  gülmekten kendimi alamıyorum. Demek ki çok etkilenmişim. 

Daha sonra tarlada tapanda çalışırken babamın ikide bir "Oğlum oku da adam ol; benim gibi eşşek olma" deyişi bir başka anlam ifade ediyordu benim hayatımda. O zaman merkeple eşeği yanyana koydum ve bir daah üzerinde düşündüm. Eşek merkep olsa, merkep de eşek olsa hiçbirşey değişmeyecekti. Babam nedense  eşeği eşşek diye şeddeli söylemesi; bir nasihat olarak iyice hafızamızda yer etmesi içindi.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...