İzleyiciler

hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayvanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2016 Perşembe

Hangimiz Eşek Olmadık ki!..

Hangimiz çocuğumuza eşek olmadık ki!.. Eşek  olup da çocuğumuzu sırtımızda taşımadık ki!.. Hangimiz eşekliği tadmadık, hangimiz eşek binme zevkini çacuklarımıza tattırmadık ki!.. Hangimiz çocuğumuza büyüyünce adam ol; benim gibi eşek olma demedik ki!..

Profösör

Not:  Realist Figüratif ressam Bo Bartlett 'in Bir çalışması.

18 Ocak 2016 Pazartesi

Karda Karga

Kara kış bastırınca  kar yağar, karda kargalar ve diğer kuşlar,   kedi, köpek gibi bütün hayvanlar yiyecek aramaya çıkarlar. Anadoluda öyle olur ki dağdaki kurtlar açlıktan köylere, kasabalara inerler. Açlık onları daha da vahşileştirir ve bundan ötürü de çaresiz  insanlara saldırırlar.

Atalarımız vahşi hayvanlar karda aç kalmasın diye, orman içlerine kadar giderek  bilinen yerlere onlar için kestikleri hayvanların etlerini  yem olarak dağıtırlar.

İnsan oğlu vicdan sahibidir. Kendisi sıcak evde karnını doyururken, kestaneyi çizerken, çayını demlerken kuşlar kurtlar ve hayvanlar başlarının çaresine baksın diyemez. Vicdanı sızlar, onlar da can taşıyor diye merhamet eder. Medeniyet budur işte!.. Bir de evinden yurdundan olmuş, başka yabancı ülkelere sığınmış, ölümü bile göze almış kaçkınlar ve onların çocukları, bebekleri, yaşlıları, hastaları bu kış kıyamet gününde denizle boğuşan, karaya bile sağ çıkması ihtimali olmayan insancıklar ne yapsın!.. Bir de bunu düşünün, bir de kendimizi onların yerine koyalım, empati yapalım. Can bubarek bir varlıktır. Bir canı korumak demek bütün canları korumak demektir.

Profösör


19 Aralık 2012 Çarşamba

Köpeklerin Vicdan Muhasebesi


Akşam karanlığında bir adam, iş yerinden bir elinde çantası, diğer elinde kedi ve köpeğine çarşıdan aldığı ve içinde hayvan maması bulunan bir poşetle evine dönerken, kentin gürültüsünden, kirliliğinden, yorgunluğundan kaçarcasına adımlarını hızlı hızlı atarak, onu sarıp sarmalayacak, huzur ve mutluluk bulduğu sıcak yuvasına bir an önce kavuşmak istemektedir. Onu eşi ve iki çocuğuyla birlikte evin diğer iki üyesi karabaş ve tekir de, bu adamın gelişini sabırsızca ve heyecanla beklemektedirler. Ne var ki; hiç bir zaman, nedense bir türlü lambaları yanmayan bir alt geçitten geçmek üzereyken karşısına üç serseri çıkar. Serseriler sırıtarak ve dişlerini göstererek adamcağıza saldırıp, elindeki çantayı almak isterken, bir boğuşma yaşanır. Adamcağız kendini korumak ister ama bir türlü bunu başaramaz. O tek başına mücadele ederken, karşı taraf üç kişidir. Adamcağız kendisini savunamaz, ancak "İmdaaat!" diye bağırsa da, yoldan geçen hiç bir insan dönüp de o yana bakmaz bile. Herkes yoluna devam eder. Demek ki burada adam bile öldürseler, kimse gıkını çıkartmayacak derecede insanlık ölmüştür. Herkes kendini düşünür ve gemisini kurtaran kaptandır. Birgün kendi başlarına da bu tür olayların gelebileceğini hiç düşünmezler. Böyle bir durumda da insani ve vicdani bir sorumluluk da duymazlar.

Hunharca saldıran üç kişinin karşısında adamcağız yere düşer düşmez, nereden geldiği bilinmeyen üç sokak köpeği, bütün gücüyle saldırganların üzerine atlar. Saldırganlar yere düşen adamı bile görmezler, üç köpek üç saldırganı yere yatırmış haklamaktadır. Bu saldırganlara yoldan geçen sorumsuz insanların vermesi gereken dersi, sokak köpekleri hiçbir karşılık beklemeden insanlık adına iyi bir ders vermişlerdir. Saldırganlar köpeklerden kurtulur kurtulmaz tabanları yağlayıp, arkasına bile bakmadan olay yerinden kaçmayı kendileri için bir kurtuluş saymışlardır. Saldırıya uğrayıp da, sokak köpekleri tarafından saldırganların elinden kurtulan adamcağız kendine geldiğinde, kaygısızca yoldan geçenler için bir ah çeker. "Bir köpek kadar insanlarda fikir yok, muhakeme yok, sorumluluk duygusu yok. Duygu yok. Vicdanın lügatlarda yeri bile yok." diyerek evdeki hayvanları için çarşıdan aldığı, torbasında bulunan mamaları "Kime niyet kime kısmet" deyip, sokak köpeklerine pay ederek, onlara teşekkür borcunu yerine getirir.

İnsanlar birbiri için var olduklarını acaba ne zaman öğrenecekler!. Oysa hayvanlar bile bunun farkında ve bunun bilincindedir. Amerika'da bir metroda adam kesseler kimsenin kılı kıpırdamamaktadır. Bu çağda insanın insana karşı sevgisi, şefkati ve merhameti artık kalmamıştır. Oysa okyanuslarda balinalar nedeni bilinmeyen bir doğa olayı karşısında, sahile vursa, bütün insanlık onların kurtulması, sıkıntılarının giderilmesi ve tekrar okyanusta hayat bulmaları için ayağa kalkmaktadır. Onlar için bütün dünyada seferberlik bile ilan edilmektedir. İnsanlık önce kendi varlığı, kendi onuru ve vicdanı için kendini hesaba çekmelidir. Çünkü hayvanlar kendilerine zarar verilmedikçe, insanlara hiç bir kötülüğü olmamaktadır. Onlar da insanın insana yaptığı kötülüğü bir türlü akıl erdirememektedir. İnsanlarda olmayan köpeklerin bu sorumluluk duygusu vicdanidir. Ancak bu bir vicdan muhasebesidir.

Profösör

16 Nisan 2011 Cumartesi

Bir Köpeğin Marifetleri



Hayvanlarla dostluk kurabiliriz. Onlarla iyi anlaşabiliriz. Onları iyi anlayabiliriz. Onlar da bizi iyi anlayabilirler. Fakat hayvanları istediğimiz gibi kullanabilir miyiz? Bütün yaratılmışlar insanın emrine verilmiştir ama onları kul ve köle gibi kullanabilir miyiz? Bir kedinin, bir köpeğin, yada bir merkebin bilinen görevleri vardır. Bunların dışında kendi egomuzu tatmin etmek için kullanmamız doğru mudur? Bir ayının burnuna halka takıp oynatabilir miyiz? Evde kalmış göbek atan kaynana taklidini yaptırabilir  miyiz? Bu videoyu izlerken de bir anlamda bunları düşündüm. Bu davranışı övsem de, yersem de internete düşmüş bu videoyu paylaşmak istedim.

Madem  hayvan haklarını ima eden bir post yazmaya karar verdik, öyleyse Osmanlıda bir hayvana verilen değerin ne olduğunu bir hatırlatayım istedim. Osmanlıda hayvanlar için vakıflar kurulmuş. Leyleklerin bile bakımları için vakıf kurulmuş. Leylekler göç ederken karşılaştıkları kartallar ve akbabalarla savaştığından yaralananların tedavisi için vakıf bütün ihtiyaçlarını karşılarmış. Kuş sarayları ve evleri yapılmış. Bizim İnancımızda ve kültürümüzde merhamete önem verilmiş. Allah "Benim merhametim her şeyi  kapsamıştır" buyuruyor. O halde canlı ve cansıza karşı muamelatımız merhamet ölçülerinde olmalıdır.

İşçi , işçi, işçi hakları diyoruz.  Diyoruz da hem merhametin, sevgi ve şefkatin değerini bilmemize rağmen, arz ve talep esasına göre insanları işyerlerimizde eziyoruz. Mesai vermiyoruz. Ağır ve riskli işlerde çalıştırıyoruz. Güvenlik önlemi almıyoruz. Çalışanlarımızın zerre kadar değeri yoktur.  

Osmanlıda bir merkebin bile haftada iki gün izni vardı. Bu kanunnameye uymayıp da eşeğini izin günlerinde çalıştıranlara, haklarını korumak için, hem hapis cezası, hem de para cezasına çarptırılıyorlardı.

Profösör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...