İzleyiciler

polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
polis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2017 Cuma

Balık Gibi Zokayı Yutabiliriz


Akıl ve mantık nasıl yanılır? Akıl tutulması nasıl olur? demeyin!. Dolandırıcılar emniyetten, savcılıktan ya da banka şubesinden arıyormuş gibi yapıyorlar. Arayan ses kendinden okadar emin ki; hakkında bütün özel bilgileri verdikten sonra yapacağın şey için çok kolay  biz seni yönlendiririz diyorlar. Ev telefonun yasadışı kullanılmış, size önümüzdeki günlerde beşbin küsür telefon faturası gelecek diyorlar. Biz emniyet olarak bu tür dolandırıcılıkları bildiğimiz için takipteyiz deyip, yalnız sizin  şu hesaba bin lira gibi bir meblağ yatırmanız taktirde faturanız beşte bir düşerek bu beladan kurtulacağınız söyleniyor. Tabi her şey hazır arka planda polis telsiz sesleri fon olarak kullanıldığından sizi onların istediği gibi  tuzağa sürüklüyorlar. Bunun gibi nice sanal tuzaklara vatandaş düşebiliyor. Dikkatli olmak grekir. Telefonla yada bilgisayar üzerinden hiç bir özel bilgiyi kimseye vermemek gerekir. Kimseyle telefonda işlem yapmıyorum ve kimseye de onay vermiyorum deyip kestirip atmak gerek.  Yoksa adamlar düzenbaz, hokkabaz, sihirbaz. Misinaya takılan  ve yem algısı oluşturan küçük bir  tüy balığı kandırabiliyor ve yanıltabiliyor. İnsan da balık hafızalı bir varlıktır. Tuzağa her an düşebilir ve balık gibi önceden düzenlenen kolaylıkla zokayı yutabilir!..

Profösör

14 Mart 2017 Salı

Türkiye İnancıyla ve Vicdanıyla Güçlüdür.


Bilinç şuur demektir. Hakka ve hakkaniyete uygunluk demektir. Batının Türklere ve Müslümanlara takındığı bu çirkin tavırı  bilinçli olarak nitelendiren yazar, siyaset bilimcilerimiz  ve diplomatlarımız var. Batı bu çirkin davranışını  kasten yapıyor. Türkiye'nin son dönemde hızla gelişmesi onları tedirgin ediyor. Bütün sömürü hortumlarının kesilmesi karşısında tükenmişliklerini yaşıyorlar.  Oysa Batı ve bütün Avrupa bugünkü Paris, Roma, Amisterdam, Londra, Berlin ve nice modern şehirleşmelerini doğuyu ve afrikayı sömürerek inşa ettiklerini biliyoruz.  Bugün açlık, sefalet, savaşlar ve terör varsa Batının haçlı zihniyetine bağlamak gerekir. Haçlı zihniyeti adaletin ve vicdanın hilafına zulmün ve acımasızlığın bir bir tezahürüdür.  Batının gösterdiği bu tepki İslamı da aşmış Tükiye ve Onun siyasi lideri  Recep Tayyip Erdoğan imgesiyle somut hale getirilmiştir.  Batı bütün değerleriyle çöküş halindedir.  Artık bundan sonraki güç ne toptur, ne tanktır, ne uçaktır; bundan sonraki güç haktadır, hakkaniyettedir. Bundan sonraki güç merhamet elini darda kalanlara uzatmaktır.  Türkiye inancıyla ve vicdanıyle güçlüdür. Onun için mazlumların yanındadır. Mazlumların dualarındadır.

Profösör 

3 Haziran 2014 Salı

"Dur"dan, "Çüş"ten Anlamak



"Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir." diyordu hocalarımız bize. Bir hocamızın da boy boy ve kademeli kalınlıkları olan, bir numaradan beş numaraya kadar numaralandırdığı  sopaları vardı. Hocamız her zaman sopalarıyla övünürdü. "İyi ki sopa cennetten çıkmış" derdi. Sonra da kendisinin medresede okurken iken, çok yaramaz bir talebe olduğunu söylüyor, bir taraftan falakaya nasıl yatırıldığını, "Eşşek sudan gelinceye kadar" nasıl sopa yediğini  ballandıra ballandıra, hemde bu hatırasını kendisine bir övünç meselesi yaparak  anlatırdı bize. "Biz altmışsekiz kuşağı gibi anarşit olmadık; molla olduk; ağır takıldık" derdi. 

Şimdi bakıyorum da canım cicim yetiştirilen şimdiki cici gençlik; burnunun ucundaki sivilceyi görmüyor da çiçek, böcek deyup sağı solu, etrafı yakıp yıkıyor. Gaza geliyor, gaz yiyor; bana mısın demiyor. Maske takıp, yüzünü gizliyor; tomanın üzerine çıkıp, zafer işareti  yaparak kendisini  kahraman sanıyor. Okuyup da adam olamayanlar çapulcu oluyor; eşşek bile olamıyor. Oysa eşşek bile "dur"dan "çüş"ten anlıyor. 


Profösör

16 Haziran 2013 Pazar

Taksim Geziparkı; Oyun İçinde Oyun!..


Taksim Geziparkı çevre hassasiyeti olanların Taksim'deki gösterisi; bir anlamda dış ve iç güçlerin provakasyonuna neden oldu. Bir algı da çevrecilerin sadece üçbeş ağacın yerinden sökülmesini bahane ederek adını direnişle lanse ettikleri ve bütün dünyanın dikkatini çekmek için vandalist hareketlerle, herşey yakıp, yıkılıp, talan edildi. Ne yazık ki hükümetin de masum  çevreciler dediği gürüh aslında masumiyet postuna bürünmüş, pravakötörlerin gönüllü birer piyonu ve yemiydiler. Taksim başlı başına, Harbiye'ye, oradan Dolmabahçe'ye kadar uzanan, aynı zamanda da  büyük bir vadiyi kapsayan çağdaş bir çevrecilik projesiydi. Taksim meydanı, Taksim Topçu Kışlası ve etraındaki  herşey yeniden dizayn edilmiş ve yirmibirinci yüzyılın kentli insanının istifade edebileceği bir projeyi bütünüyle görmek istemediler. Bahane üçbeş ağacın sökülmesiydi. Oysa uluslararası büyük bir oyun oynanıyordu.

Türkiye emperyal güçleri Çanakkale'de dersini vermişti. Cumhuriyet'le birlikte cephede kazanılan varolma savaşı, masada kaybedildi. Millete rağmen devrimlerle birlikte kültür emperyalizmi, yemeden içmeye, giyimden kuşama olumsuz etkisini gösterdi, özden süratle uzaklaşıldı ve  herşeyde bir değişim ve çöküntü  yaşandı. Osmanlı küçümsendi. Harf inkılabıyla bir millet bir günde cahil sıfatına sokuldu. Ne yazık ki; milletin özüyle ve tarihiyle göbek bağı kopartıldı. Allah demek bile yasaklandı. Allah'ın yerine tanrı getirildi. Ezanlar minarelerden "Tanrı uludur" diye okutuluyordu. İmtiyazlı sömüren, ezen, askeri ve bürokratik bir vesayet rejimi oluşturuldu. Bu oligarşik yapının mimarları Beyaz Türkle'rdi. Beyaz Türkler kemalizim ve laiklik zırhına bürünerek, milletin mutlu azınlığını temsil ettiler. Fakat birir zaman sonra, yeni bir nesil, altın bir nesil, Türkiye'nin yönetiminde biz de varız dediler.  Milli Görüş hareketi dünya tarihinde yerini alırken, askeri ve sivil vesayet parti kapatmalarla siyasi iradeyi frenledi. Ama Türkiye'nin yeni dinamosu askeri ve patronların vesayetini değil; milletin söz sahibi olmasını istiyordu. Milletin bu hak mücadelesi günümüze kadar kesintisiz olarak uzandı. 

Demokraside sandıktan yüzakıyla çıkmayı beceremeyen malum çevreler, umdukları  mahvillerden cevap alamadılar. iktidarın zihniyet değişimi konusundaki politikaları onların hayal bile edemeyeceği projeleri karşısında, şapka çıkartmak ve takdir etmek yerine, yenilgi psikolojisiyle yapılanları özel hayatlarına müdahele gibi algılayıp muhalefeliklerini  kin ve öfkeye dönüştürdüler. Marjinalleşip, illegal örgütlerin oyuncağı konumuna düştüler. Aslında herşeyin farkında idiler. Halkı ayaklandırmak ve tamamen halk hareketine dönüştürüp, istikrarı bozmak, kaos yaratmak, komşusuna nefret duygularını aşılamak için gürültü kirliliği oluşturarak mahalle baskısı yapmak. Herkesi birbirine düşman etmek için haince tohumlar saçmaya başladılar. Bütün bu manzara aklıselim bir insanın kabul edebileceği bir manzara değildir. Çevrecilik sadece ağaçtan ibaret değildir. Gecenin bir vaktinde, tencere, tava çalarak gürültü çıkartmak, korna çalmak, otomobilleriyle patinaj çıkartmak, etrafa korku salmak değildir. Unutulmamalıdır ki, bu hareketi yönetenler kademe kademe, yurt dışındaki ve yur içindeki oyun kurucularıdır. Bunlara milyon dolarlar harcanmaktadır. Oyun içinde oyun vardır. Göz odur ki; bu oyunları görebilendir. 

Profösör 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...